Hakan Kılıç

Nükleer caydırıcılık yüzde 100 mümkün mü?

  • Son Güncelleme: 25/12/18 06:55:01
  • 15

hakankilic@kokpit.aero

https://twitter.com/hkilichsword

https://twitter.com/hkilichsword2

YAZININ BIRINCI BÖLÜMÜ IÇIN TIKLAYIN

Yani dünyada füze savunma için yapılmış en iyi, en pahalı füzenin başarı oranı bile %50. O zaman ABD boşa mı kürek çekiyor? Bir açıdan evet yani nükleer caydırıcılık açısından evet, ama ona göre haydut devletlere karşı koruma için hayır. Nükleer caydırıcılık tamamen ikinci vuruş yetenekinin imha edilebilmesi veya korunması üzerine kurulan denge ile sağlanır.

İlk saldırıda düşmanın sana cevap verebilme imkanını yok edebiliyorsan yani ikinci vuruş yeteneğini sıfırlayabiliyorsan üstünsün demektir. Yoksa sende daha fazla ICBM veya ABM olması bir şeyi ifade etmez ve denge var demektir. İşte (bir ihtimal) ABD istihbaratı ve Trump yönetimi uyurken Kuzey Kore bu sınırı geçti ve ABD bükemediği eli öpmek zorunda kaldı. Yoksa ABD ne Kim Young’u ne de Kuzey Kore ICBM ve nükleer silahlarını rahat bırakacaktı. Muhtemelen akıllı başlı birileri Trump’a “Ani bir saldırı yapsak bile yer altı siloları ve paletli araçlar üzerinde saklanmış füzelerden illaki kaçanlar olacaktır ve fırlatmayı başardıkları füzeleri %100 durdurabiliriz demek MRBM açısından Japonya için zor. ICBM fırlatma şansı az ama ICBM fırlatırlarsa da GBI’nın kaçırma ihtimali var” demiştir. Düşünsenize Kuzey Kore’yi yok etmişler veya işgal etmişler ama ABD’ni batı sahilinde 2 nükleer bomba patlamış. Hangi başkan ayakta kalabilir?

Yani sözü getirmek istediğim bugün nükleer savaş çıkmıyorsa birbirini bir kaşık suda boğmaya meraklı ABD/Rus/Çin hükümetlerinin insan haklarına saygısı veya global çevre felaketini düşündükleri için değil. Kıyamete kadar baş belası olan bir rakipten bir günde kurtulma imkanını neden tepsinler? Avrupa’ya radyasyon serpintisi olacakmış birkaç bin kişi ölecekmiş kimin umurunda?

2.Dünya Savaşı’nda Japon haberleşme şifrelerini çözen W. Churchill (İngiltere) Pearl Harbour’u ABD’ye haber vermiş miydi? Savaşı kazanmasının ABD’nin savaşa girmesi yani Japonya’nın ABD’ye saldırması ve dolayısı ile Hitler’in yenilmesini bir anlamda Japonlara borçlu değil mi? (Son günlerde çıkan yeni komplo teorilerinde ABD Başkanı Roosevelt yönetiminin de Japon saldırısından haberdar olduğu hatta Japonları tahrik ettiği, halkını (Amerikan) savaşa girmek için ikna edemedikleri için bu yöntemi seçtikleri çeşitli İngiliz-Amerikan tarih kanalları ve komplo teorisyenleri tarafından kendilerine göre delillendirilerek, dillendirilmekte).

Aynı bencillik neden olmasın? Yani şunu demek istiyorum ABD başkanına muhal-farz deseler ki: “Tüm Rus SSBN tipi denizaltıları heckledik. Şu an hiçbiri füze atma kabiliyetinde değiller. Aynı şekilde karadaki silolar ve mobil Topol’lar ayrıca erken uyarı radarları çalışmıyor” herhalde başkanın cevabı “Eee ne duruyorsunuz?” deyip tüm nükleer kodları vermek olur. Aynı şeyi Rusya/Çin için de düşünebilirsiniz.

Bugün Ukrayna’ya verilmiş sözlere rağmen yardıma koşmaya cesaret edemeyen ve Karadeniz gibi koca bir denizi Rus hakimiyetine terk eden NATO/ABD’nin üç beş Rus gemisinden veya S-300/400 bataryalarından korktuğunu sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Konvansiyonel olarak NATO’nun Karadeniz ve diğer denizlerdeki tek kaygısı çok çeşitli gemisavar ve seyir füzelerdir. Çünkü maalesef SAM sistemlerinde olduğu gibi A2/AD uygulamalarının artık başrol oyuncusu olan kıyı konuşlu gemisavar ve seyir füzeleri konusunda Rusya çok ilerlemiş sağlam bir envanter oluşturmuştur.

Ancak savaşta kabul edilebilir kayıp algısı bazen 2.Dünya Savaşı gibi korkunç boyutlara ulaşır ve hedefe ulaşmak için her şey feda edilir. Oysa Rusya’nın nükleer caydırıcılığı hala daha kapı gibi yerinde duruyor. ABD’de daha modern sistemler, denizaltı yönü ile daha fazla başlık üstelik çok çok ileri düzeyde erken uyarı sistemi (STSS, DSP, SBIRS uyduları, C2BMC merkezleri, 9 adet AN/TPY-2 radarı, dünya üzerine yayılmış dev UEWR ve EWR radarları vb.) varken ve en modern Rus ICBM’si RS-24 Yars ile rekabet edecek Minutemen-3 ICBM’leri olsa bile hiçbir zaman Rusya’ya karşı mutlak üstünlük sağlayamamış ve ikinci vuruş yeteneğini de ilk dakikalarda yok edeceğini kendisine garanti edememiştir. O zaman Ukrayna’da Rusların karşılık vermeyeceğini kim garanti edebilir?

Veya tersinden soralım, eğer SSCB zamanında nükleer silahların yayılmasını istemeyen ABD baskısı ile Ukrayna Nükleer Silahların Yayılması Anlaşması’nı imzalayıp SS-18’lerini Rusya’ya geri vermese yani güvenliğini garanti eden 3 devlete ABD, İngiltere, Rusya güvenmese bugün bu duruma gelir miydi? Örneğin Rusya, hala daha dünyanın en büyük ICBM’si olan SS-18 Satan’lar Ukrayna’daki silolarda aktif iken Kırım’ı ilhaka cesaret edebilir miydi? Ukrayna dünya barışını ne kadar umursardı?

Sonuçta nükleer caydırıcılık süper güçler arasında ABM füzeleri ile değil BMD sisteminin uyanıklığı yani erken uyarı sisteminin 24 saat aktif olması ile basit anlatımla: “sende varsa bende de var, atarsan atarım” mantığı ile sağlanmakta ve “Nükleer dehşet dengesi” oluşturulmakta. Binlerce başlığın sebebi de bu. Bir taraf diğer taraftan %50’lere varan başlık sayıları ve teslim araçları açısında fazla olsa denge bozuk demektir. Gazete ve web sayfalarında yazan 7000 küsur Rus başlığı 5000 küsur ABD başlığı yalanlarına bakamayın. Onların çoğu ömrünü tamamlamış imhayı bekleyenler. Geçekte çok büyük bir dengesizlik yok. Eğer olsa idi SSCB yıkıldığı ve donanmasının çürüdüğü 90’lı yıllarda ABD çoktan işi bitirmişti.

O zaman SM-3 ve GBI gibi pahalı sistemler kime karşı yapıldı? Rusya’da S-500 veya Çin’de daha yeni denenen gerçek ABM DN-3’e kadar hiç ABM yokken mutlu mesut yaşayıp gidiyorlardı.

ABD ise ABM’leri “Haydut devlet” olarak nitelediği ülkelerden ana karasını, dışarıdaki üslerini ve Ortadoğu ve Uzak Doğu Asya’daki müttefiklerini korumak için üretti. Sonuçta ABD, İsrail ve Japonya’nın harcadığı parayı, zamanı, iş gücünü hiçbir zaman Rusya ve Çin harcamadı. Dolayısı ile S-500 ile daha yeni ve ilk kez gerçek bir ABM’ye kavuşacak olan Rusya (o da en fazla MRBM üzerinde etkili olacak) ve Çin bu sahada yeni ve yeni para harcamaya başladılar. Çin DN-3 denemesi hakkında ciddi bilgi yok ama hedef ile kesiştiği, EKV barındırdığı ve IRBM belki ICBM’ye karşı etkili olmasının düşünüldüğünü iddia edenler var. Henüz bir fotoğrafı yansımadı.

İşte BMD, ABM açısında Rusya’yı küçümsemem daha doğrusu realitenin altında yatan sebep de bu. Erken kalkan yol alır, çok para akıtan kazanır mantığı. Çünkü Rusya ve Çin hiçbir zaman Kuzey Kore veya İran gibi ülkelerden IRBM/ICBM tehdidi algılamadı ve müttefikleri içinde yanı durum geçerli. Tıpkı İsrail’in topçu roketi tehdidi karşında dünyada tek etkili sistem Iron-Dome’ye sahip olması gibi. Şimdi bu sistemin muadili ne ADB ne Rusya’da var. Neden yok? Çünkü hangi deli Meksika sınırından ABD’ye veya Polonya sınırından topçu roketi ile mesela Katyuşa saldırısı ile Rusya’ya saldırmaya cesaret edebilir? Dolayısı ile ABD, Çin, Rusya gibi ülkelerin para harcayıp ilgi göstereceği bir tehdit değil. Bu ancak bizim gibi (Kilis ili), İsrail gibi ülkelerin muhatap olduğu bir tehdit.

Tabi terör örgütü güçten anlamaz. Mesela Rus düşmanı bir örgütte olabilir. Ancak Suriye’de bile çok fırsat bulamıyorlar. Kısa menzilli sistemler olduğu için sınıra yakın olmalılar. Dolayısı ile hangi örgüt Rusya sınırına yakın mevzilenebilir? Mesela İran veya Azerbaycan sınırında böyle bir muhalif örgüt Rusya’ya topçu roketi saldırısı yapsa Rusya’nın bu ülkelere nasıl bir cevap vereceğini sizin hayal gücünüze bırakıyorum.

Demek istediğim silah sistemleri ve stratejiler tehdide göre ihtiyaca göre belirlenir. Bugüne kadar ABD ICBM/SLBM tehdidi hariç füze tehdidi hissetmemiş olan Rusya ve Çin’in ABM sistemlerinde geri kalması teknolojik geriliklerinde daha ziyade buna bağlıdır ve o yüzden hemen şıp deyince de veya S-500 yapınca hemen SM-3’ün karşısına rakip çıkaramıyorlar. (S-500’ün teorik olarak türünün tek örneğini yazan bir arkadaşa rastladım. Onun içinde şunu yazayım: Hipersonik hız demek 5 Mach+ demektir ve GBI, SM-3 hatta THAAD bunu çok sütünde hızlara sahiptir. Örneğin THAAD 9 Mach sürati vardır ve tıpkı S-500 gibi hipersonik kayma araçları HGV’leri önlediği iddia edilir. Ancak HGV makalelerimi okuyanlar hatırlayacaktır en yavaşı 12 Mach ile uzay/atmosfer’de süzülen bu araçları THAAD ve S-500 nasıl yakalayacak çok merak etmekteyim).

Diğer yandan örneğin topçu roketi ve BSRBM tehdidine kafa yormayan ABD Ortadoğu’daki üsleri ve müttefikleri için bu tehdit artmaya başladığı için İsrail’den Iron-Dome kiralayıp ABD’de test için götürmüştür.

Sanırım IRBM, ICBM tehdidinin karşılığının daha çok ICBM’ye dayandığı balistik füze savunmasının temelinin uzay, hava, kara tabanlı erken uyarı sistemlerinin ve balistik füzelerin olduğu ABM sistemlerini ise daha çok barış, kriz zamanları ve kısa süreli çatışmalarda Kim Young gibi akıllı “Don kişot”ların göndereceği füzeleri imha için üretildiği ve daha çok İsrail dahil Ortadoğu ülkelerini İran’dan, Uzak Doğu Ülkeleri’ni de Kuzey Kore’den korumak için üretildiğini anladınız. Örnekler çoğaltılabilir. Mesela Kaddafi’nin Sicilya adasına attığı Scud’lardan sonra Aster/STAMP-T projesinin başlaması gibi. Yani SSCB’den ziyaden SRBM’leri fakirin atom bombası gören ülkelere karşı caydırıcılık ve savunma yöntemi olarak. Yoksa NATO’nun Romanya ve Polanya’daki AEGIS Ashore SM-3’leri ve Akdeniz’de dolaşan gemiler bile Rus SS-26 Iskander-M Taktik balistik füzelerinin kaçını durdurabilecek hatta birebir eşlemede sayı olarak yeterli mi tartışılır.

Ancak lütfen sapla saman karışmasın. Rusya-Çin için işe yaramayacağını iddia ettiğim sistemi küçümsemeyin veya küçümsediğimi düşünmeyin. Sonuçta bugün İsrail ve ABD’yi İran’a karşı saldırmaktan caydıran İran’ın tek caydırıcı gücü muazzam balistik füze altyapısı yani nicelik ve nitelik olarak balistik füze envanteri ise, İran’ın nükleer silahı olan İsrail’den çekinse de diğer Arap/Körfez ülkelerine karşı yapacağı balistik füze saldırısında en büyük çekincesi Basra Körfezi’ndeki SM-3 yüklü AEGIS gemileri ve karadaki THAAD ve Patriot bataryalarıdır. İlk saldırıda füzeleri etkili olamaz ise sonrası kendisi açısında çok iç açıcı olmayacaktır.

Lafı açılmışken Rus hava savunma ve S-300/400’den de bahsedelim. Birçoklarına göre hava savunma yani uçak, İHA vb. hava soluyan hedeflere karşı savunmada Rusya ABD/NATO’dan daha ileride ki bende bu fikre katılıyorum. Buna seyir füzesi, anti-ship, anti-radyasyon’a karşı yapılacak savunmayı da eklemek bu güne kadar mümkündü ama son Suriye saldırısında Rusların yaşadığı hüsran bunu henüz olgunlaşmadığını gösteriyor. Umarım bir dergide bu saldırıyı anlatan yazımı ve hangi üsten, gemiden, uçaktan hangi füze atıldığını gösteren tablomu görmüşsünüzdür. Tabloyu blog adresimde bulabilirsiniz. Suriye seyir füzesi saldırısı Rus yapımı hava savunma sistemlerinin sınıfta kaldığı bir saldırıdır.

Suriye’de gerek bu saldırı gerekse İl-20M uçağının yanlışlıkla düşürülmesi göstermiştir ki S-400’den çeşitli sabit radarlara A-50 AWACS uçağından İHA’lara kadar çok çeşitli sensörler ve ISR sistemlerine sahip Rusya’nın durumsal farkındalık, ağ merkezli harp, sensör füzyonu gibi konularda ciddi eksiği var. Yani konumuz dışı olduğundan kısa keseceğim, elinizde kara, hava ve deniz konuşlu üç tane süper radar varsa ama birbirleri ile entegre değillerse günümüz şartlarında çok bir ehemmiyeti yok.

Konuya dönecek olursak ihtiyaçlar/tehditler savunma sistemleri belirler ve erken kalkan yol alır mantığını Rus hava savunmasında da görebiliriz. Kendi uçaklarından özellikle SU-27 serisi çıkana kadar çok daha modern ve teknik kabiliyeti daha üstün NATO ve ABD uçakları ile baş edemeyeceğini anlayan SSCB çareyi uzun menzilli ve yüksek irtifa hava savunma sistemlerinde (SAM) bulmuştur. Sovyet hava sahasını kevgire çeviren U-2 ve sonrasında SR-71 uçuşlarını ancak bu şekilde durdurabilmiştir. Hatta SA-2/SA-5/S-100/200 SR-71 için çaresiz kalmış ve SR-71 hakimiyeti halen daha ne güçlü önleme uçağı olan Mig-31 çıkana kadar devam etmiştir.

Sonuç olarak ABM füzelerinde çok gerilerde kalan Rusya’nın S-300/400 veya BUK gibi sistemlerinin muadillerini batıda bulmak da zordur. Bugün Klaningrad, Moskova ve çevresi kadar sağlam ve kademeli bir hava savunma ağına sahip bir yer var mıdır bilemiyorum. Rus hava savunma sistemleri özellikle ihracat başarıları ile de göz doldurmaktadır.

Diğer yandan yukarıdaki teoriyi destekleyen “İsrail-topçu roketi-Iron Dome” üçlüsünden sonra en iyi örnekte Hindistan’dır. Rusya’nın S-500, Çin’in DN-3 ile ABM çağına adım attığını söylemiştim. Oysa balistik füze kabiliyetleri açısında bu iki ülkeden çok daha geri kalan ancak ICBM sahibi olan Hindistan ABM açısından her ikisinin de ilerisindedir. AAD-endo-atmosferik (Atmosfer içi önleme) füzesi ile ekso-atmosferik önleme füzesi Prithvi (PAD) testlerini yıllardır yapan Hindistan’ın özellikle PAD sisteminin irtifa, menzil ve kabiliyeti bakımından ekso-atmosferik THAAD veya Arrow-3 ayarında veya yakın olması bekleniyor. İşte burada da para, teknoloji, güç değil ihtiyaçlar teorisi tekrar devreye giriyor. Zamanında Çin ve Rusya gibi süper güç olamayan yani ezici gücü olamayan Hindistan arkasına sığınacağı NATO, Varşova Paktı gibi kaleler de olmayınca Pakistan SRBM, MRBM tehdidini ensesinde hissedince mecburen ABM teknolojisine yöneldi. Hala daha seri üretime geçememiş olması ayrı bir konu. Bu biraz Hindistan iç dinamikleri ile biraz da ABM füzesi yapmanın uçak, anti-ship veya balistik füze yapmaktan daha zor olmasından kaynaklanıyor.

Rus Topol ve Çin DF-41’lerinden de bahsederek bu başlığı bitirelim. Hiç düşündünüz mü ABD Minuteman-3 ICBM’leri toprağa gömerken yani silo tabanlı üretirken Rusya neden 16 tekerlekli dev tırların üstünde gezdiriyor? Hatta SSCB zamanı tren vagonlarında da vardı. Sonuçta 10-13 Bin km menzili olan bu füzeleri Sovyetlerin neresinden atarsan at ABD’ye ulaşırdı. İşte sorunun cevabı yukarıda anlattığım ikinci vuruş yeteneği ve dolaylı olarak nükleer caydırıcılık ile ilgili. Kısaca kriz/tırmanma anlarında bunları Sibirya ormanları gibi insan ve uydu istihbaratından uzak noktalara dağıtarak, ilk saldırıdan sonraki dakikalarda hala hayatta kalarak karşı saldırıda bulunabilme yeteneğini kaybetmemiş olmak.

Diğer bir örnekte, ABD Güney Kore’ye geçen sene THAAD ve onun radarı AN/TPY-2 yerleştireceğim dediğinde Çin neden tedirgin oldu? Sonuçta ABD Savunma bakanının dediği gibi savunma füzesi, saldırı değil. Çin neden sert çıktı ve daha garip bir şey yaparak 15.000 km menzilli DF-41 ICBM’lerini Rusya sınırına kaydırdı? Kore ve ABD’ye daha çok yaklaştırması gerekmez miydi? TPY-2 balistik füze güdüleme ve erken uyarı radarı 1300 km erken uyarı menzili ile Çin hava sahasının nerede ise 2/3’ünü kaplamaktaydı. Çin mobil çok tekerlekli araç üstündeki DF-41 ICBM’lerini kuzeye kaydırmasındaki amaç ne idi? Sebep çok basit: DF-41 ICBM’ler Çin’in en güçlü, çok başlıklı ve en uzun menzilli ICBM’leri. Bunları ABD BMD sisteminin yani sensörlerinin en kör noktasına yani Güney Kore’deki TPY-2 radarının da göremeyeceği Kuzeydeki Rusya-Çin sınırına kaydırdı. Vermek istediği mesaj çok açıktı: “DF-41’leri ateşlediğimde ruhun bile duymaz” tabi bunu Rusya’ya haber verip yapacaktı. Zaten olayın hemen ertesi günü Rusya “Çin DF-41 hareketlerini tehdit olarak algılamıyoruz” dedi. Bu olay bile erken uyarı ve sensör sisteminin BMD’de ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir. İlla ki uzay ortamına çıktığında ABD görecektir ama ne kadar geç görürse o kadar savaşı kaybedecektir. Yani fırlatılırken 1 dakika sonra görmek ile orta yol fazında görmek arasında dağlar var. Savaş çıkmadı, kimse fırlatmadı ama Çin caydırıcılık adına TPY-2’ye iyi bir cevap verdi.

Birkaç gün sonraki 3.Bölümde SRBM, MRBM, ASBM, ALBM ile Topçu roketleri ve BSRBM’lere karşı yapılan balistik füze savunmasını da ele alıp bitireceğiz.

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap