Adnan Koşcağız

Açlık, hastalık ve savaş

  • Son Güncelleme: 7/07/18 06:38:19
  • 0

Bu satırlarda bazen Eski Tarihten, Mitolojiden, Dinlerden, bazen de yaşadığımız olaylardan ve gerçeklerden yola çıkarak yazılmış makaleler bulacaksınız. Bu makaleleri okurların değerlendirmelerine sunarken onların düşünce yumağında bir kıvılcım oluşturmak amaçlanmıştır.

“Gök benim babamdır, benim dünyaya gelmemi o sağladı. Ailem de göklerdeki mevcuttadır. Anam şu koca dünyadır.” Bu cümle ilk bakışta anlamsız olarak görünse bile son derece kozmogonik bir dili ortaya koyan bir cümledir. İnsanların zor koşullar altında olsa bile yazdıkları mitolojik öyküler ve dinsel dualarda yeryüzünü paylaşan, ona yön veren insanlardan söz edilmektedir. İnsan denildiğinde çok farklı alanlarda irdeleme yapılabilir ancak insan başlangıçtaki varlığından itibaren üç konu hiçbir zaman değişmeden günümüze kadar gelmiştir; Açlık, Hastalık ve Savaş.

Açlık ve hastalıklar tarihin her döneminde insanın varlığını tehdit eden konulardı. İnka’larda yiyecek elde etmek ve hastalık olmaması için tanrılara kurbanlar bile verilirdi. Kurbanların ne şekilde ve hangi tanrıya verileceği ise fal yoluyla belirlenirdi. Savaş ise bunlardan tamamen farklıydı ve her dönemde mutlaka var olmuştur.

Savaşın nedenleri konusunda tarih boyunca birçok teori ileri sürülmüştür. Savaş teorisyenleri, savaşın tüm dönemler ve tüm toplumlar için geçerli derin ve temel nedenleri olduğunu kabul ederler. Her savaş, belirli tarihsel koşullardan doğması nedeniyle özgündür. Mutlaka her savaşın kendine özgü nedenleri vardır. Ancak değişmeyen tek şey insanlığın var oluşundan beri savaş hep vardır.

KAYNAKLAR HEP KISITLI

İnsanın arzu ve tutkuları sonsuzdur. Ancak, bunları karşılayacak kaynaklar hep kısıtlıdır. Bu da kaçınılmaz olarak kendini kan ve şiddet olarak ortaya koyan mücadeleye ve rekabete yani savaşa yol açar.

Clausewitz’e göre savaş; siyasetin başka yöntemlerle devamıdır. Clausewitz, savaşı “İsteklerimizi karşı tarafa zorla kabul ettirmek için başvurulan şiddet eylemi” olarak da tanımlar. Tanımlardan da anlaşılacağı gibi bir savaşın nihai amacı, isteklerin düşmana zorla kabul ettirilmesidir. Burada esas olan kuvvetlerin doğrudan kullanılması olmakla birlikte, günümüzdeki askerî güç dışındaki diğer millî güç unsurlarının da bir devletin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne karşı kullanılmasıdır. Psikolojik savaş, ekonomik savaş, bilgi savaşı bunun başlıca örnekleridir.

VAZGEÇİLMEZ GÜÇ

Savaşların vazgeçilmez silahlı güçlerinin başında yer alan kuvvet ise hava kuvvetleridir.

İnsanoğlu değişik zamanlarda uçmayı denemiş ve bunu ilk olarak 17 Aralık 1903 tarihinde Amerika’da Wright kardeşler 12 beygir gücündeki The Flayer adlı uçakla gerçekleştirmiştir. Askersel amaçlı ilk uçağa 1909 yılında Amerika Birleşik Devletleri sahip olmuş, onu Fransa, İngiltere ve İtalya izlemiştir. İlk gemiden uçağın kalkması yine Amerika Birleşik Devletleri’nde 1910 yılında gerçekleştirilmiş, ilk uçak gemisine ise yine aynı devlet 1911 yılında sahip olmuştur. İlk deniz uçağını da yine Amerika 1911 yılında donanmasına katmıştır. Savaşta ilk uçak ise İtalyanlarca Trablusgarp Savaşı’nda kullanılmıştır

Osmanlı Devleti’nde ilk havacılık çalışmalarına 1911 yılında Mahmut Şevket Paşa’nın buyruğuyla askersel amaçlarla başlanmıştır. Çanakkale savaşlarında Türk hava gücü çok zor koşullarda kendisinden kat kat güçlü düşman hava güçleriyle mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu nedenle de zaman zaman akla hayale gelmeyecek yaratıcı çözümler bulunmuştur.

KENDİ BOMBAMIZI YAPTIK

Örneğin; uçaklardan atmak için yeterli bomba olmadığı zamanlarda Türkler, kendi bombalarını kendi olanaklarıyla üretmiştir. Peksimet taşımak için kullanılan ahşap kutulara 100-150 adet çivi dolduruluyor ve bunlar uçakların yanlarına bağlanıyordu. Düşman üzerinden uçarken kutuların kapakları açılarak yüzlerce çivinin düşmesi sağlanıyordu. O günlerde kendi uçak bombalarını yapmayı başaran Türkler, silahsız keşif uçaklarını da kendi buluşlarıyla  silahlandırmıştır.

O günlerde Türklerin yeterli uçağa ve silaha sahip olamamalarının nelere mal olduğunu, bir İngiliz pilotun 22 Eylül 1918 tarihli günlüğündeki şu satırlar çok iyi anlatıyor:  "Bomba, tüfek ve ölüm yağmuru... Yüzlerce Türk, oldukları yerlerde durarak sadece ölümü beklemekten başka bir şey yapamıyorlar! Az sonra uçağımla havalanıp kendilerini öldüreceğimden dolayı yüreğim sızlıyor..."

       Kaynakça:

  1. Ali Narçın, Çelişkiler Tabletlerle Yüzleşme, Parola Yayınları 2017
  2. Edouard Schuke, Büyük İnisiyeler, RM-Bilyay yayınevi 2016
  3. http://www.canakkale.gov.tr/hava-savaslari-onsoz

 

 

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap