Adnan Koşcağız

Afrika'da uçabilmek

  • Son Güncelleme: 18/09/19 06:57:22
  • 0

 DERS GİBİ UÇUŞ ANILARI

-ÜÇ-

Uçuşun ve meslek hayatının her safhasında kararını doğru ve hızlı vermek zorunda olan her pilotun ders almasını ümit ederek, kaptanların anlattıkları bazı anılardan kısa alıntıları bu satırlarda bulabilirsiniz.

O geceki uçuşta görevli tüm ekip, uyum içinde ve neşeli bir hava içinde göreve başlamıştı. Ekibin böyle pozitif duygularla uçuşa başlaması ve birbirlerine saygı ve güven duyması görevin başarılmasında en büyük etken olduğunu hepsi biliyordu.

 “Afrika ülkelerinde, gelişmiş Avrupa ülkelerinin veya Amerika gibi teknolojik üstünlüğü olan devletlerin olanakları yoktu. Bu kıta üzerinde yapılan uçuşların büyük bölümünde pozitif radar kontrolü olmadığı gibi yer istasyonları ile telsiz teması dahi kurulamıyordu. Bu nedenle Uluslararası Uçuş Kurallarına göre; bu bölgede uçan uçaklar, önceden belirlenmiş, herkes tarafından bilinen telsiz frekanslarında herhangi bir istasyondan cevap beklemeksizin, mevki raporu vererek bölgedeki tüm uçuş trafiğini kendilerinden haberdar ediyorlardı. Bu şekilde uçak çarpışmalarının önüne geçilmesi ve pilotların kendi aralarında, acil durumlara karşı haberleşmeleri sağlanarak biraz da olsa emniyet sağlanmış oluyordu.

O uçuşu hayatı boyunca unutamayacaktı. Sağ ve salimen yere inmişlerdi ama kafasını kurcalayan birçok soru vardı; Nasıl oldu da birbirini yedekleyen sistemlerin hepsi birden arıza yapmıştı, üstelik kokpitte hiçbir anormal ikaz vermeden uçuş planındaki rotada seyreder gibi tüm aletler normali gösteriyordu. Gerçi bu sistemler, yerde konuşlu cihazlardan sinyal alarak pozisyon tespitini yapıyordu ancak Afrika’da yer cihazlarının azlığı ve birbirine olan mesafelerin uzaklığı nedeniyle seyrüseferde sorunlar yaşanıyordu. Acaba kargo olarak getirdikleri elektronik cihazlar, manyetik alan oluşturarak uçağın sapmasına neden olabilir miydi?

Bu tür seyrüsefer sistem arızalarının olabileceği olasılığını kendi arkadaşları arasında da konuşuyorlardı, hatta yönetime bir öneri sunarak uçaklara GPS sisteminin konulmasını önermişlerdi. Ancak bu uçakların satılacağını ve ‘şimdi böyle bir masraf yapmanın gereksiz olacağı’ cevabını almışlardı.

Peki, bugün yaşadıkları olay, büyük bir kaza ile sonuçlansaydı, bir uçağın ve onca canın hesabını kim ve nasıl verecekti? Hangi vicdan bunu kabul edebilirdi? Tabii ki tüm suç pilotların üzerine atılacak ve olay kapatılacaktı.

Seyrüseferde sorunu olmayan uçaklar buraya gönderilemez miydi? Bunu daha küçük fakat daha modern olan diğer uçaklarla daha önce denemişlerdi ancak bu sefer de yedek meydana gitmek için gerekli yakıt sorun oluyordu. Peki, neden daha modern ve aynı yolcu kapasitesine sahip olan ve çoğunun kıdemli ve bir kısmının yönetim kadrosunda olduğu pilotların uçtuğu uçaklar gönderilmiyordu? Çünkü bu tip meydanlara gitmek ve iki gün orada medeniyetten uzak yaşamak onlar için hiç de hoş değildi. Onlar daha çok kendilerini üzmeyecek ve nispeten eğlenceli yerlere gitmeyi tercih ediyorlardı.

Her başarı bir çabanın ardından gelir ve o başarının değerine değer katar. Ancak, cehalet, anlayışsızlık, katı kuralcılık ve tutsaklık inatçı ve vazgeçilmez hale gelince, insanın karakteri her geçen gün daha da yozlaşır. Bu yozlaşma da düşüncenin sultası altında ancak ıstıraplar ve olumsuzluklar üretir. Unutmamak gerekir ki, bir insanın canının her istediğini, düşüncesinin her ürettiğini yapmasının sözde özgürlüğü de, kendi başına bir bağımlılık ve bir tutsaklıktır.

Kaynakça:

1.           Gökten Düşen Fısıltılar, Adnan Koşcağız, Kuledibi Yayınları, 2015

2.           https://www.wattpad.com

 

Kokpit Aero

Yorum Yap