Adnan Koşcağız

Gözünün önünde düşen F-84F

  • Son Güncelleme: 1/06/19 09:02:25
  • 0

 

F84-F UÇAKLARINDA BİR ŞEHİT

     Sabahın erken saatlerinde, teğmen pist başında, kalkış hazırlıklarını tamamlamış kalkış sırasının kendisine gelmesini bekliyordu. Önündeki uçak kalktıktan sonra sıra ona gelecekti. Heyecan, korku ve gururu birlikte yaşıyordu, bu uçakta ilk defa yalnız uçacaktı. Öndeki uçağın kalkış için fren bırakmasıyla, dudaklarının kuruduğunu, nefesinin sıklaştığını hissetti. Uçuşun bu bölümünü idare eden uçuş kulesindeki operatör ona piste doğru ilerlemesi talimatını verdi, bundan sonra piste giriş ve kalkış talimatlarını bekleyecekti. Ellerinin terlediğini hissediyordu, içinden “İyi ki bu deri eldivenleri almışım.” diye geçirdi. Pist başında, inen uçaklara son talimatı veren nöbetçi subayı yerindeydi. Kendi uçuş öğretmenini de diğer öğretmenler içinde gördü ve o anda onunla göz göze geldiler. Öğretmeni sağ elinin başparmağı yukarda yumruk yapılmış elini ona doğru kaldırarak, her şeyin yolunda olduğunu bildiriyordu. İçi biraz rahatlamış, moral bulmuştu. Kule operatörü;

“İnişteki uçaktan sonra piste giriş serbest, kalkış için ikaz bekleyin” talimatını verdi.

     Kulağı, verilecek diğer talimatlarda, gözü ise hocadaydı. O sırada pist başı kulübesinde ve dışarda bekleyen hocalar arasında bir hareketlilik başladı, aralarında hararetli tartışmalar olduğu belli oluyordu. Birkaç dakika geçmişti ki pist başı nöbetçi subayının son yaklaşmadaki uçağa;

“Pas geç! Pas geç!” ikazını duydu. Son yaklaşma tarafına başını çevirdiğinde bir uçağın pas geçme işlemine başladığını gördü. Ancak pilotun sesini duyamıyordu. Kule operatörü;

“Hançer, beni duyuyorsan kanat salla, duyuyorsan sola dönüş yap.”

     Kule verdiği talimatlara yanıt alamıyor ve acil durum kanalında da aynı ikazları tekrarlıyordu. Uçak pas geçtikten sonra, sağa doğru dönüşle tekrar inişe gelmek üzere iniş paternine girdi. Piste doğru yaklaşmaya devam ediyordu ve kanat sallayarak tekrar pas geçti. İniş takımları aşağıda görünüyordu. “Telsiz teması olmadığından pist başından ikaz fişeğini bekliyor, herhalde.” diye düşündü teğmen. Sonra biraz daha detaylı düşününce; uçakta ‘tam elektrik’ arızası olduğunu ve iniş takımlarının durumunu gösteren lambaların da görülemediğini anladı.

     Pist başı nöbetçi subayının elinde işaret tabancası vardı, ancak kullanmıyordu. Uçağın her pas geçişinde, pist başındaki hocaların hepsi iniş serbest dercesine değişik hareketler yapıyordu.

     Pilotun kaç defa yaklaşma yaparak pas geçtiğini sayamamıştı ama son pas geçişi çok iyi hatırlıyordu. Çünkü burada yaşadıkları tüm hayatı boyunca unutamayacağı dersler içeriyordu. Devre arkadaşı, voleybol takımından arkadaşı ve hemşerisini son pas geçişte kumandaları bırakmış iki eli de havada olarak gördü. Bu an hiçbir zaman gözlerinin önünden kaybolmadı. İki el havada; “Ne yapıyorsunuz? Neden işaret fişeği atmıyorsunuz? İniş takımları aşağıda mı?” anlamını taşıyordu.

     Pas geçen uçak bu sefer sağa dönüş yapmadan düz istikamette irtifa kaybediyordu. Uçak tam gözden kaybolmuştu ki pilotun sandalye ile birlikte uçağı terk ettiğini gördü. Fırlatma sandalyesi iyi çalışmıştı, önce pilotu sandalyeden ayırdı sonra da paraşütü otomatik olarak açtı. Ancak fırlatma işlemi çok alçak irtifada ve uçak çöküş sırasında olduğundan paraşütün hava ile tam olarak dolmasına fırsat kalmadan pilot yere vurdu. Pilot arkadaşının yere vuruş yeriyle uçağın yere vurduğu yer örtüşüyordu. Pilotun iniş yeri, yere vuran uçaktan yükselen patlamalı küçük alevin tam ortasına olmuştu. Pist başındaki herkes saçını başını yoluyor, kimi başındaki kepi kimisi de yumruklarını yere vuruyordu.

     Teğmen bu kargaşa ve endişeli durumda, meydan içerisinde görev yapan “Arkamdan Gel” aracının son sürat pist başı kulübesine yaklaştığını, acı frenle birlikte durduğunu gördü. Şoförün araçtan kendisini atarcasına indiğini ve kulübeye koştuğunu takip etti. Askercik geç kalmıştı, yeşil fişekler elindeydi. Sabah erken saatte pist başı kulübesini o açıyordu. İşaret fişeği ile işaret tabancasını ve diğer dokümanları kulübeye o getiriyordu. Gelen nöbetçi subayının ise teçhizatı kontrol etmesi gerekiyordu. Demek ki asker getirmemiş, diğeri de kontrol etmemişti. Kutunun içinde sadece “pas geç” anlamını taşıyan kırmızı fişekler kalmıştı, onlar da yanlış anlamaya meydan vermemek için kullanılamamıştı.

     Bunlar olurken arama-kurtarma helikopteri kalkmış ve olay yerine doğru uçuşa başlamıştı bile. Helikopterin pilotu düşen uçağı gördüğünü ve detaylı bilgiyi daha sonra vereceğini telsizle kuleye söylüyordu.

     Uçuş kulesi pist başında kalkış için bekleyen uçağa;

“Park yerine geri dönüş için pist içine giriş serbest. Pisti ilk sağdan terk edin” talimatını verdi.     

     O da karışık duygular içinde piste girdi ve ağır hareketlerle park yerine doğru ilerlemeye başladı. Helikopterden gelecek olan haberi, arkadaşının yaşadığı haberini bekliyordu. Park yerine geldi ve makinistin verdiği işaretlere uyarak uçağını park etti, takozların konmasını bekledi. Hâlâ işleri ağırdan alıyordu. Elini motoru durdurmak için gaz koluna koydu ve tam geri çekeceği sırada, helikopter pilotunun sesini duydu;

“Konya kule, şehidi askeri hastaneye bıraktıktan sonra üsse dönüş yapacağım.”

NOT: F-84F’lerin tamamı 1959, 1960 ve 1962’de Fransız Hava Kuvvetleri’nden gelmiştir. F-84Q’lar ise 1964, 1965 ve 1966’da gelmiş olup bu uçaklardan 20 adedi Norveç Hava Kuvvetleri’nden, kalanı ise Alman Hava Kuvvetleri’nden gelmiştir. 1964’de 53 adet, 1965’de 64 adet ve 1966’da 48 adet F-84Q Alman Hava Kuvvetleri Luftwaffe’den teslim alınmıştır. Norveç’ten gelen 20 uçak ise 1965’de gelmiştir.

Kaynakça:

1.           Kokpitteki Sır, Adnan Koşcağız, Dante Yayınları, 2017

2. http://www.tayyareci.com/digerucaklar/turkiye/1951ve2006/f84f.asp

 

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap