f Uçuşta duygusallık
Adnan Koşcağız

Uçuşta duygusallık

  • Son Güncelleme: 14/12/19 06:15:24
  • 1

Olumsuz yaşantılar veya acılar hayatın karşı konulamaz gerçekliğidir. Bazı olumsuz anılar şu anda bizi etkilemiyor olabilir ama bazıları üzerinden aylar, yıllar geçmiş olsa bile bizleri rahatsız etmeye devam eder.

Uçuş ekibi bütün gece uçtuktan sonra nihayet otele gelmişti. Sabahın ilk ışıkları henüz yeryüzüne ulaşmasa da aydınlığı bu güzel ama eski ipek yolu üzerindeki şehri aydınlatmaya başlamıştı. İstirahate çok ihtiyaçları vardı ve inişten yirmi iki saat sonra tekrar kalkış yapmaları gerekiyordu. Dönüş uçuşu da uzun ve yorucu olacaktı çünkü tam istirahat edemeden uçuşa devam ediyorlardı. Gündüz gece, gece ise gündüze dönüyordu ve vücudun biyolojik ritmi bozuluyordu. 

YORGUN BİR UÇUŞTAN SONRA

Otel resepsiyonundaki acemi memur oda tahsisini yaparken çok yavaş hareket ediyordu; formların doldurulması, pasaportların fotokopileri derken zaman uzamıştı. İki kabin memuru da bürokratik işlemleri hızlandırmaya çalışıyordu. Bu arada kaptan lobideki rahat bir koltuğa gömülmüş ve işlemlerin bitmesini beklerken gözlerinin kapanmakta olduğunu fark etti ve ayağa kalkarak pencereye doğru gitti. 

Buradan otelin hemen arkasından başlayan orman tüm haşmetiyle bembeyaz görünüyordu. Havadayken, yükseklerden bakıldığında büyük ormanlar ona yeşil bir deniz gibi gözükürdü. Karlı havalarda ormandaki büyük çam ağaçlarının tepeleri beyaz kar denizinin içinden seçilirdi. Kötü havalarda ise sisler içinde deniz dalgaları gibi dururdu. 

ESKİ ANILARA DALDI

Dışarıda kar yağışı devam ediyordu. Şimdi iri kar taneleri gökyüzünde salına salına, yeryüzüne o kadar yavaş iniyordu ki sanki yavaşlatılmış bir film seyrediyordu. Yakındaki tren raylarını da hayal meyal seçebiliyordu. Bu raylar ve hava durumu ona bir anıyı, çok eskiyi, yeni üsteğmen olduğu yıllardaki acemi bir uçucuyken yapmak zorunda kaldığı bir helikopter uçuşunu hatırlattı.

“O gün, düşük görüş şartlarında ve çok alçak irtifadan görerek şartlarda uçulmak zorundaydı. Çünkü helikopterin ne aletle uçuş olanakları, ne elektronik bir seyrüsefer cihazı ne de oto pilot gibi gelişmiş bir uçuş yardımcısı vardı. Bu günkü dronlar o zamanlar hayal dahi edilemez hava araçlarıydı.  Pilot üsteğmen kalkışı sorunsuz yaptı ve kötü hava koşullarında uçarken bir yere çarpmamak için son derece dikkat sarf ediyordu, önce meydanın yakınındaki kara yolunu takip edecek, sonra da kara yoluyla demir yolunun kesiştiği noktadan itibaren demir yolunu takip ederek uçuşa devam etmeyi planlıyordu. 

DEMİRYOLU KAYIP

Aradan yarım saat geçmişti ancak henüz demir yolunu bulamamıştı, hâlbuki en fazla on dakikada o noktaya varmaları gerekiyordu. Üsteğmen yolu gözden kaçırmamaya çalışırken karayolundaki tabelayı gördü, -Ankara 20- demek ki Ankara’nın etrafından dolaşarak geri dönmüşlerdi. Uçuş kulesi yola çok yakındı ve havanın kötü olmasının da etkisiyle uçuş faaliyetinin olmadığı bu saatlerde ortam oldukça sessizdi, uçuş kulesi operatörü helikopterin sesini duymuştu. Onlar hemen şuradan geriye dönsek mi? diye düşünürken, uçuş kulesi operatörünün tok sesini duydular.

-Komutanım bir problem mi var, geri mi dönüyorsunuz?

-Evet, yakıt göstergesinde bir arıza var sanıyorum, depoları kontrol ettirip tekrar kalkış yapacağız!!!”

Göğün yükseğinden inen kar, yolu, izi örttü. Dağ, taş, bembeyaz bir sonsuzluğa büründü. Ovanın enginliğini, evlerin sıcaklığını sildi süpürdü karın beyazlığı. Dağın yüceliği de kayboldu, her yer beyaza boyandı. Gökyüzü kara bulutlarla yapayalnız, onlarla baş başa kaldı.

O GÜNLERİ TEKRAR YAŞADI

Kaptana bir ürperti geldi o günleri tekrar yaşadı ve tesadüflerin onu helikopterde de uçmaya nasıl yönelttiğini, hayat denilen bilinmeyenin nehrin üzerindeki kuru bir yaprak gibi akıntıyla beraber insanları bir yerlere alıp götürdüğünü düşündü.

Kaynakça: 

Adnan Koşcağız, Kokpitteki Sır, Dante Yayınları 2017

 

 

 

 

Kaynak: www.kokpit.aero

Kokpit Aero

Yorum Yap