Adnan Koşcağız

Uçuş duygusallığı

  • Son Güncelleme: 24/03/19 17:05:53
  • 0

Uzun ve zorlu bir uçuşun sonunda tüm ekip otele gelmişti. Hepsinde de yorgunluk ve uykusuzluğun izleri çok net fark ediliyordu. Kaptan lobideki yumuşak koltukların birine gömülmüş vaziyetteyken gözlerinin kapanmakta olduğunu fark etti ve ayağa kalkarak pencereye doğru gitti. Buradan otelin hemen arkasından başlayan orman tüm haşmetiyle bembeyaz görülüyordu.

Havadayken, yükseklerden bakıldığında büyük ormanlar ona yeşil bir deniz gibi gözükürdü. Güzel havalarda ormandaki büyük çam ağaçlarının tepeleri seçilirdi. Kötü havalarda ise sisler içinde deniz dalgaları gibi dururdu. Dışarıda kar yağışı devam ediyordu. Şimdi iri kar taneleri gökyüzünde salına salına, yeryüzüne o kadar yavaş iniyordu ki sanki yavaşlatılmış bir film seyrediyor gibiydi. 

Manzaraya dalıp giden kaptan bu günkü yaptıkları uçuşu tekrar yaşamaya başlamıştı sanki; gözlerinin önünde akşam uçuşa geldiklerinde yaptıkları hazırlıklar kalkış ve özellikle de iniş safhası tekrar canlanmıştı. Uçuş öncesi hazırlıklar sırasında pilotlar meteorolojik durumu detaylı olarak incelemişler ve iniş meydanında, iniş için olumsuz hava şartlarının kendilerini oldukça fazla zorlayacağı sonucuna varmışlardı. 

“Fırtına üç gün önce Kırgızistan üzerinde Bishkek şehrinin yaklaşık yüz otuz mil güney-batısındaki dağların yamaçlarından başlamıştı. Önce minicik bir alçak basınç bölgesiydi bu, hem öylesine önemsizdi ki, hava tahmin raporu hazırlamakla görevli uzmanların dikkatini bile çekmiyordu. Bunu fark edenler de onu dikkate almayı gereksiz buluyorlardı. Sonra bu minicik alçak basınç bölgesi, bir habis ur gibi büyümeye başladı. Şiştikçe şişip önce güney-doğu, sonra da kuzey yönünde ilerlemeye koyuldu.

Daha sonra da Bishkek ve Almaty meydanlarını kapsayarak kocaman bir bölgenin üstünde hareketsiz kaldı. Azgınlığı her geçen saat biraz daha artmaya başladı. Karayelden esen rüzgâr, birden çöken soğuk hava, bir gün içerisinde otuz santimi bulan kar tabakasıyla bölgeyi felce uğrattı. Havaalanında otuz santim kalınlıktaki kar, daha ince bir tabakanın üstünde oluşmuştu. Şimdi de rüzgâr yeni kar tanelerini bindiriyor, kar temizleme araçları birinciyi kaldırmadan, ikinci bir tabaka oluşuyordu.

Göğün yükseğinden inen kar, yolu, izi örttü. Dağ, taş, bembeyaz bir sonsuzluğa büründü. Ovanın enginliğini, evlerin sıcaklığını sildi süpürdü karın beyazlığı. Dağın yüceliği de kayboldu, her yer beyaza boyandı. Gökyüzü kara bulutlarla yapayalnız, onlarla baş başa kaldı.

O gün, bu havada, uzun ve yorucu bir eğitim uçuşunun sonunda iniş meydanı için alçalmaya başlamışlardı. Kokpitte üç pilot vardı eğitim pilotu alçalma noktasına yaklaşılırken yerini ikinci pilota devretti. Şimdi Öğretmen pilot ve ikinci pilot tüm hazırlıklarını tamamlayarak uçuşa devam ediyordu. Alçalmanın bir safhasında düz uçuşta ve düşük süratle uçarlarken uçak bulutların hemen üstünde bazen de bulutların hafifçe kabararak yükselen bölümlerine girip çıkıyordu. Görüntü, denizdeki bir sürat teknesinin suya hafifçe değdiği gibiydi. Uçağın hızı ancak bu şekilde fark edilir duruma gelmişti. Yeniden alçalış noktası geldiğinde alçalışla birlikte buluta girdiler. Artık biliyorlardı ki bundan sonra görecekleri muhtemelen iniş pistinin uçağın yere dokunma noktası olacaktı. Veya... Kötü senaryoları akıllarından geçirmeden sadece uçuşa odaklandılar.”

Kaynakça:

Adnan Koşcağız, Kokpitteki Sır, Dante yayınları, 2017

 
Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap