f Ana vatan nasıl savunulur?
Kadir Doğan

Ana vatan nasıl savunulur?

  • Son Güncelleme: 19/07/17 16:51:05
  • 0

İletişim: https://twitter.com/kdrdgn07?lang=tr

Mail: kdrdgn07 @gmail.com

Canlılar varoluşları itibari ile doğup büyüdükleri, kendilerini ait hissettikleri toprakları yurt edinirler. Bu topraklarda hikayeler yazar, bu topraklar altında geleceklerini inşa ederler. Bütün canlılar yurt edindikleri toprakların özelliklerini yine kendi bedenlerinde en çok da zihinlerinde yaşarlar.  O toprakların zayıflıkları onların zayıflığı, o toprakların güçlü olması yine onların güçlü olması ile mümkün olur.

Her canlının kendi karakterini gördüğü bir vatanı vardır. Kendi kimliğini, benliğini ve en çok da varoluşunu borçlu olduğu bu topraklara karşı da en büyük yükümlülüğü onu koruması ve bekası için mücadele etmesidir.

İnsanoğlu tüm canlılar içerisinde “Anavatan” kavramını en yoğun şekilde yaşayan canlı türlerinin başında gelmektedir. Anavatan uğruna savaşlar yapılır yine anavatan uğruna bedeller ödenir. Her şeyin özünde insanlar, canlarını anavatanı savunmak için verir. Her şey Anavatanın ve dolayısıyla ulusun bekası içindir.

Tarih boyunca bu amaç uğruna milyonlarca insan birbiri ile savaşmış, komutanlar sayısız stratejiler ortaya koymuştur.  Birçok doktrin ortaya çıkarılmış ve bu doktrinler yine milletin bekası ve anavatanın yüceltilmesi için uygulanmaya çalışılmıştır.

Günümüzde “Anavatanın Savunulması” sadece ordu ile gerçekleştirilen bir durum değildir. Kuvvet ve hüküm eden güç tam anlamıyla senkronize bir şekilde mücadele etmeli ve ortak stratejiler üzerinden hedefe yönelmek zorundadır. Bu durum bizlere birçok yeni bakış açısı ve çözülmesi gereken birçok problemi beraberinde getirir.

Anavatana hüküm eden kuvvetler kendilerini kazanmaları gereken bakış açıları ve ortaya çıkacak problemler nedeniyle sürekli bir şekilde evrim geçirmelidirler. Bu evrim en çok da ortaya konan harp konsepti üzerinde geçerlidir.

Anavatanın savunulması hem harp zamanı hem de sulh zamanı gerçekleşen bir durumdur. Sulh sırasında Anavatanı savunmak her ne kadar harp zamanına kıyasla yapılması daha kolay bir iş gibi görünse de bu kesinlikle doğru değildir.

Anavatana hüküm eden güç ve kuvvet birlikte, direk veya direk olmayan bir şekilde kara, hava, deniz, uzay ve siber uzay üzerinden ortaya çıkan tehditleri bertaraf etmek ile yükümlüdür. Ancak, bu durum günümüzde oldukça yayılmış bir durumda olan küreselleşme ağı sebebiyle birçok yeni fırsatı ve aynı zamanda birçok yeni tehditti beraberinde getirmektedir ki bu da Anavatanın korunması için gereken stratejilerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Bu tehditlerin bertaraf edilmesi için gereken mücadele ise karşımıza güvenlik ihtiyacına karşın ticari serbestlik ve insan hak ve özgürlükleri gibi konular arasında ciddi bir ihtilafa sebep olmaktadır.  Bir yandan mallar, hizmetler, insanlar, enerji ve bilgi her yıl sürekli bir şekilde anavatana doğru akmakta ve bu durum ulusu daha geniş bir yapıya kazandırmaktadır. Bir diğer yandan, bu durumu fırsat bilen karşıt güçler, -teröristler ve “Haydut Devletler (Rogue State)”- bu genişlemeyi, anavatana sızmak için bir fırsat olarak görmektedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 27 Haziran 2012 tarihinde, Türk Jetini düşüren Suriye rejimini “Haydut Devlet” olarak tanımlamıştı.

Devlet olan aktörlerin anavatan üzerindeki tehditleri geçmişte olduğu gibi direk ve etkin bir şekilde değildir. Günümüzde devlet olmayan aktörlerin, özellikle aşırıcı grupların, oluşturduğu tehdit bundan çok daha büyüktür.  Bu aktörler özellikle ortaya çıkan küreselleşme ağı ile birlikte kendilerine birçok farklı noktada, birçok farklı şekilde barınma imkanları bulmaktadırlar.

Bu ve bunun gibi tehditlerin bertaraf edilmesi için gereken en temel koşul, Hüküm eden güç ve kuvvet yani Asker-Sivil ilişkilerinin mükemmel bir uyumunu gerektirir. Bu uyum ortaya çıktığı taktirde tehditlerin, -özellikle devlet olmayan aktörlerin- bertaraf edilmesi çok daha kolay bir hal almaktadır.

Harp esnasında Anavatanı savunmak, sulh zamanına göre çok daha büyük bir dinamizm ve enerji gerektirmektedir. Sulh zamanında yapılan hazırlıkların etkinliği, bu dinamizmin büyük oranda ölçütü sayılmaktadır. Bu hazırlıklar ile birlikte ortaya konan harp konsepti de direk bir şekilde kuvvetin stratejisine bağlıdır.

Yıllar içerisinde değişen savaş koşulları, harp stratejileri ve doktrinleri üzerinde büyük bir evrime sebep olmuştur. Bu evrim tabii bir şekilde savunma konseptini de temelden değiştirmiştir. Bu değişimi en net şekilde görmek için, gerçek bir evrim geçiren “Hava Üstünlüğü” doktrinine göz atmak gerekmektedir.

Evrim: Hava Üstünlüğü

NATO tarafından yapılan tanımı ile Hava üstünlüğü, “Bir kuvvetin hava savaşındaki ilgili kara, deniz ve hava alanları üzerinden, karşı kuvvetin engelleyici girişimleri olmaksızın operasyon yapma gücü derecesidir. (1)”

Bu kavram günümüzde etkinliğini hala sürdürmektedir fakat burada dikkat edilmesi gereken husus, bu kavramın nasıl uygulandığıdır.

Hava araçlarının özellikle savaş alanlarında aktif bir şekilde kullanılmaya başlandığı İkinci Dünya savaşından sonra Hava Üstünlüğü, harp esnasında orduların stratejilerinin merkezine konulan bir doktrin olarak ortaya çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşından, Körfez savaşına kadar geçen yaklaşık yarım asırlık süre zarfında bu doktrin birçok değişikliğe uğramasına rağmen bu değişikliklerin hiçbiri, doktrin üzerinde gerçek anlamda bir “Reform” yapmaya yetmemiştir.

Özellikle Körfez Savaşı ile birlikte değişmeye başlayan savaş koşulları tüm harp stratejilerine ki özellikle de Hava Üstünlüğü doktrinine gerçek anlamda bir reform yaptırmaya yetmiştir. Geçmişte sadece karşı kuvvetin, hava araçlarını ve -kısmen de- olsa elektronik sistemlerini tahrip ve imha etme stratejisinin Körfez Savaşı ile birlikte yeterli olmadığı açıkça görülmüştür. Bu durumun sebebi, karşı kuvvetlerin artık statik bir halde olamayışıdır. Dinamik, mukavemet gücü yüksek, ayrık ve asimetrik bir hal alan tehditler için kara, deniz ve hava sahaları üzerinde hakimiyetin sağlanmasını engellemek çok daha kolay bir hal almıştır.

Bir alan üzerinde tam bir Hava hakimiyetinin sağlanması için Hava, Kara, Deniz, Uzay, Siber Uzay ve İnsansız sistemler bir bütün halinde çalışmak zorundadır. Bu blok zincirinin herhangi bir noktasında yaşanan bozulmalar, hava hakimiyetinin geleceğini tehdit etmek için fazlasıyla yetmektedir.

“Hava Üstünlüğü” doktrininin de geçmişten günümüze değişen en önemli parametre hava aracı üstünlüğünün tam anlamıyla yeter olmamasıdır. Teknik açıdan çok daha güçlü olan tarafların, daha güçsüz ama dinamik ve ayrık güçler karşısında çok etkin olmadığı Suriye iç savaşında açıkça görülebilir. Özellikle İdlib ve Deiz ez Zor gibi bölgelerde düşürülen veya kazaya uğrayan yaklaşık 200 uçak bu durum için en net örnektir. (3*4)

Suriye de imha edilen savaş uçakları

Hava Üstünlüğü doktrini üzerinden açıklanmaya çalışıldığı gibi günümüzde askeri doktrinler ve konseptler, değişen savaş şartlarına ayak uydurmak zorundadır. Bu durum da Anavatanın savunulmasını doğrudan etkilemektedir.

Özellikle günümüzde hem Türkiye Cumhuriyeti devletinin hem de diğer birçok ülkenin karşı karşıya kaldığı durum oldukça trajik ve bir o kadar da ilginçtir. Bu durumun neden trajik ve ilginç olarak atfedildiği aşağıda, Amerikan Ulusal Güvenlik stratejisinde net bir şekilde açıklanmıştır.

“Global bir mücadele ile karşı karşıyayız. Geçmişte komünizm ve faşizme karşı olduğu gibi, “Aşırıcı ideoloji”, seküler öncüllerine benzer bir şekilde ulus ötesi iddialara sahiptir ve bu durum tüm dünyadan taraftarlarını cezbeder. Bu ideolojinin sunduğu vizyon, küreselleşmeye ve getirdiği özgürleşmeye karşıdır. Buna rağmen, Paradoks bir şekilde, şiddet yanlısı aşırıcı gruplar ideolojik olarak tamamen reddettikleri küreselleşmenin getirdiği bütün enstrümanları -serbest bilgi ve fikir akışı, mal ve hizmetler, sermaye, insanlar ve teknoloji- kullanmaktadırlar. Ayrıca düşmanlarımızın kendileri, tamamen ulus ötesi ideolojiye dayansa da bölgesel ve yerel aşırıcı gruplardan oluşmaktadırlar. (5) “

Ülkemizin de içinde bulunduğu birçok ülke günümüzde yukarıda bahsedilen durum ile karşı karşıyadır. Karşılaştığımız bu “Uzun Savaşı” yine bertaraf etmek ve Anavatanı savunmak için ortaya konması gereken strateji ve konseptler ancak hüküm eden güç ve kuvvet arasındaki mükemmel uyum ile sağlanabilir.

Burada unutulmaması gereken bir durum var ki, bu “Uzun Savaş” da herkes düşman veya dost olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi, “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır.”

Kadir Doğan

Kaynak ve Referanslar

https://nso.nato.int/natoterm/Web.mvc

http://www.businessinsider.com/us-air-superiority-in-crisis-2016-8

https://southfront.org/syrian-arab-air-force-role-battlefield-current-capabilities/

http://warisboring.com/whats-left-of-the-syrian-arab-air-force/

https://ia801301.us.archive.org/10/items/The-National-Defense-Strategy-2008/The%20National%20Defense%20Strategy%20(2008).pdf

Ulusal Savunma- Sait Yılmaz

Ulusal Güvenlik Stratejisi- Hasan Basri Yalçın

Kaynak: www.kokpit.aero

Kokpit Aero

Yorum Yap