Mustafa Kılıç

THK Müzesi’ndeki büyük ayıp

  • Son Güncelleme: 12/01/18 15:01:40
  • 1

Mustafa KILIÇ

Henüz Türk Hava Kurumundan (THK) kovulmamıştım. THK matbaasının başında kısım şefi olarak çalışıyordum. 2012 öncesi idi. Bir davet almıştım. Birkaç havacılık otoritesi buluşup sohbet etmek istiyordu. Bir de yurtdışından gelen tanınmış bir havacılık araştırmacısı vardı. Aslında onun Türkiye ziyaretinde gezmek istediği yerler ve tanışmak istediği kişiler vardı. Bu toplanma bir anlamda bunun içindi. Onun adını yazmak isterim. Gerçekten de Türk Hava Kuvvetleri tarihi konusunda uzmanlaşmış, çok değerli bir araştırmacı ve yazardır. Ole Nikolajsen. Özellikle Sayın Nikolajsen THK konusunda henüz cevaplarını bulamadığı soruları bizlere sormak istiyordu. Buluşmaya katılan diğer kişilerin de adları şu an aklımda, ancak izinlerini almadığım için yazmak istemiyorum. Çünkü daha önce yazılarımın birinde bir araştırmacının adını yazınca, hemen yüksek tondan benim adımı yazıdan çıkart, diye ikaz edilmiştim. Ben katılımcıları yine de şöyle betimleyeyim. Katılanlardan biri havacılık öğretim görevlisi, diğeri havacılık sevdalısı bir diş hekimi, bir ötekisi de İstanbul’dan bir koleksiyoner idi. Buluşma yerimiz de konunun özüne uygun olarak THK müzesinin kafeteryası idi.

Kafeteryada sohbet koyulaşmış, dostlar havacılık üzerine samimi paylaşımlarda bulunuyordu. Biz geldiğimizde müzede olmayan, müze müdürünü kafeteryanın etrafında gezinirken fark ettim. Konulara ve havacılığa çok uzak olduğundan, doğrusunu söylemek gerekirse hiç te önemsemedim. Ancak birlikte oturduğumuz arkadaşlardan bir tanesi “Şurada bir beyefendi sürekli bizi gözetliyor” deyince açıklama gereği hissettim. O THK müzesinin müdürü dedim. Eh ne de olsa eğitimli insanlar. Müze müdürü ile tanışmak isteriz dediler. Ben de müze müdürünün yanına giderek, sizi havacılık otoriteleri ile tanıştırmak isterim, lütfen buyurun dedim. Büyük bir öz güvenle gruba yanaştı, tanıştırma seremonisini ben yönettim. Tanışma biter bitmez İstanbul’dan gelen misafir, otorite olduğunu düşündüğü müdür beye müze bahçesindeki THK-11 uçağını işaret ederek şöyle dedi.

Şu ilerideki proje yani turboprop görünen uçak Mock-up mı?

Müdür bey şaşırdı, bir bahçeye bir misafire baktı. Belli ki çalışmadığı yerden soru gelmişti. İstemesem de konuya dâhil olup müdür beyi kurtardım. Bu diyalogdan sonra müdür bey hızla oradan uzaklaştı. Misafirlerin meraklı bakışlarına cevaben, müdür beyin havacılık kökenli olmadığını, aslında emekli bir emniyet mensubu olduğunu söylemek zorunda kaldım. Misafirlerin suratındaki şaşkınlığı size anlatamam.  Konuyu uzatıp müze müdürünün THK Genel Başkanının ağabeyi olduğunu, müzenin amirlikten, müdürlüğe o gelince dönüştürüldüğünü ve diğer bazı şeyleri söylemeden konuyu değiştirdim.

Bir ara lavaboya giderken müdür bey yolumu kesti. Aman dikkat edin Mustafa Bey bu yabancıları gözüm tutmadı, bunlar ajan olabilirler dedi. Bu sefer misafirlerin suratında gördüğüm şaşkınlığın aynısını yaşadığımı hissettim. Lavabodaki ayna da bunu doğruluyordu. Daha sonraki günlerde müdür beyin yeni uygulamaları da bana anlatıldı. THK müzesinin içerisinde fotoğraf çekilmesini yasaklamış. Gerekçe olarak flaşların içerideki objelere zarar verdiği imiş. Başka bir zamanda ise Uçantürk dergisinde maddi hatalarla dolu bir yazı yayınlamıştı. Neyse, son tespitimden sonra bu ve benzeri yanlışların çok önemli olmadığını düşünüyorum artık.

Sanırım uzun bir girişten sonra sadede gelme zamanı. Çok uzun bir zamandır kurumun müzesine gitmiyordum. Kurum yöneticileri ile aramda yaşananlardan sonra görmek istemediğim kişilerle karşılaşırım korkusuyla kuruluşunda emek harcadığım, sonrasında ilk amirliğini yaptığım müzeme gidemiyordum. Geçenlerde İstanbul’dan gelen misafirlerin ısrarı ile onlarla THK müzesinde buluşmam gerekti. Misafirlerin isteği ile müzeyi birlikte gezdik. İçim ürpererek ve özlemle.

THK MÜZESİNDEKİ BÜYÜK AYIP!

THK müzesi kurulduğu 19 Mayıs 2002’den bu güne yapısal olarak değişmedi. Müze iki bölümden oluşmakta girişten sonra sol tarafta bir galeri, sağ tarafta ise sergi salonu yer almakta. Sol taraftaki galerinin tavanında Hazerfen Ahmed Çelebi ve Lagari Hasan Çelebinin uçuşlarının canlandırıldığı heykeller bulunmakta. Galeri duvarlarında ise aynı temayı destekleyen mozaik İstanbul manzaraları yer almakta. Bir de yukarıdaki fotoğrafta görüleceği üzere Türk havacılık tarihinde iz bırakmış havacıların büstleri metal ayaklar üzerinde salonun iç civarında sıralanmakta.

Yukarıda kısaca tanıtmaya çalıştığım müze müdürü zamanında bu değerli havacılarımızın büstleri altında yer alan Türkçe açıklamaları yeterli görülmeyip, alt taraflarına İngilizce olarak tanıtım metinleri yazdırılmış. Buna bir diyeceğim yok. Ancak müzedeki büyük ayıp burada başlıyor. İngilizce metinler yazdırılıp büstlerin altına konulmaya başlanıldığında hata yapılmış. Binbaşı Fazıl’ın ( Kahraman Fazıl ) öz geçmişi Yüzbaşı Ali Rıza’nın büstü altına montelenmiş. Yüzbaşı Ali Rıza’nın ki de, Binbaşı Fazılın büst altına yerleştirilmiş. Bu hata kabul edilebilir, ancak yapılan büyük hatayı fark etmemek ayrı bir eleştiri konusu. Zaman geçtikçe düzeltilmemesi ise müze müdürünün ve ilgili havacılık tarihçisinin büyük ayıbı. Umarım bu yazıdan sonra bu ayıba son verirler.

Yazımızda adı geçtiği için genç havacı kardeşlerim ve tarih meraklıları için internet ortamından derlediğim Kahraman Fazıl ve Yüzbaşı Ali Rıza Bey’in yaşam öykülerini de paylaşmak isterim.

KAHRAMAN FAZIL

Binbaşı Fazıl Bey, 1889 yılında İşkodra’da doğmuştur. Babası Aydın’lı Kadı Abdurrahman Bey, annesi Saadet Hanım’dır. Fransız okulundan nakil olarak İstanbul Kuleli Askeri Lisesi’ne gelen Fazıl Bey, 1907 yılında Harp Okuluna girmiştir. 29 Mart 1910 tarihinde teğmen rütbesiyle mezun olmuştur. İlk önce 21. Fırkaya atanmış, 25 Temmuz 1912 tarihinde ise hava sınıfına geçmiş ve İngiltere’deki Bristol Havacılık Okuluna eğitim için gönderilmiştir. Balkan Harbinin başlaması üzerine eğitimini yarım bırakarak yurda dönmüş ve Edirne Tayyare Müfrezesi’ne atanmıştır. Balkan Harbi’nden sonra İstanbul Numune Tayyare Bölüğüne, ardından 1914 yılında ise Yeşilköy Tayyare Mektebi Baş Öğretmenliğine atanmıştır.

Türk Hava Kuvvetlerinde ilk akrobasi uçuşu Fazıl Bey tarafından 5 Mart 1914 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Fazıl Bey 400 metre irtifada “Viril” hareketini yapmayı başarmıştır.1914 yılında dünyada viril yapabilen çok az sayıda pilot bulunmaktaydı.

1917 yılı Kasım ayında Almanya- Berlin’de Satın Alma Komisyonu Tayyare Kısmına atanan Fazıl Bey, 1918’de Yeşilköy 9’uncu Tayyare Bölüğünde görevlendirilmiştir. 25 Ekim1918 tarihinde İstanbul’a hücum eden beş İngiliz tayyaresi ile tek başına hava muharebesine girmiş ve düşman tayyarelerini püskürtmeyi başarmıştır. Bu hava savaşından kendisi ağır yaralı olarak, tayyaresi de hasarlı olarak Yeşilköy’e inmiştir. Bu hava savaşından sonra kendisi “Kahraman Fazıl” olarak anılmaya başlamıştır. İki ay kadar hastanede tedavi gördükten sonra Yeşilköy Tayyare İstasyon Komutanı olarak atanmıştır.  İstanbul’un işgali döneminde Yeşilköy’den Maltepe’ye nakledilen Tayyarelerin bir kısmının Anadolu’ya kaçırılması için uğraşmıştır. Bu görevi başarıyla gerçekleştiremeyince kendisi Maltepe’den kaçarak Anadolu’daki Milli Kuvvetlere katılmıştır.

Çanakkale Muharebeleri, Birinci Dünya Harbi ve Kurtuluş savaşında gösterdiği başarılardan dolayı Fazıl Bey, Harp, Muharebe Gümüş Liyakat, 5. Rütbeden Kılıçlı Mecidi Madalyası, Gümüş İmtiyaz Madalyası, İstiklal Madalyası ve TBMM’den Takdirname ile ödüllendirilmiştir. 1915 yılında üsteğmen, 1918 yılında yüzbaşı olan Fazıl Bey 1922 yılında Büyük Taarruz sonrası Binbaşılığa terfi ettirilmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nın sona ermesinden sonra, İzmir-Seydiköy’de toplanan hava birliklerine Grup Komutan olarak atanmıştır. Bu dönemde Hava Okulunda Uçuş Baş Öğretmeni olarak görev yapmıştır. Bu grevde iken 27 Ocak 1923 tarihinde pilotaj eğitimi için öğrencisi deniz astsubay Mehmet Emin Bey ile uçuş esnasında düşmüşlerdir. Hastaneye kaldırılan her iki pilotumuz da kurtarılamayarak şehit olmuşlardır. Kahraman Fazıl Binbaşının mezarı İzmir hava şehitliğindedir.

YÜZBAŞI ALİ RIZA BEY

Türk havacıları ilk hava zaferini 30 Kasım 1915 günü Çanakkale’de kazandılar. O gün Çanakkale’de konuşlu 1. Tayyare Bölüğü’nde görevli Pilot Üsteğmen Ali Rıza Bey ve Rasıt Yedek Subay İbrahim Orhan Bey AK-1 numaralı Albatros C.I uçağı ile keşif görevine çıktılar. Kabatepe üzerine geldiklerinde bir düşman uçağı ile karşılaştılar. Bozcaada’dan havalanmış olan Maurice Farman M.F-11 modeli uçak, Fransız MF-98T hava birliğine aitti.

Rasıtlar tarafından kullanılan makineli tüfeklere sahip her iki uçak Kabatepe üzerinde hava muharebesine girişti. Uçakları pilotlar kullanırken, arka kabinde bulunan rasıtlar da uçağın makineli tüfekleri ile birbirlerine ateş ediyorlardı. Benzin deposundan isabet alan Fransız uçağı yanarak düştü. Yapılan zemin araştırmasında düşen Fransız uçağının enkazı Kabatepe’de tespit edildi. Bu başarıdan dolayı her iki uçucuya kıdem zammı ve para ödülü verildi.

Anlaşılacağı üzere bu zafer Pilot Üsteğmen Ali Rıza Bey ve Rasıt Yedek Subay İbrahim Orhan Bey’in ortak gayretlerinin semeresidir. Bu zaferi her ikisinden birine, diğerinin gayret ve çabasını anmadan, mal etmek/etmeye çalışmak tarihe ve gerçeklere ihanet olacaktır.

Bu vesile ile her iki Türk havacısını saygıyla anıyorum.

Son söz olarak, yıllar sonra gittiğim THK müzesinin sergi bölümünde, şahsıma ait 1977 yılı fotoğraflı paraşüt atlayış kartım maalesef vitrinden kaldırılmış. Bu kart müze envanterine de diğer tüm objeler gibi kaydedilmişti. Umarım malum müdürümüzün kişisel hıncına kurban gitmemiştir. Gün olup gerçek havacılar, yok olmadan THK yönetimine gelir ise, bu kaldırılışın nedenini araştıracağım.

Bir işi severseniz, ilgilenirsiniz.

İlgilenirseniz, bilgilenirsiniz.

Bilgi de sevgiyi doğurur.

Mustafa KILIÇ

Havacılık Tarihi Araştırmacısı – Yazar

Sontayyareci@gmail.com

0536 273 62 62 

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap