Yurtdışına çıkarken yapılmaması gerekenler...

  • 21/09/2012 13:10

Pasaportunuzu kaybettiniz. Hem de yurtdışında... Çok ciddi bir sorunla karşı karşıyasınız. Birinciblog, birinci ağızdana tecrübelerini paylaşıyor...

Sayın okur! Az sonra okuyacağınız; yurtdışında bizzat yaşanmış, kah komik kah trajik ancak hepsi gerçek tecrübelerle sabit olaylardan çıkarılmış derslerin yazıya dökülmüş halidir. Zira yurtdışına çıktığında başına en az pişmiş tavuk kadar trajikomik tecrübeler gelen ben deniz, haftanın son iş gününde (kimileri için) sizinle deneyimlerimi paylaşmak istedim. Bu yazımın ilk bölümü. Söylenecek o kadar çok şey var ki, bölüm bölüm yazmaya karar verdim.

Hatta siz de tecrübelerinizi paylaşın, birlikte ders çıkaralım, yapmayalım…

Efendim işte yurtdışında “cızzz, sakın yapmayın” dediğimiz faideli yazımızın ilk bölümü…

Uygularsınız ya da uygulamazsanız ama sonra “demedi” demeyin… 

Kadın polis memurundan kaçııııın!!!

“O da ne demek?” demeyin. İlk yurtdışı seyahatim Fransa’yaydı. Pasaport kuyruğunda saf saf bekliyorum. Önümde bir Fransız amca, bir de Kırgız teyze vardı. Belli ki birbirlerini sevmişler, anlaşıp evlenmişler. Belli ki kadıncağız da benim gibi ilk kez Fransa’ya gidiyor. Pasaport polisi ise gıcıkların gıcığı bir Fransız kadın polis! Ben nereden bilirim, yanlış kuyruğa girdiğimi. Tecrübesizlik işte!

Sıra bu çifte geldiğinde “Fransız olmayan ölsün” diyen polisimiz yaklaşık yarım saat boyunca bu çifte sorun çıkarıyor. Ben arkada beklemeye devam! En son sinirleniyor, bağırmaya başlıyor. Neyse en nihayetinde bu çifti kenara alıyor ve bana gülümseyerek yaklaşmamı söylüyor. Ne kadar stresli bir an benim için siz tahmin edin! İlk başta beni Fransız sanıp bir “Bonjour” dedikten sonra (O zaman kâküllerim vardı, onlar yanılttı onu kesin) pasaportumdaki ay yıldızı görünce pis bir bakış fırlatıyor bana. Topu topu 3 gün kalacağım ülkeye “Multi girişin yok” gibi saçma sapan bahanelerle almamaya kalkıyor. Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık.

Ben mantıklı mantıklı açıklamaya çalışırken, bir an kadının dikkati benden, baş memur olarak tahmin ettiğim üniformalı bir görevlinin Kırgız-Fransız çiftinin yanına gelmesi ve onlarla konuşmaya başlamasıyla o tarafa doğru kayıyor. (Ben ağaç gibi dikilmeye devam ediyorum tabi.) O an anlıyorum ki kadın polisimizin asıl kafayı taktığı ben değil, o çift. Ben kurunun yanında yaş… Kıssadan hisse; Kırgız teyzemiz bir şekilde sınır dışı ediliyor. Bizim polis ablanın yüzünde pis bir sırıtma ve bana “Hoş geldiniz” diyor, pasaporta damgayı basıp “Next” diyor.

Bu tecrübe bana şunu öğretti. Sakın ola ki kuyruk tercihinizi bir kadın memurdan yana kullanmayın. İnanın ondan sonra hiç sorun yaşamadım…Çantanızı orda burada bırakmayın

Bundan birkaç yıl önce Londra’ya tatile gitmiştim. Londra’nın en meşhur pub’larından birinde oturuyoruz. Çantam da oturduğum sandalyemin yanına asılı. Arkadaşımınki de benim çantamın altında duruyor. Bir ara sigara içmek için dışarı çıkıyorum. Bu arada arkadaşlar masada oturmaya devam ediyor. Ve döndüğümde çanta yok!!! Arkadaşınki duruyor. Görevlilere gidiyor, derdimizi anlatmaya çalışıyoruz. “İmkansız bu pub’ın tarihinde henüz hırsızlık vakasına rastlanmadı” diyor. Arkadaş zaten canım burnumda çanta gitmiş bir de adamı ikna etmeye çalış. Neyse güç bela ikna oluyor. Ara ara yok. Geçmiş olsun! Çanta sizlere ömür. Ertesi gün karakola gidiyor, ifade veriyoruz. Allah için bana 6 ay boyunca Londra polisinden mektup geldi. “Çantanızın soruşturmasını takipteyiz, davanızı şu numaralı dosyadan takip edebilirsiniz, kamera kayıtları şu tarihte incelenecektir vs” diye. Sonuç mu? Delil yetersizliğinden dava kapandı tabi, çanta da gittiğinle kaldı…

Bu tecrübe bana şunu öğretti: Burası Londra’nın en iyi barı, burası Los Angeles’ın en iyi restoranı deyip aldanmayın. Siz siz olun çantanızı yanınızdan ayırmayın!Pasaport ve nakitler çantaya değil, cüzdana

Bu çanta çaldırmanın aslında bana öğrettiği güzel şeyler de oldu. Akşam çıkmadan önce pasaport ve paraları yanıma almaya karar vermiştim. Arkadaşım, “Ne gerek var kasaya bırak” dedi. “Para tamam da ama ya bir anda pub’a falan polis gelir, kimlik görmek isterse” diye itiraz edecek oldum, “Burcu ben 2,5 yıl burada yaşadım bir gün bile öyle bir şeyle karşılaşmadım, burası Türkiye değil” dedi. Doğru biz barları “Bir gece ansızın gelebilirim” diye polis baskını tedirginliğiyle geçirmiş nesildik. Polisin sizin tipinizi beğenmemesi veya başka bir nedenle “Buyurun sizi bu akşam misafir edelim” demesi her zaman an meselesiydi. O yüzden kimliğimiz her zaman ama her zaman yanımızda olurdu.  Düşünüyorum, hak veriyorum arkadaşıma. Ve pasaport ile paraları kasaya bırakıyorum.

Amanın iyi ki de almamışım yanıma. Bir de pasaport gitseydi halim niceydi. Türk Konsolosluğu’nda kendinizi ispat edene kadar misafir (!) ediliyorsunuz, sonra da aynen ülkenize paketleniyorsunuz.

Bu tecrübe bana şunu öğretti: Yurtdışında pasaporta bir tek ülkeye giriş yaparken ihtiyacınız var. Şahsen ben bir daha hiç ihtiyaç duymuyorum. Kendi nüfus cüzdanınızı göstermeniz yeterli oluyor. Siz siz olun dışarıya çıkarken yanınıza pasaport, para gibi kritik öneme sahip şeyler almayın…

(http://www.birinciblog.com/yurtdisina-ciktiginizda-bunlari-sakin-yapmayin-1/)