Borga Dinçler

Demiryolunda mı havayolunda mı daha çok kaza oluyor?

  • Son Güncelleme: 15/12/18 06:50:26
  • 2

13 Aralık 2018, saat 06:36

 

Ankara – Konya seferini yapmakta olan YHT, bir kontrol lokomotifine ile kafa kafaya çarpıştı. Akıl almaz bir kaza sonucu 9 kişi hayatını kaybetti, 22 yaralı var. Bu yılın ikinci ölümlü tren kazası. Çok acı. Maalesef ne ilk ve korkarım ne de son olacak. 

 

Dünyanın pek çok ülkesinde yıllardır başarıyla çalışan YHT sistemi adı üzerinde hızlı, gayet güvenli ve şehir merkezlerinde yer alan garları kullandığı için pek çok yolcunun havayolundan ziyade demiryolu ile seyahat etmesini sağlayan bir sistem.

 

İstanbul’daki banliyö hatlarının tamamlanması ile Istanbul’dan Ankara’ya 3-3,5 saat gibi bir sürede ulaşılabilecek. Bu gerçekleştiğinde Istanbul-Ankara arasındaki uçak seferlerine olan talebin azalacağı gerçeği de herkesin malumu. 

 

Fakat maalesef gerçekleşen kazalar, sebebi ne olursa olsun, demiryollarına olan güveni sarsıyor. Gelen acı haberlerle hem üzülüyor, hem de endişeleniyoruz.

 

Havacılık Sektörü

 

Havacılığın diğer taşıma sistemlerine göre daha  güvenli olmasının, kaza ve ölüm oranlarının düşük olmasının birkaç nedeni var. 

 

Birinci sebep havacılık kurallarının kanla yazılmış olmasıdır. Her kazadan ders alınır, düzeltici ve önleyici tedbirler alınır, uçak üreticileri tüm havayollarına bilgi verir, sivil havacılık otoriteleri derhal aksiyon alır ve havayolları bu güncellenen bilgi ve kurallara göre uçmaya devam eder. Zaten bu nedenle geçmişe oranla bugün havacılık çok daha güvenli.

 

İkincisi ve en önemlisi havacılık uluslararası standartlara göre regüle edilir, yönetilir. Bir uçağın bakımlarının ne zaman ve ne şekilde yapılacağı bellidir, bir havalimanının operasyon kriterleri bellidir. Hava sahasının nasıl yönetileceği, diğer ülkelerle koordinasyon, hatta telsiz üzerinden yapılan iletişimin bile standartları vardır. 

 

Hiç bir ülkenin veya havayolunun bu kural ve kaideler dışında operasyon yapma şansı yoktur. Şayet uçaklarınızın bakımını doğru ve zamanında yapmazsanız bakım yetkinizi kaybedersiniz, uçaklarınızı bu yetkiye sahip yerlere göndermek zorunda kalırsınız. Eğer bir havalimanı belirli uçuş güvenliği standartlarını sağlayamıyorsa havayolları buraya uçmaz. Sivil havacılığınızı doğru yönetmiyorsanız diğer ülkeler sizin havayollarınızın kendi havalimanlarına sefer yapmasını kısıtlar. Hiç kimse ne yolcularını, ne çalışanlarını, ne de uçağını riske atar.

 

Kısacası sektörün her oyuncusu dünyanın her tarafında aynı kurallara göre hareket eder.

 

Peki Demiryolları?

 

Maalesef burada iki sorun var. Birincisi demiryolları, havacılık gibi uluslararası standartlara göre regüle edilmiyor ve her ülke kendi ulusal mevzuatını uyguluyor. Evet, belli teknik standartlar var ancak bunların denetimini ve geliştirilmesini yöneten, tüm demiryolu operasyonu yapan şirket ve organizasyonların standartlara uygun hareket etmesini sağlayacak bir mekanizma yok. 

 

Havacılık endüstrisinde havayollarını temsil eden IATA, havalimanlarını temsil eden ACI ve devletler seviyesinde sivil havacılığı düzenleyen BM’ye bağlı ICAO gibi kurumlar varken demiryollarında bunun birebir karşılığı bulunmuyor.

 

UIC - Uluslararası Demiryolları Organizasyonu, ya da orijinal ismi ile ‘Union Internationale des Chemins de Fer’ demiryolu sektörünün tüm oyuncularını içinde barındıran bir çatı organizasyon. Hem altyapı sahipleri hem de işletmeciler üye. IATA + ACI gibi düşünebiliriz ama sektöre katkısı onlar gibi değil. Merkezi Paris olan bu organizasyonla ilgili ilginç bir bilgi de başkan yardımcısının TCDD Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü İsa Apaydın olması.

 

AB içerisinde bile havacılıkta olduğu gibi bir sistem kurulamamış durumda. AB’nin demiryolu ağını ve işletimini güvenli ve entegre şekilde yönetebilmek için 2004 yılında kurduğu ERA - European Union Agency for Railways daha yolun başında sayılır. 

 

Havayolu – Demiryolu karşılaştırmalı yapılanmalar

 

Ülkemizde havacılık sektörün yöneticisi, kural koyucusu Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına bağlı SGHM – Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüdür. Havalimanlarının sahibi ve işletmecisi (YİD ile yapılanlar hariç) yine bakanlığa bağlı DHMİ - Devlet Hava Meydanları İşletmesi’dir. Havayolları, hava taşımacılığı yapan tüm şirketler, bu iki otoritenin uluslararası standartlara göre belirlediği kurallara göre işletilir ve operasyon yaparlar.

 

Demiryollarına baktığımızda durum farklı. Bakanlık organizasyon şemasına göre aktarıyorum; SHGM’nin karşılığı olarak DDGM - Demiryolu Düzenleme Genel Müdürlüğü var, DHMİ’nin karşılığı bildiğimiz TCDD var. Havayollarının muadili ise TCDD TAŞIMACILIK A.Ş. ama bu şirket adından da anlaşılacağı gibi TCDD’ye bağlı bir yapı.

 

İş burada biraz karışıyor zira ülkemizde özel demiryolu şirketi olmadığı için altyapıyı yapan ve işler tutan da taşımacılık yapan da TCDD. Yani Türkiye’deki tüm uçuşların DHMİ tarafından yapılması gibi bir durum söz konusu. 

 

Diğer sıkıntılı ve çok daha önemli olan durum da havacılığın aksine demiryollarında uluslararası regülasyonun olmaması. Havacılığın aksine demiryollarında standartlara uymadığınızda sizi operasyondan men edecek ya da o hattı ulaşıma kapayacak caydırıcı bir yapılanma yok. 

 

Hal böyle olunca hata ve ihmaller, dolayısıyla da kazaları önleyemiyoruz. İnsanımız ölüyor, canımız yanıyor. 

 

Son Ankara kazasının sebebi ise olarak sinyalizasyon olmaması ve iletişimdeki 2 dakikalık sapma (insan hatası) olarak gösteriliyor. Birincisi, bu VOR/DME olmadan uçmak gibi bir şey. Tüm yükün havadaki (kokpit) ve yerdeki (kule) insanların omuzlarında olması. İkincisi, yani hatta bir başka trenin olması da bir uçağın rotasında bir başka uçağın olması ve bunun iletişimdeki 2dk’lık bir sapma nedeniyle önlenememesi. Her şekilde günümüz havacılığında olmayacak iki hata veya ihmal söz konusu.

 

Sonuçları ortada

 

Demiryollarında durum maalesef böyle. Son on yılda ülkemizde bir çok kaza yaşanmış. Sırf bu sene Çorlu ve Ankara’da gerçekleşen kazalarda 34 kişi vefat etti. 

 

Son 10 yılda THY ve diğer Türk havayolu şirketlerinin (genel havacılık hariç) Türkiye’de veya yurt dışında gerçekleşen ölümlü uçak kazası sayısı ve bu kazalarda hayatını kaybeden kişi sayısı 0, yazı ile sıfır. *

 

Son 20 yıla baktığımızda ise maalesef beş ölümlü uçak kazası var ama bu kazaların hiç biri hava sahasının yanlış yönetimi, pist ışıklarının yanmaması , VOR veya radar arızası gibi nedenlerle olmadı. Genelde uçaklardaki teknik arızalar veya hatalı pilotajdan kaynaklandı ve yazının başında belirttiğim gibi bunlardan alınan dersler derhal uygulamaya aksetti. 

 

Çözüm?

 

Havacılıkla ilgili bu kadar iyi iş çıkaran, THY gibi bir dünya markası yaratmış, diğer havayolu ve havalimanlarımızla Avrupa ve Dünya havacılığına ağırlığımızı koymuşken, bu sektördeki başarımızı demiryollarına aktarmak ve de uygulamak bu kadar zor olmamalı.

 

EASA – Avrupa Sivil Havacılık Güvenliği kurumunun en son yaptığı SAFA - Yabancı Hava Aracı Emniyet Denetiminde 48 ülke arasında en az bulgu ile çıkan ikinci ülke Türkiye oldu. Yani istediğimizde en iyisini yapabiliyoruz.

 

İşin nasıl yapılması gerektiğini, ne şekilde denetlenmesini ve yönetilmesini bildiğimize ve yapabildiğimize göre geriye bu birikimi demiryollarına aktarmak ve ciddiyetle uygulamak kalıyor. Çözüm basit ve ortada, niyet ve kararlılık olursa.

 

 

Kaynak: Aviation Safety Network sitesi

Not: Bu yazıya bilgi ve yorumlarıyla katkıda bulunan Onur Uysal’a (Rail Turkey) teşekkürler.

 
Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap