Almanya'dan Adana'ya tarihi Do27 uçuşu

  • 12/01/2019 11:12

Süleyman DOĞAN - Pilot

Adana’da narenciye bahçeleri içinde minik bir sportif hava alanı vardır. Genellikle kuyruk tekerlekli uçakların uçurulduğu portakal çiçeği kokulu küçücük bir meydan ve bu meydanda faaliyetlerde bulunan Kelaynak Havacılık Derneği Ailesi…

Kısa bir süre önce bu şirin havacılık ailesine yeni bir konuk dahil oldu; Almanların 2. Dünya Savaşı sonrası ilk imalatı olan Do27. Bu uçak, uzun yıllar Türkiye’de Kara Havacılık ile Maden Tetkik Arama (MTA) tarafından kullanıldı.

Pilot Ali Özler ve Ferhat Tigrel Almanya gezileri esnasında karşılaştıkları uçağı almaya karar verirler. Sonrasında da bu büyüklükteki uçağı getirme işi Boeing 747 Kaptanı Ali Doğruöz ve eski kuyruk tekerci Süleyman Doğan’a düşer. 

ÖN İNCELEME

Ağustos ayında Hava Kuvvetlerinden emekli Teknisyen ve Kelaynak Havacılık Kulübü Başkanı Kubilay Toklu liderliğindeki ekip Almanya Standel meydanında bulunan uçağın teknik kabulü için kontrol, kabul ve intibak uçuşuna giderler…

Yapılan kontrollerde uçağın fren tertibatı ile alakalı sorun bulan ekip uçağın kabulünü yapmaz ve uçağı Münih, Mhüldorf’ ta bulunan bir bakım merkezine bakım için gönderirler…

20 gün süren bakım sonrası 3 kişiden oluşan ekip uçağı teslim almak için tekrar Münih’e gider. Hava şartlarının olumsuzluğu sebebi ile hemen yola çıkmak zorundadırlar. Avusturya, Slovakya ve Macaristan üzerinden Romanya, Sırbistan sınırında yer alan ve Avrupa Birliği’nin son gümrüklü meydanı olan Szeged meydanına planlama yaparlar... 

XXXX tarihinde hafif yağış sonrası saat 09:00 kalkış ile beraber frenlerin istendiği gibi olmadığı anlaşılır. Aynı meydana inip inmemek konusunda kısa bir istişare sonrasında gidecekleri meydanda çim pist olması ve arkadan gelen büyük cephenin görevi çok geciktireceği varsayımı ile yola devam etmeye karar verirler.

UÇAKTA FREN YOK

Kalkışı müteakip tek sorunun fren olmadığı da anlaşılır; zira intercom da bozuktur ve ekip ancak işaret dili ile anlaşmak zorundadır. Kalkıştan 40 dakika sonra Avusturya hava sahasında askeri jet aktivasyon yoğunluğunda (telsizi tek duyabilen kişi uçakta Ali Kaptandır) Güney’e Alpler’in içlerine yönlendirilirler, yol uzar 3 saat 10 dakika planlanan uçuş 4 saate çıkar. 

Ana yakıt tankları azalır yedek yakıt tanklarına geçerler fakat daha önce denememiş oldukları yedek tanklar ekibi tedirgin eder. 3 saat 50 dakika süren uçuş sonunda varış meydanında çim pistin kapalı olması nedeni ile beton piste inmek zorunda kalırlar ancak çok zorlu bir iniş olur. Bu tarz ağır ve kuyruktan tekerlekli uçaklarda fren olmaması uçağı iniş aksı doğrultusunda tutmayı nerede ise imkansız hale getirmektedir. 

Ali Kaptan’ın, ilaçlama ve THK deneyimi sayesinde inişi kırım yapmadan gerçekleştirirler, ancak pistten park yerine gitmek 15 dakikalarını alır çünkü sağ fren tamamen yoktur ve dönmek için soldan tam dönüşle ilerlemeye çalışırlar. 

Kubilay Başkanın Teknik deneyimi (Alman Bakım Merkezine küfürler eşliğinde) sorunu bulur ama çözüm üretmek için yeterli malzeme yoktur. Uçağı orada bırakarak fren pistonlarını söküp Türkiye’ye dönerler. Piston yapılır, fren pabuçları yenilenir ve Ekim ayında tekrar gidilir. Ancak bu da nafile bir gidiştir çünkü pistonlar yeniden patlar. Amerika ve Almanya’dan yeni siparişler verilir ve Kubilay Başkan önden Macaristan’a gidip uçağı hazır hale getirir.

Kasım ayı gelmiş, havalar soğumaya ve bozmaya başlamıştır. Ali Kaptan seyahat tarihinde yoğunlaşan programı ve işe girme şurası bekleyen genç pilotların eğitimi için Türkiye’de kalmak zorundadır. 

Süleyman Kaptan ve genç pilotlardan xxxx, hazır olan uçağı almaya ve test etmeye Macaristan Szeged’ e yola çıkarlar. Szeged’te hava bozuk olmasına rağmen 3/5 meydan turu ile uçağı denemeye uygun bir şans verir... Gitme vaktidir artık.  

TEKRAR YOLA ÇIKILIYOR

Sabahın erken saatlerinde 2 pilot ve bir teknisyenden oluşan ekip: Romanya rotasını meteorolojik sebeplerden iptal ederek Sırbistan’ a Şükrü Paşanın fethettiği Niş’e yönlenir. MVFR olan hava geriye dönülemeyecek yoğunlukta bozmaktadır ve uçuşun ilk bir saatlik bölümü bulut içi IFR uçulur. Niş göründüğünde hava kararmış, her yerde şimşekler çakmaktadır. Zorlu yolculuk sonunda Niş’e inilir fakat ekibi tatsız  sürprizler beklemektedir. Yakıt yoktur ve meteoroloji 1 haftalık periyodu yağışlı vermektedir. Çaresiz Niş kasabasına yerleşirler ve saat başı umutsuzca meteoroloji takip ederler. 

3. Gün meteorolojinin 2 saat kadar kalkışa müsaade edeceğine kanaat getirirler ve uçuş planı hazırlarlar. Lokal saat 11:00 olan planlarını, hava alanının 12:00’de açılması sebebi ile 12:00 yapmak zorunda kalırlar. Pasaport, gümrük derken Sofia için 12:40’da motor çalıştırma alırlar fakat meydan yeniden IFR şartlara düşmüştür. Gümrük ve diğer personel homurdanarak ülkeye geri girişlerini isteksizce yapmak zorunda kalır. 

YEDİNCİ GÜNDE SOFYA İÇİN KALKIŞ

Devam eden 4 gün boyunca yağmurun ardından 7. Gün kar yapışı başlamadan hemen önce Sofya için kalkış gerçekleşir. Kuyruktan 30 knot rüzgar yardımı ile yakıt ikmali için Sofya’ya inilir. Sofya yer ve AIS ofisin yardımseverliği takdire şayan ve beklenmeyecek kadar pozitiftir. 

Kalkış ve Türkiye’ye kadar kusursuz radar Tracks servisi ardından ekibi İstanbul radara devrederler. Devreder de ara ki İstanbul’u bulasın, ara ki Çorlu’ya ulaşasın(hata tabii 30.000feetten girmediği için bizimkilerdedir) durumu ile karşılaşırlar. Çorlu 5 nm’de gün batımına 30 dakika kala ancak Kule ile bağlantı kurabilirler . 

İNİŞ VE SORUNLARIN BAŞLANGICI

Defalarca indikleri ve ekibin daha önceden de çeşitli inişler yaptığı tek park yeri olan Çorlu’da talep etmedikleri halde follow me hizmet ile park yerine zorla götürülürler. Uçağın millileştirilmesi için gelindiği ve SHGM tarafından verilen izinlerde Çorlu meydanının da olduğu barkodlu resmî izin belgesini göstermelerine rağmen “Nerden geldin, niye geldin, senin buraya inme yetkin yok, izin aldın mı?” gibi garip ve Türk makamlarınca sorulmaz ise ayıp olur cinsinden soruları müteakip Brifing Ofis sahneye çıkar... 

Türlü ispat sohbetlerinin ardından “ha o evrak bize 20 gün önce gelmişti” şeklinde  izahı çok zor bir cümle ile sordukları tüm gereksiz soruları bitirirler. 

Ekip, Pasaport ve gümrük işini müteakip geceyi Çorlu’da geçirmek ve ertesi sabah Sivrihisar Hava Parkı, Konya ve Adana şeklinde olan programa uymak için Çorlu Havaalanına devam eder....
Zırrr, zırrrr,zırrrt......0 (312).....,., oda ne Ankara telefonu?
Ankara FIC...!
Buyurun demeye kalmadan bir hışım ile; “ Sizin ferry müsaadenizde Szeged-Adana yazıyor niye Çorlu’ya indiniz bakiiim?” diye bir cümle ile kulakları yankılanır.
“Öğretmenin vallahi ben tahtaya çizmedim ama …!”

ANLAT ANLAT BİTMEZ

Sonra işini çok güzel bilen ve son derece hakim yüce FİC çalışanına bu uçağın çok yaşlı ve yorgun olduğunu, aslında biraz daha genç olsa -mesela 30larında falan olsa- direkt Adana’ya da gidebileceğini ama, yaşlı ve gözü görmeyen bu uçağın gece olunca sıcak ve güvenli bir yere ihtiyacı olacağını anlatmaya çalıştılar.  Ama işine oldukça hakim çalışanlar 20:00’de Sivil Havacılıkta izin veren kişiye cep telefonundan ulaşmaya çalıştığını ve ulaşamadıklarını iletirler. !SHGM’de akşam 20:00’ de teknikte kimi bulacaklar ise?!

Her zaman ki gibi anlaşamadılar ve Ekip, kendilerine yaşlı, gözü görmez uçağın gece bir yere gidemeyeceğini, istese bile Çorlu’da iyi korunduğundan orada kalacağını iletince çalışanlar iyice sinirlenirler ve gece görüşmeleri orada noktalanır.

Sabah 07:00’da FIC Ekibi aramaya başlar. Aynı konular gündeme gelince devlet kurumları arasında koordinasyonun yine kurumlar arasında olması gerektiğini iletme gafletinde bulunan Ekip artık SHGM devreye girene kadar yalnız kalırlar.

SHGM EL ATAR VE SORUN ÇÖZÜLÜR

Nihayetinde Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün devreye girmesi ile sorunlar inanılmaz bir hızla çözülür ve nasıl olduysa 1 saat gibi kısa bir sürede de  gümrük işlemlerinin  tamamlanmasıyla saat 11:00 lokal de planlı olarak motor çalıştırılır. Yaşasın sonunda her şey tamam derken 10 dakika çalışan motor ile  beklemenin ardından öğrenirler ki Taxi müsaadesi verilmeyecektir. Zira DHMİ’ nin  konaklama bedeli istemektedir. Dakikada 3EURO yakıt bedeli harcadıklarından 50TL bedelin hızlıca ödenmesi için hiç görevi olmadığı halde Gümrükçüyle irtibata geçilir ve borcumuz ödenir ve KALKIŞ…

Rüzgârlı bir öğlen Marmara’yı 1500feet ile kat ederek Eskişehir Yaklaşma’nın profesyonel ve seslendirme sanatçısı olacak kadar düzgün konuşan yardımsever kontrolörleri eşliğinde Sivrihisar’a,  Ali İsmet Öztürk’ün vahasına inilir. Her zaman eve dönüş mutluluğu yaşatan güzel insanların vahası... Çölün orta yerinde bu kadar mı güzel olur insanlar, tesis ve atmosfer. Yol uzun, gitme vakti saat 15:00 olmuştur ama Çorlu FIC. sorunları burada da baş göstermeye devam eder. 

Ankara FIC  “sizin oraya inme izniniz yok, kalkamazsınız” diyor, anlatıyorlar kaçıncı kez olduğunu önemsemeden, ve “Tamam sabahki vardiya yazıyı aşağılara koymuş” diyerek planı kabul ediyorlar…. Ama artık saat 16:00 ve Adana’ya ulaşım imkansız .... KONYA’ya devam ediyorlar, Batı’dan kötü bir yağmur geliyor gün batımına dakikalar var... 

Motor uğultusu ve arızalı kulaklık eşliğinde KONYA 7 nm kalıncaya kadar hiç bir radyo frekansı ile irtibat kuramadan geliyorlar. Şehrin ışıkları harika görünüyor gözlerine ve Konya Radar’ın cızırtılı sesi rahatlatıyor... DO27’ yi aldıkları günden beri ilk kez adabı ile güzel indirmeyi başarıyorlar “sanırım alışmaya başladık birbirimize” düşüncesiyle….. 

Karanlıkta uçağı parka bırakıp kendilerini karşılamaya gelen Konya’nın duayen havacıları her zamanki misafirperverlikleri ile Ekibi yemeğe aldılar. Konya’nın o harika lezzetleri ve dost sohbetlerin sıcaklığı, üşüyen bedenlerini ısıtmaya, günlerdir her türlü gerilen sinirlerini yumuşatmaya yetmiştir. Sabahın 07:00’da başlayan mesaileri ve sinir harpleri bedenlerini yormuş, ama bu havacılık aşkı ile yanıp tutuşan dostlardan da kopmak mümkün olmadığından gece 23:30’a kadar süren sohbet, havacılık, Konya’da yapmak istedikleri Harika projeler, uçuş hikayeleri sanki gün yeni başladı hissi vermiştir. 

Sabah 07:00 kahvaltı ve misafirperverlik kitabının en başındaki Konyalı dostlar nezaretinde KONYA havaalanı... 

Yolculuğun son ayağı bulutlu ve türbülansı bir hava, kafa rüzgarı, Toroslar 8:500 feet soğuk hem de ne soğuk. İncirliğin uzaktan gelen sesi, Tarsus üzeri güzel yuvaları Kelaynak Havacılık tesislerine yaklaşma ve yuvaya ilk iniş. 

İndikten sonra görevini tamamladıktan sonraki sevinç, burukluk ve benzer bir yığın duygu ile park yerine gelip homurdanan motoru kapattıktan sonra çöken kısa sessizlik. 

Yaşlı bir Dornier’in hikayesi bu…