En esrarengiz uçak kazaları!

  • 18/03/2014 15:01

Alihan MESTÇİ- Habertürk HT Pazar

1937: Amelia Earhart

Amerikan havacı, ilk kadın pilot Amelia Earhart’ın ortadan kayboluşu dünyanın en esrarengiz hikâyelerinden biri. İlklerin pilotu Earhart, en iddialı uçuşunu yapıyordu. Zira, 1928’de Atlas Okyanusu’nu yolcu olarak geçen ilk kadındı. 20-21 Mayıs 1932’de tek başına Newfoundland’dan İrlanda’ya uçarak Atlas Okyanusu’nu tek başına uçakla geçen ilk kadın oldu. ABD’yi baştan başa geçtiği uçuşundan sonra, Ocak 1935’te, Newfoundland-İrlanda arasındaki mesafeden daha uzun olan Hawaii-California arasını yine tek başına uçan ilk kişiydi. 

2 Temmuz 1937’deyse ABD’li meslektaşı, kılavuz Fred Noonan ile Lockheed Electra modeli, çift motorlu bir uçakla Californiya’dan dünya turuna çıktı. Earhart’ın en büyük hevesi dünyanın çevresini dönen ilk kadın pilot olmaktı. Yolculuğunun üçte ikisini tamamladığı sırada, varışa 7 bin mil kala Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki Howland Adası’na yakıt ikmali yapmak için zorunlu iniş yapıyordu. Kayıt altına alınan son sözü “Kolaysa bulun beni” oldu. Ve izine bir daha rastlanamadı. 

Amerikalılar, 4 milyon dolar harcayarak okyanusta yaklaşık 400 bin kilometre kare alanda Earhart’ı aramasına rağmen izine rastlayamadı. Earhart ve kılavuz Noonan sırra kadem bastı. Çoğu kişi yakıtlarının bitmesi sebebiyle okyanusa çakıldıklarını düşünüyor. Bir iddiaya göreyse Earhart, dönemin ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt’e çalışan bir ajandı ve Japonlar tarafında yakalandı. Öte yandan, Japon adalarına çarptıktan sonra cesedinin kum yengeçleri tarafından ortadan kaldırıldığını düşünenler de, Earhart’ın uzaylılar tarafından kaçırıldığına inananlar da var.

1945: Bermuda Şeytan Üçgeni efsanesini yaratan “Uçuş 19”

Bermuda Şeytan Üçgeni efsanesi bu olayla doğdu. Zira bu tek bir uçağın değil, önce Amerikan donanmasına ait 5 bombardıman uçağının, ardından da onları aramaya giden kurtarma uçağının 5 Aralık 1945’te Florida kıyılarında kaybolmasının hikâyesi. Hava açıktı. Charles Taylor adlı deneyimli bir uçuş eğitmeni önderliğinde 350-400 saatlik uçuş deneyimi bulunan uzman pilotlar eğitim uçuşuna çıktılar. 90 dakika sonra pilotlar yönlerini kaybetti. 

Radyo kayıtlarına göre pusulası arızalandı ve Taylor yönünü şaşırdı. Öğrencilerini Florida yerine Bahamalar’a doğru götürmeye başladı. Merkez durumu fark etti. Ama Taylor’ı yanlış yöne gittiğine inandıramadı. Okyanus boyunca karadan uzaklaşmaya başladılar. Öğrencileri, Taylor’a Batı’ya gitmesi için yalvarıyordu. Bir anda kule, 5 uçakla olan irtibatını kaybetti. O günden bu yana bir daha ne Taylor ne de öğrencilerinden haber alındı. 

Üstelik bu 5’liye aynı gün bir pilot daha eklenecekti. Zira, donanma pilotlarını aramaya çıkan bir kurtarma uçağı da Taylor ve öğrencilerinin kaybolduğu yerde ortadan yok oldu. Bu 6 uçağın kalıntısına hiçbir zaman ulaşılamadı. Uçakların kaybolduğu yer Bermuda Şeytan Üçgeni’ydi. Bu olayı daha da ilginç kılansa, eğitmen Charles Taylor’ın o gün hiçbir bahane göstermeden eğitim uçuşuna çıkmak istemediğini üstlerine belirtmiş olması. Donanma Taylor’ın talebini reddetmiş ve günlük planı uygulamasını emretmişti.

1947: İngiliz Güney Amerikan Havayolları (BSAA) Buenos Aires-Santiago uçağı

2 Ağustos 1947’de 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan kaza, bir bombardıman uçağından sivil havacılığa geçirilmiş Star Dust tipi bir uçağın Arjantin’deki And Dağları’nda kaybolmasıyla meydana geldi. Arjantin’den Şili’ye yol alan uçaktan, planlanan iniş vaktinden birkaç dakika önce haber alınamamaya başlandı. Uçağın radyo operatörüne bırakılan son mesaj Mors alfabesiyle “STENDEC” idi. 

Aradan 10 yıllar geçti ama bu mesajın ne anlama geldiği hâlâ çözülemedi. Üstelik 50 yıl boyunca uçağa dair hiçbir kalıntıya ulaşılamadı. Enkazın bulunabileceği her yer taranmış ve Star Dust’a ne olduğunun hiçbir zaman ortaya çıkmayacağına ikna olunmuştu. 1997’de bir grup dağcı uçağı buldu. Enkaz, kocaman bir buzul parçasının içine gömülü haldeydi. Dağcılar sayesinde anlaşıldı ki Star Dust rotasından sapmış, görüşü kaybedip bulutun örttüğü bir dağa girmişti. Nitekim, o güne kadar uçağı uzaylıların sabote ettiğine inanılıyordu. Ancak “STENDEC”in ne anlama geldiği yine de anlaşılamadı.

1996: Trans World Havayolları 800 sefer numaralı New York-Paris uçağı

New York JFK’den Paris’e havalanan Boeing 747 kalktıktan 12 dakika sonra havada patladı ve uçağın kalıntıları Long Island kıyılarında görüldü. 230 kişi öldü. 4 yıllık bir araştırmanın sonunda ABD Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurumu, kazaya uçağın yakıt ikmal kısmında kıvılcım saçan arızalı bir kablonun sebep olduğunu belirledi. Ancak bu açıklama, uçağa doğru yükselen bir ışık çizgisi ve ardından alev topuna dönen bir uçak gördüğünü söyleyen 100’lerce FBI tanığının ifadeleriyle çelişiyor. 

Oraya çıkan tablo, uçağın bir füze tarafından vurulduğu iddialarını ortaya çıkarıyor. Teorilerden birine göre Amerikan donanması eğitim sırasında uçağı yanlışlıkla vurdu. Başka birine göreyse uçak kalıntılarında bulunan patlayıcı maddeler delil olarak alınmadı ve FBI tarafından tahrif edildi. Üçüncü bir seçenek de uçağa çarpan bir meteor parçası…

1999: EgyptAir 990 sefer sayılı New York-Kahire uçağı

31 Ekim 1999’da New York John F. Kennedy Uluslararası Havalimanı’ndan Kahire’ye gitmek üzere havalanan EgyptAir’e ait Boeing 767, kalkıştan hemen sonra Massachusetts’in güneyinde Atlantik Okyanusu’na çakıldı. 36 saniye içinde 14 bin feet yükseklikten düştü ve mürettebat dahil 217 kişi hayatını kaybetti. Kopilot Gamil El-Batuti’nin, uçakta yolculuk eden bir EgyptAir yöneticisi tarafından cinsel suistimal yaptığı gerekçesiyle sert bir şekilde azarlandığı biliniyor. Bunun üzerine kaptan Hatim Rüşdi, El-Batuti’ye “Bu senin son uçuşun olacak” diyor. El-Batuti’den gelen cevap “Senin de” oluyor. 

Ardından pilot tuvalete girmek için kokpitten çıkıyor. Kara kutu kayıtlarında, o sırada El-Batuti’nin kısık bir sesle “Allah’ım sana güveniyorum” dediği duyuluyor. El-Batuti, uçağı otomatik pilottan manuele alıyor ve yere doğru sürüyor. Uçak düştükçe “Allah’ım sana güveniyorum” demeye devam ediyor. Kaptan kokpite geri döndüğünde çok geç oluyor. ABD Ulusal Ulaşım Güvenliği Kurumu, uçağın düşmesinin sebebini büyük olasılıkla El-Batuti’nin hareketleri olarak belirtse de Mısır’dan gelen açıklamada sebep mekanik bir hata olarak gösterildi. Kopilotun intihar edip etmediği kesinleşmedi.

2003: Quatro de Fevereiro’dan Burkina Faso’ya doğru yola çıkan Boeing 727 kayboldu

11 yıl önce bir Boeing 727 Angola’nın başkenti Luanda’da sırra kadem bastı. Uçak, 25 Mayıs 2003’te Luanda’nın güneyindeki Quatro de Fevereiro Uluslararası Havaalanı’ndan Burkina Faso’ya hareket etmek üzere havalandı. Işıkları yanmıyor, vericisi çalışmıyordu. Bu bir şirket uçağıydı. Kaç kişilik bir mürettebatla havalandığına dair çelişkili raporlar var. Uçak mühendisi Ben Charles Padilla’nın uçakta olduğu kesin. Ancak kimi raporlar Padilla’nın yalnız olduğunu söylerken kimilerinde uçakta 3 kişi olduğu belirtiliyor. Kalkış yaptığından bu yana uçaktan haber alınamadı. Nerede olduğu hâlâ bilinmezliğini koruyor.

2009: Air France 447 sefer numaralı Rio de Janeiro-Paris uçağı

31 Mayıs 2009’da Airbus A330 model uçak Rio de Janeiro’dan Paris’e doğru havalandı. Birkaç saat sonra Atlantik Okyanusu üzerindeyken kontrol merkezine pozisyonunu belirtti. Bu, uçakla kurulan son temastı. Pilotların planlanan saatte merkezle iletişim kurmamasıyla bir sorun olduğu anlaşıldı. Oysa uçak saatler önce düşmüştü. Ama kokpitten hiçbir acil çağrı yapılmamıştı. A330 da tarihin en güvenli uçağıydı. Felaketin nedenini anlamak neredeyse imkânsızdı. 

Uçağın parçaları okyanus kıyılarına vurdu. Okyanusun derinliği enkaza ulaşmayı engelliyordu. Umutlar kesilmişti. Zira kazadan 30 gün sonra kara kutudan da sinyal gelmemeye başladı. Fransız yetkililer yine de araştırmaya devam etti. 2011’de özel bir araştırma ekibi tuttular. Uçağın kayıp parçaları bir hafta içinde bulundu. Fransız donanması kara kutuya ve 100’den fazla cesede ulaşabildi. Yolcu ve mürettebatın (228 kişi) tamamının öldüğü kesinleşti. Uçağın neden düştüğüyse hâlâ gizemini koruyor. Zira resmiyette, otomatik pilotun devreden çıkmasının ardından pilotların yaptığı hata düşüşün sebebi olarak gösteriliyor.

Ayrıca uçağın havadaki hızını belirleyen elektronik sistemin buzlandığı belirlendi. Fakat kimse, 3 tane deneyimli pilotun uçağı kolayca atlatılabilecek bir durumdan nasıl çıkaramadığını açıklayamıyor.