Erdoğan Menekşe 70 yaşında

  • 28/11/2017 22:28

İlk kez paraşütle atladığımda, gökteki mutluluğum anlatılamaz. Tabi ki kubbe dolana kadar olan bölüm hariç. Yere inene kadar çığlıklar içerisinde sevincimizi haykırmıştık her birimiz. Yerde ve sonraki günlerde bu mutluluğu anlatmada yaşadığımız her saniyeyi neredeyse saatlere bölmüştük.

Tüm dönem arkadaşlarımın ortak gururu “Kapı çıkışını ben kendim yaptım” oluyordu. Bense daha da ileri giderek, en önde bendim, görmediniz mi? yüzümü uçaktan çıkarınca nasılda buruşmuştu, şöyle bir baktım ve kendimi boşluğa salıverdim.

Acı gerçek çok sürmeden geldi, ertesi gün atlayış hazırlıkları başladığında yine arkadaşlarımla sen şöyle atladın, ben böyle çıktım derken, atlayış hocamız (Jump Master) “Çocuklar bırakın gevezeliği, hepiniz kıçınıza tekmeyi yediniz” dedi.

Aradan tam kırk yıl geçti. Konuya hâkim olmayanlara, hala ben kapıdan bir çıktım ki, dört bine kadar saymışım ve kontrollerimi yapmışım. T-10’un kolonlarını şöyle çekmişim, tam da kaldığım koğuşun önüne taklamı atmadan inmişim… Anlatır dururum. Ama tüm bu cümleleri kurarken asla tekmeyi yetiğimi unutmam ve de anlatmam. Dedim ya, aradan kırk yıl geçti. Geçen gün aynı tekmeyi bir kez daha yedim.

Kendisini kıramayacağım bir abim, beni çok önemli bir yazı yazmanın içine itti. Yazı konusu beni çok mutlu edecek bunu biliyorum. Ancak yazacağım konuyu istediğim gibi anlatamayacağım korkusu beni kahrediyor. Gerçekten de ne kadar güzel yazdığımı zannetse de olmayacağını biliyorum. Ama inanın yapabileceğim bir şey yok. Aramızda kalsın tekmeyi yedik bir kere.

İsmini yazmamı istemeyen, ağabeyim bana Menekşeleri gökte açtırmamı istedi. Hiç Menekşeler gökte açar mı?

Adı Erdoğan, soyadı Menekşe. Doğum tarihi kendi sosyal paylaşım sitelerine bakarsanız 12 Kasım, yıl belli değil. Kendisi paylaşmıyor. Paylaşmamakta da haklı bence. Çünkü yaş onu tanımlayan bir veri değil. Yani yaşı yok ve hiç olmayacak. Bulduğum belgelere bakarsanız 1947 doğumlu.

Lüleburgaz’ın Ahmet Bey kasabasında doğan Menekşe hocam ki, bundan sonra hocam olarak yazmaya devam edeceğim. Ankara’ya önce İstanbul ardından Zonguldak’tan geçerek gelmişler. Babasının IBM Teknik Müdürü olması nedeniyle bu zorunlu taşınmaları yaşamışlar. 1960 yılında Yenimahalle’de model uçakçılığa başlamış. Yani Menekşe’nin yeşermesi burada başlamış. Sohbetlerinde saygıyla andığı ilk isim model uçak öğretmeni Şemsi Aksu. Onu her zaman ve her yerde andığına, sevgi ve saygıyla yâd ettiğine defalarca şahit olmuşumdur. Benzer iki hocasını da yazı ilerledikçe sizlerle paylaşacağım.

ÖNCE MODEL UÇAK SONRA PARAŞÜT

1963 yılında Yenimahalle Mustafa Kemal Lisesinden arkadaşları ile birlikte Türkkuşu’nda paraşüt eğitimine başlar. Kendisi söylemez ama bence arkadaşlarına öncülük eden de o dur. Lisede hava izci kolunu kuran ve onlara yol gösteren bir başka önemli isim daha var. Öğretmenleri Turgut Kurdaş. Menekşe hocam onu da her zaman saygıyla anar. 1964 yılında 29 Ekim törenlerinde hipodrom atlayışı sırasında protokol tribünü önünde sandalye üzerine inerek ( kırarak ) oldukça sükse yapar. Ertesi yıl ise arkadaşları ile birlikte Türkiye’de ilk stadyum içi atlayışı gerçekleştirirler.

MİLLİ PARAŞÜTÇÜ

Paraşüt atlayışlarındaki başarıları onun öğretmenlik kadrosuna kısa sürede geçmesine vesile olur. 1966 ile 1986 yılları arasında Milli paraşütçü olarak Türkiye’yi uluslararası yarışmalarda dokuz kez temsil etmiştir. Bu yarışmalarda birçok derecesi bulunmaktadır. Yurt içi yarışmalarında aldığı dereceler sayılamayacak kadar çoktur.

Başarılı paraşüt kariyeri Türkkuşu yöneticileri tarafından göz ardı edilmemiş ve kendisine ilk kadın milli paraşüt takımının antrenörlüğü görevi verilmiştir.

HEM UÇAR HEM FOTOĞRAFLAR

Unutmadan, paraşüte başladığı yıldan itibaren koluna bağladığı fotoğraf makinası ile saatte 200 kilometre hızla düşerken arkadaşlarının fotoğraflarını çekmiştir. Menekşe hocam Türkiye’de ilk serbest düşüş fotoğrafçısıdır. O yıllarda çektiği fotoğrafları mutlaka görmelisiniz. Her biri ayrı güzel.

Paraşütçülük yaşamı boyunca toplam 1.500 atlayış yapmıştır. Zaten paraşüt D brövesini ilk alan grupta yer almış, D-9 brövesine sahip Menekşe hocam. FAI’nin koymuş olduğu 500 serbest atlayış ve havada 180 dakikalık serbest düşme şartını, yani FAI’nin D brövesi şartlarını belirlemeden çok önce yerine getirmiştir. O dönem ve hala çok iyi arkadaş olan paraşütçülerin birçoğu şartları yerine getirdiğinden FAI-D brövesi sıralaması tamamen D-1 Alpay Açıl hocamızın kaleminden çıkmıştır. Menekşe hocamın övgü ve saygıyla bahsettiği diğer bir hocası da, paraşüt okul müdürlüğü de yapmış Salim Kökçü’dür.

MAGİSTER İLE UÇUŞA BAŞLAR         

Paraşütçülüğü sürdürdüğü dönemlerde pilot olmak için tüm eğitimleri bitirmiştir. 1964 yılında aldığı ilk pilot lisansını gururla saklamaktadır. Pilotaj hocalarından birisi (R) Melahat Morçöl hocadır. Pilotajının ilk uçuşlarını Miles Magister uçağında yapmıştır. Sabiha Gökçen hocamızın da birçok uçuş yaptığı Magister’lere Menekşe hocamın ayrı bir zaafı vardır. Yanılmıyorsam yurtdışında faal bir Magister’in izini sürmektedir. Onunla tekrar uçabilmek için.

Yeri gelmişken, o yıllarda Sabiha Gökçen hocamız ile başlayan sevgi bağını onun ölümüne kadar sürdürmüştür. Benim özel bir fotoğrafta gördüğüm ise Menekşe hocamın kızı İlkim’in nikâh şahitliğini Sayın Sabiha Gökçen’in yaptığıdır. Artık aralarındaki sevgiyi siz tasavvur edin.

20 BİN SAAT UÇUŞ

Toplamda 20.000 saatin üzerinde uçuşa sahip olan Menekşe hocam, ben yazıyı hazırlama sancıları çekerken o da uçuş saatlerini hızla çoğaltmaya devam etmektedir.

1973 yılında Genel Havacılığı yaygınlaştırma düşüncesi ile Türk Hava Kurumundan ayrılarak Menekşe Havacılık LTD. ŞTİ’yi kurmuştur. Şirketin kurulması ile Türkiye’de ticari havacılığın gelişmesine de öncülük etmiştir. 1979 yılında Menekşe hocam ve ortakları Kartal Havacılık şirketini kurarak havadan zirai ilaçlama alanında faaliyete başlamışlardır. Bizzat kendisi de zirai ilaçlama uçuşlarına katılmıştır.

1985 yılında havacılığı sevdirmek, yaygınlaştırmak için sivil toplum kuruluşu olan Burak Havacılık Derneğini kurmuştur. Bu dernek birçok amatör ve profesyonel pilotun yetişmesini sağlamıştır. Burak Havacılık Derneğinde bizzat kendisinin pilot olarak yetiştirdiği ve havacılığı sevdirdiği dokuz iş adamının, iş jeti almasına neden olmuş ve ülkemiz genel havacılığının kalkınmasına katkı sağlamıştır. Bu iş adamlarından bir tanesinin Mustafa Koç olduğunu da ben yazayım. Zira Menekşe hocam bu isimleri açıklamayı pek istemez.

MENEKŞE HOCAMIN İLKLERİ

Menekşe hocamı ve havacılığını anlatmak öyle kolay bir iş değildir. Her bir başarısını yazmaya kalkmak bile uzun zaman ve detay çalışmayı gerektirecek kadar yoğundur. Şimdi hocamın araştırabildiğim kadarı ile birkaç ilk’inden kronolojik olarak bahsetmek isterim.

1985 yılında New York – Gander – Ankara arasında gerçekleştirdiği uçuşunda üç dünya rekoru kırmıştır. Bu rekorlar 2017 yılında güncelliğini korumaya devam etmektedir. Zaten havacılık rekorları kitaplarında kayıtlı olan bu rekorlar tüm havacılar tarafından bilinmektedir.

1990 yılında Alman fotoğrafçı Peter Kleinoth ile Türkiye’nin ilk hava fotoğraf albümünün yayınlanmasını gerçekleştirdiler.

1997 yılında THK’nın organizatörlüğünde gerçekleşen Birinci Dünya Hava Oyunlarında Reykjavik’ten başlayıp, İzmir’de sona eren ve yedi ülkeye inişle gerçekleştirilen uzun menzil sürat yarışlarında birinci olarak altın madalyayı ülkemize kazandırmıştır.

1998 yılında Ata’mızın direktifleri doğrultusunda, havacı gençlik yetiştirmek için kampanya başlatmış, 7 – 17 yaş grubu gençleri ön koltukta uçurarak havacılığa yönelmeleri ve sevmelerini sağlamak için uğraş vermiştir. Bu güne kadar 600 gencimizi uçurmuştur. Bu yazıyı hazırlama sürecinde Menekşe hocam gençleri uçurmaya devam etmektedir.

2006 yılında “Anadolu Uygarlıkları Kanatlarımın Altında” albüm kitabını yayınladı. 

AOPA “Aircraft Owner and Pilot Association” adlı uluslararası kuruluşun Türkiye başkanlığını yürütmektedir.

Halen öğretmen pilot olarak öğrenci yetiştirme ve havacılığın Türkiye’de yaygınlaşması için çalışmalarına devam etmektedir. Menekşe hocamın kendi ifadesi ile hedefi: Tüm Dünya semalarında barış, dostluk içerisinde uçuşlar yapılması, havacılığın yaygınlaştırılması ve bir yaşam biçimi haline getirilmesidir.

Yazımı sonlandırmadan gazeteci Şahin Tekgündüz’ün, “Ver elini Portoroz” başlıklı yazısından bir bölümü sizlerle paylaşmak isterim.

“ Tanışmanın ardından iki kez daha götürüldüm Türkkuşu’na. Son Türkkuşu ziyareti, Portoroz’a uçuştan iki gün önceydi ve o gün paraşütçü gençlerin antrenman atlayışları vardı. Atlayışları uçaktan izlemem istendi. Erkekliğe bok sürmek olmazdı.

Okul Müdürü Ölü Cahit ve paraşütçü gençlerle birlikte üzeri yamalıklarla dolu bir C-47’ye bindik. İçinin de dışından farkı yoktu uçağın. Daha alanda dururken motorlarının sesinden zangır zangır titriyor ve korkudan titrememi de bir güzel saklıyordu.

Bu arada Ölü Cahit bir yandan gençlerle konuşuyor, bir yandan da bana açıklamalarda bulunuyordu. Atlayışlar üç bin metreden yapılacak, yani dile kolay, üç kilometre yüksekten, paraşütler yere birkaç yüz metre kala açılacak ve yerde belirlenmiş bir noktaya inilecekti. Başlangıçta paraşütlerin neden yere birkaç yüz metre kala açılacağını anlamakta bir hayli zorlandığımı ama soru sorma cehaletini göstermemek için susup, başımla oynadığımı anımsıyorum.

Atlayışları iyi görebilmem için belime, uçağa kancayla bağlanmış kalın bir kemer takılıp sürekli açık tutulan kapının yanına oturtuldum. Her bir yeri sarsılarak büyük bir gürültüyle kalkan uçak havaalanının çevresinde turlar atarak yükseliyor, bu arada delikanlılar, açık kapıdan yarı bellerine kadar sarkıp, uçuşun yarattığı şiddetli rüzgârın özellikle yüzlerinde oluşturduğu deformasyonu bana göstermeye çalışıyorlardı. Hele ağızlarını rüzgâra açmıyorlar mı, ağız boşluklarına dolan hava avurtlarını ve dudaklarını lahana yaprağı gibi

İnceltip genişletiyor, avurtları yüzlerinin tamamını kapatıyordu.           

Şimdi, belki de korkudan belleğime kayıt edemediğim için ayrıntısını anımsayamadığım birkaç komut üç bin metreye ulaştığımızı gösterdiğinde gençler peş peşe atlamaya başlıyorlar. Atlayan genç boşlukta hızla küçülüyor ve aşağıdaki sararmaya yüz tutmuş tarlalara doğru gözden kayboluyor. Ölü Cahit, kolumdan tutmuş, uçak gürültüsünü bastırabilmek için var gücüyle bağırarak boşlukta birbirine yaklaşmakta olan gençleri gösteriyor. Korkudan uçağın soğuk metaline sıkı sıkı tutunarak, paraşütleri henüz açılmamış gençlerin ellele tutuşup bir halka oluşturduklarını görüyorum. Yüreğim ağzımda... Biraz sonra halka dağılıyor ve rengârenk paraşütler birbiri peşi sıra açılmaya başlıyor. Manzara benim için bütün ürkütücülüğüne rağmen nefis…

Ölü Cahit’le aramızdaki mesafe giderek kapanıyor. Çok sıcak ve samimi davranıyor. Hatta bana adımla değil, Jurnalist diye hitap etmeye başlıyor.

Uçak yükselirken yaptığı gibi alanın üzerinde daireler çizerek alçalıyor, tekerlekler piste değdiğinde derin bir nefes alıyorum. O gün, kısa bir süre sonra canciğer kuzu sarması olacağım Portoroz yarışmacılarını daha yakından tanıyorum. Alpay Açıl, Erdoğan Menekşe, Sadık Sindel, Atilla Parla, Tuna Atıcı, Ahmet Talu, Yalçın Eraslan, Ziya Öztan...

Gençler arasında en çok ilgimi çekeni Erdoğan Menekşe. Menekşe adeta amatörlüğü geride bırakmış bir fotoğraf sanatçısı. Ekipteki görevlerinden biri de etkinlikleri fotoğraflayarak kalıcı kılmak. İşinde son derece duyarlı ve titiz. Onun bu başarısı yıllar sonra Türkiye'nin tarihi ve arkeolojik değerlerini havadan fotoğraflayarak oluşturduğu paha biçilmez değerde bir kitapla kanıtlıyor.”

Erdoğan Menekşe hocamın en büyük özelliği bence bunca başarıların ardından mütevazı kişiliğini ve alçak gönüllülüğünü sürdürüyor olmasıdır. Ayrıca evi ve hemen yanında Home ofis olarak kullandığı ofisi adeta havacılık anları müzesi gibidir. Ofisi her daim tüm havacılara açıktır.  Ona sorarsanız kendisini şöyle tanımlamaktadır. Eski Milli paraşütçü, ATPL lisanslı pilot, iş adamı.

Yazımın başlığında sormuştum! Hiç Menekşeler gökte açar mı? Sizi bilmem ama ben şahit oldum Menekşelerin göklerde de açtığına.

Erdoğan Menekşe.

İlker Menekşe.

İlkim Menekşe.

Erkan Menekşe.

Fatma Menekşe.

Menekşelerin hiç solmaması dileğiyle.

Mustafa KILIÇ

Sontayyareci@gmail.com

0536 273 62 62 

YAZARLAR

  • Fatih Yılmaz

    S-400’ler ABD ve İsrail füzelerine neden karşılık vermedi?