Müthiş Atlayışın hikayesi...

  • 29/10/2012 16:06

 

Hv.Plt.Kur.Bnb. Hakan DİNÇ

Kaynak: Işıklar Hava Lisesi Dergisi

Başımdan 14 yıl önce geçen bu olayı kaleme almamın maksadı; yaşadığım tecrübeyi Hava Kuvvetleri personeline ve özellikle genç arkadaşlarıma aktarmaktır. Atlama hikayemi bilen arkadaşlarımdan, Işıklar Askeri Hava Lisesi ilk dergisinin, uçuş anısı bölümünde yayımlanmak üzere bir yazı hazırlamam teklifi geldi. Bunun faydalı olacağı kanaatiyle hikayemi kaleme aldım. Muhakkak ki yaşanılan her olaydan çıkarılacak birçok ders vardır ve alınan her ders paylaşıldıkça Kurum olarak tecrübe birikimimizi arttırcaktır.

Hava Kuvvetlerinde G-LOC'a (G'den dolayı şuur kaybı) maruz kalarak atlayan ilk pilot olarak, ciddi bir kazanın baş aktörlüğünü yaparken, olayın etkisiyle; Kazanın gerçekleştiği günü, anı ve sonraki 7 günlük yoğun bakım dönemini hiç hatırlayamayacağım. Bu nedenle ses üstü süratte gerçekleşen atlama hikayemi ve hemen ardından Bolu dağlarında geçen kurtarma serüvenimi farklı bir ağızdan anlatacağım...

RUTİN BİR EĞİTİM UÇUŞU

Günlerden 09 Ekim 1995 Pazartesi. 4'üncü Ana Jet Üs Komutanlığı'na bağlı F-16 Eğitim Filosu olan Öncel Filo'da rutin olarak yapılan genel brifing sonrası, özel uçuş brifingleri başladı. Kursiyer pilotun uçuşu öğleden sonraydı. - O'nun için F-16 ile uçmak tanımsız bir sevdaydı. Uçmanın eşsiz zevki ve-özgürlüğü hissetmenin doyumsuz tadıyla, gökyüzüne her çıktığında sanki sevgilisine kavuşuyor ve her gün ruhunu ayrı bir renge boyuyordu. Uçuşu öğleden sonra 15:50'de ve görevi Offensive BFM (Taaruzi-Temel Av Manevrası)-6/Yalnız'dı. Güzel bir hafta sonu geçirmiş, yeterince dinlenmişti. İzin dönüşü uçacağı sortiyi hayalinde uçarak yeterince çalışmıştı. Öğretmen pilotla yaptığı brifing sonrası "Öncel-60" çağrı adıyla liderin 2 numarası olarak kalkış yaptı. Bölgeye geldiklerinde lider l'inci angajman için pozisyon aldı. 2 numara da yerini aldıktan sonra, liderin ikazıyla angajmana başlandı ve angajman başarıyla icra edildi. Lider; 2 numarası l'inci angajmanın görev amaçlarına kısa sürede ulaşınca, komutlarıyla kolundaki uçağı 2'nci angajman için hazırlamaya başladı. 2 numara 2'nci angajman için 30° off-sett açıda, 5000'-7000' uzaklıkta, 20.500 feet seviyede yerini aldı, Pilotun o engin gökyüzü maviliğine tekrar çıkması için, neredeyse bir sene ara vereceği kazanın olmasına saniyeler kalmıştı. Derken telsizden 2 numarayı heyecanlandıran "Camera-on - Fights-on" şeklindeki angajmana başlangıç anonsu duyuldu. Lider, 2'nci angajmanın ilk hareketi olarak seri bir manevrayla uçağını terse geçirip yere doğru 7 G'lik Rötürman hareketine başladı. Lider iyi bir öğretmendi ve F-16 ile yaklaşık 1500 saat uçuşu vardı. Özellikle öğrencilerinin yetişmesi için büyük gayret gösteren bir öğretmen olarak tanınıyordu.

YARIM TONOYLA TERSE GEÇTİ

Öğrencisi duyduğu "Fights-on" ikazıyla beraber, lider uçağının 180°'lik yarım tono ile terse çevrilip, yere doğru çok hızla gittiğini gördü. Bildiklerini hızla uygulamaya başladı. Önce AB'ye (Art Yanma) girdi. Uçağını 0-0,5 G ile yüksüzlendirerek liderin harekete bağladığı noktaya doğru giderken süratini de artırmaya başladı. Sürat 470 Knot'lara ulaşmıştı. Lidere tehdit olacak şekilde angajmana devam edebilmesi için O'da aynı manevrayı yapmalıydı ve öyle de yaptı. Pilotun "G" Toleransı Hava Harp Okulu'nda yaptığı düzenli sporlardan dolayı yüksekti. O güne kadar F-16 ile 30 saat 40 dakika uçuşu vardı ve toplam jet uçuş saati ise 366 saatti. İyi bir uçuş öğrenciliği geçirmiş, bu yüzden F-16'ya seçilmişti. Aldığı bütün bu pozitif girdiler ruhuna müthiş bir güven veriyordu. Neredeyse liderin harekete başladığı yere kadar gelmişti. Gaz kolunu minimum AB'ye çekti ve seri bir şekilde uçağını 180° 'lik yarım tonoyla ufka terste paralel hale getirdi. Liderin, kendi uçağında gördüğü görüntü içinde burnunun altında nasıl aniden kaybolduğunu hatırladı ve O'da öyle yapmalıydı. Hatta liderin 6 istikametine girebilmek için, uçağını +2G fazla çekmeliydi. Liderin arkasından harekete devam ederken, onu en kısa sürede füze parametrelerine sokmayı düşünüyordu. Lider sahip olduğu uçuş tecrübesiyle hatasız bir anti G-Strain manevrası yapılması gerektiğini biliyordu. Çıktığında 14.000 feet'teydi. Kursiyer pilot uçağını 180° terse çevirince lideri gibi yaptı ve lövyeye gerekli tazyiki uyguladı. Pilot liderine kendini göstermeye çalışırken aynı zamanda en iyi uçuşunu yapmaya çalışıyordu. Ancak pilot G'den dolayı şuurunu kaybetti. Evet, artık 2 numara bayılmıştı. Uçak ilk ani çekişle yaklaşık 50 Knot kaybetmiş ve bu çekişin etkisiyle ters bir vaziyette, burun ufkun altında yaklaşık 45°'de yere doğru hızla yaklaşmaya başlamıştı. Uçak kontrolsüzdü. Pilot yaklaşık 30 sn. Sürecek bir baygınlık geçiriyordu. Kötü olan şey, gaz kolunun minimum AB ' de olması nedeniyle süratin artıyor olması ve uçağın yere süratle yaklaşmasıydı.

UÇAK KONTROLSÜZDÜ

Bu arada lider Rötürmandan çıkmış, kendisine tehdit olması gereken 2 numarasını 6 istikametinde aramaya başlamıştı; ancak 2 numarası yoktu. Daha dikkatli baktığında 2 numaranın 3 mil geride, yere doğru kurşun gibi gittiğini gördü "Acaba benimi arıyor?" diye düşündü; fakat 2 numarasında hiçbir hareket yoktu ve lider olarak ona ilk ikazını yaptı: "2 numara irtifana dikkat et!". Çünkü çalışma sahasının bir alt limiti vardı ve buna temas eden uçak angajmanı kaybederdi. Bu ikaza 2 numara hiç reaksiyon göstermedi. Lider bu kez, 2 numaraya ses tonunu dahada artırarak haykırdı: "DİNÇ! Çek uçağı, çek!"... 2numarada yine reaksiyon yoktu. Öğretmen pilot, öğrencisinin F-16'yla yere neredeyse dik bir açıyla, hızla yaklaşmasını izlerken endişeyle tekrar bağırdı: " DİNÇ! İRTİFAN!"

2 numara liderin bu çığlığının arkasından; 6000 feet civarında, 6/8 kapalılıkta ince bir bulut tabakasına hızlıca girdi. Lider aklına gelenin gerçek olmasını istemiyordu. Hayır! Bu olmamalıydı; çünkü o bölgede yükseklik deniz seviyesine göre 4000 feet civarındaydı öğrencisi bu irtifadan ne kadar "G" ile çekerse çeksin, yere vururdu.

LİDER ALEV TOPU GÖRDÜ

Bunları düşünürken bulut altında belli belirsiz bir alev topu gördü. Bu ışık parlamasının ardından, eğer ATLAMA (BEACON) sesi duyulsaydı 2 numaram atladı diyebilecekti. Maalesef korktuğu şey olmuştu. Atlama sesi duyulmuyordu. Uçak muhtemelen yere vurmuştu; çünkü lider bir ışık topu görmüştü. Buz kesmişti. Nefes nefese olan biteni tekrar düşündü. Kafasından bin bir şey geçiyordu bir şeyler yapmak istiyor; fakat elinden bir şey gelmiyordu bir müddet sessizce uçağın buluta girdiği yere baktı. Artık ince bulut tabakasından hiçbir alev ışığı da görünmüyordu. Neden sonra kendine geldi ve uçağını 2 numaranın buluta girdiği yere doğru yönlendirdi ve o noktanın koordinatını almak için ICP paneldeki MARK tuşuna bastı. Şimdi hayatının en zor telsiz konuşmalarından birini yapacaktı. Nasıl denirdi?... Ne denirdiki?... Ancak bu meslekte böyle şeyler olabilirdi oluyordu. Profesyonel bir şekilde 4'üncü Üs/Akıncı Kule'yi aradı ve 2 numarasının yere vurduğunu, atlama sesi duymadığını ve atlama paraşütünü de görmediğini telsizle bildirdi. Kule heyecanla atlama koordinatını sorduğunda MARK'ladığı noktanın koordinatlarını telsizde söylerken, çok yavaş ve düşünerek dudaklarından dökülüyordu rakamlar. Evet, Maalesef durum gerçekti. Lider 2 numarası olan öğrenci ile beraber kalktıkları görevden beraber geri dönemeyecekti. Bir tek ihtimal vardı. O da 2 numarası uçaktan çıkamamış olması ve yere vurmasıydı.

KOMUTAN EMRİYLE İNİŞE ÇAĞRILDI

Bu düşüncelerle bölgede CAP'e başlayalı 7-8 dk. Geçmemişti ki, kuleden "Öncel 60" ikazı geldi. Dalgınlığı yırtan bu ses ancak ikinci çağrıda, içine daldığı düşünceler yumağından çıkıp cevap verebilmişti. Kule ikazında "Komutan Emiriyle" hemen inişe gelmesini istiyordu. Birkaç saniye düşündü. Bu bölgeyi bırakamazdı. 2 numaranın bulut altına girdiği o bölgeyi nasıl terk ederdi ki? Gelecek Arama Kurtarma ekibine bölgeyi tarif edecek, meslek arkadaşının,öğrencisinin; en azından uçağın enkazının bir an önce bulunmasını hızlandıracaktı. Ancak 4'üncü Ana Jet Üs Komutanı kesin bir emir vermişti. Sonunda istemeyerekde olsa emre uydu meydana doğru yöneldi ama içinde müthiş bir sızı vardı. İnmek istemiyordu, iki uçak havalanmıştı; aneak şimdi tek uçak dönüyordu... 2 numarasından haber alamamıştı. Kıdemli bir uçucu olduğu için, atlama sinyalinin gelmemesinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. Öğrencisini kaybetmişti. Dönüş rotası boyunca ruhunu kavuran derin bir acı, içinde tarifi zor duygular yaşattı üsse iniş sonrası Öncel filo'ya geldi.

FİLODA MATEM HAVASI

Filo atmosferi böyle zamanlarda buz keserdi. Herkesin yüzünde aynı matem havası vardı. Gırtlaklarda düğümlenmiş cümleler okunuyordu yüzlerden. Kısacası sözüm bittiği anlardı. Matem sessizliği ağır bir bulut gibi inmişti filoya. Kıdemli öğretmenler ise bütün soğukkanlılıklarıyla yapılması gereken son vazife için hemen tertip aldılar. Öncel öğretmenleri atlama koordinatlarını almışlar ve GPS yardımıyla pilotun enkazına bir an önce ulaşabilmek için yola düşmüşlerdi bile. Öyle ya, pilota yapılabilecek son vefaydı bu. Araba son sürat Ankara'nın soğuk havasını yırtarken, araç sayısı iki olmuştu Öğretmenlerin: "Hayır biz yalnız gideceğiz" ısrarlarına rağmen, pilotun 4 devre arkadaşı da aynı vefayı göstermek için hocalarını dinlememişler ve arkalarından Bolu dağlarına doğru yola çıkmışlardı. İki araç hızla kaza mahalline doğru ilerliyordu.

2 numara süratle yere yaklaşıyordu o çoktan G-LOC olmuş ve üstünden 5-6 sn. Geçmişti. Uçak serbest düşme halinde bile değildi; çünkü G/K minimum AB'deydi ve olabilecek en kötü pozisyona çoktan girmişti. Uçağın burnu yere doğru hızla yaklaşırken sürak 500 Knot'lara kadar ulaşmıştı. F-16 uçağı her pozisyonda 1 G'yi otomatik olarak aradığından, uçak FLICS sistemine kumanda vererek, belki uçağı ufki pozisyona getirecekti; ancak pozisyonu terste yaklaşık 45° burun aşağı olması nedeniyle, bunun için 40.000 Ya da 50.000 feet'e ihtiyacı olacaktı. Ama pilot harekete zaten 20.000 feet'te başlamıştı. Bu otomatik düzeltme için uçağın irtifası yetmeyecekti. Zaman hızla geçiyor, uçağın sürati artıyor ve uçak hızla yere yaklaşıyordu. PilotG-LOC nedeniyle hala baygındı.(G-LOC baygınlık süresi yaklaşık 30 sn. Sürerdi ki bunun ilk 15 saniyede pilotun şuuru tam kapalı olur, ikinci 15 saniyede baygınlıktan uyanan pilot için; bulunduğu durumu, konumunu, nerede olduğunu ve ne yapması gerektiğini anlaya bilmesi için yani tam bilinçli hale gelmesi için, bu zamana ihtiyaç olurdu.) Pilot liderin yaptığı çağrıları bilinci kapalı olduğu için duymuyordu ve şimşek hızıyla bulut tabakasına girdi. Artık yere doğru 90° açıda ve sürati 600 Knot civarındaydı. İrtifası şimdi 12.000 feetlere gelmişti. Altimetre ibreleri saat yönünün tersine son sürat azalırken MACH (ses hızı) göstergesi de 0,95 MACH'a gelmişti Sürat artık iyice artmış 660 Knota ulaşmış; irtifa 8.000'lere geldiğinde uçak ses süratini çoktan yakalamıştı. İrtifa 6000 feetdi 2 numara nasıl olduğunu kimsenin anlayamadığı bir şekilde uçaktan ayrıldı. Pilot kaza sonrası uçaktan nasıl atladığını,kazanın meydana geldiği sortiyi ve o günden itibaren komadan çıkışma kadar geçen zamanı hiçbir zaman hatırlayamayacaktı. 'insan beyni' muhteşem bir fonksiyonu gereği kötü tecrübe yaşanırken yaptığı hafıza kaydını silecek ve olayın pilotta hiçbir negatif etkisinin olmamasını sağlayacaktı.

FIRLATMA KOLTUĞU 6 AY SONRA BULUNDU

Atlama sandalyesi ormanda kazadan 6 ay sonra bulunmuştu. Atlama kolunun çekildiği ACES-II sandalyesindeki Ateşleme inişatörlerinin çalışarak pilotu emniyetle uçaktan çıkardığı, uçak bakım ekibi tarafından tespit edilmişti. Muhtemelen pilot yere vurmak üzereyken kendine gelmiş, kendisine verilen eğitimin kalitesini ortaya koyarak pozisyonunu değerlendirecek kadar cakit bulunca düşünmeden kolu çekmişti. Gerisini saliser içinde ACES-II sandalyesi halledecekti. Belki hatırlamıyordu ancak her ne olduysa kol çekilmişti! Şimdi bulut altında Öncel fılo'nun da haberdar olmadığı hadiseler cereyan ediyordu. Şimdi bir dağ ormanında başrollerini 10 kişinin paylaştığı ilginç bir kurtarma serüveni başlayacaktı

Evet, Pilot kolu nasıl çektiğini hatırlamıyordu ve uçaktan atlamadan önce ses hızını geçmişti. Bu da bahsedilen irtifada 660 Knot civarı sürate denk geliyordu. Yani pilot yaklaşık 1300 km/saatlik bir hızla ilerlerken yere çok yakın bir pozisyonda atlamıştı. Uçaksa; yer irtifası 4000 feet olan ve derinliği yaklaşık 60 m. olan bir vadiye 70°lik açıyla vurmuştu. Hem öyle bir çarpma olmuştu ki ; uçak kendi çarpma açısına yakın açısı olan bu sarp vadiye girerken, kanat genişliği boyunca tüm ağaçları budamış ve vadinin dibine ses hızında gömülmüştü. Uçak her ağaca çarpışında parçalanarak dağılıyor ve orağın buğday saplarını budadığı gibi, kanat genişliğindeki tüm alanı tıraşlıyordu. O alanda bulunan ağaçların boyları 20-25 metreye yakındı, çevreleri yaklaşık 2 metrelikti ve bazıları 100 yıllık dev çam, kayın ağaçlarıydı...

SON SANİYE KURTULUŞ

Pilot ses hızının üzerinde bir süratte uçaktan çıktığı için, uçaktan ayrılırken yaklaşık 18-20G'ye maruz kalmıştı ve baygınlığı devam ediyordu. ACES-II sandalyesi bu ses üstü atlamayla beraber havaya temeas edince üretiliş amacına uygun olarak çalışmaya başladı. Boeing firması mühendisleri ACES-II sandalyesini, yüksek süratte uçaktan çıkışla beraber, alçak irtifada atlamaya göre de tasarlamışlardı. Buna göre;0.17'nci saniyede önce sandalye Drug Chute'u açılacak, takiben 0.37'nci saniyede Druge Chute ayrılırken sandalye de pilottan otomatik olarak ayrılarak, paraşütün ve survival kitin (kurtarma kiti) otomatik açılması sağlanacaktı. O gün 'sandalye atlama sistemi' hatasız çalıştı. Pilot o kış günü, rüzgar sesinin soğuğa karıştığı Bolu Dağı üzerinde, Yaklaşık 4.500 feet irtifada havada emniyetle süzülmeye başlamıştı bile. Bu süzülme o kadar kısa sürdü ki, paraşüt ancak yeni dolmuştu ve birazdan binlerce ağacı olan Bolu dağı ormanının ağaçlarının birine konuverecekti. 2 numara yüzlerce vadi ve sırtları olan bu ormanda, küçük bir vadinin 25 metre yükseklğindeki bir ağacına doğru hızlıca yaklaşıyordu. Yaklaştığı vadinin en derin noktasına doğru hiç ağaç yoktu vadinin son ağaç sırasındaki o kayın ağacına süratle indi. Bilinci kapalıydı.

PİLOT BİLİNCİ KAPALI PARAŞÜTLE AĞAÇLARA DOĞRU SÜZÜLÜYORDU

Bu halde yere çarpsa paraşüt olmasına rağmen çok ciddi yaralana bilirdi. Özellikle ayaklarında, bel ve boynunda ciddi yaralanmalar olabilirdi. Ancak yüzyıllık kayın ağacı buna engel olmuştu. Karla kaplı dallarıyla pilotu yakalayıp çekip almıştı sanki. Paraşüt ağacın dallarıyla parçalanmıştı. Pilot boşlukta asılı duruyordu. Uçaktan ayrılırken sağ ayağının dizle ayak bileği arasını Sağ MFD'nin alt kenarına şiddetle vurmuş ve kaval kemiği iki yerinden kırılmıştı Ayrıca uçaktan ses süratinde çıkmak rüzgarın beton etkisi yapmasına neden olmuştu. Bu sebeple ilk şoku alan sol kolu omuzdan ve dirsekten kırılmıştı. Pilotun kaskı uçaktan çıkarken kafasını şiddetle sandalyeye çarpmasını engellemişti ve saniyeler sonrasında sağ çene bağı üzerindeki polyester bölümden kırılarak kafasından fırlayıp gitmişti. Kask düştükten sonra pilot kafasını sandalyeye tekrar şiddetle vurmuştu. Bu yüzden kafatasında ciddi bir travma meydana gelmişti. Aynı rüzgar şoku pilotun postallarını da alıp boşluğa fırlatıvermişti. Hatta postallar pilotun ayağından çıkarken, sağ ayak baş parmağını iki yerden kırmıştı. Pilot boşlukta süzüldüğü sırada üzerinde sadece G-Suit kalmış, kasksız ve çıplak ayakla kayın ağacına takılmıştı. Dallar paraşütü parçaladığı gibi pilotun yüzündede derin yaralar açacaktı. Burnu ve çenesinde kanamalar başlamıştı. Ayrıca üç parçaya ayrılan sağ ayağı 'açık parçalı kırık' haliyle yoğun şekilde kanamaya başlayacaktı.

İLK KÖYLÜLER GÖRDÜ

Bolu dağı yöresi Değirmenbeli köylülerine, Orman bölge müdürlüğünce planlanan ve ek bir kazanç kapısı olan ağaç tomruklarını getirme sırası gelmişti. Dağ köylüsü bunu imece usulü uyguluyordu. Köyün bu işle uğraşan erkekleri toplanıyor, tüm tomrukları traktöre yüklüyor, Orman bölge müdürlüğüne ait odun deposuna getirerek bir ücret alıyor ve alınan ücreti bölüşüyorlardı. Olayın gerçekleştiği sırada da ormanda bu işle uğraşan köylüler vardı. Onlar çalışırken saat 16:34 civarı büyük bir duyuldu. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı ki 9-10 sn. Sonra bir gürültü daha geldi. İkinci gürültü daha uzun sürmüştü. Akıllarına bu patlama sesine dair hiçbirşey gelmemişti ve 2-3 km. Kadar yakınlarına bir F-16 uçağı düşeceği ihtimalini düşünemezlerdi bileT İçlerinde çoğu orta yaşı geçmişti. Kurtarma serüveninin baş aktörü olan Cengiz GÜNGÖR atlayan pilotla aynı yaşta (24) bir delikanlıydı. 10 kişilik grup iky'e bölündü, bir kısmı 2'nci büyük gürültünün kaynağını bulmaya gitti. Diğer grup ise zirvedeki orman kulübesine gidip ne olduğunu zirveden anlamaya çalışacaklardı. Bu orman alanı öyle sık ve yüksek ağaçlarla kaplıydı ki; gün ışığı neredeyse yere vurmuyordu. Havanın açık olduğunu ancak ağaçsız patikadan gökyüzüne bakınca anlaşılırdı. Köylülerin bulundukları yerden zirveye gelmeleri 20 dk. Kadar sürmüştü. Dağın zirvesinde bulunan orman gözetleme kulübesi çam ağaçlarından yapılma küçük bir ev görüntüsündeydi. Uçak burnu yeryüzüne doğru pozisyonda ses hızını geçtiği için, Kulübenin camları, oluşan ses dalgasıyla patlayıp kırılmıştı. Kulübeye gelen köylüler camlar patlayınca dışarıya dışarıya çıkan bekçiyi ve aynı yerde keçilerini otlatan bir nineyi gördüler. O nine soğuğa rağmen zirvedeki çeşme başına gelir, eğirdiği iplere çorap örerdi. Köylüler nineye ne olduğunu sorunca "patlamayla birlikte bir uçağın dağa doğru gelişini gördüğünü, hemen sonra uçaktan bir cismin ayrıldığını, sonra bunun paraşüt haline geldiğini ilerideki dar vadiye doğru gittiğini; uçağın ise daha ilerdeki tepenin ardına girdiğini ve bunların da çok hızlı çok hızlı gerçekleştiğini" anlattı. Yeri anlayan köylüler paraşütün yanına koşar adım gitmeye başladılar. Paraşüte ulaşmaları 20 dk. Kadar sürecekti. Ormana inmiş bir paraşütü bulmak çok zordu. Neyse ki yeri yaklaşık olarak öğrenmişlerdi o bölgeye yaklaşınca turuncu renklerin hakim olduğu paraşütü uzaktan gördüler. Ağacın altına geldiklerinde en üst dallarda bir paraşüt olduğunu ve ağaçta birinin asılı olduğunu gördüler. Aşağıdan ağaçta asılı kalan kişiye seslendiler ama ağaçtaki reaksiyon vermiyordu. Belli ki baygındı.

AĞAÇLARA TAKILAN PİLOTU KURTARMAK İMKANSIZDI

Köylülerden yaşlı olanlara göre ağaçta asılı kalan pilota yardım imkansız görünüyordu. Hem nasıl ağaca çıkacak, oradan nasıl indireceklerdi? Bu işi ancak itfaiye yapabilirdi ve öyle teklif ettiler. Grubun en genci olan cengiz, Sessizce dinliyordu büyüklerini. O kendini grup içinde farklı ve bilgili hissediyordu. Güçlü vücut yapısı ve uzun boylu olması nedeniyle askerliğini Paraşütçü komando olarak Kayseri Hava İndirme Tugayı'nda yapmıştı. Paraşütle defalarca atlama tecrübesi olmuştu ve bu konuda ciddi bir eğitim almıştı. Ağacın altında büyüklerin itfaiye planını dinlerken, Pilotun ayağından damlayan kan onlarca dalı geçip Cengiz'in üzerine damladı. Bu kan, Cengiz'in beyninde şimşekler çakmasını sağlayan şey oldu. Hemen grubun liderliğini alarak konuşmaya başladı. Öyle ki büyüklerini ikna edecek şeyler söylüyordu Kan akışıyla birlikte o soğukta müdahalesiz bırakılırsa, ağaçtaki kişi kısa süre içinde kan kaybından ölebilirdi. Ayrıca hava kararmaya başlamıştı. Gece ve soğuk birazdan bastıracak ve ağaçtaki kişi 2 saatlik mesafeden gelecek olan ambulans veya itfaiye ekibi olay yerine ulaşamadan ölecekti belki de. Bu düşünceler genç delikanlıyı bir şey yapmaları konusunda yönlendirdi ve orman bekçisine uzunca bir ip/halat veya kablo olup olmadığını sordu. Ağaca çıkılıp pilotun indirilmesi gerektiğini, bunu da kendisinin yapabileceğini arkadaşlarına söyledi. Ancak ağaçtakini oradan indirmek için en az 40 m ipe ihtiyaçları vardı. Kulübe bekçisi 50 m. kadar bir halat olduğu söyleyince, o'ndan hemen halatı alıp gelmesini istedi bu arada kendiside ağaca tırmanmaya başlamıştı bile. Bir kayın ağacı tırmanması en zor ağaçlardan biriydi; çünkü bu tür ağaçlarda 7-8 metreye kadar hiç dal yoktu. İlk dallara yetişip nasıl ağaca çıkacaktı? Ağacın dibinde kökten dallara yetişmiş ince bir ağaç, ana gövdeye paralel 10 m. kadar büyümüştü. İşte bu ince ağaçtan destek alan delikanlı, böylece ilk dallara yetişebildi. Şimdi ağacın üst dallarına doğru ilerliyordu. Dallar arasından ilerlerken bir ara yukarıya baktı. Ağaçtaki yeşil bir tulum giymişti. Sol kolunda Türk Bayrağını görünce: "Türk Bayrağı var kolunda Türk pilotu." diye bağırdı. Şimdi daha büyük bir heyecanla, Türk askerine yardım için dalları birer ikişer geçip, yardıma koşuyordu ve nihayet pilotun yanına vardı. Seslendi; ancak pilot cevap vermedi. Paraşüt ipleri o'nu boşlukta tutuyordu. Kurtarıcı hemen bir plan yaptı. Gelecek iple onu koltuklarının altından bağlayacak, daha sonra diğer ipi aşağıya arkadaşlarının yanma göndererek, kalın dalla ağacın birleştiği yeri de sarkaç olarak kullanacaktı. Yalnız bunları yaparken, Pilotu askıdan ve paraşüt iplerinden kurtarmak için bazı iplerin kesilmesi gerekiyordu. Ne yazık ki yanında bıçak yoktu. Hemen: "Bıçağı olan varmı?" diye seslendi. Arkadaşlarından hiç ses gelmedi Nine'nin: "Bende çakı var, olur mu oğlum??" diye seslenişiyle herkes ona döndü. Hep bir ağızdan: "01ur,olur" diye bağırmışlardı. Pilotun durumu ağırdı ve acele etmeleri gerekiyordu. Yiğit delikanlı çakıyı almak için tekrar aşağıya indi. 5 cm. Lik üzerinde balıksırtı deseni olan incecik çakıyı alıp tekrar pilotun yanına çıktı. Önce onu planladığı gibi koltuklarının altından bağladıktan sonra halatı da ağaca bağladı, ardından pilotu saran ipleri keserek O'nu boşukta asılı durmaktan kurtardı. Halatın bir ucunu aşağıdaki arkadaşları tutuyordu. Delikanlının gözü bir ara pilotun sağ ayağına ilişti. Daha sonradan adının G-Suit olduğunu öğreneceği kıyafetin alt kısmı kana bulanmıştı.

KURTARMAK İÇİN ÇOK AZ ZAMANLARI KALMIŞTI

Tekrar ne kadar az zamanlarının olduğunu hatırladı ve biraz daha gayretlendi. Pilotu aşağıya doğru serbestçe bırakan köylüler delikanlının talimatlarını harfiyen yerine getiriyorlardı. Kolay değildi 62 kg.lık baygın birini 25m.lik bir ağaçtan indirmek. Çok hassas davranıyorlar ve heyecanla çalışıyorlardı. Aşağıdakiler ipi serbest bıraktıkça pilot yavaş yavaş aşağıya inmeye başladı. Aşağıya inerken zaman zaman dallara takılıyor fakat delikanlının yardımıyla dallardan kurtuluyordu. Sonunda pilot salimen yere ulaşmıştı, delikanlıda yere yaklaşınca ağacı kucaklayacak şekilde aşağıya kayıverdi. Artık tüm kurtarma liderliğini delikanlıya bırakmıştı yaşlılar. Delikanlı büyük bir dikkatle pilotun başını kucağına aldı. Dallar pilotun yüzünü kan içinde bırakmıştı. Yanlarında bulunan içme suyuyla pilotun kanlı yüzünü yıkadı, yüzü ortaya çıkmıştı. Sağ ayağını kontrol için, G-Suit'i çıkarmayı denerken, pilotun ayağı diz ve ayak bileği arasından 40° kadar kıvrtlı vermişti. Aklına askerdeyken aldığı ilk yardım eğitimleri geldi ve ayağı sabitlemek için dallar yardımıyla bir atel yapmaya başladı. Bir yandan da pilotu bu dik yerden nasıl çıkaracaklarını düşünüyordu. Bu kırık ayakla onu taşıyarak ana patikaya çıkaramazlardı. Yaralının boynu ve belide incinmiş olabilirdi. Zaten vücudunda çok ağır hasarlar olduğu belliydi. Atel biterken ne yapacaklarına karar vermişti. Bir arkadaşından, çalıştıkları yerde bıraktıkları traktörü römorkundan ayırıp hemen yanlarına getirmesini istedi. Kendinden çok emindi. Pilota yapılan yardım sırasında hiçbirinin aklına tek traktörle ne yapılacağı gelmemişti. Soğuğun şiddeti delikanlının gayreti ve liderliğiyle, sıcacık bir kurtarma operasyonuna dönüşmüştü 15 dk. İçinde traktör en son çalıştıkları yerden, dar bir yolu kullanarak, pilotun takıldığı ağacın yanına kadar geldi. Cengiz arkadaşlarına ne yapacaklarını anlattı. Pilotu tutarak traktörün uzunca olan motor bloğunun üstüne yatırmalarını istedi. Arkadaşları da öyle yaptılar. Kendisi traktörün şoför mahalline geçti. Çok dikkatli kullanmalıydı; çünü iki kişi de traktörün ön ve arka tekerleri arasına geçmişti arkadaşları çok yavaş ilerleyen traktörün tekerleri arasında yürürken, aynı zamanda pilotun traktörün ön kısmından düşmesini engelleme çalışıyordu. Ancak bir traktörün sığabileceği genişlikte olan patikada 3-4 km/saatlik hızla 5 km. Kadar tırmanarak ilerlediler ve sonunda yedigöller ile bolu'yu dağ yolundan birbirine bağlayan ana patikaya ulaştılar. Şimdi yapılması gereken; bir hastanenin aranıp ambulansın çağırılmasıydı. Ayrıca jandarma'yada haber vermeliydiler. Tek ve en yakın telefon orman kulübesindeydi. Cengiz hemen bir arkadaşını kulübeye yolladı. Bu sırada iki kişi pilot düşmesin diye, traktörün sağında ve solunda bekliyordu. Pilotun ayağındaki kanama sürüyordu. Yüzü artık soğuğunda etkisiyle iyice beyazlamıştı. Cengiz pilotun alnına elini koydu... Buz gibiydi, Kan lekeleriyle dolu montunu pilotun üzerine örttü.

ACABA HASTANEYE YETİŞEBİLECEK Mİ?

Bolu şehri, Bu dağın zirvesine yaklaşık 2 saatlik mesafedeydi. Aslında zaman çok daralmıştı. Kan kaybı bu şekilde devam ederse yaralı hayatını kaybedebilirdi ve görünüşe bakılırsa 2 saatten önce de hiçbir ambulans gelemeyecekti. Hava kararmış, soğuk kendini iyice hissettirmeye başlamıştı. Daha önce yağan kar don yapmıştı. Tam bir karamsarlık üzerlerine çökmüştü ki uzakta görünen bir çift araba farı hem yüreklerini hem ümitlerini aydınlattı. Delikanlı hemen uzaktan gelen arabayı durdurmak için yolu kesti Gelen beyaz bir Renault 12-TX idi. İçinde orta yaşlarda bir bay e bir de bayan vardı. Araçtakiler kalabalığı ve yolu kesen genç delikanlayı görünce hemen durdular. Delikanlı kısaca olup biteni şoföre analttı şoföre. Ağır yaralı olan pilotun derhal Bolu’da bir hastaneye yetişmesi gerekiyordu. Gelenler Yedigöller yöresinde tatil yapan ve Bolu' ya dönen bir aileydi, Şoför pilotu hemen arabanın arka koltuğuna taşımalarını istedi. Cengiz ve arkadaşları da traktörün üzerinden aldıkları pilotu dikkatlice arabanın arkasına yatırdılar. Delikanlı şoförden acele etmesi gerektiğini rica etti. Köylülerin 2 saatlik gayretleri sonuç verecek ve yaralı pilot 1,5 saat sonra hastaneye ulaşmış olacaktı. Böylece kurtarmada emeği geçen tüm ekip, yaptıklarının mutluluğunu hayatları boyunca gururla göğsünde taşıyacaktı.

Bolu'lu aile pilotu Bolu SSK hastanesinin acil girişinden hastaneye sokmuştu. Acil ekip hayati fonksiyonları zayıflamış ve aşırı kan kaybetmiş yaralıya 2 ünite kan vererek derhal müdahale ettiler. Bir saat içinde pilot hayati tehlikeyi atlatmıştı; ancak oldukça ağır yaralıydı. Sol omzunda, sağ dirseğinde kırıklar, boyun ve sağ eşinde ciddi yanıklar vardı. Yüzünde de kesikler, yırtıklar oluşmuştu.

MUTLU HABER FİLOYA ULAŞIYOR

Jandarma ve polis teşkilatı gerekli birimlerine haber vermişti. Böylece Hv.K.K.lığı ve Öncel filo pilotun atlayabildiğim öğrenmişti. Filoda bir bayram havası esmişti. İnanılır gibi değildi. Atlama sesi duyulmamıştı; ama pilot atlamıştı. Matem havası dağılmıştı. Tüm bu sevinçden habersiz 7 kişi vardı. Bunların 3'ü; uçak enkazını bulmaya giden uçuş öğretmenleri; 4'ü ise pilotun devre arkadaşlarıydı. Onlar iki araba ile Bolu/Gerede civarında ümitsizce ve acı dolubir halde kaza mahalline doğru ilerliyorlardı ve ağızlarını bıçak açmıyordu. Sözün bittiği yerdeydiler. Zamansız bu ölüm tatlarını almıştı. Devre arkadaşlarının kullandığı arabada pilotun cep telefonu vardı. Pilot gündüzleri mesai arkadaşının arabasını bırakıyordu. Devre arkadaşlarının aklına filoyu aramak geldi. Ankesör ikinci çalışta açıldı. Durumu sorunca karşıdakiler "Hakan'ı bulmuşlar, atlamış" sözleriyle sarsıldı. Duyduklarına inanamıyordu. Yoksa rüya mı görüyordu? Aynısını yüksek sesle arabada tekrarladı. "Atlamış" çığlıkları acı atmosferi neşeli kahkahalara çoktan dönüştürmüştü. Ne de güzel olmuştu ve artık "nasıl olmuştu" hiç önemli değildi. Atlamıştı ve iyiydi! Bu haber alabilecekleri en güzel haberdi. Pilotun arkadaşı bunu duyduktan sonra arabayı önde giden öğretmenlerinin arabasının önüne kırıp sağa çekmelerini işaret etti. Öğretmen pilotlar ne olup bittiğini anlamadılar. Bir gariplik vardı. Arabadaki 4 kursiyer pilot gülüp bir şeyler söylüyorlar ve camdan bağırıyorlardı: "Hakan atlamış, iyiymiş!". İki araç hemen sağda durdular. Artık onlarda gülmeye başladı. "Vay kereta!" dedi hocacı: "Amma da üzdü bizi". Temessümleri, tüm sıkıntıların gecenin karanlığına gömmüştü çoktan. Öğretmen grubu ve devre arkadaşları 30 dk. Sonra Bolu SSK Hastanesine ulaştı. Gördüklerine göre arkadaşlarının durumu pek de iyi değildi; ama çok şükür ki nefes alıp veriyordu, yaşıyordu.

HEMEN GATA’YA GÖTÜRÜLDÜ

Pilot derhal ambulansla GATA'ya getirildi. Gerekli ilk müdahale sonrası sağ ayağa hemen bir operasyon yapıldı. Diğer kırıklar tespit edildi. Sol kol dirseğine platin takıldı. Sol omuz kırığı için sol kol atele alınarak sabittendi. Yanıklar ikinci derecede idi. Pilot komadaydı. Şuuru kapalıydı; ancak tedavi devam ediyordu. Üç gün öylece geçti. Aslında her şey iyiye gidiyordu. Ancak 3'üncü günün sonunda Pilot yoğun bakımdayken, birden nefes alıp verirken zorlanmaya başladı. Doktor heyeti gemen müdahale edip akciğerlerde bir kanama olduğunu ve akciğerin 2/3 oranında çalışmadığını tespit etti. Pilot acilen BIRTH cihazına bağlandı. Artık, makine sayesinde nefes alıp verecekti. Her şey güzel giderken işler birden bozulmuştu. Hastaneden işleri nedeniyle ayrılan babasına yeniden haber verilerek, geri gelmesinin uygun olacağı belirtildi. Bu cihazdan çıkış şansının %50 olması, doktorların yaralı pilotun babasına bu ikazı yapmasını gerektirmişti. Ses hızında atlama ciğerlerde kanamaya neden olmuştu. Geç fark edilen bu duruma son anda müdahale edilmişti. Ancak Gülhane'nin doktorları üstün hünerleriyle pilotun hayatta kalması için ellerinden geleni yapacaklardı. Pilotun vücudu direniyor, doktorlara yardım ediyordu.

Pilot 7'nci gün sonunda artık iyice toparlanmıştı Hastane heyeti BIRTH cihazını çıkaracak ve hastanın kendi kendine nefes almasını sağlayacaktı. Şuurun yerine gelmesi ve Pilotun komadan çıkması gerekiyordu. Tüm konsülasyon ekibi, olası ters bir duruma hazır olmak için ve 7 gündür hayatta tutmaya çalıştıkları pilotun uyanışını görmek için toplandılar. En kıdemli doktor pilota seslenerek uyandırmaya çalıştı. Pilot uyanmıyordu. Doktor birkaç tokat attı. Pilot yine reaksiyon vermedi. İşaret parmağıyla iki kaşının arasına dokunuyor ama hiç tepki alamıyordu. Uyanmalıydı; ama O uyanmıyordu. Birden uzman doktorlardan biri "Annesini çağıralım" diye tavsiyede bulundu diğer doktorlara. Kıdemli hoca kafa sallayarak tasdik edince, hemşireler annesini çağırmaya koştular. Bu teklifi yapan doktor, pilotun hastaneye geldiği gün ameliyatına girmişti. Pilotu ameliyata hazırlarken canı her yandığında "Anne" demesi O'nu çok etkilemişti. Pilotun annesiyle arasında sıkı bir manevi bağ olmalıydı. Neden sonra annesi yoğun bakım odasına alındı. Anne çok şaşkın ve korku içindeydi. Evladını önce kaybetmiş sonra yeniden bulmuştu. Ama korkuyordu. Niye çağırmışlardı ki? Heyecanlı gözlerle yatağa yaklaştı, bir doktor kendisine "Oğlunuza seslenerek uyandırır mısınız?" dedi. Oğlu boylu boyunca yatıyordu. Annesi oğlunun yanına hastane ilk yattığında girebilmiş ancak yakınına hiç bu kadar yaklaşamamıştı. Oğlunun ağzına bir sürü tıbbi hortum sokmuşlardı, ayrıca ayağına dikine monte edilmiş 4 tane demir çubuk vardı bu çubuklar dışarıdan metal bir mekanizmayla birleştirilmişti. Sağ eli yanık nedeniyle bir torbanın içindeydi ve boynu da sarılıydı. Sol dirseğinde ameliyat olduğunu gösterir bandajlar vardı ve atel içindeydi. Annesinin ciğeri yandı Ciğerparesi ne hale gelmişti böyle? Gözleri çoktan dolmuş yaşlar akıyordu yanaklarına. Ama şükür ki oğlu yaşıyordu.

CANIM OĞLUM HADİ KALK

Tüm bunları düşünürken cansızca yatan oğlunun yanında doğru bir adım daha atarak yaklaştı ve seslendi: "Hakaan, oğluum, canııım, oğluuuum,kalk oğluuuuum, hadi kalk". Ortalıkta bu ninni edalı, ince nağmeli sesten başka çıt çıkmamıştı. Herkes pilota bakıyordu. Annesi sözlerini bitirir bitirmez sesin geldiği yere doğru birden gözlerini açtı. Annesini görmeye çalıştı. Görünce gülümsedi ve sağ elini kaldırarak, anlaşılamayacak kadar boğuk sesle: "Anneee! Anneee!" diyebildi. Bu müthiş "anne-evlat" tablosu, doktorların gözlerinden de yaşların akmasına neden olmuştu. Ameliyatına giren doktorun tezi doğru çıkmıştı. Pilot kornodan ancak annesinin sesiyle çıkabilmiş ve herkesi ağlatmıştı...

Aradan geçen 11 ay, pilotu eski sağlığına kavuşturup tekrar F-16'ya dönmesine kapı açmıştı. Pilot, tekrar başladığı Öncel Filo'yu 6 ay sonunda başarıyla bitirerek büyük bir mutluluk yaşıyordu artık. Dile kolay 11 ay iyileşmek için beklemiş ardından Harbe Hazır bir F-16 pilotu olarak 6'ncı Ana Jet Üs K.lığı 162'nci Filo'ya Av-Önleme pilotu olarak atanmıştı. Artık özgürlüğü yine gökyüzüyle paylaşıyordu...

Bu yazı, F-16 simülatörü ile sanal uçuşlar yapan, 7'inci Hava Kuvvet Komutanlığı tarafından hazırlanmıştır. Falcon oyunu ile yapılan sanal uçuşlara katılmak için lütfen www.gumuskaplanlar.org adresine tıklayınız...