Hakan Kılıç

F-35 ve S-400 birlikte olur mu?

  • Son Güncelleme: 17/04/19 17:32:54
  • 21

BÖLÜM 2

Birinci bölüm linki:

http://www.kokpit.aero/su-57-f-35-hakan-kilic

F-35 & S-400 Üzerine Sorular

İkinci bölüm ile son zamanlardaki gündemi meşgul eden ve en çok sorulan güncel konulardaki görüşlerimi ve öğrendiklerimi paylaşmaya devam ediyorum.

6-İSRAİL VE NORVEÇ’TE S-400 VARKEN (?) F-35 NASIL UÇUYOR? İNGİLTERE KIBRIS’TAKİ ÜSSÜNE F-35’İ GÖNDERİNCE ABD NEDEN SORUN ETMİYOR?

Öncelikle İsrail veya Norveç’te S-300/400 yok. Bunu dile getiren bürokratlarımız “İsrail ve Norveç’te de S-400 var. Onlarda F-35 uçarken sorun olmuyor da bizde neden olsun?” şeklinde söyledikleri için tabi olarak medya da vatandaş da Norveç’te S-400 var sanıyor.

Aslında demek istedikleri “İsrail ve Norveç karşısındaki ülkelerde S-400 var ama onlarda da F-35 var, ABD neden sorun etmiyor?”. Malum Suriye’de hem S-300 hem de Rusya’ya ait S-400 var. Norveç yakınlarında ise Rusya’ya bağlı Karelya Cumhuriyeti ve Kaliningrad S-300/400 cenneti gibi. Metrekareye düşen S-300/400 batarya sayısı bakımından Moskova’dan sonra sanırım ikinci sıradadırlar. Kuzey Avrupa’nın adeta kale kapısı gibi yerleştirilmiş durumdalar (Ayrıca diğer balistik ve gemisavar füzeleri ile Kaliningrad Rusların Avrupa’daki A2/AD uygulama merkezi/üssü/kalesi diyebiliriz).

Şimdi her iki sistemin de (F-35/S-400) bir parçası olamayan, üreticiden bilgi alamayan ve sadece açık kaynak çalışan ancak açık kaynak network ağı geniş biri olarak bu konudaki F-35 tarafının iddialarını, F-35 ve radarlar konusunda bugüne kadar öğrendiklerimizle harmanlayıp özetlemeye çalışacağım. Zaten daha önce yine kokpitaero’da Levent Özgül aynı ülkede olmaları ile farklı ülkede olmalarının farkını anlatmıştı. Daha sonra bende bahsetmiştim, tekrar özet şeklinde anlatacağım.

Özellikle çok daha gelişmiş siber ve radar yetenekleri olan S-400 ile F-35’in aynı hava gücünde olması ile farklı hava gücünde olması arasında fark var. Bu fark kimilerine göre ufak bir fark, kimilerine göre ise çok büyük. Şimdi konumuz ve iddia üzerine büyük bir fark olduğunu savunanlara göre:

İsrail veya Norveç’deki F-35’ler hiçbir zaman veya örneğin İsrail F-35’leri Suriye’deki S-400’e çok fazla yaklaşmıyor. Yaklaştığı zamanlarda da (malum Suriye’de F-35 kullanıldığını İsrail açıkladı) radar örtüsünün altında yani alçak irtifada uçuyor. Ayrıca Suriye’de yine radar reflektörlü olarak F-22 Raptor’lar uçuyor. İngilizlerin F-35 konuşlandıracakları Güney Kıbrıs, Baf’daki üssünden Hymeymim Rus üssüne kuş uçuşu mesafe yaklaşık olarak 250 km. Yani uçakları Kıbrıs'ın neresinde uçarsa uçsun S-400 radarlarının kapsama alanında olacağı teorik olarak doğru. Ancak aradaki mesafeyi düşündüğümüzde yüksek irtifada uçmaları şartı ile.

Ayrıca medyamız, TV’ler vs. ve hatta ajanslarda, hatta hatta birçok yabancı medya oranında S-400 radar menzili (füze değil radardan bahsediyorum) yanlış yazıyor. Bazıları 400km, bazıları 600 km diyor. Önce bunu düzelterek başlayayım. Bir savunma sanayi fuarında S-400 ihracatçı firmasından bizzat aldığım S-400 ürün kitapçığına göre stratejik bombardıman uçakları (yani B-52 gibi) için 600 km değil, 570 km radar menzili var. Bu durumda daha küçük savaş uçakları için mesela F-16 gibi 400-450 km arası olması lazım. Çünkü dünyada mevcut herhangi bir radar, stratejik bombardıman uçakları gibi dev uçakları 570 km’den görüyor ise küçük uçakları ancak en az ±100 km daha yakında görür. Nitekim broşürde 4 metrekare RCS değeri olanlar içinde 390 km radar menzili diyor. Bu durumda stratejik bombardıman uçakları için 570 km ise taktik uçaklar için 400-450 km diyebiliriz. Balistik füzeler için ise radar menzili füzenin hızına göre 230-250 km arası olarak yazılmış.

F-35, F-22, J-20 gibi 5’nci nesil uçakların gövde üstü veya altında olan radar reflektörleri gerçek RCS değeri gözükmesin, sivil hava trafiği tehlikeye girmesin ve düşmana istihbarat sağlanmasın yani düşük görünürlük özelliği tam manası ile tespit edilememesi için bu şekilde uçarlar. Radar reflektörlü İsrail ve Norveç F-35’leri S-400’e aşırı derece de yaklaşmamakla birlikte şayet buna mecbur kalsalar bile bu sebeple ciddi bir istihbarat zafiyeti oluşturmayacaktır.

 

Ancak bunun birde aynı hava gücünde olan versiyonu var. Eğer S-400 ve F-35’in ikisini birden almayı başarırsak (ki S-400 kaporası ve taksit ödemesi yapıldığı günden beri bende ikisinin birden alınması taraftarıyım) ilk ülke biz olacağız. Dolayısı ile kimsenin yapamadığını yapma imkânımız olacak. Şöyle ki: kendi pilotumuz F-35 ile S-400’ümüzün radar menziline girdiğinde pilot ile operatör konuşarak test etme imkânı bulacak. Yani “Şu an dönüyorum, karın altı sana doğru dik açıda, tam 12 yönünde maksimum hücum açısı ile dalıyorum” gibi her pozisyonda ne kadar RCS değeri verdiği test edilmiş, düz arazi, deniz veya engebeli arazide düz uçuşta kaç kilometre kala radarda net görüldüğü ve hangi irtifalarda, dış paylonlara mühimmat takıldığında hangi mühimmat ile ne derece RCS verildiği yani stealth’ın ne derece bozulduğu gibi değerler S-400 tarafından kayıt edilecek.

Esas ve çok daha sakat olan mevzu ise radar reflektörlerinin çıkarılması anında ortaya çıkacak durum. Bildiğimiz kadarı ile tüm ülkelerin savaş durumu hariç veya ABD’ye haber vermeden F-35’lerdeki radar reflektörlerini (ki çıkarılması çok basit) çıkarması yasak. Dolayısı ile Türkiye’nin veya TSK’nın tüm F-35 kullanıcısı ülkeleri zor durumda bırakarak, istihbarat zafiyeti oluşturarak F-35’in en önemli sırlarımdan birini açığa çıkartacağına ihtimal vermiyorum. Ancak burada ABD bize ne kadar güveniyor? Acaba bunu yapıp S-400 menzilinde uçuracağımızı mı sanıyorlar? Gibi sorular akla geliyor. 2 filo yani 4 farklı batarya S-400’ü dört ayrı lokasyona kurarsak ülkenin hemen hemen yarısını kapsamış olacağız. Bu durumda F-35 doğuya veya batıya geçmemeli ki böyle saçma şey olmaz. Diyelim ABD de mantıklı düşünüyor yani Türkiye’nin böyle gizli işler çevirmeyeceğine ikna olmuş veya zaten ALIS ile her şeyine anında vakıf olduğu için F-35’den reflektörler çıkınca anında haberi oluyor. Dolayısı ile ABD açısından sorun edecek bir şey yok gibi geliyor.

Ancak birde gerçek durumlar var. Yani illaki savaş veya kriz anında bu izin (reflektörsüz uçma) verilmiştir. Yoksa F-35, F-35 olmaz, işe yaramaz. Diyelim ki “Kardak-2 krizi” çıktı. Reflektörleri söktük, uçakları yükledik, kalkış başladı, S-400’ler Ege bölgesinde ve radarlar açık alarmda tam kapasite görevde. Son anda diplomasi galip geldi ve görev iptal edilip uçaklar Ege üzerinden geri çağrıldı. Şimdi reflektörsüz F-35’in tüm verisini S-400 tespit etti mi? Etti. Ağ merkezli harp ekipmanları S-400’de de var mı? Var. Burada değişik komplo teorileri var ki bu yazacağıma ben inanmıyorum. Güya S-400’deki gizli yazılım ve kendi başına gizlice bağlantı kurma kabiliyeti ile böyle durumlarda zaten verileri online Rusya’ya geçebiliyormuş.

Bence bu mümkün değil ve buna gerek de yok. Nasıl ki Patriot veya Aster-30 alsaydık bakım yetkimiz olmayacaktı aynen öyle S-400’de de yok. Yani bakımları belli aralıklarla gelen Rus teknisyenler yapacak. Şimdi S-400 sürekli veri kaydettiğine göre bakım için gelen Rus teknisyen sadece bir USB takmak ile bu kayıtları yani reflektörlü veya hayali senaryodaki “2.Kardak krizindeki” kayıtları alabilir.

İşte burada ciddi fark çıkıyor. O yüzden daha önce de burada ve başka yerlerde de yazdığım gibi Türkiye bu IKK konusunda ciddi tedbirler almalı ve bu konuda ABD’yi ikna etmeli. Ancak diyeceksiniz ki bizimkiler zaten açıkladı “ABD’li yetkilileri çağırdık, teknik heyet gönderin S-400/F-35 birlikte çalışması durumunda sıkıntılar ne ise anlatın ve ne tür tedbir almamızı istiyorsanız bize bildirin dedik ama heyet bir türlü gelmiyor”. Eğer bu gerçekten böyle ise zaten ABD’nin birlikte çalışma olayını bahane ettiği yargısını güçlendirir. Bana da öyle geliyor ki mesele sadece bu birlikte çalışma değil, nasıl ki biz PYD/silah sevkiyatı konusunda kendimizi haklı olarak aldatılmış ve sırtımızdan vurulmuş hissediyorsak, ABD de bir NATO üyesinin Rusya’dan stratejik öneme sahip bir füze sistemi almasını, bu sistem için bakım ve eğitim amaçlı Rus askerinin bir kısmı NATO’ya da tahsisli üslerde dolaşacak olmasını ihanet olarak görüyor. Yani durum 1-1 oldu diyor ve S-400 alamazsın demiyor, alırsan F-35 vermem diyor. Diplomatik olarak nasıl ki biz egemen bir ülkeyiz istediğimizi alırız, onlarda istediği kimseye silah satmamak konusunda serbest. Ancak arada ticari anlaşma, ittifak ve stratejik dostluk var. ABD veya Türkiye veya her ikisi birden bunu gözden çıkaracak mı? Tüm dünyanın merak ettiği bir soru.

Ayrıca TV’de de söylediğim gibi bazı soru işaretleri var. Evet S-400’ün bir NATO ülkesinde olması çok mantıklı değil ama neden Patriot konusunda zamanında daha cazip bir teklifle gelmediniz ve daha da ötesi kaç yıldır alınacağı söylenen, sonra nihai anlaşma imzalanan S-400 için teslimat yaklaşana kadar neden beklediniz? Örneğin yıllar önce Putin-Erdoğan görüşmesinde ilk kez S-400 gündeme geldiğinde Türkiye’ye “Bu açıklamalar doğru mu? Eğer doğru ise F-35’i unutun” neden demediniz? Belki bizde bir tercih yapıp hiç S-400 almayacaktık. Kaporamız da yanmayacaktı. Acaba yine de alır mıydık?

Bu soruları çok sordum ama cevabını bir türlü bulamıyorum. Siz bana teknik sorular soruyorsunuz ve ben de araştırıp cevap vermeye çalışıyorum ama maalesef benim bu sorularıma da diplomasi, siyaset ve uluslararası ilişkiler biliminde kariyer sahibi olan ve hamaset yapmadan, mantığını ABD/Rus sevgisi/düşmanlığı, hükümet taraftarlığı/muhalifliği üzerine oturtmamış, bir tane tarafsız, aklı başında adam kalkıp cevap veremiyor. Cevap veren çok da saydığım şartları içeremiyor, illa bir yerinden kaçak yapıyor.

Diğer bir inanmadığım iddia ise şu: Malum F-35’de daha önceki bölümde linkini yazdığım F-35 raporumda anlattığım ALIS sistemi var. Otonom lojistik bilgi sistemi ALIS sürekli ağ bağlantısı ile ALIS merkezi ile bağlantılı ve F-35 ağ merkezli harp sistemleri ile de entegre. S-400’de siber yetenekleri çok gelişmiş bir sistem. Güya S-400, F-35’e siber saldırı ile çaktırmadan bağ kurup, diğer ülke F-35’leri hakkında bile bilgi toplayabilirmiş. Amerikalıların bu kadar saf olduğunu sanmıyorum. Rusların da bu kadar siber/elektronik konusunda ilerlediğini.

7-S-400 ACİL İHTİYAÇ MI? NE ZAMAN ANLAŞILDI VE T-LORAMIDS

Evet, hem de yeni değil, ta 16 Ocak 1991 gece yarısından beri. Yani 1.Körfez Savaşı’ndan beri. Bilmeyenler için: Saddam koalisyonu bozmak için İsrail ve Arap Ülkelerini R-17 Scud balistik füzesinin Irak versiyonu El-Hüseyin balistik füzesi ile füze yağmuruna tutmuştu. Hava hakimiyeti sağlanıp kara harekâtı başladıktan sonra 2400 gibi astronomik bir sayıya ulaşmış olan koalisyon hava gücünün muharip güçlerinin (A-10, F-16, Tornado vb.) 2/3’ü işi gücü bırakıp mobil Scud lançerlerini (TEL) bulup, fırlatma öncesi imha etmeye çalışıyordu. Çok sayıda imhaya rağmen Saddam 88 civarı füzeyi fırlatmayı başardı. Bölgedeki Patriot’ların o zamanki versiyonları bazılarını imha etti. Bu oran yıllarca üretici firma baskısı ile Pentagon tarafından %90 şeklinde duyuruldu ama sonra yalan ortaya çıkınca kabul etmek zorunda kaldılar. Başarı yani kesişim oran İsrail’e düşenler için %70, diğer Arap ülkeleri için %40 olarak düzeltildi. Haftalarca sığınaklar ve bodrum katlarında uyuyan İsrail ve Arap halkına rağmen bu oran büyük bir başarıdır ve hala daha kırılması zor bir rekordur. Bugün de Scud gibi SRBM’lere karşı en etkili sistemlerden biri çoğuna göre en etkilisi PAC-3MSE’dir ve diğer PAC versiyonu Yemen-Suudi Arabistan’da %50 üzeri önleme yüzdesi ile devam etmektedir. (Ben de Türkiye için TF-2000’de kullanılma faktörü ve ABM özelliği sebebi ile Aster-30 taraftarı olmakla birlikte bu görüşe yani PAC-3MSE modelinin bir numara olduğuna katılıyorum. Sebebi ise radar ve füzenin kendi üzerindeki thrusterler)

Bizi ilgilendiren yönü ile o zamanki gazetelerden hatırladığım kadarı ile (Üniversite öğrencisiydim, telefon numarası ezberleyemem ama algıda seçicilik midir nedir o dönemki haberleri çok net hatırlarım) Güneydoğu’daki illerimize de birkaç tane Saddam Scud’larından düştü. Özellikle Diyarbakır Hava Üssü çevresine. Ancak araziye düştü ve yaralanma olmadı. Sadece fırlatılan bir Patriot (ABD Patriot’ları gelmişti) parçası (füze kesişmesi oldu mu bilmiyoruz) küçük bir kızın kafasına düştü ve yaralandı, haber oldu.

İşte o zaman yöneticilerimiz balistik füze tehdidini on yıllardır füze üreten hatta 8 yıl süren İran-Irak savaşında kullanan komşumuz İran ve Irak’a rağmen yeni fark etti. Üst düzey bir askeri yetkili ve sivil bürokratların ABD temasları sonrası Körfez Savaşı sonrası PAC alınması için çalışmalar başladı. ABD tarafı sıcak baktı. Zaten Körfez Savaşı online yayınlanması haricinde devletlere yönelik silah reklamları programı gibi idi. PAC talebi patladı. Ancak F-16 projesi devam ediyordu ve kaynaklar sınırlı idi. Ağırlık F-16 tarafına kaydırılınca PAC kaldı.

Yıllar sonra 4 Mart 2007’de Uzun Menzilli Hava ve Füze Savunma Sistemi için bilgi istek dokümanlarını hazırlayan SSM (SSB’nin o zamanki adı) firmalardan bilgi istek dokümanlarını almaları çağrısında bulundu. T-LORAMIDS ihalesine start verilmişti. 30 Haziran 2006’da Uzun Menzilli Hava ve Füze Savunma Sistemi’nin “ortak üretim” modeliyle “4 batarya” tedarik edilmesi yönünde SSİK kararı alındı.8 Nisan 2009’da T-LORAMIDS ilişkin teklife çağrı dosyası firmalara ve ilgili talep mektubu ise ABD hükümetine gönderildi ve ihale süreci başladı. S-300 ile fiyatı düşük gören Rosoboronexport/Rusya Federasyonu ihaleye girmekten vazgeçti. FD-2000/HQ-9 ile CPMIEC/Çin, Patriot ile Raytheon/ABD ve Lockheed Martin/ABD, Aster-30 SAMP-T ile de EUROSAM/Fransa/İtalya ihalede yarışacaktı. 26 Eylül 2013’de Başbakan (o zaman) Sayın Erdoğan başkanlığında toplanan SSİK Çinli CPMIEC şirketi ile sözleşme görüşmelerine başlanması kararı aldı. Kararda “Uzun menzilli bölge ve füze savunma sistemi projesi kapsamında Çin Halk Cumhuriyeti’nden CPMIEC kuruluşu ile değerlendirmeye esas teklif bedeli üzerinden, sistemlerin ve füzelerin Türkiye’de ortak üretimini sağlayacak şekilde görüşmelerin başlanmasına karar verildi” ifadesi kullanıldı. Sıralamaya göre Çin olmaz ise SAMPT-T, o da olmaz ise Patriot ile görüşülecek idi.

Ancak Çinli firma ne ortak üretimi ne de teknoloji transferini kabul etmedi. O sıradan benim kokpitaero’da “Çin füzesini almalı mıyız?” makalesi yayınlanınca Çin füzesinin anti-balistik özelliği olmadığı ortaya çıktı(!) (Ne kadar etkili oldu bilemem ama geniş ses getiren makaleye rağmen tabi ki işin şakası bir yana SSM uzmanları zaten bunu biliyordu ve sonradan basına da yansıdığı gibi uzman/tavsiye raporlarında HQ-9 zaten üçüncü sırada idi). Ancak hükümet ABD ve Avrupa bağımlılığını biraz azaltmak, hepsinden de öte Gezi Olaylarına Fransa ve ABD’nin açıktan destek olmasını değerlendirerek SAMP-T ve PAC’dan önce Çin’i seçti (Bu arada bütün Çin denizi sahilleri hatta şu yaptıkları suni ada bile twitter’da fotolarını RT ettiğim gibi HQ-9 dolu ama sadece SAM olarak işe yaradıklarından Çin HQ-19/21 geliştirmekte ve Çin S-300+S-400 satın almıştır).

15 Kasım 2015’de ise Türkiye, Çin ile görüşmelerini sürdürdüğü T-LORAMIDS ihalesini iptal etti. Reuters haberine göre üst düzey bir yetkili “Bu ihalenin iptali edilmesi kararlaştırıldı. Buna ilişkin kararı Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu imzaladı” dedi. (Benden yüz kat daha iyi İngilizce bilen ve Çin füzesi ve füze ihalesi üzerine yayınlanmış vahim hatalarla dolu bir raporu kritik edip tercüme yanlışlarını mı yoksa mevzulardaki teknik yanlışlarını mı düzeltsem, kendisine mi atsam, kokpitaero’da mı yayınlasam diye bir taraftan düşünüp bir taratan yazarken sanırım onuncu yanlışı bulmuştum ki editörümüz Tolga Özbek o Pazar sabahı 10:00 gibi aradı. “Hakan, Reuters geçti T-LORAMIDS iptal!” İlk kez bir tenkit yazısı yazacaktım ama gerek kalmamıştı).

Üzülsem mi, sevinsen mi bilemedim. Çin füzesinden kurtulalım, Aster-30 alalım derken ihale komple iptal olmuştu. Türkiye’nin kendi füzesini yapacağı da söylenmişti. O gece uyumadım. Bunun (geçen sene Sayın İsmail Demir’in de belirtiği gibi) en az 10 yıl süreceğini ve dışarıdan teknoloji transferi gerekeceğini, bunun diğer füzeleri yapmaya benzemeyeceğini anlatan “Türkiye kendi hava savunma füzesini yapabilir mi?” yazısını yazdım. Yazı Pazartesi sabah erkenden kokpitaero’da idi.

26 Şubat 2016’da ise SSM Müsteşarı Sayın İsmail Demir, Türkiye’nin uzun menzilli füze savunma sistemini “milli” olarak yapabileceğini belirterek, ihalede teklif verenler de dahil iş birliği imkanlarının değerlendirilebileceğini söyledi. 7 Ocak 2016’da Meclis Savunma Komisyonu’na brifing veren SSM Müsteşarı Sayın İsmail Demir, “Biz milli bir projeyi başlattık. Yani Patriot’tan daha iyi bir sistemi şu anda Çin ile konuştuğumuz sistemden daha iyi bir sistemi geliştirmek üzere gayretlerimizi başlattık. Bu 5 -10 yıl marjında olacak bir şeydir” dedi.

Derken 15 Temmuz faciasını yaşadık. Sonrasında ise hava savunmanın ne kadar acil ihtiyaç olduğu hissedildi. Aslında balistik füze tehdidi haricinde yüksek irtifa hava savunması ihtiyacı ve SAM tehdidini okuyabilmek için yukarıdaki tabloda 2016 yılına kadar etrafımızda düşürülen askeri uçaklara (biri bizim) bakmak yeterli idi. Ne kadar acil ihtiyaç olduğunu başka destekleyici sözlerle anlatmaya gerek yok sanırım. Tablo yeterince konuşuyor. Son 5 yılda etrafında bu kadar uçak düşürülen Suriye haricinde başka bir ülke yok.

Sonra 19 Aralık 2016’da yeni ihale açılmadan Rusya’nın Federal Askeri Teknik İş birliği Servisi Direktörü Aleksandr Fomin, Türkiye’ye S-400 hava savunma sistemi sevk edilmesi ihtimalinin yakın zamanda Rus-Türk hükümetler arası komisyon toplantısında ele alınacağını belirtti. Sonrası malum, bir yıldan fazla süren görüşmeler sonunda nihai anlaşma ve Rusya’dan alacağımız kredi anlaşması ile direk alım olarak 2 filo yani 4 batarya (Ruslar tabur, bizimkiler bazen ünite diyor) alındı ve Haziran-Temmuz 2019 gibi ilk filo (2 batarya) gelecek. Sonraki ise 2020 gibi.

Üçüncü ve son bölümde aşağıdaki sorulara cevap arayarak bitireceğiz.

8-S-400 Ortak Üretimi ve Teknoloji Transferi Olacak Mı?

9-ABD’nin Patriot Vermediği İçin S-400 Aldığımız Doğru Mu?

10-Türkiye S-400 Konusunda Haksız mı, Değil İse Sebebi Ne?

11-Yunansitan F-35 Alacak Mı? Yunan S-300P’lerini ABD Neden Sorun Etmiyor?

Hakankilic.hsword@gmail.com

https://twitter.com/hkilichsword

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap