F-104'ten atladı kurtuldu, hastanede sedyeden düştü

  • 18/12/2018 10:17

İsmail MEKER

Emekli Pilot Kurmay Albay, Emekli Kaptan Pilot

1987 yılı Şubat ayı idi. Diyarbakır 8’inci Ana Jet Üs, 182’nci Atmaca Filosu’nda Eğitim Subayı olarak görevimi sürdürüyordum. Üs Komutanlığı’ndaki 181’inci Pars Filosu ile 182’nci Atmaca Filosu olarak F-100 uçaklarından CF-104 uçaklarına modernize olmuş, Harbe Hazırlık Eğitimlerini bitirmiş, önümüzdeki aylarda Hava Kuvvetleri seviyesinde yapılacak atış yarışmalarına hazırlanıyorduk. 

Kanada Hava Kuvvetleri’nden gelen CF-104 uçakları, LW33C Atış sistemi ile mükemmel bir Atış Kabiliyetine sahip olmuş, bizlerin de  üstün gayreti ile atış neticelerimiz çok üst seviyeye ulaşmış, Pike Bomba atış ortalamamız 10 feet civarına kadar düşmüştü.

184’üncü RF-5 Keşif Filomuz bile Klasik Atış sistemine sahip olmasına rağmen Atış sonuçları ve Keşif görevlerinde çok başarılı bir seviyeye gelmişti. Hava Kuvvetlerimizin göz bebeği, yüksek morale sahi, tam bir SAVAŞ ÜS’SÜ haline gelmiştik.

DÖRTLÜ KOL LİDERİ

Güzel bir bahar sabahıydı. Önümüzdeki aylarda Hava Kuvvetleri seviyesinde yapılacak Atış Yarışmalarına hazırlanmak İçin “Uçuş Brifingi” sonrası neşeli bir şekilde 4’lü kol olarak uçak başına giderken, kol lideri olarak arkadaşlarımın yüzlerine baktığımda bugün çok iyi bir atış neticesi elde edeceğimize inancım yükselmişti. 

Uçak başında tüm arkadaşlarım uçaklarına dağılıp uçuşa hazırlanmaya başlamışlardı. Benim uçağımda ise uçuşa mani bir arıza meydana gelmişti. 

Üzüntülü bir şekilde teknik personele “Yedek uçak var mı“ diye sorup, onlardan olumlu cevap alınca tekrar neşem yerine gelmişti. Hemen yedek uçağa geçerek (62-795 numaralı uçak, Hava Kuvvetleri'nde envantere giriş tarihi 21 Ocak 1986) onu uçuşa hazırlamaya başlamıştım. 

Benim uçuşa hazırlanmama yardım eden teknisyen arkadaşım aynı zamanda bu uçağın Kanada’dan son gelen uçak olduğunu ve ilk defa atış görevine çıkacak olduğunu söyleyerek bana uçakla ilgili bilgiler veriyordu. 

Dört uçak tüm hazırlıklarımızı bitirdik ve havalanmak için pist başına hareket ettik. CF-104 uçaklarının 4’lü olarak rule yapmalarının görüntüsü çok hoştur. Şimdiye kadar F-84, F-100, F-16 uçaklarında uçtum hepsi güzeldi ama CF-104 uçaklarının görüntüsü bambaşkaydı veya bana öyle geliyordu.  

ATIŞ SAHASINA GELİYORUZ

4 uçak başarılı bir şekilde kalkış yaptık ve atış sahasında sonuçlanacak profil uçuşuna başladık. Yaklaşık 45 dakika sonra atış sahası önümüzde görülüyordu, süratimiz 420-450 Knot civarındaydı. İki numara olarak uçan Ütğm. Sarıoğlu’dan “1 numara egzoz bölümünde alev uzaması” ikazı gelmişti ki bende kokpit içersinde “Yangın ikazı “ almaya başlamıştım. 

Birden kokpitin içi kırmızı ışık ve sesli ikazlarla doldu taştı.  Emercensi durumun gerektirdiği işlemleri yaparak yaklaşık 12.000 irtifaya tırmanmış ve motorumu durdurmuştum. Ancak yangın devam ediyordu. Zaten 2 numaramda benimle beraber tırmanarak uçağımdaki yangının hala sürdüğünü ikaz ediyordu.

DİYARBAKIR PİSTİ SAĞIMDA

Sağ tarafıma baktığımda Diyarbakır pistini görebiliyordum. Daha önce Konya’da F-100 uçaklarında uçarken yine uçağımdaki bir arıza nedeniyle iniş pistine uygun bir yerde motorumu durdurmak zorunda kalmış ve uçağımı başarılı bir şekilde indirişim aklıma geldi. Acaba şimdi bunu yapabilecek miydim? 

Bu düşüncelerle pist başına doğru süzülmeye başladım ancak süratim azaldıkça uçağımın irtifa kaybetme oranı artıyordu. F-100 uçağı ile CF-104 uçağı arasında süzülme oranını çok farklı olduğunu biliyordum ama bu kadarı da fazlaydı. Artık 70-80 derece ile yere düşüyordum. 

HIZLA İRTİFA KAYBI

Atlamayı düşünmeye başladım, 1 hafta önce Ankara’da F-16 uçakları ile modernize olacak Akıncı Üssü’ne Üs Eğitim Kısım Amiri olarak atanacağımı öğrenmiş ve çok sevinmiştim. Şimdi ise bir eğitim subayı olarak Hava Kuvvetleri’nin en güçlü uçaklarından birini nasıl terk edebilirdim? İnanın paraşütle atlamaya karar vermenin bu kadar zor olacağını şimdiye kadar tahmin edememiştim. 

Bir an 8 yaşındaki kızım, 5 yaşındaki oğlum ve sevgili eşim gözümde belirdi. Daha sonra ailem ve arkadaşlarım gözümden bir şerit halinde geçiyordu ki, 2 numaram Ütğm. Sarıoğlu’nun 

“Atla, Atlaa, Atlaaaa “ çığlıkların duydum . Altimetrede irtifa yaklaşık 1000 feet’leri gösteriyordu. Ani bir kararla ve hızlı bir şekilde paraşütle Atlama kollarını tuttum ve sertçe çektim. Heryer  karanlık olmuştu, kendimi kaybetmiştim.

YANAN ENKAZIN İÇİNE İNMEK

Şiddetli bir rüzgarın tokadı ile kendime geldiğimde paraşütüm açılmış sallanarak aşağıya doğru iniyordum. Ancak çok kötü bir durum vardı, bu şekilde inersem tam uçak enkazının içine inecektim. 

Uçağım, piste çapraz olarak yaklaşık  5 deniz mili (yaklaşık 8 km) kala küçük bir platonun üzerine düşmüş ,siyah dumanlar çıkartarak yanıyor bazen patlama sesleri duyuluyordu. Aklıma bize yer eğitimlerinde öğretilen paraşütün kırmızı renkteki kumanda ipi geldi, ellerimle bu ipi buldum fakat ipi bir türlü çekip kumanda edemiyordum. 

Bu paraşüt ülkemizde ilk defa üretilen ve 6 ay kadar önce envanterimize giren bir teçhizattı. Ben de ilk gerçek denemesini yapıyordum.Yapacak bir şey kalmamıştı.

Fakat o ne? Hafif bir rüzgar beni enkazdan kurtarmış ve yükseltinin hemen yamacına düşecek şekilde yan tarafa atmıştı. Altımda sarkmakta olan hayatta kalma kitinden de ayrılamamıştım. Bu durumda ayaklarım kırılabilirdi. 

KASKIM NEREDE?

Kafamda iyi ki uçuş kaskım var diyecektim ki , onun da kafamda olmadığını gördüm. Halbuki Kaskımın çene bağı hep bağlı olarak uçmayı prensip edinmiştim. Bu uçuş kaskı da ülkemizde ilk defa üretilmiş ve öncelikle bizim üsse gönderilmişti. 

Tam o sırada şiddetli bir şekilde yere vurdum ve bayılmışım. Ne kadar süre geçti bilmiyorum. Yavaş yavaş kendime gelmeye başladığımda gözlerimi açamıyordum ve kıpırdayamıyordum. 

GÖZLERİMİ AÇAMIYORUM

Acaba hayattamıydım ? Neredeydim? Dini inanışımıza göre görev esnasında  hayatını kaybedenler şehit sayılıp cennete gideceklerini söylüyorlardı. 

Tam bu esnada “ Memo, Hasso yaklaş” diye sesler duyunca, “Tamam ben yaşıyorum ve Diyarbakır’dayım” diye düşündüm. Gözlerimi yavaş yavaş açtım. Her taraf siyah dumanla kaplıydı ve zaman zaman patlama sesleri duyuluyor etrafa parçacıklar saçılıyordu. 

Çevremde bölgeden olayı görerek yetişen  8-10 köylü bir daire oluşturmuş, etrafa saçılan bu sıcak parçalardan beni korumaya çalışıyorlardı. 

‘Paraşütle Atlama‘ Yer Eğitimlerinde, yere düştükten sonra Kurtarma Ekibi gelinceye kadar mümkünse kıpırdamadan yatmamız tavsiye ediliyordu. Ben belki de bilinç altıma yerleşen bu öğreti ile kıpırdamadan yatıyor ve etrafıma “ Beni kıpırdatmayın“ diye fısıldıyordum. 

UÇUŞ KOMBİNAZONUM KANLA ISLANDI

Başım fena halde acıyor, uçuş kombinozonum başımdan akan kanla ıslanmıştı. Uzaktan bir helikopter sesi geliyordu. Bir müddet sonra helikopter büyük uğraşmalar sonunda yamaca inmeyi başardı ve Kurtarma Ekibi bulunduğum yere ulaşarak beni helikoptere aldı.

Oradan uzaklaşırken tüm köylü vatandaşlara minnet duygularımı ifade etmiştim. Helikopter pilotu çok iyi tanıdığım Devre Arkadaşım Binbaşı Tuna Kılav’dı. Beni konuşabilir vaziyette gördüğü için çok sevinçliydi. Artık havadaydık ve Diyarbakır Devlet Hastahanesi’ne gidiyorduk.

HASTANEYE İNEMEDİK

Hastaneneye ulaştığımızda helikopterimiz iniş pistine yaklaşmaya başladı, fakat bir türlü inişe karar veremiyorduk. Çünkü büyüyen ağaç dalları inmemizi engelliyordu. 

Sonuçta Devlet Hastanesine inemedik ve Dicle Üniversitesi Hastanesine gitmeye karar verdik. Bnb. Tuna Kılav telsizle hastaneye haber verilerek gereken tedbirlerin alınmasını istedi. Hastaneye ulaştığımızda ana binasına 400-500 metre mesafedeki Helikopter pistine iniş yaptık. 

SEDYEDEN DÜŞMEK

Beni helikopterden indirerek tekerlekli bir yatağa yatırdılar ve hafif meyilli bir yoldan hastaneye doğru hareket ettik. Biraz sonra biz yeterince uzaklaşınca helikopter havalandı. Beni hastaneye götürmekte olan personeli UH-1H’e bakmak için döndüklerinde dikkatleri azaldı ve üzerinde bulunduğum yatak başıboş kalarak yoldan kayarak devrildi. Ben tekrar yere düşmüştüm ama bu seferki irtifam daha alçaktı. Hemen beni tekrar yatağa yatırdılar ve hastanedeki benim için hazırlanan odaya ulaştık. Burada bir gece yattım, daha sonra yine beni acı acı tebessüm ettiren olaylara doğru yola çıktık.

DÜŞÜŞ NEDENİ MALZEME FAKTÖRÜ

Bu anımı anlatınca herkes “Efendim sonunda ne oldu?” diye soruyor. Kısaca cevap vereyim:

Uçağımın düşüş nedeni ‘Malzeme faktörü’ olarak belirlendi.

Yerli paraşütün kumanda ipinin çekince kolayca kopabilmesi için çürük iplikle dikilmesi gerekirken sağlam iplikle dikildiği görüldü. Bu nedenle paraşütü kumanda edememiştim.

Kasklarda ise çene bağı kilitleme çıt çıtının kilitleme mekanizmasının yanlış yapıldığı ortaya çıktı. 

Aynı çıt çıttan uçuş kombinazonlarının bel hizasında da olduğu görüldü. O zaman herkesin belindeki bu daraltıcılar bir türlü kilitli durmuyor idi.

Paraşüt ve Uçuş kaskımda tespit edilen imalat hataları en kısa sürede giderildi.

Kazanın ardından bir ay sonra tekrar uçuşlara başladım.

Sonraki görevim ise 4. Ana Jet Üs Komutanlığı oldu. Ankara Akıncı Üs’süne atandım ve 1 yıl sonra her uçucunun en çok istediği görevi 141’inci Kurt Filo Komutanı olarak yaptım.

Daha sonra 2 senelik Kurmay Albay’ken kendi isteğimle emekliliğimi istedim ve Türk Hava Yollarında 20 yıl Kaptan Pilotluk, öğretmenlik ve yöneticilik yapıp 2012 yılında paraşütle atladığımda hasar gören sağ dizimden olduğum protez ameliyatı sonucunda uçuştan ve THY’den ayrılmak zorunda kaldım.

Şimdi torunlarımın özel şoförlüğünü yapıyorum.