Aybars Meriç

F-35 radara yakalanmıyor ama radar reflektörü var?

  • Son Güncelleme: 19/08/18 08:12:42
  • 11

Moda kavramını hepiniz bilirsiniz. Giyim ve yaşam stili ile ilişkili olan, bildiğiniz modadan bahsediyorum. Hani derler ya moda bazen geriye döner ve çok uzun yıllar önceki trendleri tekrar eder diye. Bu aslında oldukça uzun süredir geçerli olan bir şeydir. Ve nedense bana hep nenelerimizin kullandığı fosforlu tespihleri hatırlatır.

Eski zamanlarda malum TV ve Radyo, İnternet, vs. yok. Gece uyandığında ya da uykun kaçtığında ne yapacaksın? Elbette asılacaksın tespihe ki şeytan hemen tekrar uykunu getirsin. Peki o tespihi gecenin karanlığında nasıl bulacaksın? İşte bu nedenle içinde fosfor olup (?..) gece hafifçe parlayan bir tespihin olacak ki işe yarasın. Eh yaşlı bir akrabanız varsa dikkat edin. Hâlâ değişmedi bu moda.

Bu nedenle havacılık teknolojilerine dönecek olur isek, sanki radarın ilk icat edildiği ve herkesin bu teknolojiye sahip olmadığı yılların bir tekrarını yaşıyor gibiyiz değil mi? Fakat bu sefer radar değil, radara görünmeme ya da daha geç fark edilebilme teknolojisi ile. Amma ve lakin özüne baktığınızda oyun aynı. Düşmanı bilmek ve bilmemek arasındaki anlamlı farkı yaratmak. Fakat bilgi çağında bilmek kavramı söz konusu olduğunda, konu epeyce karmaşıklaşıyor.

F-35’İN KRİTERLERİ

Bu nedenle gelin F-35’in özelinde bu bilmenin katmanlarına ve 5. Nesil uçağın tanımına tekrar bakalım. Sam amcamız bu uçağı yaratırken ne gibi kriterler koyuyor?

  1. Düşman radarlarında düşük iz bırakacak bir tasarım ve gelişmiş malzeme ilmiyle, en geç fark edilmesini istiyor.
  2. Ama süper bir sensor ve yazılım ağıyla tüm radyoaktif bandı ve yayınları dinlemesini, düşmanı çok daha önceden fark etmesini istiyor.
  3. Ona tehlikeli biçimde yaklaşmadan darbe indirebilecek silah sistemlerine sahip olmalı diyor.
  4. Ayrıca benim karada, denizde, havada, uzayda, sayısız gözlerim var, onların gördüğünü görebilmek adına ciddi bir ağ merkezli harp kabiliyetine sahip olmalı diyor.
  5. Bu benim seçtiğim yol ve diğer ülkeler de bu trendi takip etmeli, takip etmek zorunda kalmalı diyor. Yanlışlarım bile olsa bu yoldan bir dönüş söz konusu olmamalı diye ısrar ediyor.
  6. Müttefiklerime satacağım her uçak da, aynı benim kendi uçaklarım gibi, kendi milli çıkarlarıma hizmet edebilmelidir diye bir beklenti içine giriyor.

Tamam ilk dört madde teknik, teknolojik beklentileri içeriyor. Fakat 5. Madde küresel bir yönelimi mecburi kılarken, 6. Madde politik bir amacın da peşinde koşuyor. Kısacası F-35 JSF programı ile sadece askeri hedefler değil, küresel politika başta başka hedefler de gözetiliyor.

İşte bu nedenledir ki konuya sadece askeri ve teknik açıdan yaklaşmak oldukça yanlış bir tutum olacaktır. Fakat bizler nedense konunun sadece bu uçak özelinde, radar ve radar sistemlerine yakalanmama adına mücadele kısmına odaklanmış bulunuyoruz. Bu durumda nenelerimizin kullandığı fosforlu tespihi tekrar akla getiriyor.

Uçak üzerinde yer alan radar reflektörleri

BU UÇAK KİMİN?

Bir uçak yaptınız, radara yakalanmayacak biçimde stealth teknolojisi ile donattınız, bu teknoloji ancak gerçek bir savaş anında gerçek kimliğini ortaya çıkarırsa anlam taşıyacaktır. Öyleyse barış zamanında ve tüm eğitim uçuşlarında farklı ve radarlarda görünür bir kimlik kazandırmak zorundasınız. İşte bunun için eski dostumuz radar reflektörleri devreye giriyor.

Malzeme ilmi gelişirken sadece radara yakalanmama alanında gelişmesini ummuyorsunuz değil mi? Elbette radar ışınlarını, fosforlu tespih misali, daha iyi yansıtma hatta gerekirse hafifçe parıldama alanında da gelişti. İşte söz konusu reflektörler özünde bu tip bir malzemeden imal ediliyor. Bu sayede boyutu küçük bile olsa, anlamlı bir yansıma değeri ile uçakların radar izlerini değiştirebiliyorlar. İşte bu nedenle F-35 üzerinde takılıp çıkarılabilir nitelikteki radar reflektörleri kullanılıyor.

REFLEKTÖR RADARA YAKALANMASINI SAĞLIYOR MU?

Peki bu radar reflektörleri takılı iken kaydedilen bir radar izinin hatta onu yakalamak adına özelleştirilmiş bir dijital filtrenin anlamı kalır mı? Şüphesiz hayır. Çünkü savaşmak niyetiyle reflektörleri çıkardığınız anda, uçağın izi değişecek, dijital filtrelerin işlevi de bitecektir.

Öyleyse Amerika bu kadar gürültüyü ne demeye çıkarıyor? Bunun gerçek sebebini şu Amerikan isterlerinin 5. ve 6. Maddesinde yazdığımız gibi, askeri veya teknolojik olmayan sebeplerde aramalıyız. Ayrıca F-35I Adir’e de odaklanmalıyız. Sırasıyla gidelim isterseniz.

İSRAİL’İN F-35’LERİ

ABD hiçbir JSF program ortağına bu uçağın kaynak kodlarını vermedi. Ayrıca  F-35 üzerine kendi geliştirdikleri elektronik alt sistemlerin kendileri tarafından takılmasına da izin vermedi. Bunun tek istisnası İsrail’in satın aldığı ve 4. Tip bir F-35 olarak nitelendirebileceğimiz, F-35I Adir olmuştur. Bu sayede İsrail, ABD’nin bile sahip olmadığı ölçüde ve ondan farklı nitelikte bir F-35 deneyimine erkenden sahip oldu. Tayyare ve kabiliyetlerinden hoşnut olduklarına dair şüphe yok. Aynı şekilde bizim sahip olmamızı istemediklerinden de.

Peki, havada ve yerde sürekli takip altında olan, reflektörleri takılı olarak uçan, tamamen standart bir F-35A’nın bu ülkeye ne zararı dokunabilir ki? Gelin bu soruyu biraz değiştirerek soralım. Söz konusu ülke biz değil de Yunanistan olsaydı, yine itiraz ederler miydi? Cevabı politikadan önce gelin ülkenin teknik kabiliyetlerinde arayalım.

Yunanistan kendini AIM-9X ya da AMRAAM olarak kamufle ederek F-35 ürerine yerleşebilecek bir Gökdoğan ve Bozdoğan füzesi geliştirme kabiliyetine sahip mi?

Yunanistan ağırlık ve bağımsızlık başta verileriyle MK serisi kanat altı bombaları taklit edebilen, fakat aslında bir EHPOD yani bağımsız elektronik harp podu olan bir sistemle F-35 uçurabilir mi?

Yunanistan darda kalsa F-35’in uçuş kontrol bilgisayarını, elektronik harp sistemlerini, avyoniklerini, şusunu busunu (bizim Özgür projesinde yaptığımızın benzeri biçimde) yerlileştirebilir mi?

Şüphesiz ki hayır. Buna gücü de teknolojisi de yetmez.

Fakat biz artık İsrail gibi milli savunma sanayinde ilerliyoruz. Bu nedenle politik açıyı bırakın, teknik kabiliyetler açısından bile iki ülke arasındaki fark, ciddi anlam taşımaktadır.

ABD’nin dış ülkelere konuşlandırdığı tüm F-35 uçaklarını, radar reflektörleri takılı vaziyette uçarken görmekteyiz. Aynı şekilde dış ülkelere satılan F-35’ler için de bunu söyleyebiliriz. Çok basit bir soru soralım. Siz Amerikan hava kuvvetleri pilotu olsaydınız, dünyanın potansiyel krize gebe bir bölgesinde, acil gelişecek bir durumda, üzerinizdeki radar reflektörlerini atarak, tam stealth vaziyette göreve devem etmek ve hayatta kalmak istemez miydiniz?

Peki, siz ABD yönetiminde olsaydınız bu imkanı diğer ülkelere de vermek ister miydiniz? Pilotu 70 yıldır jettison yapabilen temel bir teknolojinin, bu ufacık reflektörlerde devre dışı kalması düşünülemez tabi ki. Bu nedenle mantık yürütürsek ilk sorunun cevabının evet ama ikincisinin hayır olduğunu siz de fark edeceksiniz.

Elbette Türkiye kadar donanımlı bir ülke, radar reflektörlerinde istediği bir değişikliği yapmaya da muktedir olacaktır. Dünya biliyor ki biz para şeklinde dondurulmuş buz ile otomatlardan ürün çalan bir akıllı milletiz. Kafamız bu tip işlere iyi çalışır.

Radarın ilk icat edildiği yıllarda bu imkana İngiltere ve ABD sahipti. Bu nedenle Alman hava akınlarını yolda iken görebilme ve hazırlanabilme şansı yakalamışlardı. Şimdiyse neredeyse tamamen radara güvenen bir hava savunma ağına ve savaş uçaklarına fark edilmeme yönünde bir avantaj mücadelesi söz konusu. Elbette elimizdeki tek unsur radar dalgaları değil. Kızıl ötesi izler ya da daha derin teknolojiler kullanarak düşman uçakları fark etme, takip etme ve düşürebilme yolunda çabalar sarf edilebilir.

Ülke olarak bu yönde de elbet kafa çalıştıracak ve çaba sarf edeceğiz. Ama oyunu kuranların en son oyuncağı F-35 ise, ona sahip olmakla kazanacağımız fayda ve tecrübeleri de küçümsememek gerekmektedir. Radar reflektörleri ile ya da onlarsız.

Konuya S-400 ile devam etmek istesem de bu günlük tadında bırakmak daha faydalı olacaktır. Çünkü S-400 ve diğer orta / uzun erimli hava savunma sistemlerinin sağlayacağı A2/AD imkanı ve F-35A gibi stealth bir uçağın sağlayacağı ofansif ve defansif hava savunma faydalarını kıyaslamak istiyorum.

Bunu geleceğe uzanan bir zaman akışı ile de ölçmeyi arzu ediyorum. Ayrıca konuyu günümüz Türk Hava Kuvvetlerinin ihtiyaç ve gereksinimleri penceresinden de işlemeyi arzu ediyorum. Bu ise başlı başına ayrı bir makale konusu olacaktır. Saygılarımla…

Aybars Meriç

Kıdemli Güvenlik ve Savunma Danışmanı / Lightning-HiTec

 

 

Kaynak: www.kokpit.aero - ÖZEL

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap