Kadir Doğan

Otonom sistemler ve geleceğin savaşları

  • Son Güncelleme: 29/01/19 07:19:30
  • 0

İletişim: https://twitter.com/kdrdgn07

Özellikle 21. yüzyılın başlamasıyla birlikte dünyada yaşanan harp senaryoları karşılaşılan mücadeleler neticesinde değişmeye başlamıştır. Vietnam savaşı ile birlikte başlayan süreçte, nizami kuvvetlere karşı gayrinizami unsurların gösterdiği başarı, özellikle Afganistan ve Irak savaşları ile birlikte doruk noktasına ulaşmıştır. SSCB (Rusya) ve ABD gibi iki süper gücün bu mücadelelerde çok ciddi yara alması, girdikleri bu mücadelelerde kesin bir zafer kazanamadan hatta kimilerine göre ciddi bir kayıpla ayrılmaları, özellikle doktrin geliştiricileri tarafından gözden kaçmamış ve ülkelerin doktrinleri bu yeni oluşumlara göre şekillenmeye başlamıştır.

Dinamik unsurlara karşı mücadele eden bu görece statik ve hantal kuvvetlerin, karşılaştıkları zorluğu alt etmek için üretmesi gereken çözümlerin başında ise düşük yoğunlukta ve sayıca az olan ancak düşmanı sürekli bir şekilde tahrip eden, düşük maliyetli ve yıldırıcı stratejiler kurgulanması gelmektedir.

Burada kurgulanan temel stratejinin ana unsuru ise geçmişten günümüze harp alanlarında mücadele eden kas gücü yerine, bulunduğu durumu doğru bir şekilde anlayan, yorumlayan ve bu yorum doğrultusunda aldığı kararı, insanlarla birlikte uygulayan makinelerin harp alanlarında yer alması olacaktır.

Ülkemiz yıllardır hem ülke içerisinde hem de sınır ötesinde mücadele ettiği terör gruplarına karşı zaten bu tarz bir doktrin oluşturma yoluna gitmiştir ancak özellikle içinde bulunduğumuz son birkaç yıl öncesine kadar bu doktrini uygulayacak teknolojik altyapıya sahip olmadığı için istediği neticeleri alamamaktaydı.

Geçtiğimiz son birkaç sene içerisinde ülkemiz savunma sanayinde birçok alanda yaşanan gelişmelerin belki de en göze çarpanı otonom araçlar, özellikle hava araçları, konusunda yaşanan gelişmeler olmuştur. Özellikle Türk Havacılık ve Uzay Sanayi, Baykar Makine, Vestel ve STM gibi hem özel hem de devlet şirketlerimiz tarafından geliştirilen otonom araçlar sayesinde, kurgulanan bu doktrinlerin uygulanması mümkün hale gelmiştir.

Yukarıda saydığımız şirketlerimiz geliştirdikleri otonom araçlar ile birlikte hem teknik açıdan hem de mali açıdan ciddi başarılar yakalamaktadırlar. Özellikle son zamanlarda ülkemizin dostu ve stratejik ortağı olan ülkelere geliştirilen bu ürünler ile birçok ihracat yapılmış, ürünlerimizin küresel pazarda rekabet gücü artmıştır.

Son yıllarda gelişen ve ülkemizin büyük bir tecrübeye sahip olduğu bu yeni harp stratejilerine karşı otonom araçlar çok ciddi bir katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte, yeni tehditlere karşı girilecek mücadelede nihai başarının sağlanması için sadece otonom araçların geliştirilmesi ve kullanılması yeterli değildir. Otonom araçlarla birlikte, geliştirilecek diğer birçok alt sistemin birleşmesi ile otonom sistemlerin oluşturulması ve oluşturulan bu sistemin, kuvvetin en ast unsurundan en üst unsuruna kadar müşterek bir şekilde çalışmaya başlaması ile birlikte ülkemiz yeni tehditlere karşı çok farklı bir konuma gelecektir.

Burada ifade edilen otonom sistemler tanımını anlam olarak biraz daha açmak yararlı olacaktır. Otonom sistemler, birçok farklı bileşenden oluşan insansız araçların kabiliyetleri doğrultusunda edindikleri verileri anlamsal açıdan sınıflandırıp, karar verici unsur ile paylaştıktan sonra yüksek bir görev bilinci ile verilen kararın uygulandığı işlemler bütünü olarak tanımlanabilir. Yapılan tanımdan da anlaşılacağı gibi otonom sistemler, birçok farklı otonom aracın hem birbirleri ile hem de karar verici merci ile yani insanla müşterek bir şekilde çalışmasını gerektirir.

İnsanlar ile makineleri birbirinden ayıran temel özelliklerden bir tanesi olan karar verme kabiliyeti yavaş yavaş ortadan kalkmaktadır. Otonom sistemlerin karar verme kabiliyeti kazanması veya en azından verilecek karar için en iyi opsiyonları sunması, bu sistemleri kontrol eden kuvvetlerin istedikleri başarıyı yüksek hassasiyet ile kazanmalarını sağlamaktadır. Bu sistemlerin gelişmesi ve kullanıma uygun hale getirilmesi için ise bazı alt sistemlerin geliştirilmesi gereklidir. Bunların başında ise “Müşterek Çalışma Sistemi (Interoperability System)” gelmektedir.

Müşterek Çalışma Sistemi bu şekilde tasvir edilebilir

Müşterek Çalışma, askeri kullanımda NATO tarafından şöyle tanımlanmıştır: “Müşterek çalışma, iki veya daha fazla kuvvetin taktiksel, stratejik ve operasyonel hedeflerine ulaşmak için tutarlı, etkili ve verimli bir şekilde birlikte hareket etme yeteneğidir.” NATO’nun sahip olduğu hem teknik hem de hukuki altyapısı sayesinde, NATO üyesi ülkeler olası bir tehdide karşı müşterek bir şekilde çalışabilmektedirler. Burada yapılan tanımdan da anlaşılacağı gibi müşterek çalışma zaten birçok dost ve partner ülke arasında yapılan çalışmalarda uygulanan bir yöntemdir. Peki, insanlar arasında sağlanan müşterek çalışma, insanlar ve makineler arasında nasıl sağlanabilir?

Müşterek Çalışma kavramının, teknik olarak da bir anlamı mevcuttur ve biz daha çok bu yazının konusu nedeniyle o anlam ile ilgileneceğiz. Müşterek Çalışma, farklı sistemler arasında sınırsız kaynak paylaşımına olanak sağlayan bir özelliktir. Bu, hem yazılım hem de donanım kullanılarak, farklı bileşenler veya makineler arasında veri paylaşma yeteneğini gösterir. Burada paylaşılan veri bir Yerel Ağ (LAN) veya Geniş Alan Ağları (WAN) aracılığıyla farklı bilgisayarlar arasında bilgi ve kaynak değişimi olarak da tanımlanabilir. Yani Müşterek Çalışma kavramı en genel anlamıyla, iki veya daha fazla bileşen veya sistemin, birbirleri arasında kaynak veya bilgi paylaşma yeteneğidir.

Makineler için Müşterek Çalışma sistemi temelde iki farklı bileşenden oluşur. Bunlar:

Sözdizimsel Müşterek Çalışma Sistemi (Syntactic Interoperability): İki veya daha fazla sistemin birbirleri ile haberleşebildiği ve veri paylaşımında bulunabildiği sistemlerdir. Bu sistemler, makinelerin kullandığı ara yüz ve programlama dili farklı olsa bile birlikte çalışmaya olanak tanır.

Anlamsal Müşterek Çalışma Sistemi (Semantic Interoperability): İki veya daha fazla sistem arasında yapılan veri paylaşımının, her iki sistemin de anlayabilmesine olanak tanıyan sistemlerdir. Anlamsal Müşterek Çalışma Sistemi, paylaşıma katılan sistemlerin kullanıcıları tarafından tanımlanan anlamlı sonuçlar gerektirdiğinden, yapılan veri alışverişi her iki sistem içinde anlamlı olmalıdır.

Sözü edilen Müşterek Çalışma Sistemleri, otonom araçların gelişmesi ve nihayetinde tam anlamıyla operasyonel olarak kullanılması için kritik bir önem arz etmektedir. Aynı zamanda otonom araçları, otonom bir sistem haline getirecek olan da yine bu alt sistemlerdir.

Müşterek Çalışma Sisteminin uygulandığı bir harp senaryosu tasviri

Bu konuya biraz daha geniş perspektiften bakmanın, sözü edilen müşterek sistemlerin ne kadar önemli olduğunu biraz daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Öncelikle son zamanlarda ülkemizin terörle mücadelede sıklıkla karşılaştığı tipte bir harp senaryosu kurgulayalım. Bu senaryo içerisinde tehdit unsuru, günümüzde terör örgütlerinin yapılanması ile neredeyse aynı olsun. Yani daha dinamik ve küçük gruplar halinde, özellikle açık araziden ziyade meskûn mahalde konumlanan unsurlardan söz ediyor olalım. Bu unsurların bertaraf edilmesi için de otonom araçların da aralarında yer aldığı bir grup kuvvet görevlendirilsin.

Öncelikle burada tasvir edilen tehdidin ortadan kaldırılması için 3 farklı süreçten söz edilebilir. Bunlardan ilki, tehdidin tanımlanması ve analiz edilmesidir.

İlk sürecin başarılı bir şekilde gerçekleştirilmesi için, otonom hava araçlarından veya uydu görüntülerinden yararlanılması oldukça yaygın görülen ve doğru bir stratejidir. Uydudan ve otonom hava araçlarından alınan görüntüler, harp merkezine aktarılarak, orada yer alan karar verici unsurlar tarafından analiz edilir. Burada yapılan analizin niteliği kadar, niceliği de önemlidir. Burada sözü edilen nicelik şu şekilde tanımlanabilir: Tehdit unsurunun bulunduğu bölgeden termal kameralardan, hiperspektral kameralardan, kızılötesi sensörlerden veya ısı sensörleri gibi farklı anlamlar taşıyan bileşenlerden alınan verilerdir.  O bölgede yer alan karşıt unsurlara ait ne kadar fazla ve ne kadar farklı şekilde veri alınırsa, karar merci tarafından yapılacak tehdit tanımlama ve analiz süreci o şekilde başarılı olacaktır. Aynı zamanda burada alınan verilerin sayısı da tahmin edilebileceği gibi çok fazla olacaktır. Bu verilerin yüksek doğrulukla analiz edilmesi için doğru bir şekilde sınıflandırılması gerekmektedir. Buradaki sınıflandırma sürecinde ise karşımıza Müşterek Çalışma Sistemleri çıkar. Müşterek çalışma sistemleri içerisinde yer alan sunucular yardımıyla birbiri ile haberleşen ve veri paylaşan bu farklı bileşenler, aldıkları verileri anlamsal açıdan sınıflandırıp, karar vericilere düzgün bir şekilde aktarabilir. Bu da karar verici merciinin, analiz sürecinde işini oldukça kolaylaştırır.

Otonom Hava Aracı tarafından yapılan hedef tespiti

İkinci süreç ise tanımlanan tehdit analiz edildikten sonra tehdide en uygun şekilde müdahale edilmesi sürecidir. Bu süreç, müdahale edecek kuvvetin elindeki birçok farklı yetkinlik ile doğrudan ilgilidir. Biz burada diğer tüm koşulları bir kenara koyarak, müdahale edecek kuvvetin elinde teknik yetkinliğinin olduğunu varsayalım.

Tehdit başarılı bir şekilde analiz edildikten sonra, o tehdide en uygun şekilde müdahale gerçekleştirilir. Tehdit unsurunun durumu analiz süreci sonrasında birçok farklı şekilde olabilir. Tehdit unsuru mobil bir şekilde hareket ediyor ve görece az unsurlardan oluşuyor olabilir. Aynı zamanda tehdit meskûn mahal içerisinde, insansız hava araçlarının görüntü almalarını engelleyecek şekilde, basit ama etkili karşı tedbirler alıyor olabilir ki biz bu durumu Zeytin dalı, Fırat Kalkanı ve Hendek operasyonlarında sık sık görmüştük. Karşı karşıya kaldığımız terör unsurları, otonom hava araçlarımızın görüntü almasını engellemek için kimi zaman lastik yakıp görüntü almayı zorlaştırmış, kimi zaman ise meskûn mahalde, sokakların arasına brandalar ile kapatıp yine görüntü almayı engellemeye çalışmışlardır. Burada tehdide müdahale edecek kuvvet, tehdit unsurlarının ellerindeki az sayıdaki materyal ile etkili bir şekilde direnç gösterebildiğini fark edip, elindeki farklı enstrümanları devreye sokmalıdır.

Karşılaşılabilecek böylesine bir durumda yine otonom sistemlerin önemi karşımıza çıkmaktadır. Eğer otonom hava araçları, üzerindeki alt sistemlerin getirdiği kabiliyetler doğrultusunda, yüksek hassasiyet ile müdahale edecek uygun ortamı bulamıyorsa bu kez farklı sistemler devreye girecektir. Hava araçlarından alınan verilerin yetersiz olduğu kanaatine ulaşan karar merciiler, bu kez sahada yer alan unsurların kullanabileceği mini veya mikro boyuttaki hava araçlarını devreye sokabilir. Bu tipteki araçlar boyut olarak çok küçük oldukları için sokak aralarında rahatlıkla hareket edebilirler. Sahip oldukları alt sistemler sayesinde, sokak içerisinde LIDAR (Laser Imaging Detection and Ranging) gibi alt bileşenler yardımıyla haritalama yapabilir ve diğer otonom araçlara anlamlı bir veri paketi oluşturabilirler. Mini veya mikro ölçekteki bu hava araçları, elde ettikleri verileri anlık olarak, operasyona katılan diğer otonom araçlarla ve karar verici mercii ile paylaşırlar. Aldıkları bu veriler sonucunda sahada aktif olarak görev alan otonom araçlar kendi aralarında en doğru müdahale yöntemini karşılaştırabilir ve karar verici merci ile bu durumu paylaşabilirler. Bunun sonucunda ise karar verici merci en doğru müdahaleyi yapıp, tehdidi etkisiz hale getirir.

LIDAR tarafından yapılan haritalama sistemi

Tehdit etkisiz hale getirildikten sonra üçüncü ve son süreç başlar. Bu süreç tehdidin imha edildikten sonra tanımlanması ve operasyonun başarı hassasiyeti ile ilgili geri besleme alınması için önemlidir. Buradan alınan geri beslemeler, otonom araçların bundan sonraki operasyonlarda kullanılması için oldukça önemlidir. Buradan alınacak geri beslemeler ile otonom araçların kullandığı yapay zekâ teknolojisinde eğitim setleri oluşturulabilir. Oluşturulan bu eğitim setlerinin niteliği ve niceliği ne kadar fazla ise otonom araçlar o kadar fazla olasılığı göz önünde bulundurarak karar vereceklerdir ve bu da verilen kararın doğruluk oranını daha da artırır. Burada otonom araçları küçük bir çocuğa benzetsek muhtemelen yanlış olmayacaktır. Otonom araçlar da küçük bir çocuk gibi sürekli yeni şeyler öğrenip, öğrendikleri bu yeni şeyler neticesinde daha da olgunlaşırlar. Ne kadar doğru ve çok sayıda şey öğrenirlerse, olgunlaştıkları zaman o kadar doğru karar vereceklerdir. Aynı zamanda buradan alınacak geri beslemeler, operasyon sonrasında yapılabilecek “Halkla İlişkiler” çalışmaları için de oldukça önemlidir. Geri besleme alma işlemi yine otonom araçlarla veya bölgede bulunan kuvvetler ile yapılabilir. Bu sürecin tamamlanması ile de operasyon başarılı bir şekilde icra edilmiş olur.

Yazımın tamamında yaptığım tüm projeksiyonlarda mümkün olduğunca sadece teknik imkânlar üzerinden söz ettiğimi unutmamak gerekir. Zira bu şekilde yaşanabilecek olası bir harp senaryosunda muhtemelen çok sayıda farklı parametre devreye girecek ve bu süreçler biraz daha farklı işleyecektir.

Yazının sonunda ufak bir parantez açmanın da yararlı olacağı kanaatindeyim. Görüldüğü gibi, yakın bir gelecekte karşımıza çıkabilecek, genelleştirilmiş bir harp senaryosunda, otonom sistemlerin yani, otonom araçların ve tüm alt sistemlerin birlikte kullanılması ile çok daha fazla etkinlik sağlanması beklenmektedir. Ülkemiz de içerisinde bulunduğu coğrafya ve gelecek hedefleri neticesinde, burada belirtilen etkinliğin kat kat fazlasını elde etmesi gerekmektedir. Bu da otonom araçlar ile birlikte alt sistemlerin de geliştirilmesi anlamına gelmektedir.

Veri Güvenliği Sistemi, ISR(Intellegence, Survive, Recognize), Müşterek Çalışma Sistemi (Interoperability System),  Müşterek Çalışma Ara yüzü (Interoperability Interface) ve GPS(Küresel Konumlandırma Sistemi) gibi alt sistemlerin geliştirilmesi ve LIDAR(Laser Imaging Detection and Ranging) ve Hiperspektral Kameralar gibi alt bileşenlerin, özgün olarak, ülkemizin kendi kabiliyetleri doğrultusunda geliştirilmesi oldukça önemli bir konudur. Zira bu sistemlere eğer kendi kabiliyetlerimiz doğrultusunda sahip olamazsak, otonom araçlarımız da gelecekte rakiplerine kıyasla etkisiz kalacaktır.

Kaynak: www.kokpit.aero

Kokpit Aero

Yorum Yap