f Savaşın insansız boyutu
Kadir Doğan

Savaşın insansız boyutu

  • Son Güncelleme: 3/07/17 20:38:27
  • 2

İletişim: https://twitter.com/kdrdgn07?lang=tr

Mail: kdrdgn07 @gmail.com

Birinci Dünya savaşı sonrasında dönemin Amerikan Başkanı Woodrow Wilson tarafından ilk kez dillendirilen ve Milletler Cemiyetinin kuruluşu ile meşrutiyet kazanmaya başlayan “Yeni Dünya Düzeni” görüşü, Franklin D. Roosevelt ve Winston Churchill arasında, İngiliz “HMS Prince of Wales” savaş gemisinde yapılan görüşmeler sonucunda ortaya çıkan “Atlantik Bildirisi” ile resmen dünya siyasetinde kendine yer bulmuştur.

Bu düzen, küresel politikalar açısından birçok köklü değişikliklere sebep olmuştur.  Atlantik bildirisine göre artık savaşlardan sonra toprak kazanılamayacak, halkların onayı olmadan herhangi bir toprak değişikliği yapılamayacaktı. Aradan geçen çok da uzun olmayan bir süre zarfında, bu maddeler birçok kez ihlal edilmiş, ortaya konan düzen yıllar boyunca sekteye uğramıştır.

Dünya siyasetinde ve dolayısıyla bu düzen üzerinde etkili olan Truman, Marshall, Nixon, Kissinger, Gorbaçov, Brzezinski, Chaney ve George H. W. Bush gibi isimler, bu düzenin başlangıcından, günümüze kadar olan sürede bu düzeni çok farklı noktalara taşımıştır.

Günümüzde artık politikalar tek yönlü ve sabit bir paradigma üzerinden yapılmamaktadır. Bunun etkisiyle savaşlar da cepheler üzerinden, simetrik ve konvansiyonel bir biçimde yapılmamaktadır. Gelinen noktada ülkeler politikalarını değişen savaş şartlarına yani “Yeni Dünya Düzenine” göre belirlemeleri zorunlu bir hal almıştır. Burada, ülkelere hüküm eden kuvvetleri en çok zorlayan nokta ise bu savaş şartlarının oldukça keskin bir şekilde ve kısa zaman aralıklarında değişmesidir.

21. yüzyıl öncesinde “konvansiyonel ordu” bağlamında oldukça güçlü olan birçok ülke, 21. Yüzyılda değişen savaş şartlarına uyum sağlayamamış ve rakiplerinden geri kalmıştır. Bu durum ülkelerin net ve kararlı politikalar üretememelerine sebep olmuş, bunun sonucunda bu ülkelerin sosyokültürel yapılarından ekonomilerine kadar birçok alanda meydana gelen değişimler onları oldukça olumsuz etkilemiştir.

2008 Yılı haziran ayında, Pentagon tarafından yayınlanan “Ulusal Savunma Stratejisi” belgesi Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal güvenliğinin temellerini oluşturmakla birlikte aynı zamanda hem Amerikan dış politikasını hem de Amerikan harp stratejisini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Stratejisinden bir alıntı:

“… Birleşik Devletlerin, konvansiyonel savaş da muhtemel düşmanlara karşı olan baskınlığı, devlet olmayan aktörler ve onları destekleyen devletlerin, bu avantajımıza karşı asimetrik yöntemler benimsemeleri için güçlü bir motivasyon kaynağı oldu. İşte bu sebeple, Konvansiyonel Harp de gösterilen performansa kıyasla, düzensiz harp de büyük bir ustalık gösterilmelidir. Ayrıca düşmanlarımız da buna karşın kimyasal, biyolojik ve özelliklede Nükleer silah yeteneklerini geliştirmek ve bunlara sahip olmak istiyorlar…

… Tüm Bu zorlukların üstesinden gelmek hem sert hem de yumuşak güçte daha iyi ve daha çeşitli yetenekler ve onları istihdam etme konusunda daha fazla esneklik ve beceri gerektirir…” (1)

Yukarıdaki alıntı bizlere günümüz harp koşulları hakkında çok önemli bilgiler vermektedir. Artık savaşlar, simetrik bir şekilde ve cepheden cepheye yapılmamaktadır. Artık tehditler veya potansiyel düşmanlar, bir devlet veya düzenli bir ordu olmaktan çıkmıştır. Bu durum, tehdidi konvansiyonel yollar ile yok etmeyi de imkânsız bir hale sokmaktadır. Bunun en büyük örneği de Suriye İç Savaşıdır.

Suriye iç savaşında birçok kez görüldüğü gibi artık tehditler düzenli ve durgun değildir. Hareketli, değişken, inovatif ve düzensiz bir hal almışlardır. Tüm bunlar bir araya geldiği zaman bir ülkenin bekasını etkileyecek tehditlerin yok edilmesi de çok daha kompleks bir hal almaktadır. Artık tehditler sadece bir ülkenin sınırları içerisinde meydana gelmemektedir. Bu tehditlerin yok edilmesi de sadece ülke sınırları içerisinde yapılan etkinlikler ile mümkün olmamaktadır. Bir ülkenin savunması artık sadece kendi hudutlarını savunmadan değil, belki 100 km, belki 10.000 km ötede, tehditleri kaynağında yok etmekten geçmektedir.

İşte tüm bu yukarıda sayılan sebepler bize yeni, güçlü, dinamik ve esnek harp araçlarının ve konseptlerin gelişmesini zorunlu kılmaktadır.

Savaşın 6. Boyutu: İnsansız Sistemler

Günümüzde artık savaşlar, 6 boyutta meydana gelmektedir. Bu boyutlar; Kara, Deniz, Hava, Uzay, Siber Uzay ve İnsansız Sistemlerdir. İlk 2 unsur, çok uzun zamandan, insan oğlunun var oluşundan beri, önemini korumaktadır. Hava unsuru, Birinci Dünya Savaşında ortaya çıkmış, İkinci Dünya Savaşında rüştünü ispatlamıştır. Uzay ve Siber Uzay boyutları, Soğuk Savaş döneminde, kuvvetlerin birbirleri karşısında aktif olarak kullandıkları unsurlardır.

İnsansız sistemler ise aktif kullanım açısından en genç savaş unsurudur. İnsansız sistemlerin savaşlarda kullanılması, aktif kullanımına nazaran çok daha eskilere dayanmaktadır. İnsansız kontrol sistemleri ilk olarak “Nikola Tesla” tarafından, Radyo ile kontrol tekniği bulunarak ortaya çıkmıştır fakat “Harp Unsuru” olarak kullanımı, Birinci dünya savaşı öncesinde ve savaş sırasında ilk kez tasarlanan Radyo Kontrollü uçaklar ile başlamıştır. Bu uçaklar genellikle prototip olarak kalmış, uzun yıllar boyunca savaşlarda kendine yer bulamamıştır. Bunun en temel sebebi, dönemin savaş koşullarına bakıldığı zaman, bu sistemlerin etkinliğinin çok kısıtlı olmasıdır. 21. Yüzyıl öncesinde, özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında, ülkeler nizami hava unsurları ile taktik-stratejik bombardıman ve devriye-imha görevleri icra etmekteydi. Bu durum da insansız sistemlerin geçmişte gelişimini engelleyen sebeplerden birisi olmuştur.

İlk İnsansız Hava araçlarından birisi olan ve ilk uçuşunu 1917 yılında yapan Hewitt-Sperry UAV

Aradan geçen uzun yıllar boyunca İnsansız Kara Sistemleri, İnsansız Hava Sistemleri ve İnsansız Deniz üstü-Deniz altı sistemleri ortaya çıkmıştır. Bu sistemlerin ortaya çıkışı ile hem ülkelerin hem de ülke olmayan aktörlerin savunma stratejilerinde büyük ve köklü değişiklikler yaşanmıştır.

İnsansız sistemeler bir bütün halinde çalışır

İnsansız Sistemlerin günümüz harp konsepti için bu denli uygun olmasının sebebi, insan-makine iş birliği ile karşılaşılan durumlara sert veya yumuşak, dinamik veya statik, esnek veya katı tepkiler vermesine olanak sağlıyor olmasıdır. Artık ülkeler bir operasyon için “Kim bu iş için en iyisi?” sorusunu sormak yerine, “Bu görev için en iyi takım nedir?” sorusu üzerine yoğunlaşmaktadır.

İnsansız sistemler aynı zamanda bir takımdır

Günümüzde İnsansız Sistemler sayesinde hava, kara, deniz, uzay ve siber uzay alanlarında daha az enerji ile çok daha etkin çalışmalar yapılabiliyor. İnsansız sistemlerin bu denli önemli olmasının sebebi de bu yüzdendir. İnsansız araçlar, insan kaynaklı hataları en aza indirip, insani ihtiyaçları ve yeterlilikleri yerine getirme zorunluluğu olmadan, en temelinde insan hayatını tehlikeden uzak tutarak, her şart ve koşulda verilen görevi yerine getirebilmektedir.

Tüm bu olumlu durumların yanında insansız sistemlerin kullanımının birçok olumsuz etkisi de mevcuttur. Bunların başında insansız sistemler, özellikle hava, sebebiyle ortaya çıkan sivil kayıplar bu duruma en iyi örnektir.

İnsansız sistemlerin ki özellikle de insansız hava araçlarının silahlandırılıp, stratejik-taktik gözlem-imha görevleri icra etmeye başladıktan sonra birçok sivil kayıp yaşandı. Bunun en temel sebebi insansız sistem yazılım ve mekaniklerinde yaşanan hatalardır. Özellikle insansız sistemlerin ABD’de en aktif kullanıldığı Barack Obama döneminde Pakistan, Somali, Afganistan ve Yemen de ABD Hava kuvvetleri tarafından gerçekleşen 563 hava saldırısında, 384 ile 804 sivilin öldüğü tahmin edilmektedir. (2)

Resmi olmayan rakamlara göre, Sadece Afganistan’da insansız hava araçlarının sebep olduğu ölümler

Bu sistemlerin geliştirilmesi ve savaş alanlarında aktif bir şekilde kullanılmasının, ülkelere savaş alanında büyük avantaj sağlayabileceği tahmin edilmesi çok da zor olmayan bir durumdur. Bu durumun farkında olan ülkelerin başında gelen Türkiye Cumhuriyeti, son birkaç yılda ortaya konan ciddi çalışmalar sonucunda İnsansız hava ve İnsansız Kara sistemlerinde büyük gelişmeler kat etmiştir. Aynı gelişmelerin, insansız deniz üstü-denizaltı sistemlerde de kat edilmemesi için açıkçası hiçbir sebep yoktur. Bu gelişmelerin kat edilmesi, kendisine 2020-2030’lı yıllarda “dünya siyasetinde söz sahibi ülke olma” hedefi koyan Türkiye’nin, yapması zaruri olduğu işlerin başında gelmektedir.

Tavşan ve kaplumbağanın hikayesini sanırım herkes bilir. İnsansız sistemler konusunda, Türkiye şimdilik tavşan olmayı başarabilen birkaç ülkeden bir tanesi.  Ben kaplumbağaya karşı, tavşanımı seviyorum ve inanıyorum. Ama unutmayalım ki yarışı daha istikrarlı olan kaplumbağa kazanıyor.

Kadir Doğan

Gelecek Göklerde

Kaynaklar:

https://ia801301.us.archive.org/10/items/The-National-Defense-Strategy-2008/The%20National%20Defense%20Strategy%20(2008).pdf

https://www.thebureauinvestigates.com/stories/2017-01-17/obamas-covert-drone-war-in-numbers-ten-times-more-strikes-than-bush

Kaynak: www.kokpit.aero

Kokpit Aero

Yorum Yap