Hakan Kılıç

G.Kore’ye getirilen THAAD neden kriz çıkardı? - 2

  • Son Güncelleme: 14/03/17 20:33:08
  • 2

hakan.kilic@kokpit.aero

https://twitter.com/hkilichsword

https://twitter.com/hkilichsword2

 

BİRİNCİ BÖLÜM LİNKİ: http://www.kokpit.aero/hakan-kilic-guney-kore

 

Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunması-THAAD Füze Sistemi ve AN/TPY-2 Radarı

Dün özetlemeye çalıştığım gibi Uzak Doğu’daki krizin merkezinde oluşu ve stratejik öneminden sonra bugün de kısa tarihçesini, sonrada THAAD sisteminin teknik özelliklerini aktarmaya çalışacağım. Öncelikle THAAD nedir sorusuna “ 3000 km’ye kadar menzili olan balistik füzeleri imha etmek ve 200 km çapındaki bir alanda füze savunması yapmak üzere dizayn edilmiş yüksek irtifa anti-balistik füze sistemidir” diyebiliriz. Dikkat ederseniz uçak veya seyir füzesi ifadesini kullanmadım.

NASIL BAŞLADI

1987 Yılına dayanan Terminal faz yüksek irtifa alan savunması fikri, 90’lı yıllarda ihale açılması ile başladı. Eylül 1992 yılında Pentagon THAAD geliştirilmesi için ana yüklenici olarak Lockheed Martin’i seçti (Raytheon ise birçok kompanentte alt yüklenicidir).1995 yılında ilk test atışını gerçekleştiren firma 2008’de ilk bataryanın ABD ordusuna teslimine rağmen test uçuşlarına devam etti. İlk başarılı kesişme testi ise 2007’de gerçekleşti.

Aslında 1995-99 arası 11 test uçuşu yapan THAAD son denemeleri başarılı olsa da çoğu başarısız olunca program uzadı.1999 sonlarında THAAD programının EMD (mühendislik ve üretim geliştirme) aşamasına girildi ve EMD sözleşmesi Haziran 2000'de Lockheed Martin'e verildi. İlk EMD uçuş testi 22 Kasım 2005'te gerçekleşti ve KV ayrımı ve kontrolü dâhil başarılı idi ancak gerçek bir hedef yoktu. Mart 2009'a kadar, hepsi başarılı olan, altısı gerçek hedefe müdahale dâhil toplam 11 THAAD testi gerçekleştirildi.2011 sonuna kadar ise başarısızı olanlar haricinde 12 başarılı test yapılmıştı.

Ocak 2007'de LM, 48 füze, altı rampa ve iki atış kontrol ve haberleşme birimini kapsayan THAAD için ilk üretim sözleşmesini imzalatmayı başardı. Mayıs 2008'de ilk teslimat yapıldı. Bu gün bildiğimiz kadarı ile sadece Pasifik’te ki Guam adasında bile 7 adet THAAD ünitesi konuşludur.

MALİYETİ NE KADAR

Destek ekipmanları hariç tam bir THAAD bataryasının maliyeti 2014 rakamları ile yaklaşık 757 Milyon USD’dir. ABD Ordusu, 1400'den fazla THAAD füze almayı planlıyor ve bu sayede TBMD (Alan Balistik Füze Savunması) yani çok katmanlı kademeli hava savunma şemsiyesinin oluşturmak amacı ile orta irtifa savunma sistemi Patriot PAC-3'ün üst katmanını THAAD ile tamamlamayı planlıyor. Burada amaç üst katman kara konuşlu balistik füze savunmasını dünya çapında taşınabilir hale getirmektir.

Dolayısı ile İsrail hava savunma makalelerimi okuyanlar hatırlayacaktır, özellikle yüzölçümünün küçüklüğü ve yüksek BSRBM ve SRBM riskinden dolayı en kademeli (deliksiz) hava savunma şemsiyesini İsrail’in kurduğunu yazmıştım. Ancak 1400 tane THAAD füzesi servise girdiğinde ABD ordusu dünyanın herhangi bir yerinde kademeli balistik füze savunma ağı kurmakta İsrail’in önüne geçmiş olacak.1400’ü sekize bölerek 175 fırlatma aracı olacağını düz mantıkla düşündüğümüzde İsrail’in 100 km irtifa sınırı olan Arrow-3 füzesine karşılık 150 km irtifaya kadar çıkabilen THAAD ABD ordusunda hizmet verecek.

DİĞER KULLANICILAR

Amerikan ordusundan sonra THAAD’ın ilk uluslararası kullanıcısı Birleşik Arap Emirlikleri, iki sistem için tüm ekipman ve destek malzemeleri dahil 3,48 Milyar USD ödüyor (AN/TPY-2 radarı dahil). Sonraki muhtemel müşterileri ise anlaşması imzalanmış olan Umman ve görüşmeleri devam eden Suudi Arabistan ve Katar (Güney Kore’ye geçen hafta gönderilen THAAD bataryası Amerikan ordusuna ait. Ancak Güney Kore’yi korumak için Orta Batı sahillerindeki OSAN Amerikan hava üssüne konuşlandırmakta. Batarya Kuzey Kore balistik füzelerine karşı koruma sağlarken, radarı AN/TPY-2 ise Amerika’nın güvenliği için Çin topraklarını 24 saat tarayarak erken uyarı görevi yapacak).

Japonya’da ise zaten iki tane THAAD radarı bulunduğu için ilgilenen ülkeler içinde Japonya en şanlısı. Bu aralar Güney Kore’den sonra Kuzey’in sürekli balistik füze denemelerinin Japon denizinde hem de Japon münhasır sahası içinde denizde son bulmasından dolayı eli kulağında diyebiliriz. Ancak ABD’ni yani LM firmasının elinde üretilmiş hazır radar hariç komple bir batarya var mı, satılacak mı, yoksa Kore’de ki gibi ABD ordusuna ait mi olacak bunlar henüz kesinleşmedi.

THAAD ile ilgilendiğini bildiğimiz son ülke ise Hindistan. “Hintlilerin ilgilenmediği bir silah sistemi kaldı mı?” dediğinizi duyar gibiyim. AAD ve PAD adında iki ayrı anti-balistik füze geliştiren Hintliler S-400’den THAAD kadar dünyada ne bulursa alacak gibi. Ancak balistik füze teknolojisi içerdiği için Hindistan’a Arrow füzelerinin satışına izin vermeyen Amerikan’ın THAAD satacağını hiç sanmıyorum.

Umman ile ise 2,1 Milyar USD bir anlaşma yapılarak AN/TPY-2 radarı ve THAAD bataryaları yerleştirilmesi karara bağlandı. Kesin teslimat zamanı henüz belli değil.

BAE’de ki radar ve THAAD bataryası, Katar’a kurulacak dev AN/FPS-132 erken uyarı radarı (ABD’de ki kardeşlerinin bir numara küçüğü olacakmış ancak yine de apartman kadar büyük sabit bir radar), Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn ve BAE’ de ki Patriot bataryaları ve Patriot radarları…Görüldüğü üzere Orta Doğu Bölgesi, İran balistik füze tehdidine karşı adeta savaşa hazırlanır gibi hazırlanıyor ve İran tehdidine karşı aldıklarını da açıkça beyan edip hiçte saklamıyorlar. İran etrafındaki ABD üslerini dolayısı ile BMD sistemlerini incelerseniz Malatya radarı ve Özbekistan’daki ABD üssü dahil Hazar denizi haricinde İran’ın üç tarafının Amerikan sensörleri ile çevrildiğinin görürsünüz.

Yani bizden başka Orta Doğu’da herkes İran füze tehdidinin farkında. Yıllardır tek önemsemeyen veya sokak ağzı ile takmayan bölge ülkesi biziz. Tıpkı deprem gerçeği gibi başımıza gelmeden idrak edememek sanki genlerimize işlemiş. Ben artık şöyle düşünüyorum; tıpkı Haliç ve İzmir körfezini yıllarca kirletilip ta ki kokudan yaşanmaz hale gelince çözüm bulunması gibi. Yüksek binaların İstanbul siluetinin bozduktan sonra önlemler alınıp tıraşlanmaya başlaması gibi. 74 Harekâtında ambargodan sonra kendi uçağımızı yapalım kampanyası gibi veya El-bab’da yıllar öncenin zırh teknolojisine sahip olduğu için vurulan Leo-2’lere zırh korumasının gündeme gelmesi gibi (Oysa 2006’da İsrail’in, Lübnan’da bıraktığı onlarca Merkava tankı örneği sanki hiç yaşanmamış gibi) önlem almak için illaki başımıza bir felaketin gelmesi gerekiyor. Sanki 15 Temmuz’da Ankara’da yaşanan hava taarruzları olmasa HSS konusu bu kadar gündeme gelmeyecekti.

Gelmek istediğim nokta şu; bugün İran ve Rusya ile inişli çıkışlı bazen çok iyi bazen ise İran en büyük tehdit diyecek kadar çıkış yapabilen yöneticilerimiz olabildiği halde gerek siyasiler, gerek askeri / sivil bürokratlar, gerekse medya esen rüzgârlara göre hareket etmekte ve maalesef İran için, Orta Doğu ülkelerinin çerez olduğunu esas tehdit algılarının biz olduğu gerçeğini görmezden gelmektedir. Dolayısı ile bizim içinde İran füze tehdidi de başlı başına bir sorundur. “Görmezden gelmektedirler” derken haksızlık yapmamak lazım. Aslında İran’ın ne derece tehdit olup olmadığını en azından son yıllarda özellikle Suriye olaylarında yukarıda saydığım tüm yöneticilerimiz anladılar. Ancak benim kanaatim, ne karar vericiler, ne medya,  ne de kamuoyunun farkında olmadığı veya ihmal ettiği konu İran füze tehdidinin çapı ve kabiliyeti. Yani meseleyi “hava ve deniz kuvvetlerimiz İran’dan güçlü, asker sayımız da fazla” penceresinden görmekten vazgeçmeliyiz.

Belki ileride sadece 2-3 gün sürecek ve sonra uluslararası müdahale ile ateşkes yapılacak bir çatışma da biz hava ve deniz kuvvetlerimizi tam anlamı ile kullanma imkanı ve süresi bulamadan İran yüzlerce füzeyi göndermiş ve topraklarımıza düşenler de yanımıza kâr kalmış olacak. En azında İran’ı incelemiyorlarsa da Orta Doğu’da BMD çalışmalarını veya dünya denizlerde dolaşan AEGIS gemilerinin (benim tespit ettiğim AEGIS donanımlı 86 adet) Rus ve Çin ICBM’leri için mi dolaştığını sanıyorlar bilemiyorum.

Nükleer bir savaşta bunların işe yaramayacağını herkes biliyor. Herkesin bildiği bir şeyde daha var ki hava savunma görevleri de olsa da bu gemilerin ve harcanan milyar dolarların sebebi İran ve Kuzey Kore SRBM, MRBM, IRBM tehdidi. Başka makalelerde anlattığım gibi bu tehdidi hissetmeyen Rusya’nın bu yüzden THAAD, SM-3, GBI gibi bir füzesi yokken “mükemmel bir hava savunma / işe yaramaz bir füze savunma” füzesi olan S-400’ü var.

Sonuçta savaş çıkmasa bile yaşayacağımız Kardak benzeri bir tırmanmada İran füze tehdidini ensemizde hissettiğimizde gazeteler ne yazacak çok merak ediyorum. Şunu da ekleyeyim, bu ihmal ve sıkıntı son 5-10 yılla sınırlı değil. Ta 90’lı yıllarda Körfez savaşından beri aynı “SRBMursamazlık” devam etmekte. (Artık S-400’e bile razıyız noktasına geldik sanırım veya getirildik).

TESLİMATLAR

Mayıs 2008'de ilk THAAD bataryasının Fort Bliss-Texas’ a yerleştirilmesinden sonra 2013’ te Guam adasına konuşlandırılmaya başlandı. Adadaki füze savunmalarını iyileştirmek ve Kuzey Kore ve Çin tehdidiyle mücadele etmek içindi. Kuzey Kore’nin nükleer denemeleri, Guam’da ki Andersen Hava Üssü’ nü haritadan silme tehditleri, BM-25 Musudan IRBM'sini Doğu Sahili'ne hareket ettirmesi vb. birçok tahrik edici davranış bu kararı aldırdı. Yani şu anda ABD anakarasındakinden çok daha fazlası Guam adasında konuşlu bulunuyor.

 

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap

YAZARLAR

  • Ahmet Özkaya

    İHA uçuşlarında hangi kurallar iptal, hangileri uygulanacak?