Hakan Kılıç

Çin füzesi almalı mıyız?

  • Son Güncelleme: 29/03/15 07:44:44
  • 58

Çelişkilerle dolu kısaca T-LORAMIDS olarak adlandırılan Türkiye’nin Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projesi ihalesi ile ilgili 2006 yılından beri basında çıkan yüzeysel haberler de yer almayan birçok konu bulunmaktadır.

Bu makale ile amacım yazılmayanları ve haberlerin içinde gizli, anlayana açık çelişkileri gözler önüne sermek. En önemlisi de FD-2000 ile diğer rakipleri arasında tercih yapmanın; Çin Sistemi ile Batı Sistemleri arasında tercih yapmaktan ziyade Balistik Füze Savunma Sistemi ile sadece uçak vuran bir füze arasında seçim yapmak olduğunu,

FD-2000’in seçilmemesi durumunda ise; YİHSF (Yüksek İrtifa Hava Savunma Füzesi) teknolojisinin ve kabiliyetinden mahrum kalmak ile ABM (Anti-Balistik Füze) kabiliyetinden mahrum kalmak ya da yüksek entegrasyon maliyete katlanmak sonuçları arasında zorunlu tercih olduğunu,

Ayrıca 10 yıla yaklaşan süreçte yeniden ihale açılmasının zorluğu ile şu anki firmaların yeniden bu ihaleye girme konusunda maliyet ve diğer etkenlerden ötürü isteksiz kalacakları için yeni füze alımı ihtimalinin olmadığını,

Zaten ABM kabiliyeti şüpheli olan Çin füzesinin NATO’ya entegre olmadan bu görevi yapamayacağını,

Bu uzun makaleye sonuna kadar sabredebilirseniz görmüş olacaksınız.

Bugün gelinen süreçte Çin üretimi FD-2000(HQ-9/FT-2000) füze sisteminin seçilme arifesindeyiz. Yalnız bu bayramlardaki gibi bir gün süren değil nerede ise 10 yılı bulacak bir arefe. Yıl 2015 ve hala Yüksek irtifada seyreden hava soluyan hedeflere ve BF (Balistik Füze)’lere karşı hiçbir savunma füzemiz bulunmamaktadır.

Aşağıda size bu handikabı anlattığımda aslında FD-2000 seçim sürecinin de gözler önüne sereceğim. Yıllardır ve özellikle son aylarda basınımızda sürekli gündeme gelen ve bir türlü karar verilemeyen ihalede görüşmelere başlanması için seçilen FD-2000 füzesini size tanıtarak, yanlış tercih mi sorusunu soracak ve daha önemlisi “NATO’ya entegre etmeyeceğiz” diyen yetkililerin demeçlerinden yola çıkarak entegre olmayan bir füzenin neden işe yaramayacağını anlatacağım.

HAVA SAVUNMA ZAAFİYETİ

Geniş bir coğrafya ve yüzlerce stratejik hedef barındıran ülkemizin 1991 Körfez Savaşından 2015’lere kadar alçak ve orta irtifa hava savunma sisteminin de son derece yetersiz olduğunu düşündüğümüzde hala YİHSF sistemi sahibi olmaması anlaşılır gibi değildir. (Alçak ve orta hava savunma sistemimiz de kısa menzilli Stinger, Rapier füzeleri ile sadece 24 adet Hawk Füze lançerinden ibarettir.) Bankacı diliyle anlatırsak teminatın (vatanın) sigortası yoktur. Sanki katrilyonluk fabrika teminata alınmış ama yangın sigortası yapılmamış gibidir.

FÜZE İHALESİ NEDEN AÇILDI?

T-LORAMIDS Projesi 2006’lı yıllarda ABD’nin İran’ın nükleer silahlanma politikası sebebi ile ilişkilerinde “tırmanma” yaşanması ile başladı. İran’nın sayısı binlere ulaşmış TBM (Taktik Balistik Füze)’leri ile yüzlerce 1000 ile 2000 km üzeri menzile sahip füzeleri Türkiye’nin BF tehdit algısını yeniden uyarmıştı. Körfez Savaşlarında NATO’dan Patriot desteği alan ülkemizin karar mercileri artık taşıma suyla değirmen dönmeyeceğini görerek ihale açmaya karar vermişlerdi. BF yazı dizisinin birçok bölümünde defalarca eleştirdiğim üzere yanı başımızda Rusya gibi dünyanın başlık ve füze rekortmeni ülkesi, ikinci sırada 20-30 yıldır tüm gayretini BF teknolojisine vererek dünyada bu dalda ilk onda olan, nükleer başlığı olmasa da TBM mevcudunda Rusya ile başa oynayan İran BF tehdidi var iken ülkemizin hala ABM kabiliyeti yoktu. 300 Km’den fazla menzile sahip BF’si olmayan Türkiye’nin bugünde ABM kabiliyeti bulunmamaktadır. Körfez Savaşındaki Scud tecrübesine rağmen ihale açmak için 2006 yıllarına kadar neden beklediği de ayrı bir merak konusudur benim için.

2006 YILINDA TOPLANAN SAVUNMA SANAYİ İCRA KOMİTESİ KARARI

2006 Yılında toplanan Savunma Sanayi İcra Komitesi Dönemin Başbakanı, Genel Kurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanının katılımı ile ihale açılmasına karar verdiğinde sanırım amaç 1991 yılındaki Körfez Savaşında Saddam’ın Scud tehdidi ve Patriot’ların ülkemizi korumak için getirilmesinden alınan dersti. İran’ın nükleer programının tavan yapması ve tüm batı ülkeleri gibi ülkemizde de endişeye sebep olması başka bir etkendi. Çünkü İran’ın zayıf hava kuvvetleri ile üreteceği nükleer bomba ile bizi tehdit etmesi çok zordu (Dolayısı ile ilk düşünülen amaç hava değil BF tehdidi idi çünkü İran yapacağı bombayı uçaklarıyla atamayabilir ancak BF ile gönderebilirdi). Oysa İran’ın üretmeyi hayal etiği nükleer başlığın aksine hayalini gerçekleştirmiş olduğu nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip bir sürü BF’si mevcuttu. (Şu an için; Shahab-3 ve 4, Sejil-2,Ashoura, BM-25 Musudan).

2006 yılında MGK Sekreteri Yiğit Alpogan'ın ABD ziyareti sırasında basına yansıdığına göre Türkiye’nin İran füzelerinin tehdidi altında olduğu ve acilen füze savunma sistemiyle koruma altına alınması yönünde hazırlanan raporu da götürdüğü öğrenilmişti. İşte Körfez Savaşlarında ders almayan ülkemizin füze tehdidi algısı bu konjonktürde zirve yapmış ve bugün tartıştığımız 10 yıla yakın süren füze İhalesi bu sebeple açılmıştır.

Diğer husus da Irak hariç tüm komşularımızın YİHSF (Rus yapımı S-300) var iken hatta bir süre önce Yunanistan ile S-300 krizi yaşanmışken bizde olmamasının caydırıcılık ve siyasi etkisi. S-300 füzesi gelecek bölümlerde anlatacağım üzere FD-2000’den daha başarılı tam ABM kabiliyetine de sahip YİHSF olup Rusların ihracat başarısı olarak batı sistemlerine en çok fark attığı kalemlerden biridir. 2006 Yılı itibari ile bizden başka herkesin sahip olduğu bu füze türü nihayet yöneticilerimizi ihale açmaya teşvik eden diğer bir sebep olmuştur (Bugün itibari ile dört bir yanımız S-300’le sarılmıştır. Komşularımıza olası bir hava harekâtımızda bu füzeler uçaklarımıza karşı çok ciddi tehdit ve caydırıcılık oluşturacaktır).

MURAD BAYAR NE DEMİŞTİ?

İhale kısmi olarak sonuçlanıp FD-2000 (HQ-9, FT-2000) seçilip Çinli CPMIEC firması ile görüşmelere başlama kararı alındıktan sonraki yıllarda o zamanki SSM Murat BAYAR füzelerin çok büyük oranda yerli üretileceğini radar sistemlerinde de Türkiye’de montaj yapılacağını açıklamıştı. Demek ki Türkiye’nin hayali bu idi yani ek sistemlerde ASELSAN’ın birikimine güvenerek milli radarımızı geliştirme konusunda ümitliydik. Ancak füzeye gelince %100’e yakın Türkiye’de birlikte üretimle dolayısıyla teknoloji transferi gerçekleşecekti. Oysa bugün Çinli yetkililer ortak üretim oranını %30 olarak telaffuz ediyorlar.

2008 Yılında yine Murad Bayar bir TV programın da ilk 4 bataryanın direk alım sonraki 4 bataryanın da yerli katkı ile üretileceğini söylemişti. Ayni yıl yaptığı başka bir açıklamada ise batarya sayısının önemli olmadığını (4 yada 12) önemli olanın belirlenen alanı korumaya yetecek kadar alınması olduğunu söylemişti. Yani ülkemizde belli alanlar seçilerek bunların korunması için alınacak demek istiyordu.

Buradan şu sonucu çıkarıyorum demek ki zaten T-LORAMiDS projesi ile en başından beri ülkenin komple balistik füze ve bölgesel hava savunması amaçlanmamış sadece stratejik hedeflerin düşman uçak ve seyir füzelerine karşı korunması amaçlanmış.

Yakın zamanda basında çıkan ABD’den THAAD füzesi alınacak haberlerinin asparagas çıkması ile gördük ki şu an olmadığı gibi ufukta da tam ABM kabiliyetli bir BMD(Balistik Füze Savunma Sistemi)’miz olamayacak.

İhalede bugün gelinen nokta itibari ile ABM kabiliyetinden vazgeçilmiş gibi görünmekte. TSK ne düşünüyor bunu bilemem ama SSM ve Siyasiler BF Savunmasını bir tarafa bırakmış şimdilik sadece YİHSF (Sadece Hava Soluyan Hava Araçları yani uçak, İHA, Seyir Füzeleri ve sınırlı kabiliyetle menzili 1000 km altında olan TBM’ler) tedarik edilmesi. Gelecekte ise ABM üretim kabiliyeti kazanmak için Çinlilerden mümkün olduğunca teknoloji tırtıklamak niyetinde gibi gözüküyorlar. Sadece kısa menzilli (SRBM) TBM’lere karşı etkili olduğu söylenen FD-2000 ile SRBM, MRBM, IRBM füzelerine karşı savunmasız kalmaya devam etmenin yanı sıra aşağıda anlatacağım üzere Çin füzesinin bu kabiliyeti de şaibelidir.

FD-2000 ÇİN FÜZESİNİN BAZI TEKNİK ÖZELLİKLERİ

Füzenin sayısal teknik özelliklerine internetten ulaşılabileceği için daha çok kolayca bulamayacağınız ayrıntıları anlatmak istiyorum. Zaten diğer rakip füzelerle hız, menzil gibi kıyaslamaları yukarıdaki bu makale için oluşturduğum tablodan görebilirsiniz.

FD-2000, YİHSF ve ABM füzesinin ihalede bize teklif edilen HQ-9 C modeli, açık kaynaklara göre güncellenmiş yeni bir model. Elektronik donanımı S-300 PMU2 (Rus), güdüm sistemi ise ASTER-30 B1 (Fransa/İtalya) ve PAC-3 (ABD) gibi G Band Aktif Arayıcı başlıkla donatılmış bir füze. Füzenin eski versiyonları tıpkı önceki PAC’lar gibi TVM (trackvia misilse) güdüm sistemi kullanıyordu. ”C” modeli ise “Strapdowninertial /lowspeedcommandcorrection+active radar terminal homing” yani yaklaşık olarak “dahili Jireskop+düşük hız komut sistemi ve aktif radar güdümü” ile hedefini buluyor. Özellikle bu AR güdümüne dikkat çekmek isterim. Zaten modern sistemler de bulunması gereken de bu. Zira günümüzde uçaklara karşı kullanılan uzun menzilli havadan havaya füzelerde artık AR güdüm kullanılıyor. (AIM-120, R-77, Meteor gibi). Ürün broşüründe yazan yukarıdaki bilgilerden sonra bazı yerlerde karıştırılan TMV ve TVC’yi de kısaca ifade edeyim.TVC farklı bir olay. “Thrustvectorcontrol” yani kanatçık ve küçük roketciklerle füzenin yönlendirilmesine yardımcı olunması. Bugünün çağdaş ABM’lerinin hepsinde burun thrusterleri (TVC) vardır. Bize önerilen ”C” Modelinde bu özellik varmı? Bu konuda emin değilim.

FD-2000 çok benzerlik gösterdiği S-300 ve PAC-3 ile menzil ve irtifa olarak rekabet etse de PAC-2 seviyesinde bir ürün. Şöyle ki; Patriot batarya yapısında hava soluyan hedeflere için ayrı BF’ler için ayrı özellikte üretilmiş füzeler ayni batarya içinde mevcut. Yani uçak için başka BF için farklı füze fırlatıyor. BF için ateşlenen yani ABM kabiliyetli füzelerin bununda “thrustter” ler var. Avın son aşaması yüksek irtifada katı yakıt bittiğinde ve kontrol yüzeylerinin havayı kullanarak manevra yaptırma yeteneği (airdensity) düştüğünde füzenin avı (Balistik füze) yakalamak için takip manevrası yapmasını burundaki bu sitemler sayesinde oluyor. Çin füzesinin eski versiyonlarında bunlar bildiğim kadarı ile yok. “C” ise şüpheli. Dolayısı ile ABM kabiliyeti çok şüpheli. Belki çok kısa menzilli SRBM dolayısı ile çok yavaş 2-3 Mach (Bir BF için çok yavaş) hızdaki bir başlığı başlık yere çok yaklaşmışken önleyebilir. (Kimyasal ya da biyolojik başlık taşıyan bir BF 10 km’nin altında imha edilmesi teorik olarak faydasız kabul edilir. Bence vurulmasa daha az zarar verir) Dolayısı ile Çin’den alacağımız teknoloji transferi bunları kapsamayacağı için kendi ABM füzemizi yaparken de bunları kendimiz öğrenmemiz gerekecek (Oysa G.Kore pahalı bir yatırımla doğru füzeyi alarak doğru teknoloji zamanında aldı şuan kendi ABM füzesini geliştiriyor. Tabi ki bize teknoloji vermeyen batı ülkeleri K.Kore’nin hayrına onlara karşı cimri davranmadı).

360 DERECE ARAMA 120 DERECE ANGAJMAN ŞARTI

Eurosam SAMP-T ihaleye katılanlar arsında 360 derece arama 360 derece angajman kabiliyeti olan tek sistem (İhale şartnamesinde sadece 360 derece arama şartı varmış) Çin sistemi ise 360 derece erken uyarı amaçlı arama kabiliyeti olsa da 120 derecelik bir angajmana sahip. Bu sebeple tek bir batarya yerine farklı yönlere bakan bataryalardan oluşuyor. Üstelik Amerikan Patriot’ un aksine dikey fırlatma avantajına sahip olsalar da FD-2000’nin dikey fırlatılışının dezavantajı da var. Alçaktan yaklaşan seyir füzeleri ve uçaklara angaje olmak için fırlatmadan sonra alçak irtifaya dönüşte kaybedecekleri zaman farkı önemli. Çok alçaktan seyrettiği için radar ekranına geç görülen hedef (uçak, seyir füzesi vb.) geç ateşlenen füze ile buluşma ihtimalini azaltacaktır. BF önlemede yani BMD sistemleri için dikine fırlatma bir avantaj olsa da ayni sistem için uçak ve seyir füzelerine karşı dikine fırlatma çoğu zaman dezavantajdır.

Dünyada hem uçak, hem BF, hem seyir füzelerine karşı tam etkili bir sistemde zaten yoktur. Genelde konusuna uzmanlaşmış füzeler vardır.( ABD örneği: Üst katman exoatmospheric GBI füzesi, orta katman SM-3 ve THAAD, alt katman PAC-3. Uçaklar için ise orta irtifa Slammer, alçak irtifa hava savunma Stinger gibi)

İhaledeki diğer rakipleri PAC-3 (Raytheon) ve Aster-30 (MBDA&THALES Eurosam Konsorsiyumu) göre menzil ve maksimum irtifa kıyaslaması tablomda görüldüğü üzere bu iki hususta rakiplerinden geri kalmayan füze hız konusu da ise kendi sınıfındaki en yavaş füzedir. ABM kabiliyeti açısından bu çok önemli bir eksiktir.

CPMIEC firması üretimi FD-2000 Çin ordusunda standart bir füze tugayında şu şekilde teşkilatlanmaktadır.1 Komuta 6 Kontrol aracı,6 takip 6 arama radarı (HT-233), her biri 4 füze taşına 48 lançerden oluşan 192 adet füze. Ayrıca haberleşme, güç kaynağı ve destek araçları.

Dünya çapında serviste olan ABM füzelerini de kısaca belirtmek isterim. Rus Üretimi: S-300 MPU1 ve 2 ve eski tipleri, S-400 (ihraç versiyonu ise ANTEY-2500), S-500 (Geliştirilmekte), A-135 Samolet, A-235 Samolet-M. İsrail: Arrow-2 ve 3 (ABD desteği ile), IronDame, ABD: Patriot PAC-2 ve 3,SM-2, SM-3 Block-2, THAAD, GBI, Fransız/İtalyan ortak ü.:Aster-30, Çin:,HQ-9, HQ-19 (S-400 Çin versiyonu), HQ-26, Tayvan: Tien Kung-2 ve3, G.Kore: 96 ME KM-SAM

BF’in menzillerine göre sınıflandırılması ise: 150km menzile kadar topçu roketi de denen SRBM, 100-1000km Kısa Menzilli SRBM, 1000-2750 km orta MRBM, 2750-5000 km uzun IRBM, 5000 km üstü Kıtalararası ICBM/SLBM.

Grafik Reuters'in sitesinden alınmıştır.

HAVA SAVUNMA ALT YAPISININ TEMEL MANTIĞI

Öncelikle YİHSF Bataryasının daha doğrusu Entegre Hava Savunmanın genel karakteristiğinden bahsetmek istiyorum. Her bataryanın kendi komuta-kontrol aracı, radarın aldığı verileri diğer bataryaların komuta araçlarına ilettiğinden karşılıklı bilgi alış verişi ile sorumlu oldukları bölgenin geniş kapsamlı hava resmi ortaya çıkar. Komuta-Kontrol-Haberleşme araçları (şelter) tabur seviyesindeki şelterlere o şelterse diğer bölgelerdeki SAM (Karadan-Havaya-Füze) bataryalarındakilere bağlıdır, bağlı olması gerekir. Böylece ülkenin hava savunması koordinasyon içerisinde çalışarak HEİK uçakları (E-737T AEW&C), NADGE, ACCS, 3D radarlarla birbirine bağlı bir bütün olarak tüm ülkenin hava resminin olması hedeflenir. Hiçbir bataryanın kendi kendine angaje olması (standalone) arzulanmaz. (Yani FD-2000 bataryasının savaş anında Egeden alçaktan sızacak bir yunan uçağını radarında gördüğünde kendi kendine atış yapması istenmeyecek. Çünkü örneğin Eskişehir Harekat Merkezi, uçağı önleme uçaklarımıza tevdi edip bataryaya başka bir hedef tahsis edebilir)

Diğer bir deyişle BMD(Balistik Füze Savunma Sistemi) ve YİHSF’si tüm ülkeyi kapsayan erken uyarı unsurları hatta ittifakların birleşik sistemleri ile (NATO) bir bütündür. Alçak ve orta irtifa sistemler gibi kendi başına ve kendi radarı ile bölgesel karar vericilerin inisiyatifi ile kullanılamaz.

Ulusal basında füze ihalesi hakkında yazanlar hatta devlet televizyonunda strateji uzmanı sıfatı ile konuşan akademisyenler bunlardan ve konunun ayrıntılarından habersiz gözüküyorlar. Hayretle okuyor ve izliyorum. “NATO’ya entegre olmasa da kendi radarı var o sayede balistik füzeleri vurabilir hatta Türk Radar Ağına bağlı olmasına gerek yok “ diyen medya mensupları, akademisyenler hatta siyasiler. Bu makaleyi yazman da ki en güdüleyici etkende bu zaten. Sırf hükümet Çin’ den almak istiyor diye 3-4 yıldır basında füze ihalesi ile ilgili yanlış ve eksik bilgilerle dolu yorumları okumaktan sıkıldık. Sisteme neden entegre olamayacağını ve olmayınca neden işe yaramayacağını aşağıda anlatacağım.

ÇİN FÜZESİ NEDEN ENTEGRE OLMAK ZORUNDA?

Milli Savunma Bakanı İsmet YILMAZ 24.12.2014 tarihinde meclise verilen soru önergesini cevaplarken “Söz konusu sistem, Türkiye’nin savunması için milli sistemlere entegre edilecek ve NATO’ya entegre edilmeden kullanılacaktır. Proje kapsamında sistemin Türk Silahlı Kuvvetleri üst komuta kontrol kademeleri ile bağlantısına ve entegrasyonuna yönelik iş paketi milli olarak yetkilendirilmiş firma tarafından yurt içinde yapılacaktır. Proje dış finansman kredisi ile finanse edilecektir. Proje kapsamında teklif değerlendirme çalışmaları tamamlanmış olup, yeni bir resmi teklif alınmamıştır.” demişti.

Şimdi sadece kendi radarı ile çalışan bir FD-2000 bataryası neden verimsiz çalışır onu anlayalım; Evvela şu an itibari ile yüksek irtifa savunmamızın envanterdeki az sayıda kısa menzilli füze ile menzil yetersizliğinden dolayı yapılamayacağını belirteyim. Zaten adı üstünde bu füzeler kısa ve orta irtifa hava savunma füzesi. Bu sebeple Yüksek irtifa savunmasının tek bekçilerinin F-4E ve F-16C/D olduğunu söyleyebiliriz.

Coğrafi alanı çok geniş olan ülkemizin entegre ve boşluksuz bir hava savunma alt yapısına sahip olması astronomik rakamlar gerektireceğinden imkansızdır. Stratejik hedefler etrafında bölgesel savunma hatları kurulabilir. Bizde bunu amaçladık zaten. Ancak burada kripto veya IFF (dost-düşman tanıma) algoritması, Link -16 kodları, NATO yazılımlarına uyum ve NATO’nun yazılım şifrelerinin verilmesine itirazı vb. nedeler le entegre olamayan bir FD-2000 bataryası sorunu olacak.

İran’dan fırlatılan bir BF’den Malatya’da ki radar sayesinde fırlatılıştan bir iki dakika sonra haberdar olup kendi ekranlarında izlemeye alıp en uygun atış anının bekleyecek iken, bu günkü durumda füze tüm Anadolu’yu aşıp Marmara Bölgesi üzerinde terminal safhasında ve ses hızında İstanbul’a doğru dikey dalışa geçtiğinde haberdar olacak.

Şayet FD-2000 bataryası hemen atışa hazır ise önleme yapabilme ihtimali bulunacaktır (özellikle ihtimali dedim.). Aynı şekilde Link-16 sistemi ile Barış Kartalından (E-7T AEW&C Erken uyarı ve kontrol uçağımız havada ise) görülen füzeyi ve diğer sabit radarlardan alınan verileri kendi ekranında göremeyecek. Salvo atışa maruz kaldığını da düşünürsek başarılı bir BF savunması yapması çok zor. FD-2000 Bataryası tespit yaptıktan sonra özellikle menzili 1000 km üzeri olan BF’ler çok daha hızlı dalış yapacağından önleme ihtimali çok düşük. Entegre olmamış dolayısı ile üzerine gelen BF’den son 5-10 dakikada haberdar olan bir savunma sisteminin başarılı olması düşünülemez.

Zaten Çin’de yapılan atış testi gösterilerinde (TSK mensuplarına) sadece İHA hedefi vuruldu. Binlerce BF sahibi olan Çin, Türk Heyetini etkilemek için BF vuran bir canlı test göstermedi. İhaledeki diğer Batı ve Rus S-300 füzelerinin BF kabiliyetleri daha önce yapılan testler ile dünya kamuoyunda bilinse de FD-2000 kabiliyeti muallak zaten firma bu konuda da iddialı değil.

Geriye diğer amaç YİHSF kalıyor. Türkiye’de ki NATO radarları, milli radarlar ve NATO Komuta-Kontrol ağına (NADGE ve ACCS) entegre olmamış bir FD-2000 bataryası BMD savunması için tam bir yetersizlik içinde olması haricinde, YİHS için ise düşük kapasite ve beklenen faydadan uzak olacaktır. Bunun sebebi çok basit birincisi üzerine gelen düşman filosundan kendi radarına girene kadar haberdar olmayacak, olduğunda ise düşman anti-radyasyon (radar vuran füzeler) füzeleri çoktan ateşlenmiş olacak ya da düşmanın radar altı irtifaya yönelmesi, karıştırma vb. tedbirlerine maruz kalmış olacaktır.

Burada şöyle düşünenler olabilir ”diğer sabit radarlar veya havada devriye gezen HEİK E-7T Barış Kartalı uçağımız FD-2000 bataryasına çeşitli haberleşme cihazları ile haber veremez mi?” Maalesef kazın ayağı öyle değil. “Dostum 3 yönünden 500 knot hızla 150 ft irtifada 2 adet SU-27 yaklaşıyor” ya da “doğudan fırlatılmış bir Sejil-2 Füzesi 10 dk sonra tepenizde olacak” şeklinde haber vermenin maalesef pek bir önemi yok. Eğer Link-16 veri aktarım sistemi ile FD-2000 komuta-kontrol araçlarının içindeki konsollardaki taktik resimde bu yaklaşan hedefler görülüp izlenemiyorsa haber vermiş olmanın çok faydası yok. Biraz espiri ile FD-2000 personelinin kaçıp canını kurtarmasından başka işe yaramaz.

Ülkemizdeki NATO ve milli radar ağından kopuk çalışan FD-2000 bataryası kendi radarının menzili dışından alçaktan yaklaşan uçak ve seyir füzeleri ile ayni şekilde yoğun ve koordineli bir saldırı karşısın da zayıf kalacaktır. Malatya da konuşlu AN/TPY-2 X Band erken uyarı radarından veya uzaydaki DSP erken uyarı uydularından veri almadan balistik füze savunması yapmasını düşünemeyiz. Daha önce yayınladığım aşağıdaki tamamı tarafımdan oluşturulmuş Dünya Balistik Uyarı Sensörleri/Radarları haritasında gördüğünüz üzere bu konuyu ciddiye alan ülkeler geniş bir uyarı sistemi kurmuşlardır. Çünkü BMD sistemini temeli uyarı sensörleri yani hedef tespiti ve izlemesidir.

Haritada görüldüğü gibi ABD tüm dünya denizleri ve müttefik ülkelere yayılan geniş bir radar ağına Rusya ise geniş Asya steplerine yayılan topraklarına döşediği radarları ile her yeri konrtol etme çabasındadırlar. Şimdi biz ise Rusya ve İran’ın tepkisini göze alarak kabul ettiğimiz batının en modern erken uyarı radarı olan Malatya-Kürecik de ki X band radardan tam faydalanacakken Çin füzesi seçerek bu ihtimali devre dışı bırakmış durumdayız. (ABD’li yetkililer Çin füzesini entegrasyonuna izin vermeyeceklerini yani Malatya ile veri bağlantısı olamayacağını açıkça söylemektedirler. Rus ve İranlı resmi ağızların ise Malatya radarından sonra verdikleri tehdit mesajlarını önceki bölümlerde yazmıştım)

2013’de gazetelere yansıyan bir haber de ABD Kongresi 2014 bütçesine “Amerikan fonlarının Türkiye’nin alacağı FD-2000 füzesinin NATO’ya entegre edilmesinde kullanılamayacağına dair” bir madde ekledi. Bunun üzerine New York Times’da çıkan haberde masrafları Türkiye’nin tek başına üstlenmesi durumunda ihale bedelinin çok artacağı yorumu yapılarak baskı devam etmiş ve psikolojik harekatla desteklenmiş oldu. Ayrıca Ekonomi ve Dış Politika Araş.Merkz. Silahsızlandırma Prog.Direktörü Aeron STEIN,”NATO izin vermez ise Türk mühendislerin NATO’ya entegre etmeyi başaramayacağını Girit’te ki Yunan S-300’leri gibi kendi başına çalışacak bir sistem kalacağını” söylemişti. Ayrıca sanki bize yol gösterir gibi ayni kişi Yunanistan’ın daha sonra EPAA’ ya uyum için Patriot aldığını söyledi.

DAHA ÖNCE HAVA KUVVETLERİ NE DÜŞÜNÜYORDU?

Oysa hava kuvvetlerinin en azından 2014 yılının başına kadar entegrasyondan yana olduğunu söylemek için Hv.K.K.’ı Orgeneral Akın ÖZTÜRK’ün Savunma ve Havacılık Dergisi’ne verdiği söyleşide ifade ettiği entegrasyon açıklaması yeterli bence:
“Türk Hava Kuvvetleri ve TSK olarak hava ve füze savunma sistemlerinin mevcut milli ve NATO sistemleri ile birlikte çalışabilmesinin, silah sistemlerinin performansından tam olarak faydalanılabilmesi için çok önemli olduğunu biliyoruz ve gereken önemi veriyoruz. Bu nedenle entegrasyon konusu füze temin proje dokümanlarında yer almış ve ihale sürecine iştirak eden NATO dışı ülkeler bu konudaki hassasiyetimize uygun olarak entegrasyona yönelik faaliyetleri Türk milli savunma sanayi firmaları ile birlikte gerçekleştirmeyi taahhüt etmiştir.” Ayrıca söyleşinin devamında “Tedarik edilecek hava savunma ve füze silah sistemi, söz konusu ülkenin egemenlik hakkıdır ve NATO anlaşması dâhil uluslararası anlaşmalarda buna engel herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca, Bulgaristan, Polonya, Slovak Cumhuriyeti (Slovakya) ve Yunanistan gibi bazı NATO ülkelerinde bulunan benzer özellikleri haiz RF menşeli silah sistemlerinin, ‘birlikte çalışabilirlik’ prensibi kapsamında NATO sistemlerinin yanında kullanıldığı bilinmektedir.” demektedir.

Hv.K.K’ı doğru söylüyor ama mesela Yunanistan’da Rus yapısı S-300 var. Pe ki kendi ve NATO sitemine entegremi? Hayır. Ne işe yarıyor? Girit’te ki Heraklios Hava Üssü Türk uçaklarına karşı yerel radar ağından bağımsız kendi başına görüp menzili içinde caydırma tehdit edilene kadar haberi olmuyor.

Bahsedilen diğer NATO üyeleri eski Varşova Paktı ülkeler. NATO üyesi olduklarında bir anda tüm radar ve YİHSF sistemlerinin değiştirilmesine ne NATO’nun ne kendilerinin gücü yetmeyeceğinden o şekliyle kabul edildiler ve yavaş yavaş değişiyorlar. Bu saatten sonra hiçbir Rusya’dan radar ya da ABM füzesi alamazlar. Ben Sayın komutanımızın da Hava Kuvvetlerinin de ihale ilk açıldığında bu şekilde NATO ve milli sistemlere yabancı bir sistem istediklerini sanmıyorum hatta böyle olmadığı kulislerde söyleniyor. En azından o yıllarda ihale açılırken Hava Kuvvetlerinin önerdiği sistemler arasında FD-2000’nin olmadığını (Aster-30, PAC-3 varmış) duyuyorduk.

Sadece Çin ile de ayrı bir ihale veya anlaşma ile gelecek için füze üretim çalışması düşünmüş olabilirler. Çünkü bu kendi başına çalışacak denen sistemle şu olur. Mesela Ankara ve çevresini diğer önleme sistemlerinden kaçıp kurtulan bir düşman uçağına karşı yerel ağdan bağımsız kendi başına ve haberleşme sistemlerinden verilecek sözlü emir ile “standalone” olarak atış yapılması beklenecek demektir.

Tabi burada kararı SSM ve Hükümet yani siviller verdiği için Ordumuz da eldeki ile yetinip ona göre hal çaresi aramaya çalışıyor olabilir. Hava kuvvetleri de “ABM kabiliyeti olan sistemi seçmediler bari YİHSF’in den olmayalım” diyerek Çin füzesini entegre ettirmeye çalışıyor olabilir. O zaman biz siyasilerimizden ve SSM’dan şu dürüstlüğü beklemek durumundayız. Birisi çıkıp (siyaset yada sivil bürokrasiden) “biz baştan bu niyette değildik ancak gelinen noktada entegrasyon imkansız ve çok maliyetli, meseleye siyasi bakıyoruz (makalenin sonunda arz edeceğim söylenti icabı) .bu sebeple sadece hava soluyan araçları kendi radar ağı sistemi ile yakalayıp vuracak bölgesel savunma sistemi alıyoruz. Her ne kadar ihale YİHSF sistemi adında olsa da Balistik Füze Savunmasını kapsamamaktadır” demeli. Bu durumda bizde ileride BF tehdidine karşı yeniden ihale açılacak ümidini taşımaya devam edebiliriz.

IFF DOST-DÜŞMAN TANIMA SİSTEMİ SORUNU

FD-2000 Bataryalarının NATO ve milli yapılara entegre olup-olmamasındaki en önemli detaylardan biride IFF (Dost-Düşman-Tanıma) sorgulama sistemi. Hava Kuvvetlerimizdeki uçaklar NATO IFF kod veya algoritmalarına uyumlu olup sürekli yenilenen kodlara adapte edilerek tüm NATO birliklerine elektronik ekran görüntüsü olarak “ben NATO uçağıyım” derler. Aynı şekilde dual modda çalışarak ben “Türk uçağıyım” der. Bu sistem belli protokolle karşılıklı sorular ve cevaplarla elektronik olarak saniyeler içinde oluşur. Diğer radar ve uçaklar Türk, Yunan ya da Rus uçağını ekranda bu sitemle ayırır. Milli IFF projesi de devam etmekte ancak henüz tüm platformlara takılmamıştır ve daha çok zaman gerekmektedir.

Türk ve Yunan F-16’sını ayırmanın yolu budur. FD-2000 füzesinin milli IFF kodlarına uyumlu olacağı hatta milli firmalarımızla birlikte çalışma yapılacağı ilk başlarda söylenirken bugün gelinen noktada buda suya düştü. Sonuç olarak FD-2000’e takılacak IFF sistemini algoritmasının NATO ile uyumlu olmasına ABD ve NATO’nun razı olması çok zor. Milli sisteme de entegrasyonu yapılmaz ise bu füze bataryası örneğin Ege de konuşlandığında Ege denizi üzerinde ki Türk ve Yunan uçaklarını nasıl ayıracak? Kocatepe faciası hala hafızalarımız da.

IFF Sistemindeki sorunların ne kadar tehlikeli olduğuna dair yaşanmış iki tane mükemmel örneği yeri gelmişken hatırlatayım. Çin füzesini ihaledeki ABD’li rakibi Patriot Füzesi 1991’de ki 1.Körfez Savaşın da yanlışlıkla Koalisyon Savaş Uçağını düşürmüş bunun tersi de gerçekleşmiş Amerikan F-16’sından atılan anti-radar füzesi Patriot bataryasını vurmuştur. Bugün yapılan operasyon ya da tatbikatlarda Türk Hava Savunma Füze birlikleri NATO uçaklarını dost görürken, yarın FD-2000 devreye girdiğinde radar ve komuta sistemi tüm NATO uçaklarının düşman görecektir.

Milli IFF sistemimizi üretsek bile yüzlerce platforma sorgulayıcıların takılması ayni zamanda NATO IFF algoritmalarına uyum çok zor ve maliyet gerektiren bir durum. Hem yerli sorguya hem NATO sorgulamasına cevap verecek algoritma ve cihazlar geliştirilecek. Biz Çin füzesini NATO NADGE, ACCS ve tüm hava unsurlarından gelen sorgulamalara entegre etmeden sadece kendi IFF cihaz ve kodumuzu takarak kullanacağız desek o zamanda şöyle bir tehlike ile karşı karşıya kalacağız. Diyelim ki Suriye’ ye karşı yapılan geniş çaplı bir NATO hava harekâtına katılan NATO uçakları kendilerini düşman gibi gören bir uçaksavar füze bataryası varken kendilerini nasıl güvende hissedip ortak harekat yapacak?

19.02.2015 tarihinde SSM, ihale ile ilgili meclisteki soru önergesine verilen cevaptan sonra tekrar kamuoyuna açıklama yapma ihtiyacı hissetmiş ve “Tedarik edilecek sistem Türkiye’nin savunması için kullanılacak olup, NATO’ya entegre etmeden kullanılacaktır. Tedarik edilecek sistemler millî sistemlere entegre edilecektir”demişti. Sonrasında da “teknik istekler içerisinde, tedarik edilecek sistemin teknik olarak NATO sistemlerine doğrudan entegrasyonu yer almamaktadır. Sadece TSK tarafından kullanılan milli hava savunma komuta kontrol ağına entegre edilmesi öngörülmüştür. Türkiye’ye teklif edilen hava ve füze savunma sistemlerinin tamamı, sahip oldukları sistem unsurları (radar, komuta-kontrol, atış kontrol) sayesinde kendi başlarına harekât icra edebilmektedirler. Bu açıdan, hiçbirinin NATO ağına doğrudan bağlı olarak çalışma zorunluluğu bulunmamaktadır” dediler.

Tamam anladık, bu açıklama çok güzelde yukarıdaki örnekteki gibi Suriye hava sahasında uçan Türk, Suriye ve NATO uçağını birbirinden nasıl ayıracak? Karedeniz üzerinde Rus uçağı yerine yada Suriye uçağını vuruyorum diye NATO uçağını düşürürsek ne olacak? Ayrıca burada bahsedilen milli ağa entegreden kasıt milli IFF geliştirip ona uyumlu olması mı yoksa HEİK erken uyarı ve kontrol uçağımızdan Link-16 ile taktik hava resmi almayı kapsıyor mu? Eğer kapsamıyorsa ne işe yarayacak? Kapsıyor ise ABD ambargosu altındaki bir Çin firması (CPMIEC) ile ABD üretimi Link-16 kodları nasıl paylaşılacak?

Tam ben makaleyi kaleme alıp bu soruyu sorarken geçtiğimiz haftalarda ilginç bir açıklama oldu. ASELSAN Genel Müdürü DR.Faik EFEN Ankara Gölbaşı’nda yeni açılan Radar ve Elektronik Harp Teknolojileri Merkezi’nde ekonomi muhabirleriyle bir araya geldi.

Çin’in kazandığı uzun menzilli hava savunma sistemi ihalesiyle ilgili değerlendirme çalışmalarının sürdüğünü kaydeden Eken, milli uzun menzilli hava savunma sistemini geliştirmek için altyapı çalışmalarının devam ettiğini aktardı. Bu arada ilginçtir ASELSAN’ın 2. halka arzıyla ilgili hazırlıkların sürdüğünü söyleyen Eken, “Çinlilerle olan füze ihalesi nedeniyle halka arza danışmanlık yapan firmalar çekildi. Çin’e füze ihalesi de neticelenmedi. Nasıl sonuçlanacağı belli değil” dedi.

Ancak benim yukarıdaki sorularım hala geçerli.

LİNK-16 SORUNU

Entegrasyonla gündeme gelecek diğer bir hayati sorunda Link-16 veri aktarım sistemi. ABD menşeili bu ileri teknoloji içeren sistem geleceğin ağ merkezli harp furyasının belkemiği. Hava kuvvetlerimiz bu olaya o kadar önem vermekte ki muharip uçak olmayan modernize edilen C-130 nakliye uçaklarına bile taktırdı. Bu sistemle yeni satın alacağımız F-35 uçaklarının birinin radarının gördüğü görüntüyü filodaki diğer uçaklar görecek, birinin ateşlediği yerli üretim SOM füzesine diğeri hedef güncelleme yapacak. (yani biri ateşleyecek diğeri hedefe yönlendirebilecek). Şuan E-7T HEİK uçağımızın dev radarı sayesinde elde ettiği bilgiler yüzlerce kilometre uzaktaki F-16’larımıza iletilebiliyor. Burada merak edilen ve henüz cevabı verilememiş soru Link-16 sisteminin FD-2000 komuta-kontrol yazılımına nasıl entegre edileceği? Bunu kimin yapacağı? Kafama takılan diğer soruda eğer ASELSAN yapacak ise buna yani Çin yazılımına müdahale yetki ve kabiliyeti olacak mı? Eğer Çinli Firma yapacak ise ABD hükümeti Çin firmasına Link-16 yazılım kodlarının verilmesine müsaade eder mi? (Üretici CPMIEC firmasının ABD hükümetinin ambargo koyduğu firmalar listesinde olduğunu tekrar hatırlatmak isterim)

Aslında hiçbir SAM sistemi kendi başına çalışmaz, başarılı olamaz, entegre bir ağ içinde çalışır. Savaş uçakları, Erken Uyarı Kontrol uçakları gibi destekleyici platformlarla Hava Savunması bir bütündür. Bu teorinin örneği Arap İsrail Savaşlarında görülmüştür. Sadece SAM’lerine güvenen Araplar Yom Kippur Savaşında başarılı olmuş ancak sonrakilerde teknoloji geliştikçe bu başarıyı koruyamamışlardır. Günümüz savaşların da da bu durum devam etmekte SAM’ler tek başına işe yaramayıp uçak desteği olmadan en azında ciddi elektronik karıştırmaya maruz kalmaktadırlar. Ülke hava savunması tek başına bir unsura bırakılamaz. Türk savunma hattı birbirine entegre (en basit manası ile birinin gördüğünü diğerinin de gördüğü) SAM bataryası (Rapier, Hawk vb), Avcı Uçakları (F-16, F4E), Erken Uyarı uçakları (HEİK), sabit ve mobil radarlardan oluşur.

ÇİN FÜZESİ ÜZERİNE DİĞER ELEŞTİRİLER

Bizler yani Türkiye’ deki Savunma Projelerini yakından takip edenler Malatya’ya radar konuşlandırılmasından sonra Üst Katman ABM sistemi alınmasını beklentisi içerisine girmiş iken hatta THAAD’mı SM-3’mü alınacak diye tartışırken ilgili bürokratların itiraf ettiği gibi ABM(Anti-Balistik Füze) sistemi ikici plana itilerek YİHSF kabiliyetine dönülmüştür. Bu da yetmemiş gibi Çin füzesi seçilerek NATO radarı devre dışı bırakılmış adeta NATO füze savunma sisteminin dışında kalmak için elimizden geleni yapmış bulunmaktayız. Son olarak yakın gelecekte THAAD ya da SM-3 tedariki de hayal olmuştur.

Çin’den teknoloji ithal edip üretime geçsek bile, FD-2000 muadili yapacağımız herhangi bir Türk füzesi de ayni teknolojide ve alt katman menzilli olacak. Bu yüzden yakın gelecekte üst katman BF önleme füzesine (ABM) sahip olamayan bir ülke olarak BF tehdidi altında dış politikaya üretmeye devam edeceğiz(Yani hiçbir zaman Rus, İran BF’leri veya Suriye Scud’larını durduracak füzemiz olmayacak).

NATO ve ABD’nin Haklı Tepkisi

Diğer bir gariplikte NATO ve ABD tepkisi. Ticari kaygılar ve Çin’in bir NATO üyesine silah satmış olması ve bunun getireceği ticari rüzgar bu tepkinin asıl sebebi. Ancak resmi söylemlerde de haklılık payı yok değil. Türkiye “siz bana teknoloji vermediniz bende Çin’den alacağım” söylemin de ne kadar haklı ise, NATO da “sen ittifak füze savunmasına nasıl dış unsur sokarsın füze savunması koordinasyon ve tüm algılayıcıların entegrasyonunu gerektirir, hiçbir zaman entegre olmayı kabul etmeyeceğim bir sistem ile savunmamı zaafa uğratıyorsun” söyleminde o derece haklı. Oysa Çin uçak gemisi Varyag’ın boğazlardan geçişi (eğlence gemisi diye geçirildi) karşılığı elde edilen Çin teknolojisini geliştirerek Yıldırım, Kasırga vs. füze üretimine başlayan Türkiye yıllar önce füze teknolojisine Çin sayesinde başlarken kimse itiraz etmemişti. Çünkü bunlar stratejik değildi ve NATO BMD’sini direk ilgilendirmiyordu.

Anti parantez şunları söylemeliyim; Füze teknolojisinde ROKETSAN, ASELSAN gibi ve diğer kurumlardaki mühendislerimizi ve testlere destek veren TSK personeline bugün geldiğimiz nokta için teşekkürü bir borç bilirim Çin’den alınanlarla başlangıç yapmamız normal. Örneğin İran Çin ve K.Kore yardımı ile bu günlere geldi. Çin ise Rus Yardımı ile, Pakistan Çin yardımı ile. Çinliler 1960’ yıllarda ilk havadan havaya füzelerini Amerikan füzesini kopyalayan Rus füzesini kopyalayarak yaptılar.

“Patriot Gümüş İse Scud Altındır”

Her başımız sıkıştığında (sanırım üç oldu) NATO aracılığı ile Patriot dilenip, İhale açmak için yıllarca bekleyip, açınca yıllarca sonuçlandırmayıp, ısrarla talep ettiğimiz PAC-3’leri ihaleye gelince beğenmeyip, yanı başımızda dünyanın TBM deposu İran’ı da görmezden gelen garip bir ülkeyiz. Anlayacağınız tam bir perhiz-lahana durumu.

Başı sıkıştığında Patriot bataryası isteyen, ihaleye girince de PAC-3 yetersiz beğenmedim diyen Türkiye’ye kızan ABD yönetimi korkarım ki, ABM kabiliyeti olmayan FD-2000 alındıktan sonra ileriki yıllarda Suriye veya İran ile yaşanacak bir krizde yeniden NATO’dan füze talep etmek zorunda kaldığımızda “kendi düşen ağlamaz” deyip olumsuz cevap verecek.

Dünyanın En Yavaş ve ABM Olduğunu İddia Eden Füzesi Fd-2000

FD-2000 füzesine bir eleştirimde şu olacak; füzenin hızı açık kaynaklarda 4-4,5 Mach (Ses hızı) arası yazmaktadır ki bu rakam doğru olduğunu düşünüyorum.(Makalenin başındaki tabloda rakiplerine göre en son sırada olduğuna dikkatinizi çekerim). Çinliler füzenin ABM kabiliyeti olduğunu da iddia ettiklerinden bizde resmi ağızlarımızdan bazen bunu duyduğumuza göre çok basit bir mantıkla şöyle soracağım. Hızı 4,5 Mach olan bir füze terminal safhasına girmiş 4-5 Mach arası hızdaki menzili 500 km’ye kadarki BF’leri belki vurabilir. Teknik olarak mümkün. Ancak Rusların en basit füzesi İskender, İranlıların Shahab-3, Sejil-2 gibi menzili 1000 km’nin üzerindeki füzeleri nasıl vuracak? Daha önceki bölümlerde menzille dalış hızı arasındaki bağlantıyı anlatmıştım. Uzatmadan soruyu sorayım. Etrafımız sarmış olan 1000 km’den fazla menzilli füzelerin terminal safhasında dalış yapan başlıkları (RV) ses hızının 5-6 hatta 6,5 katına varan hızla dalarken FD-2000 en fazla 4,5 kat hızı ile nasıl yetişip önleyecek (çarpacak)? En azından mantıken mümkün değil.

İhaledeki diğer rakipler ASTER-30 füzesi 600 km, PAC-3 ise 1100 km menzilli BF’lere yani TBF’lere karşı başarılı testler gerçekleştirmiş olduğu halde Çin FD-2000’lerin ABM kabiliyeti hakkında kamuoyuna net bir şekilde test sonucu şeklinde deklare edilmiş bir menzil bilgisi yok. Açık kaynaklarda 400-600 km arası BF’lere karşı etkili bilgisi mevcut. (http://kokpit.aero/balistik-fuze-tehdit-2-hakan-kilic) linkinde balistik füzeleri ölçeklerine göre sıraladığım tablodan hatırlayanlar olacaktır. İran füzelerinin Shahab-2, Fateh-110 gibi kısa menzillileri hariç diğerleri 600 km den fazla menzile sahip olduğunu düşünürsek FD-2000 İran ve Rus BF’lerine karşı etkisiz kalacaktır. (QIAM, Shahab-3,3B,4 ve yeni geliştirilen 5 modeli,BM-25,Ghadr-110,Ashura ve Sejil-2) Aslında ihale şartnamesinde ABM kabiliyeti şartı olmadığını söyleyenler bile var ki eğer doğru ise Çinlilere söyleyecek hiçbir şeyimiz yok.

Çin Televizyonunda yayınlanan ve Türk basınında da haber olan Çin füzesinin tatbikatta İHA vurduğu haberi de doğru ama tevile muhtaç. Vurduğu hedef İHA’ dan çok küçük, turbojet motorlu hedef dronu. TAI üretim Turna tarzı bir şey. Yani envanterimizdeki Hawk füzeleri ile bile düşürülecek bir hedef.

Ayrıca FD-2000 Tek kademeli bir füze olduğundan ihraç ettiği teknoloji ile bize BF ya da SLV (uydu fırlatma aracı-füzesi) konusunda fayda sağlamayacaktır. Malum şu an ülkemizin kendi uydumuzu kendimizin fırlatması için proje çalışmaları var.

Entegre Maliyetini Kim karşılayacak?

Şu ana kadar yaptığım tanımlamalardan sonra şu soruyu sormadan edemeyeceğim. İhalede 3,4 Milyar USD teklif veren Çin firması FD-2000 bataryalarının milli sisteme entegrasyonu için oluşacak maliyeti bu meblağın içine dahil etmiş miydi? Yoksa ek maliyet çıkacak mı? Daha doğrusu ihaleye açanlar en başından bu entegrasyon olayını ve maliyetini hesaplayıp firmalar ile ona göre mi pazarlık yaptı? Yoksa yine Türk işi önce ihale sonra alım sonra da entegre içinde şu kadar milyon dolar lazım denip tekrar kendi kaynaklarımızdan mı karşılayacağız? Malum şu an NATO uyumlu olan sistemlerin Çin sistemine uyumu noktasında gerek IFF sorgusu gerekse Link-16 için tüm hava araçlarında ve yerdeki radar ve diğer ekipmanlarda algoritma ve çeşitli değişiklikler yapılması gerekir. Bunun maliyetinin ise oldukça yüklü olacağını tahmin ediyorum. NATO’ya değil ama milli sistemlere entegre ve uyumlu olacağını hem SSM hem de Milli Savunma Bakanımız kısa süre önce (Şubat-2015) açıkladı. Acaba bu maliyetin faturasını Çin firmasına mı yerli firmalara mı kesecekler? Yani vatandaşın cebinden mi çıkacak?

Çinliler Teknoloji Transferinde Ne Kadar Samimi?

Birinci sınıf Hava savunma sitemini yani tam ABM kabiliyetli füzeleri kimse ne ihaleye soktu nede teknoloji transferi önerdi.(Rus S-400, ABD THAAD gibi) Dolayısı ile ABM kabiliyeti yetersiz ancak YİHS kabiliyeti tatmin edici olan FD-2000’e razı olmak zorunda kalındı. Siyasi demeçlere bakılırsa tercih de ki en önemli etken teknoloji transferi vaadi. Henüz bu vaadin boyutları netlik kazanmamış olsa da. (Çinliler %30 ortak üretim teklif etmişler) Diğer takipler hem pahalı hem de teknoloji transferini kabul etmediler.Raytheon-(ABD) ve Eurosam (Fransız-İtalyan) firmalarının 4 Milyar USD’nin üzerinde kalan tekliflerine göre Çin teklifi 3,4 Milyar USD ile çok cazip. Çinlilerin teknoloji transferinde söz verdikleri hususlarda kaçak güreştikleri söylentileri aklımıza İsrail’in Heron satışlarını getiriyor. Çinlilerde işi İsraillilerden mi öğrendi? Önce her şeyi vereceğiz deyip sonra kaporta teknolojisi…

İhalenin En Büyük Eksiği

Bu ihalenin daha doğrusu tercihin en yanlış tarafı ABM kabiliyetinin ikinci plana atılmasıdır. İhaledeki diğer rakiplerin 600 km’ye kadar menzilli BF’leri önleme kabiliyeti varken FD-2000 tercih edilmesi üstelik yukarıda anlattığım gibi bizden başka herkesin ABM kabiliyetli S-300 sahibi olduğu bir coğrafyada. Daha vahimi etrafımızı bırakın ABM füzeleri bizzat tehdidin kendisi olan BF’ler ile sarılmış olması. Scud ve türevlerinin İran, Suriye ve Ermenistan envanterinde olduğu ve Rusya ile İran’nın dünyanın Stratejik ve Taktik Balistik Füze deposu olduğu bir coğrafyada ihaledeki önceliğin ABM kabiliyeti olması gerekirdi. (Ülkemize yönelik BF tehdidini yedi bölümdür anlatmaya çalışıyorum. Merak eden okurlarımız blog adresimdeki linklerden ulaşabilirler)

Bence Türkiye tam Hava Savunma, yarım BMD sağlayan diğer sistemlerden yana tercihini kullanmalı ya da iki ayrı ihale açmalıydı. Yada üst katman BMD için ayrı bir ABM ihalesi ile direk alım, kısa menzil SRBM önleme içinde Çin ile teknoloji pazarlığı yapmalı her şeyi bir torbaya doldurmamalı idi. Ya da Avrupa MEASD, SM-3 BL-2 gibi geliştirme projelerine dahil olmalı idi.

Rus Radyosunda Reklam Kokan Söylemlerin Basında Haber Olması

Rus Radyosu Radyo Sputnik’e konuşan bir Rus Uzman Çin teknoloji transferi ile daha önce TBM teknolojisi kazanan Türkiye’nin bu ihale ile Çin’in kilit ortağı konumuna geleceğini ve Çin üretimi sistemlerin Orta Asya’da Türkçe konuşan ülkeler ile Arap ülkelerine pazarlanması ve ortak üretimde önemli kazançlar sağlayabileceğini söylemiş (24.03.2015 ). Kimse kusura bakmasın böyle kamuoyu oluşturma çabalarına karnımız tok, bu vaatlere kimseyi inandıramazlar. ABD, Fransa ve Rusya’nın peşinden dünya pastasını paylaşmak isteyen ciddi başarı kazanan Çinlilerin bize pay verecek kadar cömert davranmaya ihtiyaçları yok. Basına yansıyan bu haberde diğerleri gibi verilen siyasi kararın doğru olduğunu destekleme çabasından başka bir şey değil.

Diğer Rakipler Ve Gelecekte Deniz Kuvvetlerine Katkısı

SAMP-T’nin Aster-30 Block-1versiyonunun 600 km menzile kadarki SRBM’lere karşı etkili olduğunu belirtmiştim. Yeni geliştirilen Block-2 versiyonu ise 3000 km menzile sahip IRBM’lere karşı etkili olacak. Türkiye’nin yapacağı en modern savaş gemisi olması planlanan TF-2000 Hava Savunma Firkateyni uçaklara ve BF’lere karşı hava savuma füzeleri taşıyarak Amerikan AEGIS gemileri tarzı bir platform olacak. Bu durumda Aster-30 seçilmesi hem ileride Deniz Kuvvetlerinin yeniden füze arayışına girmesine gerek kalmayacak hem de gemiden de ateşlenme kabiliyeti olan Block-2 füzesini geliştirme ve ortak üretimine dahil olma imkanı verebilir. Tıpkı ortak üretime dahil olduğumuz A-400M nakliye F-35 Savaş uçağı projeleri gibi.

Üst katman savunmasında (BF’lere karşı) kısa vadede tatmin edici teknoloji satın almamız ya da geliştirmemiz mümkün değildir. Çin’den teknoloji alacağız 10-15 yıla bunu geliştireceğiz derken NATO’nun tepkisi ile bu 10-15 yıl zaten yarım yamalak olan (EPAA projesi ve füze kalkanının şu an Doğu ve Güney Doğu Anadolu’yu kapsamadığını önceki bölümlerde belirtmiştim) füze kalkanından da olacağız.

Suriye’nin Bu Hafta Attığı Füze Arazi Yerine AVM’ye Düşse İdi Ne Olacaktı?

Bu yazıyı kaleme alırken Suriye’ den atılan bir TBM’ nin Hatay Reyhanlı’ya düşmesi (25.03.2015) sanki yazdıklarımı doğrular gibiydi. 80-100 Km menzilleri ile Adana’da ki Patriot bataryalarının müdahale etmesi imkansız olan füzeye karşı zaten başka bir önleme sistemi de yoktu. O yöne çevrili olmadığından Kürecik NATO Radarının görememiş olması muhtemel. Ancak benim merak ettiğim; Patriot radarları hatta DBS uyduları ile Akdeniz’de ki AEGIS gemilerindeki SPY-1’lerin gördüğü füze bize haber verildi mi? 200 km mesafeden atıldı bilgisi açıklanan füze ile ilgili medyada Scud atıldı yazılsa da Fateh-110 yazanlar bence daha doğru bir tahminde bulundu. Çünkü Scud’lar 600 km mesafeli. Eğer Scud olsa idi İç Anadolu’ya düşecekti. Esed’in buna cesaret etmesi de zor. Muhtemelen İran’nın Suriye’de rejim yanlısı güçlere bedava verdiği 210 km menzilli Fateh-110 İran TBM’leri. Rastgele attılar çok şükür boş alana düştü. Aslında hedef belli, Reyhanlı’ da ki askeri birlikler.(CEP mesafesi çok fazla olduğundan bu füze ile hedef tutturmaları zor)

Bize FD-2000 Satmaya Çalışan Çin, Rusya’dan S-400 Almaya Çalışıyor

Bir diğer dikkat çekici husus ise Çin bize füze önerirken kendisi neden Rusya’dan S-300 almış ve S-400 almayı da planlıyor. Hiçbir yerde test videosu ve açıklamasına rastlamadığımız FD-2000’nin balistik füze imha kabiliyeti zaten şaibeli iken Çin’in kendi BMD sistemini yeterli bulamayıp Rusya’dan alım yapması füzenin ABM kabiliyeti açısından iyice şüpheleri artırmıştır.

SONUÇ OLARAK

Sonuç olarak FD-2000 füzesi tercihi ile bir miktar teknoloji transferi imkânı sağlanmış olsa da kaybettiklerimizi özetleyerek bitirmek istiyorum. X Band mükemmel bir NATO radarına (1000 km menzilli) sahipken NATO Füze Kalkanından verimli şekilde yararlanmayı tehlikeye atmış ve bu radardan faydalanamayacak bir füze sistemi seçmiş bulunmaktayız.

NATO uyumlu bir füze seçmediğimiz için NATO füze savunma sisteminin tüm erken uyarı radar(sensör), uydu, AWACS verilerini balistik füze savunmasın da kullanamayacağız. Hatta Avrupa bir çok uzman NATO ALTBMD sonrası NATO füze kalkanının temelini oluşturan EPAA projesinin dışında kalma ihtimalimizden bahsetmektedir.(Bu projeleri 6 ve 7. Bölümlerde ayrıntılı anlatmıştım).

Zaten tercih ettiğimiz füzenin ABM kabiliyeti de yok denecek kadar az. Sadece TBM’lere yani menzili 1000 KM altındaki füzelere karşı etkili. Oysa Rus ve İran füzelerinin çoğu bunun üzerinde.

Teknoloji transferinin SLV ve TF-2000 projelerine katkı sağlamayacağını da yukarıda anlatmıştım.

Balistik füze savunmamız yine başka bahara kaldı diyebiliriz. Ama bu sefer daha uzun soluklu kalacak. Çünkü bu ihale sonuçlandığında diğerlerini tercih şansımızda kalmamış olacak. 3,4 Milyar dolardan sonra yeni bir ihale açılması ihtimali zor görünüyor(Açılsa da firmaların yeniden girmesi zor).

Gelecekte de Rus tehdidine karşı seni “abime söylerim” demekten, İran ve Suriye BF tehdidine karşı ise “delikanlı adam BF fırlatmaz, erkeksen uçakla gel hava kuvvetlerim sizden güçlü” demekten başka çaremiz yok gibi.

Bütün bu tereddütler, kulislerde dolaşan söylentilerin çok da mantıksız ve yanlış olmadığını düşündürmüyor değil. İhalenin ilk açıldığı yıllarda Hava Kuvvetlerinin Hem NATO standartlarında olmaları hem de balistik füze imha kabiliyetleri olması sebebi ile Amerikan PAC-3 veya Eurosam Konsorsiyumu SAMP-T sistemini istediği, Çine hiç sıcak bakmadığı Savunma Sanayi kulislerine sızmış bir gerçek. SSM ve Hv.Kuv.’lerinin acil ihtiyaç kapsamında birkaç bataryayı koşulsuz direk batıdan alarak Çin ile de uzun vadede ortak üretimi ve teknoloji transferini kapsayan ayrı bir anlaşma yapmayı planladıkları da diğer bir iddia. Hükümetinde ilk zamanlar bu yetkili kurumların görüşü doğrultusunda düşündüğü Çinlileri de fiyat rekabeti için davet ettiği ancak Gezi olaylarına Avrupa ve ABD’nin takındığı tavra kızan siyasilerin ihalede Çinlilere yeşil ışık yaktığı ve balistik füze tehdidini görmezden geldikleri konuşulur olmuştur.

 

Bugün geldiğimiz noktada ihalede kesin imzalar atılmamıştır. Ancak ironik olarak Türkiye, hava kuvvetlerimiz kat kat güçlü olduğu halde sadece Suriye Balistik Füze tehdidi (Scud) için NATO’dan Patriot bataryaları istemek zorunda kalmıştır. Ne diyelim umarız en hayırlısını seçeriz.

Tüm dünya ABM füzelerinin kıyaslayan tabloları ve FD-2000 harici diğer ABM füzelerini anlatacağım gelecek bölümde görüşmek üzere…

HAKAN KILIÇ

hakan.kilic@kokpit.aero

http://hakankilicaero.blogspot.com.tr/

 

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap