Hakan Kılıç

BVR (Görüş Ötesi Menzil) Angajmanı ve RTR

  • Son Güncelleme: 17/08/17 20:17:08
  • 3

hakan.kilic@kokpit.aero

https://twitter.com/hkilichsword

https://twitter.com/hkilichsword2

BİRİNCİ BÖLÜM LİNKİ

İKİNCİ BÖLÜM LİNKİ

3.BÖLÜM

BVR(Görüş Ötesi Menzil) Angajmanı ve RTR

Bugün beşinci nesil, hatta dört buçuğuncu nesil savaş uçaklarının teknik verileri ve ortalama performans verilerinin birbirine çok yakın olduğu dikkate alındığında, her iki taraf içinde ideal BVR saldırısı menzilinin genelde aynı olduğu görülecektir.

Bu yüzden öne çıkan husus daha çok uçak performansları ve teknik değerleri değil, füzelerin kabiliyeti yani ne derece akıllı olduklarıdır. “Performans ve teknik değerler” ifadesinin içine stealth kabiliyeti, ağ merkezli harp ve radar alternatifi diğer sensörlerin olup olmamasını dâhil etmiyorum. Sadece manevra, tırmanış hızı, hücum açısı, harekât yarıçapı gibi teknik performansları dâhil ederek söylüyorum. O zaman bir adım daha ileri götürerek şöyle bir teori sunalım. Bunu sunmadan öncede daha önceki makalelerde verilen bilgilerle çelişiyormuş sanılmasın diye füzelerin daha da akıllanmasının yani kaçma-kurtulmaya karşı direncinin IR güdümlü kısa menzillilerde geçerli olduğunu belirtelim.

Ancak gelecekte BVR savaşında füzelerin ne kadar akıllı olduklarının birincil derecede önemli olmayacağını söylersek ve çıtayı daha da yükseltip radar ve alternatif sensörlerle kimim kimi daha önce göreceğinin ve stealth kabiliyetinin en önemli faktörler olacağını ilave edersek, füze mühendislerini kızdırsa da hava savaş doktrinlerini inceleyen uzmanların hak verebileceği bir teori üretmiş olabiliriz.

Yüz yüze, teke tek karşılaşmalarda (AWACS ve yer radarının yardımını yok sayarsak) füze güdüm ve hedef bilgisini ateşlendiği uçaktan alacaktır. Buradan da atıcı uçağın farklı sensörlerle donatılmış olması öne çıkacaktır. Tıpkı T-50 (artık SU-57 olarak adlandırılıyor) ve F-35’te radar yanında IR sensörlerinin (IRST olarak adlandırılıyor) olması gibi.

Gerek birebir, gerekse çoklu angajmanlarda sensörleri ve onlardan alınan verileri iyi bir şekilde kullanan angajmandan galip çıkacaktır. Çünkü hava savaşının veya başlığa ithafen BVR angajmanının temeli “düşman nerede?” sorusunun cevabını bulmaya bağlıdır. Bu cevap arayışı BVR manevra ve taktiklerini doğurmuştur.

O yüzden bugün ABD F-15 Eagle avcı uçaklarının SE/SA/SG/K modellerinde IRST sistemi olarak “Tiger Eyes AAS-42 Infra-red search and track systems” denen kızılötesi algılıyıcılarla dolu bir cihaz bulunmaktadır. (En son modeli olan F-15SA’ların gövdesini iki yanındaki kızılötesi arama ve takip sistemi de füzelere karşı uyarı amaçlı ayrı bir sistem, bir füze ikaz sistemi algılayıcısıdır). Tiger Eyes ise, F-35 ve T-50’dekine benzer bir sistemdir ve gövde altında Sniper/Lantirn podlarının hemen üzerinde takılıdır. IRST sensörü sayesinde düşman uçaklarını çok uzak mesafeden tespit yapabilen ve her iki mürettebatında MFD ekranlarına verilebilen görüntü sayesinde kilometrelerce öteden Stealth uçakları bile görme imkânı vardır. Hatta tatbikatlarda F-15’lere karşı uçan F-35 pilotlarının düşük görünürlük avantajlarını kullanmalarına mani olduğundan zor anlar yaşamalarına sebep olduğu söylenmekte (Henüz bir hava muharebesinde F-15 vurabilen çıkmadı, sadece Japon F-15’i eğitimde yanlışlıkla diğer bir Japon F-15’i vurdu).

Şurası muhakkak ki, Stealth, EH (elektronik harp) kabiliyeti, ağ merkezli harp yeteneği ve durumsal farkındalık BVR angajmanında birebir etkili olacaktır. Burada ilk temel ihtiyaç radar görüşüdür. Ateşlenen radar güdümlü füzenin hedefe angaje olmasını manasına gelen kilitlenmesi sanılanın aksine atışın hemen ardından gelen bir olay değildir. BVR angajmanında yani görüş ötesi manevralara taktiksel derinlik kazandıran hususta burada ortaya çıkar. Makalenin en sonundaki tabloda bu olayı özetlemekte.

Teknoloji henüz küçücük antenlerle yüzlerce kilometre ötesini görme imkânı tanımadığı için füzelerin ucundaki radar anteninin boyutu onu ateşlendiği anda BVR mesafesindeki hedefe kilitleyecek kadar yeterli görüşü sağlamaz. Bu yüzden füzenin kendi radarını kullanmaya başladığı ana kadar geçen zaman en kritik zaman dilimidir ve başarının anahtarı burada saklıdır. Çünkü bu ana kadar geçen sürede füzeyi ateşleyen uçağın radarı güdüleyecek ve her türlü EH/ECM/Jammer elektronik karıştırma faaliyetine maruz kalacak ayrıca radar görüşünü etkileyen çeşitli fiziksel (yoğun yağmur, uçağın dağlar arasına dalması vb.) etkenlerle kilidi muhafaza edemeyecek olma ihtimali vardır. Füzenin bu aşamayı başarı ile geçip kendi radarı ile hedef uçağa kilit atmasına füzenin “Pitbull” olması bu füzenin kendi radarını kullanmaya başlamasına kadar geçen süreye de “Pitbull olma süresi” denir.

Yani füze kendi radarı hedef düşman uçağı takip etmeye başladığı zamanda “pitbull” olmuştur. Pitbull olma süresi içinde radar bilgisinde yaşanacak olan herhangi bir kopukluk füzenin yanlış hedefe yönelmesi sonucunu doğuracaktır. Bu yüzden uçaklar BVR angajmanında ilk olarak pitbull olma bölümünde birbirlerine karşı üstünlük sağlamaya çalışacaktır / çalışır.

Dolayısı ile burada önemli olan atıcı uçağın hedefi izleme kabiliyeti, hedef uçağın ise çeşitli manevralarla pitbull olma süresinde ateşleyici uçağın radarındaki veri akışında kopukluk oluşturacak manevralar veya karıştırma yapabilmesidir. Kısaca kaçma-kurtulmanın özeti de budur.

ŞİMDİ BU KOPUKLUĞU OLUŞTURAN DURUMLARA KISACA GÖZ ATALIM

-İlki formasyon uçuşu; burada amaç mümkün olduğunca yakın uçarak paketteki uçakları düşman radarlarından saklamaktır. Eğer pakete doğru gelmekte olan bir düşman füzesi olursa formasyon gereği birden fazla uçağı tek bir uçak gibi algılar ve yapılan manevralar sayesinde radarında birden fazla uçağı tespit ederse füzenin aklı karışabilir ve herhangi bir hedefe angaje olamadan uçuş süresini tamamlayabilir (Bu taktiğin modası geçmekte olmakla birlikte kokpitaero’da yayınladığım “Baykuş” hikayesini okuyanlar hatırlayacaktır. Rus üssüne saldıran Türk filosunun uçakları bu yüzden aktotimden seçilmiş çok yakın formasyonda uçan uçaklardı. İşte bu fanteziyi gerçekleştiriyorlardı).

Bu noktada en önemli husus ise formasyon içinde görev paylaşımının doğru, etkili ve hızlı yapılabilmesidir. İşte burada F-35’den oluşan bir formasyonun şu andaki tüm uçaklara karşı bir üstünlüğü ortaya çıkacaktır. Formasyonda, füze tehdidi üzerine dağılan uçakların bir kısmı düşman uçakları ile savaşırken, görevlendirilen bir veya birkaç uçak ise geride kalıp gelen füzeleri karıştırmaya devam edecektir. Sınırlı sayıda füze taşıyan F-35’lerden (tüm 5.nesillerde maalesef füze taşıma kapasitesi eski uçaklara göre az) mühimmatı sarf edenler gerideki uçakların yerini alıp rolleri değişecektir. İşte bu noktada alternatif sensörler ile tespit, teşhis ve görev dağılımının hızlı bir şekilde data-link ile yapılması çok mühim. Malum F-35’in radarı diğer beşinci nesil uçaklarda çok farklı olmasa da IR sensörü 1000 km’nin üzerindeki mesafelerden balistik füzeleri dahi tespit etti. Uçakları kaç yüz kilometreden tespit edebileceği tartışılabilir ama daha önceki paragraflarda anlattığım gibi bu sensör füzelere kilit imkanı tanımasa da düşmanın tespit edilmesi açısından önemli.

Sanırım hepinizin aklına daha önce yazdığım makalelerde veya web’den bolca okuduğunuz üzere F-35’in ağ merkezli harp özelliği geldi. Bu görevleri doğru ve hızlı bir şekilde F-35’ten daha iyi yapabilecek bir beşinci nesil henüz yok.

-Düşman radarını dolayısı ile füzesini yanıltmanın diğer bir yolu da çeşitli sistem ve ekipmanlar, jammerlar kullanarak karıştırmaktır.

-Diğer bir sistem de sahte hedef ve bir nevi elektronik karıştırma sistemi olan MALD-J gibi sistemlerdir. Diğer İHA’larıda bu kapsamda değerlendirebiliriz. Düşman radarına taklit sahte görüntü dahi yansıtabilen bu çok gelişmiş füze/jammer’ı üç yıl önce ayrıntılı anlatmıştım. Şu linkte bulabilirsiniz;

http://kokpit.aero/radarlari-karistiran-fuzeler

Sonuç olarak BVR angajmanında AWACS ve yer radarı desteğinin, ağ merkezli harbin, EH kabiliyetinin ve radar haricindeki alternatif durumsal farkındalık sistemlerinin var olmasının ve etkinliğinin önemli olduğunu sadece orta veya uzun menzilli havadan-havaya füzenin kabiliyeti ile olmayacağını söyleyerek özetleyebiliriz. Özellikle saydığım bu hususların hepsini uçak ve füze ile eşgüdüm içinde eksiksiz ve hepsinin bir bütün olarak uygulanması ile geleceğin savaşlarında hava zaferlerini kazanılabileceğini bu koordinasyon ve ağ merkezli harp ve data-link kabiliyetinin en ileri olduğu uçağın da F-35 olduğunu tekrar eklemek lazım. Ayrıca gerek mevcut bazı orta menzili füzelerde, gerekse yeni geliştirilen daha önce bahsettiği LRAAM türü uzun menzil füzelerde kullanılan çift güdüm sisteminin (double seeker/IIR ve aktif radar arayıcı başlıklı) bulunduğu füzelerin geleceğin BVR hava savaşına hükmedeceği de ayrı bir gerçek.

Şimdi sıra, en başından beri bu kadar bilgi vererek ve açıklama yaparak makaleyi getirmeye çalıştığım noktaya geldi. Gerek benim, gerekse web ortamında tartıştığım bazı yabancı uzmanların iddiasına göre LRAAM tarzı çok uzun menzilli AIM-120D, R-77M, PL-15 ve K-172 gibi AWACS katili ünvanlı füzelerin çeşitli tipteki büyük gövdeli uçakların kâbusu olmasına rağmen beşinci nesil savaş uçakları karşısında orta menzilli aktif radar güdümlü BVR füzelerinden farklı bir başarı gösteremeyeceği teorisine.

Aslında şu ana kadar birçok örnek ve açıklama ile çaktırmadan anlatmaya çalıştım. Şimdi RTR menzili kavramını da anlatarak sonlandıracağım ki, zaten esas önemli nokta da burası.

HUD EKRANI VE RTR MENZİLİ (RANGE TURN AND RUN)

Öncelikle şunu belirteyim ki gerek benim daha önce yayınladığım tablolarda, gerekse çeşitli kaynaklarda gördüğünüz havadan-havaya füzelerin menzil bilgisi aslında realiteyi yansıtmaktadır. Sağanak yağmurdan, sıcaklık, irtifa ve hava basıncına kadar çok çeşitli etkenlerle değişen menzil değerleri yazılırken dümdüz bir yörüngede, ideal şartlarında füzenin kat edebileceği maksimum değer baz alınır. Bunlar füzelerin ölümcül veya etkili menzilleri değildir. Çünkü hedef uçağın kinetik kaçınma manevraları onu kovalayan füzenin menzilinde çok ciddi değişikliklere sebebiyet verecektir. Etkili menzil ise çok farklıdır.

Ülkeler füze menzillerini uzatmak için çalışmalar yapsa da, genelde çaba etkili menzillerini uzatmak üzerinedir ve bizler gizli tutulduğu için aslında modern füzelerin hiç birinin etkili menzili kesin olarak bilmiyoruz. ABD ve Rusya tarafından müttefiklerine satılan aynı versiyona ait füzeler arasında bile etkili menzil ve karıştırmaya dayanıklılık açısından farklar olduğunu düşündüğümüz de bunun sır olarak kalması mümkün görülmektedir.

Maksimum menzil ile etkili menzilin farklı olduğu anlaşıldığına göre RTR menziline geçebiliriz.

HUD

Bildiğiniz üzere 70’li yıllarda üretilen F-16’dan beri savaş uçaklarında saydam ve hem ön taraftaki görüntüyü gösteren, hem de kokpitteki saatlerin verilerini üzerinde yansıtan, pilotun tam başının hizasında ve gözlerinin karşısına gelecek olan bir cam / ekran var. HUD (head up display-baş yukarı ekranı). İşte modern hava savaşındaki figürler, simgeler, görüntüler, ateşleme uyarıları kısacası radar ekran görüntüsü hariç her şey artık bu ekran üzerindedir. Dolayısı ile sizi teknik bilgilere boğmadan bu konuyu anlatma imkânım maalesef yok.

Bugün ABD yapımı F serisi F-15/16/18 vb. uçaklarda kullanılan HUD ekranında ortak bir sembolojiden bahsedilebilir. Bu sembollerin HUD ekranında hava savaşı açısından en önemli kısmı DLZ (Dynamic Launch Zone) yani hedef uçağın konumu ile füzenin menzilini eşleştirip bilgi veren semboldür.

Resimde görüldüğü üzere DLZ’de çeşitli kısımlar var ve bunlar ihtimallerin değişmesi üzerine kuruludur. Yani atış kriterleri sağlandıkça gösterilenler yer değişir, vurma ihtimaline göre bir anlam ifade ederler. Şimdi konunun daha iyi anlaşılması için DLZ’deki kısımları kısaca özetleyelim;

-R AERO (Range Aerodynamic): Füzenin gidebileceği maksimum menzili gösterir. Yukarıda bahsettiğim füzelerin broşür bilgisindeki mesafe gibi. Tabi olarak artık öğrendiğiniz üzere karşıdaki uçağın basit manevralar yapması bile füzeyi bu mesafeye eriştiremeyecektir. Dolayısı ile bu sembolde iken füze ateşlendiğinde vuruş ihtimali en düşük, hedefin adeta yerinde sabit durup beklemesi gereken durumdur.

-R OPT (Range Optimal) sembolü: Füzenin R AERO'ya oranla oldukça kısıtlı hareket kabiliyeti kazandığı bölümdür. Burada yer alan hedefin baş bilgisi dikkate alınır. Ancak yine de bu alanda iken füze ateşlendiğinde hedef uçak temel kaçış manevraları ile füzeden kurtulması kolay olduğu menzildedir.

 R PI (Range Probability of Intercept): Füzenin menzilinin hedef uçağın pozisyonuna göre gerçek anlamda tehdit olduğu ilk kısımdır. Ancak bu kısımda da yine hedef uçağın manevra yapmadığı kabul edilir. Yani RPI kısmında da hedef kaçış manevralarını kullanarak füzeden kurtulabilir.

-RTR (Range Turn and Run): İşte bu kısım en garantili ve tüm pilotların tercih ettiği kısımdır. Öyle ki bu alanda ateşlenmesinde düşman uçağının füzeye arkasını dönüp kaçış yapması gibi ihtimaller bile hesaba katılır. Yani RTR kısmı füzenin son derece ölümcül olduğu kısımdır. Bu kısımda yer alan hedefin arkasını dönerek veya BEAM manevrası yaparak füzeden kurtulma şansı çok düşüktür ( BEAM manevrasını, Füzelerden kaçma-kurtulama yöntemleri-2 yazısında ayrıntılı olarak anlatmıştım). Füzeden kurtulmak için yapılan yüksek “g” manevraları bile işe yaramaz.

-Son kısım ise R MIN(Range Minimum)'dir. Bu kısımda hedef uçak çok yakın olduğundan füze sistemlerini aktif edecek yeterli zamanı bulamaz. Bundan dolayı bu mesafede ki hedefler için ısı güdümlü kısa menzilli füzeler veya makineli top (gun) kullanılır.

(Konumuzun dışında ama daha önceki makaleler için yaptığım IR/Isı güdümlü füzeleri toplu gösteren tabloyu tekrar bayrakları ile dikkatinize sunmaz istedim)

Sonuç olarak sanırım ölümcül olan kısmın RTR yani bir nevi etkili menzildeki kısım olduğunu anladınız. Diğer kısımlarda kaçışın mümkün olması ve beşinci nesil uçaklardaki füze kapasitesini sınırlı olması geleceğin hava savaşında pilotların hedeflerine daha iyi bir atış için bu kısma kadar yaklaşmaları sonucunu doğurur / doğuracaktır.

Şimdi konumuza dönecek olursak füzelerin menzil bilgisiyle RTR’yi eşleştirelim;

100 km menzilli bir füzenin mesafesinin 3 veya 4'te birlik kısımları yani 25 veya 33 km'lik kısımları hedef uçak için ölümcül yakınlık anlamına gelir (RTR menzili). Dolayısı ile aslında çeşitli füzelerin radar teknolojileri ve motor teknolojilerinde afaki farklar olmadığından da etkili menzillerinin birbirine yakın olduğu ve maksimum menzil değerlerinin aslında çokta önemli olmadığı sonucuna varabiliriz (Kesin olmamakla birlikte bizde de kullanılan AIM-120C7 için bu değerin 25 ila 40 km arası olduğu tahmin edilmekte / etmekteyim).

Bu teoriyi desteklemek için söylenebilecek diğer bir tespit ise katı yakıt motoru ne kadar büyük yaparsanız o kadar uzun mesafede, ancak gittikçe hızlanan (katı yakıt roket motorları bir kere ateşlenince bir daha durdurulamaz ve yavaşlatılamaz) şekilde füzeye hareket verecek ve bir süre sonra füze o kadar hızlanacak ki hedef uçağın manevra kabiliyeti ile baş edemeyecek hale gelecektir.

Diğer husus; ateşleyen uçaktan çok uzaklaşıp uzun menziller kat eden füze, düşmanın çok uzun mesafeden yapacağı elektronik karıştırmaya daha kolay maruz kalacaktır. Ayrıca atıcı ve hedef uçağın hızları aynı olsa bile birbirlerine doğru mu (hedef 12 yönünde), yoksa birbirini kovalar şekilde mi uçtuğu RTR yani etkili menzil üzerinde direk etki yapar.

Yukarıdaki grafiği dikkatli inceler ve yandaki açıklamaları okursanız aslında uzun menzilden ziyade etkili menzilin önemli olacağını, düz mantıkla (makale boyunca anlattığım elektronik karıştırma ve diğer engellemeler ile çok uzun mesafe ve sürelerde ana uçak radarı tarafından füzeye anlık güncelleme yapmasının zorluğu göz önüne alınarak ) menzil uzadıkça daha uzaktaki bir avcı uçağını (özellikle avcı uçağı için) garantili vurabilme mesafesinin artmadığını göreceksiniz.

Sonuç olarak günümüzde hava-hava füzelerinin kabiliyetleri menzil bilgilerine göre değişkenlik göstermekle birlikte bu durum füzeler için etkili menzil denilen kavramlarda çok afaki farklar doğurmamaktadır. Çünkü özetleme çalıştığımız gibi günümüz füzelerinde de etkili menzil füzenin toplam menziline kıyasla dramatik farklar gösterir. Bu farklıklar birçok dış etken ve yardımcı sistemlerle birleşerek hava savaşının hem BVR-Görüş ötesi, hem de WVR-Görüş içi menzillerde bile hala bir taktik ve enerji savaşı olduğu gerçeğini değiştirmez ve hava savaşının nitelikten ziyade nicelik kısmına dikkat çeker. Gerek uçakların stealth kalitesi, gerekse burun radarının ve diğer alternatif sensörlerin ne kadar önce ve ne kalitede farkındalık oluşturduğunun direk etkisini ile bazen füzelerin bile kabiliyetleri ikinci sırada kalabilir. Bu bağlamda LRAAM tipi çok uzun menzilli hava-hava füzeleri şimdilik sadece AWACS katili olarak anılmaya devam edecek gibi görünüyor.

DAHA ÖNCE KOKPİT.AERO’DA YAYINLANAN HAVADAN-HAVAYA FÜZELERLE İLGİLİ MAKALELERİMİN LİNKLERİ;

http://kokpit.aero/hava-hava-fuzeleri-hakan-kilic

http://kokpit.aero/modern-hava-savasinin-oklari-2

http://kokpit.aero/modern-hava-savasinin-oklari-3

http://kokpit.aero/gokyuzunun-olumcul-fuzesi-aim-120-amraam

http://kokpit.aero/hakan-kilic-fuzelerden-kacihma-1

http://kokpit.aero/hakan-kilic-hava-hava-fuzelerden-kacabilmek-2

http://kokpit.aero/hakan-kilic-hava-hava-fuzelerine-bakis

http://www.kokpit.aero/hava-hava-fuzelerinden-kacis

http://www.kokpit.aero/yuksek-yanal-gorus-acisi

http://kokpit.aero/radarlari-karistiran-fuzeler

Kaynak: www.kokpit.aero - ÖZEL

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap