Hakan Kılıç

INF Antlaşmasına neden itiraz var?

  • Son Güncelleme: 19/01/19 07:20:08
  • 4

INF Antlaşması, Yanlış Bilinen, Yanlış Yazılanlar ve Trump’un Çekilme Kararına ABD’deki itirazlar

INF Antlaşması ile ilgili olarak yakın bir tarihte bir dergide ayrıntılı bir çalışma yayınlamıştım. Neden yapıldı? Neleri kapsıyor? Hangi silahlar imha edildi? Önemi ne idi? Trump’un çekilme kararının gerçek sebebi ne olabilir? Çin etkisi ve dünya barışına nasıl bir olumsuz etkisi olabilir? gibi soruları orada cevaplamıştım. 

Ancak dergi üç ayda bir çıktığından ben yazıyı teslim edeli de 2 aydan fazla olduğu için sonrasında pek çok gelişme yaşandı ve ABD kaynaklı çeşitli makaleler yayınlandı. Bu yazılar özellikle ABD Başkanı Trump’ın çekilme kararına itirazları içeriyordu.

Diğer yandan maalesef ülkemizde görsel ve yazılı basında konuşulanlar ve yazılanlar ne kadar bilir kişi olsalar da yanlış yorumlar, antlaşma hakkında ve nükleer kuvvetler hatta balistik füzeler hakkında yeterli bilgi sahibi olunmaması gibi birçok sebepten ötürü ufak tefek yanlış bilgilerle dolu olunca hem yukarıda bahsettiğim güncellemeleri yapmak hem de bu bilgileri düzeltmek amacı ile bu makaleyi kaleme aldım. 

Dolayısı ile bugün bu makalede INF yazımdakileri sadece iki parafla özet geçtikten sonra ana konuya döneceğim. Şimdiden söyleyeyim bilgi yarıştırmak gibi bir amacım yok. Gücenen darılan olursa şimdiden çoğu itibari ile benden yaşça büyük bu değerli kişilerden özür dilerim.

ÖNCE YANLIŞLARI DÜZELTELİM

Antlaşmanın adı “INF TREATY”. Yani “INF” (The Intermediate-Range Nuclear Forces/Orta menzilli nükleer kuvvetler) ve gerisi “Treaty” (Antlaşması).

1-Yani “Anlaşma” değil, “Antlaşma”. Size arada fark yok gibi gelebilir ama ABD kanunlarına göre arada dağlar kadar fark var. Anlaşma olsa idi Trump tek başına iptal edebilirdi. Oysa Reagan tarafından imzalanan “INF Antlaşması” Kongre onayından sonra yürürlüğe girdi. Dolayısı ile ancak Kongre kararı ile ABD çekilebilir. Sadece Trump’ın kararı ile iptal olamaz.

2-“Intermediate” orta seviye/derece demektir, doğru. Ancak antlaşmanın adı “Orta menzilli nükleer kuvvetler” olduğu için orta menzilli nükleer silahları kapsamaz. Bunu bu şekilde yazmak ve anlatmak yanlıştır veya 500-5500 arasını orta menzilli görüp anlatmak da. “ABD ve Rus diplomatlar öyle yazmış biz daha mı iyi bileceğiz?” diyebilirsiniz.

Evet aynen öyle. Anlaşma içine adamlar terimleri tanımlayan özel maddeler koymuşlar. INF Antlaşması 5.Madde der ki: "Orta menzilli füze" terimi, 1000 kilometreyi aşan fakat 5500 kilometreyi aşmayan bir menzil kapasitesine sahip bir GLBM veya bir GLCM anlamına gelir.

Oysa son yayınladığım yazı dizinde anlattığım gibi,

http://www.kokpit.aero/abd-balistik-fuze

balistik füze sınıflandırması şöyledir (Daha kısa şeklini alıntı yapacağım):

-BSRBM: Muharebe Sahası Kısa Menzilli Balistik Füze veya Artillery Rocket (Topçu roketi), bazı kaynaklar 300 km kadar olan füzeleri bu sınıftan kabul etse de menzili 0 ila 150 km’ye kadar olan balistik füzeler ve topçu roketleridir genel kabul gören sınıflandırma menzilidir.

-SRBM: Kısa Menzilli Balistik Füze:150-1000 km arası menzilli 

-MRBM: Orta Menzilli Balistik Füze: 1000 ila 2750/3000 km arası

-IRBM: Intermediate Range Ballistic Missile/Uzun Menzilli Balistik Füze: 3000-5000 km arası 

-ICBM: 5000/5500 km üzeri (5000 km üzerini kabul eden kaynaklar da mevcut) menzile sahip olanlar Kıtalararası Balistik Füze olarak adlandırılır. Anlaşılacağı üzere adı “uzun menzilli” olmasa da en uzun menzilli olanlar bunlardır.

-SLBM: Denizaltıdan Fırlatılan Balistik Füze. Denizaltılardan ateşlenen balistik füzeler de genelde nükleer başlık taşır ve menzillerine bakılmaksızın SLBM olarak sınıflandırılır.

Dikkat edilirse IRBM “Intermediate Range” olarak isimlendirilse de orta menzilli balistik füze değildir. Çünkü altında MRBM (Medium range), üstünde ise ICBM vardır. Yani orta olamaz, uzun menzilli manasından sınıflandırılır/isimlendirilir. Ancak en uzun menzilli de değildir. Çünkü üstünde ICBM vardır. 

Dolayısı ile antlaşma 500-5500 arasını kapsadığı için “Orta menzil” kavramı 5.Madde ile tanımlanmıştır ki uluslararası antlaşmada kafa karışıklığı olmasın. Yani Reagan ve Gorbaçov bazılarının sandığı gibi oturup nükleer silahları ve onları taşıyan balistik füzeleri yeniden sınıflandırma çalışması yapmadığı gibi bu amaçlı bir antlaşma da yapmamıştır. Sonuç olarak seyir füzelerini de kapsayan INF Antlaşmasın orta menzilli balistik füzeleri değil, 500 km üzeri SRBM, MRBM, IRBM sınıfındaki (kara konuşlu) balistik füzeleri ve bu menzil aralığındaki (kara konuşlu) seyir füzelerini kapsar ve üst sınırı 5500 km’dir.

Diğer madde 6.Madde der ki: "Daha kısa menzilli füze" terimi, 500 kilometreden fazla ya da 1000 kilometreyi aşmayan bir menzil kapasitesine sahip bir GLBM ya da bir GLCM anlamına gelir.”

(GLBM: Ground-Launched Ballistic Missile/Karadan fırlatılan veya kara konuşlu balistik füze,

GLCM: Ground Launched Cruise Missile/ Karadan fırlatılan veya kara konuşlu seyir füzesi.)

3-Basılı ve görsel medyamızda zikredildiği gibi “Orta menzilli balistik füzeler anlaşması/antlaşması” değildir. “Orta menzilli nükleer füzeler anlaşması” da değil. Çünkü balistik füze antlaşması değildir. Yapıldığı tarih itibari ile ABD-Rusya elinde kara konuşlu olan 500-5500 km menzil aralığında abartarak söyleyeyim uçan el bombası dahi olsa onu dahi içerecekti. 

4-500 ila 5000 km arası menzilli nükleer güçleri kapsamaz. Bu hep ICBM tanımlaması bazı sitelerde 5000 km yazdığı için (yabancı siteler dahil) yanlış yazılıyor. Üst rakam antlaşmada bizzat zikredildiği şekli ile 5500 km’dir.

5-Orta menzil ile ilgisi olmadığının en büyük ispatı (gerçi gerek yok maddeler açık yukarıda yazdım) şudur: Antlaşmaya konu en önemli iki silah sistemi 3 adet savaş başlığı taşıyabilen Rus SS-20 (Saber/Pioneer/RSD-10) IRBM’si ile, Amerikan Pershing-II füzesidir. Her iki füzeye ait lançerler, füzeler, TEL taşıyıcı araçlar yani tüm ekipman, üretim tesisleri dahil tamamı karşılıklı ziyaretlerle kontrol edilmiş ve imha edilmiştir. SS-20 nükleer başlık kapasitesi olan taşıyıcı araç üzerinde yani mobil bir IRBM olmasından ötürü “orta menzilli” balistik füze anlaşması olmadığını ispatlar. Menzili 5000 km idi. Aslında yukarıda ICBM için 5000/5500 yazdığıma dikkat ettiyseniz ICBM’de sayılabilir ama bu füze sınıflandırmada genelde IRBM (uzun menzilli balistik füze) olarak sınıflandırılmıştır. Yani ABD ve Rusya bunu ICBM kabul etmediler. Diğer yandan Rusların şu an en popüler TBM’si olan SS-26 Iskander füzelerinin 500 km menzilli oluşu çoğunuzun dikkatini çekmiştir. Antlaşma 500+ km’yi kapsadığı için aslında 1000 km’ye kadar olan kısa menzilli SRBM’leri de kapsamıştır. Bu da orta menzilli füze anlaşması olmadığını başka bir ispatıdır.

6-Antlaşma sonucu 2500 değil, 2692 füze imha edilmiştir.

7-INF Antlaşması sadece Rusya ile ABD arasında yapılmıştır. Diğer eski SSCB ülkeleri arasında değil. Sonradan SSCB dağılınca bağımsız olan devletlerin nükleer kuvvetlerinin antlaşma kurallarına uyması için ayrıca ABD-Rusya tarafından ikna edilmiş ve örneğin Ukrayna’dan tüm füze ve başlıklar sökülmüş, Rusya’ya gönderilmiştir. Bu ülkelerin ayrıca başka bir “anlaşma” olan ve bizim de imza koyduğumuz nükleer silahsızlanma anlaşmasına imza atması sağlanmıştır. Yoksa yazıldığı gibi INF’ye değil. INF’ye sonradan müdahil oldular. Basit mantık INF’ye imza atmaları yetse idi Ukrayna’da olan zamanının dünyanın en uzun menzilli füzesi olan SS-18 Satan ICBM’sini sökmesi gerekmezdi. Çünkü 16000 km menzilli bu ICBM zaten INF sınırlarının dışında idi. O gün de bugün de ABD ve Rusya yüzlerce ICBM’ye hala sahip olmaya devam ediyor. Yani tüm ICBM’ler ve SLBM’ler antlaşma dışında kalmaktadır. Son olarak Bugün Rusya’dan başka Ukrayna, Belarus ve Kazakistan da INF Antlaşması'na ABD ile aktif olarak katılıyor.

INF ANTLAŞMASI NEDİR? KISA ÖZETİ

8 Aralık 1987 günü ABD ile SSCB arasında Beyaz Saray’da iki ülke liderleri R.Reagan ve M.Gorbaçov tarafından imzalanan INF Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması özetle 500 ila 5500 km menzillileri arasındaki tüm balistik füzelerin ve kara konuşlu nükleer/konvansiyonel başlık taşıma kapasiteli seyir füzelerinin, bunları taşıyan araçların, üreten tesislerin ve bunlarla ilgili her türlü ekipmanın imha edilmesi ve bu imha işleminin taraflarca sınırsız denetlenmesini içeriyordu. Hem nükleer hem de konvansiyonel başlık taşıyan füzeleri ve başlıklarını kapsayan antlaşma aynı zamanda imzacıların bu tür füzeleri üretmeden de olsa bir şekilde elde etme ve uçuş testleri yapmalarını da yasaklıyor.

Kongre tarafından onaylanan antlaşma 27 Aralık 1988’de resmi olarak ilan edildi. SALT anlaşmaları gibi nükleer silahsızlanma konusunda çok önemli ve başarılı bir adımdı. Daha önce Stratejik Silahların Sınırlandırılması (SALT-1) anlaşması ile ICBM ve SLBM’lerin sınırlandırılması düşünülmüş ancak kesin karara varılamadan geçici bir anlaşma yapılmıştı. Ancak bunları imha etmek için geliştirilmiş anti-balistik füzeleri (ABM) sınırlayan bir anlaşma kesin ve süresiz imzalanmıştı. 

KARAR RESMİ OLARAK TEBLİĞ EDİLDİ

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Bolton, Moskova'da Başkan Putin ile görüşmesinde, ABD'nin INF anlaşmasından geri çekilme kararını resmi olarak tebliğ etmiştir. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Rusya'ya, INF’den doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi için 60 gün süre verdiklerini belirterek, ABD için anlaşmada kalmanın bir anlamı kalmadığını söylemiştir.

Geçen aylarda NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda basın toplantısı düzenleyen Pompeo, Rusya'nın INF'den doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini dile getirerek, buna karşı durulması gerektiğini söylemişti. Pompeo “Rusya anlaşmayı ihlal etse de mümkün olduğunca sabırlı davrandık ve yükümlülükleri yerine getirmesi konusunda ikna etmeye çalıştık” demişti. Moskova yönetiminin çok sayıda orta-menzilli (seyir füzesi) “Novator 9M729/SSC-8 füzesi” geliştirdiğini ve INF antlaşmasını "esaslı biçimde" ihlal ettiğini belirten Pompeo, "Rusya, silahların denetlenmesi yükümlülüğü konusunda hile yapıyor. Yeni füzelerinin menzili Avrupa'ya doğrudan tehdit." değerlendirmesinde bulundu.

Bu 60 gün içinde ABD'nin anlaşma kapsamında hiçbir füze sistemi üretmeyeceğini, test etmeyeceğini ve konuşlandırmayacağını belirten Pompeo, anlaşmadan ayrılmak için 6 aylık ihtar süresinin 60 gün sonra başlayacağını bildirdi.

Rusya’ya göre ise: Trump anlaşmadan geri çekilmek için bahane aramaktadır. Nitekim, Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zaharova, Rusya’nın INF Anlaşması’nı sıkı bir şekilde uyguladığını, Lavrov ise “ABD 9M729'un anlaşmayla yasaklanan bir menzilde test edildiğini öne sürdü. Bu testlere ilişkin elimizdeki veriler, aksini kanıtlıyor. Füze sistemi, anlaşmada izin verilen bir menzilde ve anlaşmada öngörülen koşullar altında test edildi" dedi. Putin ise: Washington'un anlaşmadan kesin olarak çıkması halinde Rusya'nın karşılık vereceğini söyledi. Ayrıca Putin “Karar çoktan sessizce verilmişti. Bizim bunu fark etmeyeceğimizi düşündüler. Pentagon’un bütçesiyle bu füzeler geliştiriliyor. Fakat bu açıklamanın kamuoyuna yapılmasından sonra bunlar ortaya çıkacak. Diğer adım olarak ise birilerini suçlamak gerekiyordu. Elbette Batı için en basit ve bilinen suçlu Rusya’dır. Bu böyle değil. Biz antlaşmanın ihlaline karşıyız. Eğer bu olursa, uygun bir şekilde buna cevap vereceğiz” dedi. (Yani özetle ABD Kalibr versiyonu füzenin 700+ km mesafede test edildiğini, Rusya ise füzenin 500 km’nin altında menzilli olduğunu ve bu şekilde test edildiğini iddia ediyor demek istiyor).

TRUPM YÖNETİMİ NEDEN ÇEKİLİYOR?

Bir husus var ki balistik füzeler ve yeni “Hipersonik Silah Sistemleri”ni takip edenler veya benim daha önceki HGV yazılarımı okuyanların mutlaka gözünden kaçmamıştır. Ruslar birkaç ay önce Kinzhal Hipersonik Silah Sistemi’nin lansmanını yapmıştı. Kinzhal ne idi? 500 km menzilli ve INF’yi ihlal etmeyen kara konuşlu SS-26 Iskander TBM/SRBM’sinin hava konuşlu versiyonu idi. Ancak füzenin atmosfere tırmanırken yani yer çekimine en çok meydan okuduğu anları “bedavaya” getirildiğinden Kinzhal 2000 km menzile sahip. Bu menzile rağmen INF’yi ihlal etmiyor. Çünkü hava konuşlu, Mig-31 önleme uçağından bırakılıyor. 1987’de bu hayal dahi edilemezdi ama bugün gerçek. Yani sonuç olarak Rusya INF’yi ihlal etmeden delmiş oluyor ve ABD’nin Kinzhal için hiçbir şey demeye hakkı yok.

Diğer yandan ABD Başkanı Trump’un INF Antlaşması’nı Rusya’nın ihlal ettiğini ileri sürerek antlaşmadan çekilmeyi düşündüklerini açıklamasında, 1987’de imzalanmış antlaşmaya taraf olmayan Çin’in etkisi çok büyüktür. Balistik füze teknolojisinde 80/90’lı yılların çok ilerisinde olan Çin, ABD açısından çekilmeye sebep olan tehditlerin önemli bir kısmını barındırmaktadır. Hatta antlaşma ile yasaklanan tüm füze çeşitleri ABD ve Rusya’da imha edilmiş ve üretilmemişken hemen hemen tüm yasaklı menzillerde Çin füze sahibidir. Bu füzeler balistik füze olduğu gibi seyir füzesi olanlar da vardır. Hatta uzmanların dediğine göre bugün Çin balistik füze cephaneliği/envanterinin %95’i INF kapsamına girmektedir. Özellikle Çin Denizleri etrafındaki DF-21 ve DF-26 füzelerinden müteşekkil ASBM (Anti-ship ballistic missile/anti-gemi balistik füze) kabiliyeti ABD ve bölgedeki ABD müttefikleri veya 10’dan fazla tarafsız ülke için ciddi tehdit oluşturmaktadır. Rusya ise özellikle Kuzey Avrupa/Batı Rusya bölgelerine yığdığı taktik balistik füzeler ile Soğuk Savaş sonrası NATO ülkelerine karşı yeniden ciddi tehdit oluşturmaktadır. 

ABD’NİN ANTLAŞMADAN ÇEKİLMESİNE KARŞI ÇIKAN ABD’DEKİ UZMANLARIN GÖRÜŞLERİ VE KARŞI ÇIKIŞ SEBEPLERİ

NTI (Nuclear Threat Initiative) ismindeki Amerika’da yerleşik olan ve dünya çağında tanınmış hakiki silahsızlanma, nükleer silahlar, balistik füze vb. uzmanlarının çalıştığı ve amacı nükleer silahlanma ve global silahlanmaya karşı hükümetleri uyarmak ve farkındalık oluşturmak olan uluslararası sivil toplum örgütündeki uzmanlarının hemen hemen çoğu yukarıda yazdıklarıma rağmen Trump yani ABD’ni INF’den çıkmasına karşıdır (ABD konuşlu olduğu için tabi ki ABD çıkarlarına hizmet eden bir kurumdur). 

Yönetim Kurulu Üyesi ve eski Senatör R.Lugar ve uzun süredir NTI uzmanlarından G.Shultz, olası bir nükleer silahlanma tehlikesine yol açacağı için diyalog ve karşılıklı denetimin devam ettirilmesi gereğini öne sürerek INF antlaşmasını devamına desteklerini açıkladı. Lugar şöyle bir açıklama yaptı: “Başkan Trump’ın INF Antlaşması’ndan çekilme kararı ağır şekilde yanlış yönlendirildi. Geri çekilme bizi daha güvenli hale getirmeyecek. Kendi güvenliğimiz ve gücümüz için gerekli kaldıraçtan kurtulacak…Başkan Trump ve bazı yardımcıları, tüm uluslararası anlaşmaların ABD için kötü olduğu ve her zaman anlaşmalarda kaybeden taraf olduğumuz şeklinde yanlış yönlendiriliyor gibi görünüyor. Tarih ve gerçekler açıkça böyle olmadığını göstermektedir … Bu anlaşmalar güvene dayalı değil doğrulamaya dayanıyor.” dedi. Yani Lugar bence demek istiyor ki, “Tamam, anlaşmalarda Ruslara güvenmiyoruz. Onlar da bize güvenmiyor ve her an hile yapabilirler ama bu anlaşma veya antlaşmalar güvene değil kontrol ve denetime dayalı. İptal edersek Rusya’ya nasıl gidip denetim yapacağız veya uydudan ve çeşitli istihbarat kaynaklarında bir veri yakaladığımızda bunun hesabını nasıl soracağız?”

NTI’den Co-Chairs Sam Nunn ve Ernest J. Moniz ise “Rusya'nın INF’yi ihlal etmesi ciddi ve bir yanıt gerektiriyor. Ancak ABD INF'den çekilme kararı ciddi bir hatadır…ABD ve Rusya, güvenliğimizi tehdit eden sorunlara kararlı bir şekilde yüzleşmek veya barışı tehlikeye atmamak için diyalogu sürdürmeli ve somut adımlar atmalı. Mevcut Batı-Rusya ilişkilerinin durumu göz önüne alındığında stratejik katılım esastır ve istikrarı artırma adımları güvene dayanamaz. Doğrulanmış olmalılar. Silah kontrol yapılarının ileriye doğru görmek için sürekli ve hayati bir rolü var ve risk altında olduklarında onları desteklemek için doğrulama araçları kullanılmalıdır.” Kısaca bu uzmanlar da antlaşma ile sağlanmış olan karşılıklı nükleer silah denetimlerinin hayati önemde olduğunu vurgulamakta.

Avrupa-Atlantik Güvenlik Genç Nesil Liderlik Ağı NTI Programı Sorumlusu Leon Ratz ise Trump ve Putin'e açık bir mektup yayınladı: “Size yazıyoruz, çünkü INF Antlaşması’nın olası çöküşünden dolayı ciddi bir endişe duyuyoruz ve sizden bu sözleşmeyi korumaya, uyum sorunlarını çözmeye ve nükleer silah kontrol altyapısını korumaya çalışmaya davet ediyoruz…Artık güvenliğin risk altında olduğuna inanıyoruz.” dedi.

NTI grubu ayrıca her iki başkanı stratejik istikrar konusunda bir diyalog başlatmaya ve Ronald Reagan'ın “nükleer bir savaşın kazanılamayacağı ve asla mücadele edilmemesi gerektiğine” dair ifadesini tekrar onaylamaya çağırdı.

İHLALLER ve UZMANLARA GÖRE YAPILMASI GEREKENLER

2014 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri iddia edilen ihlalin niteliği hakkında ayrıntı vermedikleri halde antlaşmanın yasakladığı füzeleri “bulundurma, üretme veya uçuş testi” yapma yükümlülüğünü Rusya ihlal ettiğini söylediler. ABD Dışişleri Bakanlığı Aralık 2017'de Rus ordusunun INF ile uyumlu kısa menzilli bir seyir füzesi olan Iskander-K'nın genişletilmiş versiyon olan 9M729 adını verdiği bir sistemi tanımlayarak antlaşmayı ihlal ettiğini iddia etti.

Mevcut INF Antlaşması krizinin en önemli nedeni olan bu füze 2008’li yıllarda başlayan bir Rus seyir füzesi geliştirme programıdır. 2010 yılında daha sonra 9M729 olarak tanımlanan kara konuşlu füze ABD’ye göre INF Antlaşmasına aykırıdır. Bu şüpheler eninde sonunda kesin bir sonuca yol açtığı için 2014 yılında Rusya resmi olarak anlaşmayı ihlal etmekle suçlandı. (Bu füzeyi Iskander-M ve Kalibr füzelerini de geliştiren Navator tasarım bürosu geliştirmiş).

Rusya, bu iddiaları reddetti ve ABD'nin balistik füze savunma sisteminin (Mark 41 Dikey füze fırlatma sistemi-VLS) taarruz füzeleri fırlatabilecek kapasitede olduğunu ve INF’nin ihlal edilmiş olduğunu iddia etti. Aynı zamanda ABD'nin füze savunma testlerinde yasaklanmış füzeleri kullandığını ve ABD savaş uçaklarının bazılarının füzelerini etkili bir şekilde sakladığını iddia ediyor. (Muhtemelen B-52, B-2 gibi bombardıman uçaklarının kapsam dahilindeki seyir füzelerini taşımasından bahsediyor/iddia ediyor).

ABD yetkilileri bu iddiaları reddediyor. VLS ile ilgili olarak INF’nin anti-balistik füze sistemlerini sınırlamadığını söylüyor. AEGIS savaş yönetim sistemi ile donatılmış sınırlı sayıda Tomahawk seyir füzesi taşıyan bir Arleigh Burke sınıfı destroyerler ve Ticonderoga sınıfı kruvazörleri deniz tabanlı balistik füze sistemini oluşturur. Her iki gemi sınıfı da ABD füze savunma sisteminin belkemiğidir. Tomahawk’dan ziyade SM-2/3/6 füzeleri bu VLS lançerleri içinde saklı. Ancak ABD AEGIS Ashore denen kara konuşlu AEGIS ile bunların radar ve lançerlerinin Polonya, Romanya ve yakında Japonya’da da (2023) faal olacak şekilde kurmakta. Rusya ise AEGIS sisteminin VLS lançerlerinde saldırı füzesi de konuşlandırılabildiğini iddia ediyor ki bu doğru. Tomahawk seyir füzeleri de bu lançerler içinde. 

Öte yandan Çin'in artan nükleer ve konvansiyonel füze envanterinin çok büyük çoğunluğunun 500 ila 5.500 km’lik aralıkta olması ABD’de ciddi endişe kaynağı. Üstelik bunların içinde hipersonik çalışmalar da var. Zamanında ABD, Çin'i INF Antlaşması'na sokmak için Pekin’e de ayrı ve benzer bir anlaşma önerdi. Ancak bu teklif hiçbir zaman Çin tarafından kabul edilmedi. Oysa Pekin’in sahip olduğu orta menzilli (MRBM) balistik füzeler ve uçaklar aracılığı ile taşınabilecek seyir füzeleri Guam adasını menzil içinde tutuyor. Diğer potansiyel hedefler Tayvan, Japonya, Güney Kore, Hindistan ve hepsinden önemlisi kuzeyden güneye tüm Çin Denizi INF kapsamındaki füzelerin menzili içinde. Rusya’nın antlaşmayı ihlal etmesinde de esas etkenin ABD değil, tüm yasaklı füzeleri rahatça üreten Çin olduğunu iddia edenler var ki, bence de hiç mantıksız değil. Bunların yarın Rusya’ya karşı kullanılmayacağının garantisi olmadığı gibi Rusya’ya komşu veya rakip ülkelere de gizlice (uluslararası anlaşmalara rağmen) satılabilir.

İddiaya göre ABD’nin INF’den ayrılmasının ABD, NATO ve diğer müttefikleri açısından en önemli sakıncasının ise, INF iptali sonrası Rusya’nın sınırsız silahlanmasına karşılık bu ülkelerin nicelik ve nitelik bakımından karşılığının üretilmesi mümkün olmayacak olan yeni ve tehlikeli bir nükleer silahlanma yarışını hızlandıracak olmaları. Buna şaha kalkacak Çin üretimini de dahil etmeliyiz. Bunu iddia edenler ABD güvenliği için INF’den çekilmenin zorunlu olmadığını savunuyor. Onlara göre ABD’nin yeterince nükleer silahı olduğu gibi etkili bir balistik füze savunma sistemi var. Dolayısı ile çekilme yerine antlaşmayı ihlal etmemesi için Rusya’ya daha çok baskı yapılmalı.

NATO ülkeleri ile ABD arasında henüz medyaya çok yansımamış olan INF iptali konusundaki görüş farkı (Avrupa’daki NATO ülkeleri antlaşmanın devamından yanaymış) çeşitli sonuçlar da doğuracak: Diplomatik olarak, görüş birliği bazında NATO'yu bölecek, stratejik olarak ise ABD’nin nükleer silahların ve balistik füzelerin yayılmasını önlemek için dünyayı kontrol etme, baskı yapma ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi anlaşmalarına ülkelerin uymasını zorlamak için diplomatik veya askeri baskı yapma kabiliyetini zayıflatacak.

Rusya'nın 2017 yılında toplam 9 lançerli 2 tabur 9M729 seyir füzesini operasyonel hale getirdiği rapor ediliyor. Sonrası zamana ilişkin bilgi yok. Ancak Rusya oldukça fazla sayıda Kalibr ve Kh-101 gibi seyir füzelerini de Avrupa’ya yönelik konuşlandırdığı halde bu füzeler hiçbir zaman INF Antlaşması tarafından sınırlandırılmadığı için hatta Suriye'ye müdahalesi kullanılıp, test edilmesine rağmen kimse itiraz etmedi. Oysa bu füzelere de pekâlâ nükleer başlık entegre edilerek Avrupa/NATO güvenliği tehdit edilebilir. Sonuçta 500 km sınırındaki SS-26 Iskander füzesi de nükleer başlık barındırabiliyor. Hatta dünyanın en etkin Taktik Nükleer Silahı-TNW/ Taktik Balistik Füzesi/TBM olduğu söyleniyor.

İlginçtir ki, ABD’li bazı uzmanlar INF’nin önemini Avrupalıların, ABD’li müttefiklerinden daha iyi anlamış göründüğünü düşünüyor. İki taraftan yapılan çok sayıda brifinge rağmen, NATO devletleri ABD’nin Rusya’nın ihlaline ilişkin kesin değerlendirmeleri paylaşmakta isteksiz davrandılar. NATO konuyla ilgili en son açıklamasında, NATO kendisini antlaşmanın korunmasına adadı ve Rusya'nın eylemleriyle ilgili endişelerini dile getirirken Rusya’nın açıklama yapması için kapıyı açık bıraktı.

Sonuç olarak:

Anlaşmaların sürdürülebilir olması gerekmektedir. Ancak Çin ve Hindistan gibi balistik füze ve seyir füzesi alanında çok ilerlemiş ülkeler INF Antlaşmasının geleceğini tehdit eder boyuta gelmiştir. Her ne kadar Rusya ve ABD dünyadaki nükleer silahlarının %90’nından fazlasına sahip olsa da nükleer silahların sınırlandırılması anlaşmaları halen daha diğer ülkelerden daha fazla nükleer cephaneliğe sahip olmalarını engellemiyor. Stratejik kuvvetler yönü ile her iki ülke bir zafiyet yaşamamakta. Ancak taktik nükleer silahlar bazında ciddi sıkıntı içinde olduklarını düşünmekteler.

Diğer yandan nükleer olmayan yani konvansiyonel başlık taşıyan 500-5500 km arası füzeler yönü ile de INF Antlaşması’ndan kaynaklanan yasakları onları Çin, Hindistan gibi ülkeler karşısında taktik açıdan geride bırakmakta. Rus 9M729 ve ABD VLS lançerleri INF’yi ihlal etmese bile bugün antlaşmanın çok uluslu şekilde yenilenmesi (bu iki ülke açısından) elzem gözükmekte. 

Ancak burada da Çin’i buna zorlayacak hiçbir yaptırım olamayacağı için silahlanma ve silahsızlanma arasında bir kısır döngü olacaktır. Bu durumda Trump ve ABD Kongre’sinin çıkma yönünde bir karar alması durumunda çok büyük bir nükleer silahlanma yarışının yeniden başlaması kaçınılmazdır. Bunu sadece ABD-Rusya-Çin arasında yapılan bir müsabaka zannedenler varsa çok yanıldıklarını şimdiden söylemek isterim. Müsabaka başladıktan çok kısa süre sonra Avrupa ve Ortadoğu’da etkisi görüleceği için Türkiye’yi taktik ve stratejik alanda etkilememesi düşünülemez. Şu an çevremizin SRBM sınıfı balistik ancak konvansiyonel başlıklı balistik füzelerle sarılmış olmasına ilaveten Rusya ve müttefiklerinin konvansiyonel başlıklı seyir füzesi tehdidi kat kat artacaktır. Zaten füze cenneti olan Karadeniz kıyıları Kuzey Kore veya İran’a dönecektir.

Diğer yandan çarpan etkisi NATO üyesi olan ama çeşitli sorunlar yaşadığımız Yunanistan gibi fakat bizim gibi seyir füzesi üretim kabiliyeti olmayan ülkelere ilaç gibi gelecek ve Rus tehdidi karşısında tüm Avrupa gibi Yunanistan’da daha uzun menzilli ve çeşitli ABD yapımı seyir füzelerine sahip olacaktır. Biraz geleceğe yönelik bir kehanet gibi görülse de Soğuk Savaş yıllarını yaşayanlar yazdıklarıma çok soğuk bakmayacaktır.

INF’de çıkışın sonucu olan nükleer başlıklı TNW/TBM ve MRBM, IRBM üretiminin ABD ve Rusya’da yeniden başlaması tüm Avrupa gibi ülkemizde de yeniden bir nükleer tehdit doğurabilir. Bu durumda ABD’nin Küba krizi sonrası sökülen nükleer füzeler örneğindeki gibi yeniden füze yerleştirme talebi olabileceği gibi bu talebin Rusya’yı daha tehditkâr yapabilme ihtimali varır. Rusya ve bölgesel tehdidin atması sebebi ile ülke olarak silahlanmaya ayırdığımız bütçeyi çok artırma ihtimali yanında ABD’ye bu tür taleplerin (nükleer füze) bizden gitmesi de çok şaşırtıcı olamayacaktır. Bununla birlikte Kuzey Suriye/PYD olaylarında gördüğümüz gibi ABD’nin de Rusya’nın da bize ve bizim önceliklerimize karşı sürekli yanar döner tavırları her iki ülkeye karşı da güvensizlik doğurmuştur. Rusya ve ABD arasında her ne kadar tarafsız politikalar sergilemeye başlayan Türkiye’nin S-400/Patriot olayında görüldüğü gibi NATO üyesi olması sebebi ile bunu bir yere kadar devam ettirebildiği görülmektedir. Ayrıca Avrupa ve Ortadoğu’daki ABD/Rus müttefikleri üzerinden zincirleme olarak seyir füzesi ve TBM çılgınlığından sadece Yunanistan değil, İsrail, Mısır, Suriye, İran ve Ermenistan gibi ülkelerin de nasibini alacağı unutulmamalıdır.

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap