Hakan Kılıç

S-400 cephesinde değişen bir şey yok

  • Son Güncelleme: 17/07/17 20:23:38
  • 2

hakan.kilic@kokpit.aero

https://twitter.com/hkilichsword

https://twitter.com/hkilichsword2

Son günlerde dünya medyasında çıkan Türkiye’nin S-400 alımı haberleri o kadar yoğunlaştı ki, ABD Savunma Bakanı bile konu ile ilgili açıklama yaptı. Malum uzun süredir görüşmeler sürüyor ama sanki anlaşma sağlanmış gibi bir deli (Rus basını), bir kuyuya (S-400 anlaşması), bir taş attı ve kırk akılı (Türk basını, diğer yabancı basın hatta savunma basını, ta ABD Savunma Bakan’ına kadar) çıkaramadı.

Aslında, “Batı cephesinde değişen bir şey yok”. Yani aylar önceki yerimizdeyiz. Özetle teknik ve tedarik detaylarında anlaşılmış ve proje son aşamada yani imza aşamasında. Ancak henüz imzalanmadı. Yani alımı konusunda son karar verilmedi.

Yapılan haberleri de dikkatli okumak lazım. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık geçende de aktardığım makalede yazdığım gibi “Finansman yöntemi üzerine çalışmaları sürdürüyoruz” demişti. Ayrıntıları ise Rus basınından öğreniyoruz. Onlara göre kredi görüşmeleri sürüyor ve Ruslar satacakları S-400’ler için kredi vermeye yanaşmıyorlar.

Yani aslında bugün gelinen noktada NATO tepkisi, entegrasyon sorunu vb. hepsi hikâye kalmış durumda ve finansman sorunu çözüldüğü anda imzaların atılacağı anlaşılıyor. Tabi çözülebilirse…

ŞU BATARYA OLAYINA VE KAFA KARIŞIKLIĞINA BİR GÖZ ATALIM

Aslında bu yoğun haberler ve Rus basını sayesinde sadece kredi olayını değil anlaşma detayını da az çok öğrenmiş olduk. En azında 500 Milyon USD şaibelerinden kurtulmuş, mantıklı bir rakam görmeye başladık. Rivayetler şöyle;

Dört ünite diğer bir habere göre iki bölük yani aynı şey, 2,5 Milyar USD. 4 ünite diyenlere göre 1 bölük/ünitede 12 bataryadan toplamda 4 bölük/ünitede 48 batarya var. Her bir batarya da 4 füzeden 192 füze. Ayrıca 48 adette yedek füze ile birlikte toplam 240 füze. Şimdi burayı dikkatli incelediğimizde ufak (2,5 Milyar USD’lik yani çok ufak) bir ayrıntı veya yanlış anlatım göze çarpmakta.

Rus basınında, Bloomberg’te ve bunları kaynak alan tüm yerli, yabancı basında (kokpit.aero’da bu haberleri alıntı haber olarak vermişti) şöyle bir ifade var; “2.5 milyar dolar (8.9 milyar TL) 2 batarya için değil, 2 bölük füze sistemi için ödenecek” yani sadece yarısının fiyatı yedeklerle 120 füze veya 2 bölük/24 batarya. Dolayısı ile ilk iki bölüğün 2019’da teslimi sonrasının ise ortak üretimi yapılacak yazan haberi mantıklı şekilde yorumladığımızda toplam 4 ünite/bölük fiyatı 2,5 değil 5 Milyar USD olmakta.

Zaten bunun sağlaması veya mantıklı açıklaması da çok çok basit. Malum birkaç yıl önceki sonradan iptal edilen ihaleyi (T-LORAMIDS) kazanan ve Çin füzesi HQ-9/FD-2000, 3,6 Milyar USD’ye 288 adet füze teslim edilecekti. Teslim edeceği füzenin (işe yaramaz demek biraz ciddiyetsiz olacak balistik füze önleyemeyen diyelim) Türkiye’nin ihtiyacını karşılayamayacak olması bir yana, S-400 ile kıyas edilemez ve dünya piyasasında çok daha ucuz olan bir sistem idi. Dolayısı ile 288 füze 3,6 Milyar iken, 240 füzenin 2,5 Milyar USD olması mantık dışı. Yani yazılanın eksiksiz olduğunu kabul edersek S-400 çok daha ucuza geliyor ki HQ-9’a göre bu kadar ucuz olması imkânsız. Oysa 5 Milyar USD veya son iki bölük ortak üretilecek ise fiyatın düşeceğini varsayarak 2.5 + üzerine 1 ila 1,5 Milyar USD daha koyarak üç, dört Milyar USD arası toplam maliyet son derece mantıklı.

Sonuç olarak ilk iki teslim edilecek 2 bölük, 24 bataryada ki yedeklerle birlikte 120 füze 2,5 Milyar USD iken, sonradan ortak üretimle tedarik edilecek 2 bölüğün maliyeti ise henüz bilinmiyor.

(Her bölükte iki ayrı radar ünitesi ve komuta-kontrol araçları gibi bileşenler de var. S-300/400 makalesinde bunları anlatmıştım ayrıntıya girmeyeceğim).

GELELİM KAFALARA TAKILAN SORULARA

Sondan geriye gidelim. Ruslar bize 2019 yılına iki ünite / bölük nasıl söz vermiş olabilir? Çin teslimatları yeni başladı ve Hindistan’da hemen hemen aynı zamanlarda füzelerini alacak yani sırada ve öncelikli. Bir miktar ödeme bile yaptığı söyleniyor. (Ayrıca Rus ordusunun yoğun bir S-400 talebi olduğu da Amerikan kaynaklarında yazmakta).

Diğer husus ortak üretim. Çin firmasının teknoloji transferine yanaşmadığını hatırlarsınız. Türkiye’de üretilecek kısımların taşıyıcı kamyonlar, füze hareketli kısımları bazı radar antenleri gibi parçalar olduğunu o zaman duymuş hatta tahmin etmiştik. Bunların en önemli ortak özelliği zaten ülkemizin kabiliyetleri arasında olmaları ve hali hazırda teknolojik olarak yeterli oluşumuzdan hatta bazı muadil parçaların Roketsan ve Aselsan tarafından üretiliyor olması.

Örneğin Roketsan zaten Amerikan Patriotlar füzeleri için alt yüklenici olarak Raytheon’a dış yüzey kontrol parçaları ve bazı füze mekanik parçalarını üretmişti. Bugün bir çok yerli füzemizin güdüm sistemleri birkaç firmamızda üretilmektedir. Dolayısı ile S-400 için ülkemizde üretilecek kısımlar (motor gibi önemli parçalar dahil) mevcut teknolojimiz kullanıldığında sadece maliyeti düşürme faydasını sağlayacaktır. Yani herkesin muradı teknoloji transferini değil.

Ancak bu dahi önemli bir adım ve karardır ki, eğer alabilirsek ve söylendiği gibi son iki ünite ortak üretilebilirse 2,5 Milyar USD’lik kısım için ciddi bir tasarruf olacaktır.  Toplam maliyetin 5 Milyar USD’nin ne kadar altına düşeceğini şu an tahmin etmek çok zor.

RUSYA TEKNOLOJİYİ VERİR Mİ?

Diğer husus hali hazırda Rus hava sahasını koruyan en etkili sistem olan S-400’ün radar yazılım bilgilerinin veya füze güdüm sisteminin ve yazılımının vb. kritik teknolojilerinin yani halen çeşitli füze sistemleri üreten hatta ihraç eden Türkiye’de olmayan füze sistemlerine ait ileri teknoloji içeren kısımlarını Rusların vermesini, know-how paylaşmasını beklemek hayalden başka bir şey değil.

Şu an bugünkü konjonktürde devletimizin, mevcut Rus iktidarı ile arası ne kadar iyi olursa olsun hatta ilişkiler bir adım öteye taşınsın yine de bu paylaşım imkânsız. Sadece NATO üyesi olduğumuz gerçeği bunun için yeterli sebep. Rusya’nın en hayati füze sisteminin sırlarını bir NATO ülkesine, radar, hava ve füze savunma olarak NATO ağlarına entegre, birçok tesisinde NATO subaylarının cirit attığı bir ülkeye vermesi düşünülemez. Biraz abartarak intihar gibi bir şey.

Bunu tersinden bir örnekle ancak bir gerçeklikle anlatayım. Diyelim ki hani olmaz ya diyelim ki S-400’ü ortak geliştirme, üretme veya entegrasyona karar verdik, inadına yani. X savunma sanayi firmasında Rus ve Türk mühendisler birlikte mesai yapıyorlar. Ancak bu X firmamız çok büyük ve bir sürü proje yürüdüğünden diğer başka bir projede de NATO veya ABD’li mühendisler ile Türk mühendisler başka bir projeyi başka bir bölümde veya katta birlikte yürütüyor. İşte ABD sadece Türkiye’ye uyguladığı bir yöntem olarak değil genel bir ulusal güvenlik politikası olarak ABD toprakları haricinde üçüncü bir ülkede savunma sanayi mühendislerinin aynı çatı altında birlikte çalışmasına casusluk ve istihbarata karşı koyma prensipleri gereği asla izin vermez. Bu durum X kurumuzda ki tedarik zinciri veya proje akamete uğrayacak ve Rus mühendisler terk etmedikçe ABD geri göndermeyecektir. Bunun tersi uygulamayı Ruslar yapıyor mu? Bilmiyorum ama bir NATO ülkesine S-400 hakkında sır vermek kümesin kapısını tilkiye açmaktan farklı bir şey değil. Uzun örneği ülkelerin hassasiyetini anlatmak için verdim.

KISITLAMA YOKMUŞ

İfade aynen şöyle’’400 kilometrelik azami menzile ve 50 kilometrenin üstünde irtifa yeteneğine sahip S-400 sistemi, Türkiye Hava Sahası’nı balistik füzeler, uçaklar ve insansız hava araçlarına karşı koruyacak. Rusya sistemin koruyacağı alanlarla ilgili herhangi bir kısıtlama getirmediği için Türkiye’nin özellikle güvenlik açısından en riskli olan Kuzeydoğu (Ermenistan), Doğu (İran), Güney (Suriye) ve Güneydoğu (Irak) bölgeleri de S-400’lerin koruma sahası içinde olacak’’

Buradan S-400 için Almanların ‘Leopar tanklarını Güney Doğu’da kullanamazsınız’ şartı gibi bir şart olmadığını yani ülkenin her yerinde kullanabileceğimizi anlıyoruz. Ancak daha önceki makaleler de uzunca anlattığım gibi Rus BALİSTİK FÜZE SAVUNMA sistemi (verimli olmayan A-135/235 ABM füzeleri az miktarda olsa da) daha çok balistik füzeye karşı daha çok veya eşit sayıda balistik füze (ICBM, SLBM) ve erken uyarı sensör sistemine dayanmakta. Yani Ruslar hiçbir zaman ABD ve müttefikleri gibi İran, Kuzey Kore vb. ciddi oranda kısa-orta-uzun menzilli balistik füze tehdidi algılamadı. Amerikan ICBM’lerinin durduramayacağını çok iyi bilmekte. Nitekim Rus füzelerini durdurmak için geliştirilen dünyanın en yüksek irtifa ve hız verisine sahip GBI’lerin bile başarı (kesişme) oranının %40’larda olduğu savunma basınında yazmakta.

ABD’NİN ÇOK KONUŞULAN DENEMELERİ

Bununla birlikte yine Amerikan füzesi olan ve Ruslarda karşılığı olmayan THAAD’ın 14 gerçek denemede 14 kesişme yaşadığı savunma forum ve sitelerinde geçen haftalar konuşuldu. Aynı şekilde SM-3’lerde de daha düşükte olsa başarı oranı karşılayacak bir Rus füzesi yok. Zaten S-500 bunun için geliştiriliyor. Ancak daha önce de belirttiğim gibi eğer S-500’de S-400 gibi EKV barındırmayan bir füze olarak çıkarsa balistik füze önleme konusundaki Amerikan-Rus dengesizliğinde hiçbir şey değişmemiş olacak. Sadece broşür bilgisinde SRBM (kısa menzilli balistik füze, 1000km’ye kadar) etkili olduğu yazan S-400’den farklı olarak gerçekten SRBM imha kabiliyeti olan bir füze çıkmış olacak. MRBM düşük ihtimal ama EKV’siz IRBM-ICBM imkânsız (EKV Ekso-atmosferik Atmosfer üstü öldürme-önleme aracı). S-400’ün NATO muadillerinin aksine balistik füze vurduğuna dair hiçbir test verisi, videosu, alıcı ülke heyetlerine yapılan gösteri atışı/testi olmaması beni ve tüm batılı analistleri balistik füze kabiliyetlerine karşı şüpheci hatta kabul etmeyen tarafta tutmaktadır.

Tıpkı, Kore açıklarında gezen SM-3’lerin Kuzey Kore’nin SRBM/MRBM yüksek oranda önlenebileceğini tahmin etmeme rağmen yeni ICBM’lerini durduramayacağına ve Suriye’den fırlatılan SA-5’in İsrail Arrow-2’si tarafından vurulmadığına inandığım gibi S-400’ün SRBM durduracağına da inanmıyorum. Demek istediğim birçok konuda olduğu gibi füze dünyası da spekülasyon ve propaganda kaynamakta.

FRANSA VE İTALYA İLE ORTAKLIK VE KLASİK BİLGİ KİRLİLİĞİ

Ancak şu ana kadar S-400 ile ilgili anlattıklarım tamamen balistik füze önleme yani ABM/anti-balistik füze kabiliyeti ile ilgili. Zaten öyle görünüyor ki gerek S-400’ün bu özelliği, gerekse entegre olamayacağı için balistik füze önleme ihtimalinin iyice sıfıra yaklaşması Türkiye’yi de bu sevdadan vazgeçirmiş. Fransız ve İtalyanlar ile milli anti-balistik ve yüksek irtifa hava savunma sistemi geliştirilmesinde ortaklık yapılması yönünde imzalanan anlaşmanın bir sebebi de bu. Diğer sebebini batıyı/NATO’yu küstürmemek olduğunu düşünüyorum.

Sonuç olarak Türk makamları bence S-400’ü ABM füzesi olarak değil bir SAM olarak yüksek irtifa hava savunmasında kullanmak üzere F-16’ların yükünü biraz hafifletmek, tehdit yaklaştığında hemen F-16’lara Scramble yaptırmaktansa sadece düğmeye basarak hedefi imha etmeye ve pilotu da riske atmadan savunma yapmaya odaklandılar, tabi olarak.

Antrparantez şu ana kadar S-400 hakkında yazdığım olumsuzlukların tamamının anti-balistik kabiliyeti / kabiliyetsizliği ile ilgili olduğunu, bir hava savunma (SAM) sistemi olarak S-400’e laf etmenin subjektiflikten başka bir şey olmayacağını belirteyim. Nitekim rakip olduklarından birçok Amerikalı S-400’ü karalamaya çalışsa da ve bende NATO’ya entegre olmayacağı ve Rus menşeili stratejik bir sistem olduğu için (taktik Rus sistemlerine karşı değilim hatta Pantsir veya BUK gibi sitemlerinin alınmasının destekçisiyim ve bence Hisar geliştirilmesine rağmen ihtiyaç var) karşı olmama rağmen, S-400’ün halen dünyadaki en başarılı yüksek irtifa hava savunma sistemlerinden biri olduğunu düşünüyorum.

Hatta ben şöyle düşünüyordum, araştırınca gördüm ki benim gibi düşünen uzmanlar çoğunlukta; Amerikalıların füze savunma konusundaki üstünlüklerinin tartışmasız olsa da S-300 ve S-400 ile Ruslar hava soluyan hedeflere karşı yani bir SAM sistemi olarak geride kalmış değiller. Nitekim son bir yıldır Klaningrad ve çevresine Rusların ördüğü hava savunma füze ağı adeta Kuzey Avrupa göklerine sanal bir kale örmüştür.

Konumuza dönecek olursak bir gazetede, bir gazetecinin geçen hafta yaptığı “hava savunmada ibre Aster’e döndü haberi sonrasında birçok gazetede paylaşıldı. Oysa Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’ın TRT’de yaptığı açıklamada Aster kelimesini telaffuz etmedi ve bende sözlerini satır satır yazıya döktüğüm daha önceki haberde çok titiz çalışmış ve ileride Aster-30 Block-2 için ortaklık yapılabileceğini sadece kişisel tahminim olduğunu belirterek yazmıştım. Ancak hiçbir yetkili Aster ortaklığı demediği halde sayın gazeteci bu bilgiyi nereden aldı ise hükümete yakın-uzak tüm gazetelerde Aster’e ortak olacağız şeklinde haber yapıldı.

Nitekim benim yazım üzerine fakat daha yukarıdaki haber bile çıkmadan Milli Savunma Bakanlığında Sayın Bakandan sonra en etkili isimlerden bir yetkili beni telefon ile arayarak Aster veya başka bir sistem üzerinde anlaşılmadığını sadece milli füze geliştirilmesi konusunda ortaklık yapıldığını herhangi bir füze isminin telaffuz edilmesinin yanlış olduğunu belirtti ve rica etti. Bende kendilerine zaten bu hassasiyeti fark ettiğimi satır satır dökerken çok dikkat ettiğimi, Aster ihtimalinin de kendi kişisel tahminim olarak özellikle belirttiğimi ve bir nevi istek ve umut olarak yazdığımı söyledim (Bu açıklamayı twitter hesabımdan da sıcağı sıcağına paylaşmıştım).

Ancak şimdi ulusal basında sanki biz bunları hiç yazmamışız ve Sayın Bakan Aster’den bahsetmiş gibi bu haberleri yapanların bilgiyi kimden aldığını merak ediyorum. Türk savunma bakanlığından almadıklarına göre Fransız savunma bakanlığında da onları aramış olabilirler mi?

Bu konuda ki umut ve görüşümü de aktararak ABD savunma bakanının ne demek istediğine geçeceğim.

İnşallah ve umarım bu Fransız-İtalyan-Türk ortaklığı sağlam temellere oturur ve realize olur. Çünkü Aster’e para verip almayacağımıza göre ne kadar teknoloji verecekleri konusunda şüphelerim var. Belki İngilizlerin TF-X’de yaptığı gibi onlar da bunu bir fırsat olarak gördüler ve Aster yanında ikinci bir sistemi Türkiye’nin Roketsan, Aselsan, Tubitak-Sage gibi kurumlarının birikimi ve insan gücünden faydalanarak ortak çıkar elde etmeyi bir taraftan da Türkiye’yi daha fazla Ruslara kaptırmamayı düşündüler.

Ancak milli ABM füzesi projesine rağmen umarım (bunda gocunacak bir şey yok nasıl ki milli muharip uçakta ikinci bir ülke ile ortaklığa mecbur kaldık ve kendi başımıza yapamayacağımızı geçte olsa kabul ettik. ABM füzesi de 5.nesil uçak yapmaktan çok geri bir şey değil. Yani Hisar, Cirit, Milgem yapmaya benzemiyor. Rus S-400’ün bu yönünün yukarıda anlattım. Taktir edersiniz ki teknolojimiz Ruslardan da ileri değil) kendi füzemizi geliştirirken bir taraftan da şu Aster-30 Block-2 projesine dahil oluruz/ediliriz.

Kulislerde diyeyim konuşulana göre Block-2, 120 km menzil, 70 km irtifa sınırına sahip olacak ve 3000 km’ye kadar menzilli balistik füzelere karşı (SRBM,MRBM ve IRBM’nin en alt sınırı) etkili olması planlanıyormuş. Yani 70 km düşünüldüğünde tüm Çin füzeleri, S-400, Arrow-2, PAC, MEADS vb. sistemler yanında yaya kalacak. Aster-30 B1 bunların altında bir irtifa değerine sahip ancak eğer B2 gerçekten 70 km’yi bulursa Arrow-3, THAAD, SM-3 ve GBI’den başka rakibi olamayacak demektir (Siz değerli okuyucularımız hemen yorumlara başlamadan önünüzü alayım, ABM füzelerinde tek kriter irtifa değil esas mesele kesişme kabiliyeti)

ABD SAVUNMA BAKANI AÇIKLAMASINDAN BEN NE ANLADIM?

ABD Savunma Bakanı James Mattis, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 füze sistemlerini satın alması konusunda anlaşmaya varması konusundaki sorulara şu cevapları vermiş,

-Bu sistemler hiçbir zaman NATO ile uyumlu olmayacak. Bu Türkiye'nin bağımsız biçimde vereceği bir karar.

-Türkiye'nin Rusya'dan hava savunma sistemleri alması halinde bu sistemlerin NATO'nun kendi sistemleriyle uyumlu olup olmayacağının soru işaretleri yarattığını söyledi. Bu sistemler NATO'nunkilerle hiçbir zaman uyumlu olmayacak. Türkler gerçekten S-400 füzeleri alacak mı? Bu sistemleri sadece bir bölgede mi kullanacaklar? Bu soruların cevaplarını beklemek gerek.

Görüldüğü üzere soru üzerine verilmiş suya sabuna dokunmayan cevaplar ve bilinen cevap ve konular. Biraz sitem var ama almak istiyorlarsa alırlar biz ne diyelim tarzında bir yaklaşım. Malum bizim yetkililerimiz de defalarca entegre edilmeyeceğini söyledi.

Şimdi eski defterleri açmak istemiyorum ama Çin füzesi konusunda ben entegrasyon imkânsız dedikçe, hatta 500 Milyon USD artı maliyet konuşulduğu halde yine o zamanlar Çin füzesi entegre edilecek açıklamalarını hatırladım. Savunma basını ve ulusal gazete sayfaları bu açıklamalar ile dolu. Bir ara öyle uçmuştuk ki NATO’ya bile entegre ediyorduk…

Sonuç olarak gerek 10 yıl süren ihale süreci ve sonrası yapılan yanlışlar ve ihmallerin yanı sıra, Sayın Bakan’ın da (Fikri Işık) televizyon programında ifade ettiği gibi dostlarımızın vefasızlığı bugün gelinen noktada artık S-400 sistemine bizi mecbur etmiştir. Bir an önce alınmasını ve balistik füze savunması olmasa da hava soluyan hedeflere karşı yüksek irtifa hava savunma sistemi de olmayan ülkemizin bu çok önemli ve stratejik açığını bir nebze kapanmış olmasını temenni ediyoruz. Zira haritalarda da gördüğünüz üzere, etrafımız hava savunma sistemleri ve balistik füzeler ile sarılmış vaziyette.

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap