Kıbrıs Barış Harekatı’nda bir helikopter pilotu

  • Son Güncelleme: 12/03/19 11:15:15
  • 9

Kaptan Pilot Ali SEYMEN

Kıbrıs harekatındaki başarımızın sırrı aslında aşağıdaki satırlarda saklıdır:

Bir babadan oğula er mektubu; ... “Yüksek bir Türk gencine takdimimdir. Oğlum, sen bizi merak etme, düşünme, kardeşlerin var. Biz seni muharebeye gittikten sonra kayıttan sildik, geriyi düşünme. Kıbrıs’ı almadan, Makarios’u öldürmeden gelme.”

Çarpıcı, çarpıcı olduğu kadar ürpertici bu cümleler ancak ve ancak “ Size ölmeyi emrediyorum” diyen Mustafa Kemal’in Ulusunun fertlerinden beklenirdi.

İlk çocukluktan sıyrıldığımız, 15’li yaşların uçarı, ele avuca sığmayan 1974 yılının mayıs ayı… Ortaokul bitirme sınavlarından sonra bir yanda ilk yaz akşamlarının dayanılmaz hafifliği ve öte yanda Kuleli sınavları…

Ajans haberleri her akşam yaklaşan Kıbrıs Harbi’nin ayak seslerini duyuruyor. “15’liler gidiyor” türkülerini hatırlatırcasına, Şanlı Ordumuz’a katılmanın heyecanı içindeyken, tarihler 20 Temmuz 1974 ü gösterdiğinde AYŞE TATİLE ÇIKIYORDU.

75 HELİKOPTERİN PİLOTLARI VE TEKNİSYENLERİ

20 temmuz 1974 sabahı, müşterek harekat için, Girne sahillerine kapak atan gemilerden inen askerler, uçaklardan Kıbrıs topraklarına atlayan paraşütçü komandolar, verilen hedefleri tek tek yok eden jetler, Kıbrıs’ın dört bir yanında milis kuvvetler, öte yanda Beşparmak dağlarının ardına uçarbirlik harekatı yaparak, sabahtan akşama kadar, Anavatan’dan, Yavruvatan’a komando tugayını taşıyan, 75 helikopterin pilot ve teknisyenleri, bir tarih yazmanın gurur ve onuru içindeydiler. Bu onuru Türk Ulusu’na da yaşattılar.

EVE ZARF GELİR

Gece karanlığın en yoğun olduğu saatlerde 17 temmuz 1974 03:00 civarlarında kapı zili çalmış ve askeri görevli bir zarf getirmiştir. Zarfın içinde tayin emri ile yeni birliğine katılması emredilmektedir. Çocuklar uyusa bile, eşin de uyanmış, gurur ve hüzünlü  bir telaş yaşanır olmuştur. “Yolcudur Abbas yerinde durmaz.” sözünden hareketle artık ufak bir çanta hazırlamak ve yüzyıllardır bu topraklara can veren, kan verenlerden olmak için yollara düşmek kalmıştır.

Harbe gitmek; bekar isen baba evinden ayrılmak, annenin boynuna sarılmak veya evliysen yataklarında masumane uyuyan bebeleri usulca öperek, gözü yaşlı eşine elveda demek nasıl bir duygudur, Ama yüzyıllardır bu ve buna benzer manzaralar çokça yaşanmıştır bu topraklarda. Artık “Gidipte dönememek, dönüpte görememek” sözü hatırlanacak, yollara düşülecek, helikopter başı yapılacaktır.

Ve nice destanların yazıldığı bu topraklarda yeni destanlar yazılacaktır.

KIBRIS SEMALARINDA HELİKOPTER PİLOTLARI

Yer; İstanbul, Konya, Erzincan ve Ankara

Toplandı pilotlar, teknisyenler gözleri kara

Aldılar, getirdiler 75 helikopter

Mersin tarlalarına indiler, beşer-onbeşer

Uyku tulumlarını serdiler çelik kanatlara

Gökte yıldız ve ay,

                       belki de dolunay

Gözler yarı uyanık, yarı uykuda

              Bitmeyen gecenin sabahında

Şafak vakti hazırdı helikopterler

Namluya sürüldü mermiler

Komandolar bindi birer birer

Sandık sandık cephaneler

Kapılarda makinalı tüfekler

İlk hedefiniz Akdeniz demişti Ulu ÖNDER

Arşa uzandı motorların gürültüsü

Toroslarda yankılandı pervanelerin sesi

Havalandı 72 döner kanat ardına bakmadan

Toz bulutuydu geride kalan

Akdeniz’de bir ada

                   kurtarıcılarını bekler orada

Akdeniz sessiz mi sessiz o sabah,

Akdeniz gebe, Akdeniz mavimi mavi

                            ve mavinin bütün tonları

Deniz mavi, gök mavi, uçan kazlar misali

                             savaş düzenin timsali

Göründü beş parmaklar birer birer

Bir yangın yeriydi her yer

Yavuz plajında gemiler

Sahillerde askerler askerler askerler

Düşman heryerde, düşman pusuda

Düşman saldırmakta uçaksavarla, havanla

Paraşütçüler dağın öte yanında

Yaklaşıyor 72 helikopter büyük bir hışımla

Yıldırım misali Boğazdan geçtiler

Beş parmakları ortadan deldiler

Bozkırın ortasında Kırnı’ yı gördüler

Kapıda makinalı tüfekler

                     indiler indirdiler.

Bir yanda Ana Vatan, bir yanda Yavru Vatan

Köprüler kurdular, gittiler geldiler

Sağdan soldan geçti mermiler, roketler

Tuzdan kaskatıydı üzerindekiler.

Geliyor işte sonunda

                      muhteşem zafer.

Yazının başında kendisine mektup yazılan er geriye döndümü bilinmez. Ama Kıbrıs’ta Türkün esaretini ve bir kısım topraklarımızı kurtardık. Makarios’ta Malta’ya kaçtı.

Bir çok helikopterimiz isabet almasına rağmen anavatana sağsalim dönmeyi başardı.

Sonuçta 498 şehidimiz var. Şehitlerimiz içinde nice erler, onbaşılar, çavuşlar, başçavuşlar, teğmenler, üsteğmenler, yüzbaşılar, binbaşılar ve Albay Karaosmanoğlular var.

Ya Türk halkının duyguları onları da yazmadan geçemeyiz. İşte O günlerin Türk Halkı:

Anadolu’nun dört bir yanından katarlara yüklenmiş tanklar, toplar, askerler Mersin’e doğru yollara düştüğünde manzara şudur

-İstasyonlar da halk toplanmış trene canlı canlı hayvanlar ile birlikte kasalarla sebze, meyve ve ekmek yüklüyorlardır. Mahşeri kalabalıklar askerleri dualarla uğurluyorlardır.

Akan sadece gözyaşıdır

-Mersin’de tankları çalıştırıp gemiye binmek üzereyken yaşlı, beyaz sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar, komutanın ellerine sarılarak” Kumandan oğlum beni de gemiye bindir Kefere Yunan’la ben de savaşayım..” dediğinde komutan kendisinin ellerinden öperek “Daha biz ölmedik, sen merak etme. Haklarından geleceğiz” der.

Akan sadece gözyaşıdır.

-Balyalı er Ahmet, Kıbrıs için kalkışta olan bir helikopterin yanına gelir. Yalvaran gözlerle “Komutanım beni de helikoptere alsana” der Pilot Aydın EHLİDİL cevaben “Evlat helikopter dolu, bayram yerine değil savaşa gidiyoruz, biraz bekle, seni bundan sonraki uçuşa alırız, acele etme.” fakat Balyalı Ahmet pes etmez. “ Komutanım beni almadan gitme. Ben seninle geleceğim. Hemşerim de burada” diyerek helikopterdeki bir askeri gösterir. Pilot Aydın EHLİDİL “İndirin cephane sandığını, haydi bin bakalım der.” Balyalı Ahmet buna çok sevinir. Pilot Kıbrıs rotasında arkaya dönüp baktığında Balyalı Ahmet hemşehrisinin omuzuna başını koymuş, elinde sıkı sıkı tuttuğu tüfeğiyle uyumuştur bile.

Akan sadece gözyaşıdır.

-Bakıma muhtaç, gönlü zengin Hatçe nine vardır. Silifke de pilotlara 3 paket birinci sigarası getirir. “Bu cigaraları askerlere ver benim de onlara  yardımım olsun” der. Pilot Aydın Ehlidil  “Ne gereği vardı Hatçe nine, niye masraf yaptın” deme gafletinde bulunur. Bunun üzerine Hatçe nine büyük bir hiddetle “Bacak kadar boyunla, bana akıl vereceğine bunları askerlere ver yarın geldiğimde vermezsen öteki dünyada iki yakam elimde olur.” der.

Akan sadece gözyaşıdır.

-Harekatın ilerleyen günlerinde yaralı askerlerimizin Adana’ ya tahliyesi 4 UH-1 ile yapılır. Adana havalanı çok sayıda ambulans ve ticari taksilerle doludur. Ağır yaralılar ambulanslara, hafif yaralılar ticari taksilere bindirilir. (Bu arada ticari taksiler kendi istekleri ile havaalanına koşmuşlardır)

Helikopterden son yaralı asker, taksi ye verilirken taksi şöförü “ Rabbim bana bu görevi nasip etti” diye ağlıyordur. “Sağol sağol komutanım” diye pilotun eline sarılır. Süratle hastaneye doğru yol alır. O esnada hemen arkasındaki şöför “ Bana da yok mu?” diye dövünüyordur.

Akan sadece gözyaşıdır.

Şüphesiz harbe katılan erinden generaline herkesin ayrı bir hikayesi vardır. Kim bilir daha anlatılacak ve ya anlatılmış neler neler vardır.

1982 yılında ilk tayin yerim 50 nci piyade Alayı 1 nci P. Tb. Yılmazköy / Türkeli’ de geçirdiğim 1.5 yıl aklıma geldi. Ne mutlu ki, bize emanet edilen Kıbrıs’ta, tayin olan tüm subay astsubaylar gibi görev yapma, karakollarında düşmana karşı nöbet tutma şansı elde ettik.

Anılarını paylaşan, O günlerde yüzbaşı rütbesiyle UH-1 helikopterinde Kıbrıs semalarında uçan komutanımız, büyüğümüz 1962 Kara Harp Okulu mezunu Sayın Aydın EHLİDİL’e çok teşekkür ederim. Ben de bu anlatılanları hikaye etmeye çalıştım.

Bu topraklar için, toprağa düşmüş kahramanları saygıyla, rahmetle, minnetle anıyor, Gazilerimize de uzun ömürler diliyoruz her zaman.

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap