Aybars Meriç

Hava Kuvvetlerimiz yeterince modern mi?

  • Son Güncelleme: 15/03/18 20:11:18
  • 20

Yazarımız Aybars Meriç, Türk Hava Kuvvetleri’nin mevcut durumundan gelecek nesil silah sistemlerine farklı bir bakışla ışık tutuyor… (Kapak fotoğrafı: Sıtkı ATASOY )

Aybars MERİÇ - Kıdemli Güvenlik ve Savunma Danışmanı Lightning-HiTec

Bölüm 1 – Yakın geçmişte seçtiğimiz yol

Malumunuz olduğu üzere güvenlik endişelerinin tavan yaptığı, askeri konuların her günün ana gündemini meşgul ettiği, farklı bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla da elbette askeri meseleler, silah sistemleri, yeterli olduğumuz yada zaafa düştüğümüz alanlar, hepimizin konuşma konusunu teşkil etmekte.

Zaten asker bir milletiz, elbette konuşacağız. İşte bu nedenle basın kuruluşları ve savunma alanındaki uzmanlar olarak sizleri en doğru bilgilere ulaştırmak gerekiyor. Zira yorum ve görüşlerinizi bilgiler şekillendiriyor. İşte bu nedenle yeni bir yazı dizisini başlatma kararı aldık. Konumuz en çok tartışılan şeylerden biri: Hava kuvvetlerimiz ve geleceği üzerine notlar. Parça parça işledikçe, aklınıza takılan soruların birçoğunun çözüme kavuştuğunu göreceksiniz.

Hani meşhur bir söz vardır: Geçmişini bilmeden geleceğini inşa edemezsin diye. İşte tam olarak bu nedenle hava kuvvetlerimizin yakın geçmişine göz atmak günümüzü aydınlatacaktır. Malum, zamanda sürekli ileriye doğru yol almaktayız. Bu nedenle günümüzün durumuna bakmak için bu durumu yaratan fikri ve felsefeyi anlamak büyük önem arz etmekte. İşte bu nedenle yaklaşık 10-12 yıl önce askeri koridorlarda tartışılan bir konuyu açıklığa kavuşturmakta fayda var. Hava kuvvetlerimiz yeterli mi? Modern mi? Günümüz ihtiyaçlarını karşılıyor mu? Karşılaması için ne yapmak gerekiyor?..

MEVCUT DURUM

Bu gün bizler kendi bilgi çerçevemizde bu hususları tartışıyoruz. Konunun uzmanları yani askeri personelimiz de zamanında, çok daha nitelikli ve derin biçimde tartışmıştı. İşte bu tartışmaların başladığı yakın geçmişe bir göz atalım ve onların düşünce dünyasını ve seçeneklerini bilelim isterim. Evet, eskimekte olan bir F-16 filosu, ömrünün son demlerini yaşayan F-4E 2020 Terminatör filosu ve çok yakında hizmet dışı kalacak olan modernize edilmemiş F-4 ve F-5 serisi uçaklarla uçan hava kuvvetlerimiz, yakın gelecekte yetersiz kalacağını biliyordu. Bu nedenle seçenekleri masanın üzerine koydular ve konu üzerinde ciddi ciddi düşünmeye başladılar. Her ihtimalin yüksek bir maddiyat gerektirdiği bu devirde, sınırlı kaynaklara sahip ülkemiz için en uygun yaklaşım, ne olabilirdi?

UÇAK SAYISINI ARTIRMAK MI?

Elbette alternatiflerden biri ve belki de ilk akla geleni, envanterdeki savaş uçağı sayısını arttırmak idi.  Bu noktada ayrı bir uçak tipi yada daha fazla F-16 gibi çeşitli seçenekler masaya konulabilirdi. Fakat maliyet ve altyapı kazanımından elde edilecek kazanç düşünülerek daha fazla F-16 yöntemi seçilse bile sonuç ne olacaktı? Dışı aynı görünse bile içeriği ve yetenekleri tamamen farklı iki ayrı grup tayyarelerden oluşmuş bir kuvvet. Daha yüksek maliyetlerle elde edilecek yeni ve modern F-16 uçakları. Etkinliği ve yenilerle birlikte çalışabilme kabiliyeti iyiden iyiye düşecek eski uçaklardan oluşan bir filo. Bu filonun hiç değilse gövdesi için bile gerekecek ilave modernizasyon ve ömür uzatma maliyetleri. Çok daha fazla nitelikli pilot ki bunların tanesi 8-10 milyon dolara mal olmakta ve ideal oran uçak başına 1,5 pilot. Daha fazla yer personeli, gücü dağıtacak ve tek darbede yıkılmayı önleyecek daha fazla altyapı yatırımı yani hava üssü, vs. vs. Yani oldukça ciddi ve kabarık bir maliyet faktörü karşımıza çıkmaktaydı.

NEDEN ESKİ F-16’LAR İSTENMEDİ?

Amerikan Amarc depolarından ikinci el F-16 alınacak olsa bile, tek müsait tayyareler, Block 15 F-16A/B ADF modelleri idi ve içerik olarak elimizdekilerden bile daha geri durumdaydı. (Biz şu anda Block 30 F-16C/D modellerini kapsamlı modernizasyon için yeterli görmemekteyiz hatırlatayım.) Ayrıca bu uçaklar elimizdeki GE motorlu F-16’lardan daha farklı bir PW motoruna sahipti. Dolayısıyla hem eldeki tayyareler hemde bunlar için oldukça ciddi bir modernizasyon ihtiyacı gündeme gelecekti. Yeni motor için altyapı yatırımları gerçekleştirilecekti, kullanım ömrü açısından ise büyük bir avantaj elde edilemeyecekti. Ayrıca ilave pilot ve altyapı ihtiyaçları da aynen karşımıza çıkacaktı.

Eğer F-16 değil de farklı bir tip tayyare envantere alınmak durumunda kalınır ise… Batı yapımı bütün diğer tayyarelerin özellikle Avrupa menşeli olanların gerek sahip olma gerekse işletme masrafları F-16’ya göre çok daha yüksek idi. İki uçuş arasında gerekli bakım süreçleri, tamamen farklı altyapı yatırımları gerektirmesi, pilot ve yer personeli eğitimindeki ciddi ayrılıklar ile bütçemizin kaldıramayacağı kadar yüksek bir maliyetti bu. Hele ki Avrupa yapımı bir savaş uçağı düşünülürse süreç de en az maliyet faktörü kadar uzayacak ve pahalı hale gelecekti. Çünkü ekol farkı mevcuttu. Ayrıca birlikte çalışabilirlik için eldeki F-16’ların modernizasyon süreci, daha radikal ve farklı bir yolda seyretmek zorunda kalacaktı. Bununla birlikte görev çeşitliliği ve silah yelpazesi açısından da modern bir F-16’ya göre öyle ahım şahım bir avantajları olmayacaktı. Hele ki o zamanlar sadece hava üstünlüğü ihtiyacına yoğunlaşmış EuroFighter Typhoon seçilirse, dezavantajlar bile söz konusu olabilirdi. Bu nedenle astarı yüzünden pahalıya mal olacak bu seçenekler direkt devre dışı bırakıldı.

ESKİ VE YENİ UÇAK

Peki, öyleyse ne gibi alternatifler söz konusu olabilirdi? Öncelikle özellikle askeri alanda geçerli olan bir yaklaşımdan bahsedelim. Belirli bir güç hedefine ulaşmak istiyorsanız, ya elinizdeki kuvveti sayısal olarak yani nicelik olarak arttıracaksınız, yada özellik olarak yani nitelik olarak yükselteceksiniz. Böylece 1 adet uçağınız eski uçağınızın 1,5 katına eşit olacaktır.

Her halükarda eldeki F-16 filosunu bir modernizasyon ihtiyacı beklediğine göre, her halükarda yeni geliştirilen akıllı ve yetenekli mühimmatları savaş alanında kullanmamız gerekeceğine göre, bu modernizasyonu adam akıllı yapmak çok daha mantıklı ve hesaplı olacaktı. Fakat eldeki uçaklardan adedi olarak da bir kayıp söz konusudu. İşte bu nedenle yalnızca kayıpları karşılayacak miktarla sınırlı bir yeni F-16 siparişine ek olarak, bu modern konfigürasyonla birebir uyumlu F-16 modernizasyon projesi olan CCIP devreye alındı. (İyice yaşlanmış Block 30 tayyareleri kapsam dışında bırakılarak.) Böylece nitelikte sağlanacak yükselme sayesinde eldeki 200 modern tayyare sanki 300 adetmiş gibi iş görebilecekti. Fakat yalnızca bunu yapmak yetecek miydi?

GÜÇ ÇARPANI

Askeri havacılık alanında ciddi bir kavram vardır: Güç Çarpanı. Mesela havada yakıt ikmali yapacak uçaklar sayesinde bir savaş tayyareniz, uzak bir üsten havalanarak ülkenin diğer ucundan havalanmış gibi iş görebilir. Böylece alan derinliğine sahip olan ülkemizde hava kuvvetleri, çok daha etkin bir görev icra etme kabiliyetine kavuşur. Mesela AWACS uçakları. Geniş radar kaplama alanı ile bu tayyareler, yere sürünerek gelse dahi düşman uçak ve füzelerini çok daha uzun mesafeden tespit edebilir. Elektronik harp uygulayabilir, ağ destekli muharebe yapabilir. Geniş bir alanı kontrol etmek için kullanılacak radarları aktif onlarca F-16 uçağından daha sağlıklı, sağlam ve uzun süreli şekilde ihtiyacı giderebilir.

Barış Kartalı gibi projeler sayesinde eldeki F-16’lar çok daha verimli biçimde komuta edilip yönlendirilebilir. Yada insansız hava araçları. (Zamanın imkânıyla Heron.) Düşmanın güncel pozisyonlarını gerçek zamanlı olarak izleyip takip etmek, vurulacak en doğru noktaları tespit etmek ve gerektiğinde işaretlemek, bir yer saldırı paketindeki uçakların gerçekten doğru zamanda, doğru mühimmatlar ile doğru hedefler üzerinde olmasını sağlamak için çok önemlidir. Bu sayede hem keşif uçağından tasarruf etmiş olursunuz, hemde yer saldırı göreviyle havalanması gereken 20 tayyare yerine yalnızca 4 tayyare kaldırarak, aynı işi hatta daha iyisini bitirmiş olursunuz. İşte bu gibi güç çarpanları ilavesi ile artık elinizdeki 200 F-16, 300 değil 400 F-16’dan daha anlamlı ve iyi biçimde iş görmeye başlamış olur.

BEKLENMEDİK ÖNGÖRÜLER

İşte adet olarak düşük görünmesine rağmen, yıllarca dosta güven düşmana korku salan, yeterli bir hava kuvvetlerine sahip olmamızın ardında bu felsefe yer almaktadır. Fakat bildiğiniz gibi hayat matematikten ibaret değil, aynı zamanda biyolojik bir şeydir. Yani değişken, beklenmedik, farklı bir yapıya sahiptir. Öngörüler hiçbir zaman gerçek hayatla birebir uyuşmaz. Bu açıdan bakacak olursak günümüz hava kuvvetlerinin durumuna etki eden birden çok önemli faktör görmekteyiz. Bunları incelemeden yazının bu ilk bölümünü kapatmak büyük bir ihmalkârlık olur.

TEHDİT NEREDEN GELECEK

Öncelikle, tehdit algılarımız köklü biçimde değişti. Atık Türk Hava Kuvvetlerinin Rusya, ABD yada İsrail gibi son derece gelişmiş ve milli savunma ve havacılık sanayisine de sahip ülkelerle aşık atmak zorunda kalacağını söyleyebiliriz. Ayrıca petro-dolarlar ile temin edilen ve paranın satın alabileceği en iyi platform ve silahlara sahip bazı Arap ülkelerinin hava güçlerini de, potansiyel tehditler arasında sıralayabiliriz. Yani ihtiyaçlar açısından baktığımızda, oldukça ciddi bir lig atlama durumu söz konusu. Bunu 10-15 yıl öncesinde bırakınız tahmin etmeyi, hayal bile edemezdik. Dolayısıyla bizim gibi güç çarpanlarına sahip, modern ve nitelikli personel tarafından idare edilen rakip hava güçlerine karşı, çok çok daha ciddi biçimde hazırlıklı olmamız gerekmekte. Buda yalnızca askeri değil diğer tüm milli güç unsurlarının ve en önemlisi de “eldeki sınırlı ekonomik kuvvetin” doğru kullanılmasını gerektirmektedir.

HAİN TUZAKLAR

Aynı şekilde hiç tahmin edemediğimiz bir yerden, çok ciddi bir yara aldık. Hain FETÖ örgütünün hazırladığı tuzaklar en çok hava kuvvetlerimizi vurdu. 15 Temmuz ihanet süreci ile birlikte ciddi bir nitelikli insan kaynağı eksikliğimiz oluştu. Dost acı söyler lafını hatırlatarak, şu gerçeği, detaylara girmeden vurgulamam gerekmektedir: Yaralarımızı sarmak ve tekrar eski insan gücümüze kavuşmak zaman alacak. Bu gücü kalite açısından da yeterli hale getirmek de. Ve zaman artık ömrünün son demlerini yaşayan F-4E 2020 filomuz için çok daha acımasız biçimde akmaya başladı. Sadece Türk Yıldızlarında gösteri amaçlı (gerektiğinde savaş amaçlı da kullanılabilir) uçmakta olan son F-5’lerimiz için de aynı durum geçerli. Yani sayısal açıdan zafiyet de kaçınılmaz bir gidişat olarak görünmekte. Ayrıca yeni bir uçak temin edilebilecek güvenilir bir uluslararası partnerin yokluğu da, onulmaz bir gerçek olarak karşımızda durmakta. (F-35A JSF projesi müstesna. Proje ABD ile aramızın açılmasına rağmen istikrarlı bir biçimde yürümektedir. Ayrıca sahip olunması oldukça gerekli ve faydalı bir tayyaredir. Bu hususta detaylar ayrı bir yazı konusunu teşkil ettiği için burada işlenmeyecektir.)

RUS VEYA ÇİN YAPISI UÇAKLAR ENVANTERE ALINABİLİR Mİ?

Rusya ve Çin gibi felsefe, konsept, bakış, anlayış olarak tamamen farklı ve hiçbir NATO altyapısı ve güç çarpanlarına uyum sağlamayan savaş tayyarelerine sahip olmak hevesi ise, sadece politik ve ekonomik açıdan değil, askeri açıdan da atılabilecek en yanlış adım olur. Bize çok büyük bir zaman ve enerji kaybettirir. Kanayan yaralarımızın mevcut olduğu bu devirde, normalde kaybettireceği zaman ve enerjiyi de ikiyle çarpmamız gerekecektir. Detaylara girmeden bu hususu özetlemek gerekirse: Göklerde sülün gibi süzülen ve mükemmel manevralar yapan bu tayyarelere heves etmek, günümüz Türk havacılık realitesine vurulabilecek en ciddi darbe olacak tır. Belki de işleri içinden çıkılamaz hale sokacaktır. (Bu hususu da zaman içinde ayrı bir makaleler zinciriyle incelemeyi düşündüğüm için, özellikle detaya girmiyorum.)

İşte tüm bu nedenler sebebiyle günümüzde Hava Kuvvetlerimizi yeterli görmüyor olabilirsiniz. Göklerimizin güvenliğini eksikli buluyor olabilirsiniz. Elbette bunda ciddi bir haklılık payınız da var. Fakat her ne kadar suçlu aramak veya suçu birilerinin üstüne yüklemek isteseniz de, o kişiyi asla bulamayacaksınız. Çünkü siyasi, ekonomik ve askeri liderliğin bu yaşanan durumları 10-15 yıl öncesinden ön görebilme ihtimali mevcut değildi. Hatta o kadar dinamik bir süreçteyiz ki yarını bile tahmin edemiyoruz. Sadece son birkaç aylık süreçte yaşadıklarımıza geriye dönüp bakmanız kâfidir. Fakat bu zafiyetimizi gidermek adına ciddi ve anlamlı adımlar da atıyoruz. Yazı serimizin diğer bölümlerinde bu konuları işleyeceğiz. Görüşmek ümidiyle…

 

 

Kaynak: www.kokpit.aero - ÖZEL

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap