Aybars Meriç

Hayatta Kalma Beklentisi

  • Son Güncelleme: 8/06/19 18:15:40
  • 6

İkinci Dünya Savaşı üzerine bir belgesel izlediğimi hatırlıyorum. Bombardıman uçakları üzerine oldukça bilgilendirici bir yapımdı. Belgeselde oldukça enteresan bir bölüm vardı. 2. dünya savaşında ortalama bir B-29 Uçan Kale mürettebatının hayatta kalma beklentisi, sadece 5 bombardman sortisinden ibaretmiş. Bu nedenle 5 sortiyi aşan ve hala hayatta kalabilen mürettebat oldukça başarılı ve şanslı addedilirmiş. Her ne kadar başarılı olursa olsun 15 sorti yapabilen mürettebatların ise savaş görevleri sona erermiş.

Belgeselin içindeki bu küçük bilgi beni oldukça derin düşüncelere sevk etti. Özellikle karadan, denizden ve havadan havaya çok gelişmiş füze sistemlerinin olduğu çağımızda, bir savaş uçağının, gerçek modern hava harbi koşullarında, hayatta kalabileceği sorti adedi ne olabilirdi? Elbette bu birçok değişkene de bağlıydı. Bizim yada düşmanın silahları, kabiliyetleri, teknolojileri, coğrafi koşulları, iklim, baskın faktörü, savaşın politik beklentisi vs.vs... Ama hala soru kafamda çınlamaya devam ediyordu. Bir savaş uçağı ve onun pilotu, kaç sorti hayatta kalmayı umabilirdi?

YENİ BİR DÖNEM

Vietnam, Afganistan, Arap-İsrail savaşları, İran-Irak Savaşı, Körfez Savaşları, Hindistan-Pakistan savaşları, Sırbistan, Ukrayna, Libya vb. yakın geçmişteki hava operasyonlarını tekrar düşündüm. Bu düşünceleri rafine ettiğimde ulaştığım sonuç suydu: Günümüzde iki düzenli ve güçlü ordu arasındaki savaşa referans olabilecek bir çatışma ortamını henüz yaşamamıştık. Teknolojik gelişim ve değişim seviyesi, bu geçmiş Jet çağı muharebelerini refere edemeyecek kadar hızlı ve acımasızdı. Yeni bir döneme girmiştik ve bu çağa özel koşullar ciddi anlamda farklılaşmıştı.

Elektronik Harp, Öz Savunma Sistemleri, Ağ Merkezli Harp Teknolojileri, Stealth Faktörü, İlave Kabiliyetler Sağlayan Podlar, İnsansız Hava Araçlaıyla Müşterek Harekat Konseptleri, Radara Alternatif IR ve Diğer Dalga Boylarında Çalışan Sensörler, Çekili yada Harcanabilir Aktif Yemler, Yönlendirilmiş Enerji Silahları, Aktif Savunma Sistemleri, vs.vs. Artık bir savaş uçağının da beka faktörünü etkileyecek, sayısız ilave değişken vardı. Pilot yada Yapay Zeka eğitim ve kalitesi gibi unsurlar da buna eklenince durum oldukça karmaşık hale geliyordu. Öyleyse dost ve düşman tarafındaki tüm değişkenleri defalarca oynayarak, sayısız zihinsel hava harbi simülasyonu yapmak dışında bir çare kalmamaktaydı.

YAPAY ZEKA VE SİMÜLASYONLAR

Birden oldukça açık bir gerçeği fark ettim. Koca koca ülkeler de benimle aynı durumdaydı. Tek farkları bu simülasyonları çok daha fazla eğitimli akıl, süper bilgisayar ve uzman yazılımlar desteğiyle yapmalarıydı. Bu simülasyonlar üzerine bir varsayım oluşturmakta ve bu varsayımları bir ekole / hava harbi felsefesine dönüştürmekteydiler.  Savaş uçakları, hava savunma sistemleri, silah sistemleri, taktik ve stratejiler de bu felsefeye göre şekillendirilmekteydi. 

İşte tam bu noktada konu dallanıp budaklanmaya başladı. Zira bu bakış açısının açtığı yolda değerlendirilmesi gereken oldukça fazla konu vardı. Dolayısıyla bu yazıyı bir makaleler zinciri olarak ele almaya karar verdim. Ayrıca siz değerli okuyucularımın dikkatine sunmak istediğim bir diğer şey daha var. Malum bu alanda çok fazla uzman ve bunlara ait popüler sosyal medya hesapları bulunmakta. Bu uzmanlar arasında da sıkça görüş ayrılıkları ve tartışmalar yaşanmakta. Hani meşhur bir Nasrettin Hoca fıkrası vardır. Sen haklısın, sen haklısın, eh sen de haklısın diye. Ancak gerçek bir savaşın sonrasında kesinlik kazanacak ve etkinliği kanıtlanacak sistemler üzerinde, gerçek harbin yokluğunda yapılan tüm tartışmalar içerisinde, elbet haklılık payları ve bakış açısı farklılıkları oluşacaktır. Bunu vurgulamak isterim.

Bu bakış açısıyla ele alacağım ilk konu A2/AD stratejisi olacak. (Anti Access / Area Denial = Erişimi Önleme ve Alandan Men Etme)

Amerikan Hava Gücü, dünya çapında aktif ve operasyonel vaziyettedir. Hava gücü ifadesini bilerek kullandım çünkü bunun içinde hem hava kuvvetleri, hem deniz havacılığı, hemde deniz piyadeleri havacılığı gibi, ABD savaş makinesi içerisinde olan tüm unsurlar dahildir. Hava savunma alanında ise ABD’yi oldukça eksikli bir durum içinde göekteyiz. Çünkü öz itibariyle savunmadan ziyade saldırıya yönelik bir konsepte sahiptir. Dünyadan izole olan ana karası dolayısıyla da kendi topaklarında saldırıya uğrama ihtimali oldukça düşüktür. Bu nedenle hava savunma sistemlerini, dünyanın çeşitli operasyon bölgeleride, sahadakigüçlerini korumak maksadıyla, uzun erimli birkaç sistemle yetinerek oluşturmuştur. Ayrıca bu sistemlerin balistik füzeleri önleme kabliyetine de sahip olmasını istemiştir. (Patriot, THAAD, SM-3.)

Rusya ise direkt tehdidin yanı başında olan ve uzun karasal ve deniz sınırlarına sahip bir ülkedir. Bu nedenle ABD ile arasındaki temel fark, anakaasında kendisini güvende hissetmemesidir. Ayrıca daha sınırlı kaynaklarla, daha yüksek başarı oranı yakalamak zorundadır. Bu yüzdendir ki Rus kurmaylığı, askeri felsefesini farklı bir şekilde biçimlendirmiştir. Bu felsefenin günümüze yansıyan en belirgin unsurlarından birisi de A2/AD alanlarıdır. (Bubles)

Bunu evinizde olmaya benzetebilirsiniz. Sokakta, trafikte, işte, vb. alanlarda hiçbir zaman tam rahat edemezsiniz. Daima kaygılarınız vardır. Bu kaygılarınız ve görevleriniz dikkat ister, zihni ve bedeni efor sarf etmenizi ister. Fakat ancak evinize geldiğinizde rahat edebilirsiniz. Ayaklarınızı uzatıp dinlenir, gönlünüzce yer içer, ailenizle sohbet eder, güven içinde uyuyabilirsiniz. Askeri terminolojide bunun karşılığını, düşmanın ihlal etmeye korkacağı ve ona son derece düşük hayatta kalma beklentisi sunan, A2/AD alanları yaratarak çözmeniz mümkündür. Bunlar size güven, düşmana korku salar, psikolojik üstünlük sağlar. Düşmanın karşı önlemler geliştirmek için orantısız ve çok yüksek maliyetli çabalara girmesini temin eder. Düşman gücünün anlam ifade eden hedeflere ulaşmak yolunda gerekli eforu sarf edememesi, siklet merkezi kuramamasına yol açar. Savaşın en önemli boyutu olan “zaman”ın kazanılması için ciddi etkiye sahiptir. Doğru planlamalarla onları tuzağa düşürecek unsurlar olarak da kullanılabilir. Sonuç itibariyle sayısız taktik ve stratejik faydaları olan bir unsurdur.

Türkiye olarak nasıl düşünmemiz doğru olacaktır öyleyse? Bu güne kadar geçen sürece baktığımızda dengesiz bir ABD ekolü etkisini görüyoruz. Birçok Avrupa ülkesi bizim gibi NATO üyesi olmalarına rağmen Hava Savunma Sistemleri geliştirdiler, kullandılar, sattılar. Bizse hem saldırı ve hem savunma yükümüzü komple savaş uçakları üzerine bina ettik ve hava savunma alanındaki kabiliyetlerimizi (mantığı zorlayacak ölçüde) sınırlı tuttuk. Şimdiyse ciddi bir yol ayrımındayız. Çünkü, (esefle kınıyorum ve yetkili ağızlardan çıkmış olmasaydı kesinlikle bu makalede zikretmezdim) hava kuvvetlerimizde yaşanan olaylardan ötürü pilotaj başta birçok açıdan 15 Temmuz öncesi yeteneklerimize ulaşmamız 15 yıl kadar zaman alacak. Fakat dünya durmuyor ve teknoloji sürekli gelişiyor. Gelişirken savaşı da dönüştürüyor. Dünya durmuyor ve artık ülkemiz çok daha yüksek ve yakından, birçok nitelikli tehdit unsuru tarafından etki altına alınıyor. Öyleyse?..

Günümüzün meşhur F-35 mi, S-400 mü tartışmasına gelip çatıyoruz. Evet, birisi elma birisi armut. Direkt kıyaslamak doğru olmaz. Fakat sadece bu iki silah sistemi bakış açısından daha yükseğe çıkarsak, potansiyel düşmanların gözünden ülkemize bakarsak, hangi sistemin ofansif bir harekatı engelleme, hayatta kalma beklentimizi düşürme ve caydırıcı olma özelliğine sahip olduğuna yoğunlaşırız. Düşmanları hemen yanı başında olan ve kendi sınırları içerisinde tehdit edilen bir ülke olarak Türkiye, Rus A2/AD yaklaşımını daha faydalı bulduğunu açıkça ortaya koyuyor. Net ifade edilmese de tartışmaların ana kaynağını bu üstsel bakış oluşturmaktadır.

Bir havacılık ve savunma sanayi meraklısı ve internet bilgesi gözüyle yapılan yaklaşımlarla, profesyonel yaklaşımlar arasında ciddi fark mevcuttur. Günümüzde çoğu insan silah sistemlerine, onların yeteneklerine, özelliklerine, tablolarına, açık kaynaktaki bilgilerine bakıyor. Ardından sanki savaş bir bütünmüş değil de, iki rakip sistem arasındaki düello imiş gibi romantik bir tutum sergiliyor. Öyle olunca da neymiş efendim S-400 bir F-35 uçağını tespit edebilir miymiş, ettiğinde çok geç olur muymuş olmaz mıymış, yada bir balistik füzeyi düşürebilir miymiş, düşüremez miymiş gibi, anlamdan uzak sorularla zihnimizi meşgul ediyor ve perde arkasındaki gerçekleri düşünmememiz için çaba sarf ediyorlar. Fakat tüm politik taraflılığımızı rafa kaldırarak sadece askeri açıdan olaya yaklaşalım. Günümüz gerçeklerine bakalım:

  1. Ülkemiz atık ABD, İsail, Mısır ve Yunanistan gibi gelişmiş ve ağırlıklı NATO + kısıtlı Rus yapımı modern teçhizata sahip, modern ordular tarafından tehdit ediliyor.
  2. Bu tehdidi ancak ülkemiz içerisinde karşılayacak kadar yakınız.
  3. Pilotaj ve yer ekibi kalitesi olarak eski seviyemizi yakalamak 15 yıl kadar zaman alacak.
  4. Yeni bir savaş uçağını envantere katmak ve verimli bir şekilde kullanmak da bir 5 – 10 yıl alacak süreç ister.
  5. Bir hava savunma sistemini ise satın aldıktan sonra ancak üretimin bitmesini beklersiniz. Bu sırada personelinizi eğitir ve direkt verimli kullanabilirsiniz.
  6. Kendi imkan ve kabiliyetlerimizle, kendi savaş uçaklarımızı ve hava savunma sistemlerimizi envantere almamız zaman alacak.
  7. Bu yerli ve milli sistemleri envantere aldıktan sonra da, onları olgunlaştırmak ve mükemlleştirmek, hatalarını gidermek ilave bir 10 – 15 yılı bulacak.
  8. Su uyur, düşman uyumaz. Zaman akar, asla durmaz. Her günün bir de yarını vardır.

Sizin cevabınız ne olurdu efendim?

Bir düşman kurmayı olsaydınız, Türkiye’nin hangi hamlesi sizi rahatsız ederdi?

Bir düşman pilotu olsaydınız, hangi Türk silahının tehdidi altında uçmak sizi tedirgin ederdi?

Lütfen cevaplarınızı düşünün, tartın ve kendiniz verin.

 

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap