f İnsanlı ve insansız uçakların gelecekteki birlikteliği ve F-35
Hakan Kılıç

İnsanlı ve insansız uçakların gelecekteki birlikteliği ve F-35

  • Son Güncelleme: 23/06/17 21:24:15
  • 4

hakan.kilic@kokpit.aero

https://twitter.com/hkilichsword

https://twitter.com/hkilichsword2

 

Bugün sizlere insanlı ve insansız uçakların gelecekte birlikte icra edeceği görevlerde karşılaşacakları engellerden bahsedeceğim. Ağ merkezli harp sayesinde F-35’in müşterek harekâta katkısını da (sadece bir yönü ile) anlatacağım. Bunları anlatırken de mecburen A2-AD kavramına, anti-stealth radarlar denen VHF radarları ve F-35’den kullanılan yapaya zekâya değineceğim.

Belki de 2030-40’lı yılları gördüğümüzde F-22 Raptor gibi hava üstünlüğü uçaklarını bir kenara ayırmak şartı ile, F-35 gibi çok rollü uçakların tamamı insansız uçaklarla müşterek harekât yapacak. Bir görüşe göre de F-35 çok rollü uçaklar içinde son insanlı uçak kalmış olacak.

ABD ordusunun USAF, US.NAVY, US.MARINECORPS gibi kuvvetleri hava görev emrini oluştururken her seferinde insanlı bir uçağın yanına belki de onlardan daha fazla sayıda insansız uçak, hatta yine insansız yarı drone, yarı füze olan son günlerde sık sık sosyal medyada görmeye başladığımız uçan robot savaşçılara benzeyen sistemleri eklemiş olacaklar.

Özellikle Çin ve Rusya, sonrasında İngiltere, Fransa ile onları bir adım geriden takip eden Japonya ve Hindistan’ın da bu kervana katılacağını tahmin etmek zor değil.

Gelecekte SİHA/İHA (UCAV/UAV, insansız silahlı, insansız silahsız hava araçları), her ne kadar yeni teknolojiler kullansa ve teknoloji gittikçe bu yönde evrilse de yoğun siber saldırı / elektronik karıştırmada güvenli bir bağlantı kurmak için ve etraflarındaki az sayıda insanlı uçakla yüksek hızlı taktik veri alış-verişi yolu ile bilgi paylaşmakta zorlanacaktır. Yani tespit ettiği hedef bilgilerini paylaşmakta ve yeni emir almakta kısaca ağ merkezli harp icra etmekte çeşitli engellerle karşılaşacaklar.

Diğer yandan son yıllarda örnekleri çoğalan VHF teknolojilerine dayalı radarlar düşük radar görünürlüğüne sahip stealth dediğimiz insanlı/insansız hava araçlarını ve füzeleri tehdit etmektedir. Ayrıca A2-AD “erişim / alan reddi” veya daha doğru tanımlama ile “geçişe kapatma ve alan hâkimiyeti” stratejileri ile sağlanan entegrasyon ve ağ merkezli harp yeteneğini ve dost unsurun stealth kabiliyetini zedeleyecektir. AWACS gibi tipik C4ISR platformlarının siber savaşa ve yoğun düşman uçak ve füze tehdidine karşı koyarak, havadan savaşı komuta-kontrol etmesinin çok zor hale geleceği ön görülmektedir.

AWACS’ları (havadan erken uyarı ve kontrol uçağı) dahi zor durumda bırakacak olan ve stealth uçaklar ile insansız sistemler kombinasyonunu baltalayacağı öngörülen yukarıda bahsettiğim VHF radarlar ile A2/AD kavramlarını kısaca izah ettikten sonra tekrar ana konumuza geri döneceğim.

Başlıktan da anlaşıldığı üzere gelecekte insanlı / insansız sistemlerin birlikte çalışmasına engel teşkil edecek faktörleri bazı yönleri ile ele almaya çalışıyorum.

VHF ANTi-STEALTH RADARLAR

VHF Radarlar için, Stealth yani düşük radar görünürlüğünün sonunu getirecek teknoloji olacak diyenler gittikçe çoğaldı. 2014'te Çin’deki Zuhai Air Show, yeni Çin radar sisteminin eğer yanlış bilmiyorsam dünya kamuoyuna ilk tanıtıldığı yerdi. JY-26 VHF / UHF faz dizinli radarın, F-22 ve B-2 gibi beşinci nesil ileri gizlenebilirlik iddiasındaki uçakları dahi tespit edebileceği Çinliler tarafından iddia edildi.

Stealth uçaklar düşük görürlük veya mümkünse tam görünmezlik için iki şey yapabilmelidir. Radar dalgalarını yansıtma ve emme. Aslında Stealth kavramı sadece radar görünmezliğini içermez. Tam gizlilik için sadece düşük radar görünürlüğü yetmez. Ayrıca düşük Görsel, Termal (kızılötesi), Akustik, Elektromanyetik emisyon gözlenmesi şartı vardır. Tüm bu şartlar yerine geldiğinde Stealth-ileri gizlenebilirlik özelliği gerçekleşmiş olur. (şu an radarı anlattığım için işin sadece elektromanyetik boyutundan bahsedeceğim) Örneğin F-22 uçağına ön taraftan baktığımızda; önden geriye doğru radar sinyallerinin yansıtacak birkaç yüzey olduğunu görürüz. Radar dalgalarının eğik açılarla dağılması ve göndermeçten çıkan dalgaların almaca çok az enerji ile dönmesi için yani yansımanın en aza inmesi için klasik yansıtıcı noktalar törpülenmiş, yeniden şekillendirilmiştir. Stealth uçaklarda çok az çıplak metal yüzey görülebilir. Yüzeyler mikrodalga sinyalleri emmek için en etkili olan (RAM) boya ile kaplanmıştır.

Antrparantez Jammer cihazlarının da radarları aldatmakta kullanılan başka bir yöntem olduğunu belirterek devam ediyorum.

VHF Havacılık Haberleşme bandını, radar sinyalleri ile istila etmenin başlıca nedeni, Stealth uçakların tespit etmek için en iyi frekans aralığı olmasıdır. Radar emici boyalar VHF'de daha az etkindir. Bu nedenle bir radar enerjisinden kullanışlı yansımalar almak daha zor olur. VHF'de çalışan anti-stealth radar, mikrodalga sistemlere göre avantajlıdır. Her ne kadar modern beşinci nesiller, emici boyaların rezonans ve sınırlamaları dikkate alınarak tasarlanmış olsalar da inanılmaz düşük gözlenebilirlik özelliği daha uzun radar dalga boylarında çok düşük değildir. Ayrıca ağır hava aracının geçişi nedeniyle airmass bozukluğu söz konusudur, bu da radar tarafından azda olsa tespit edilebilir (havanın kırılma indeksinde anlık değişikliklerden dolayı).

Gizli bir uçak, vericiden gelen radar sinyallerini saptırarak düşük görünürlüğe ulaştığından ona karşı etkili bir karşı önlem yansıyan sinyalleri algılamak için eğik açılardaki birçok uzak alıcının geniş alanlara konuşlandırılması olacaktır. (Bosna savaşında düşürülen F-117 için casusluk faaliyeti ile uçağın geçeceği saat ve rota bilindiğinden bu yöntemin denendiği iddia edilmektedir) Daha açık ifade ile güneş ışığının bir prizma veya ince kesilmiş ve cilalanmış kristal tarafından dağıtılması. Yansımaların güneş ışığına tutulan böyle bir kristalin yanlarına, üstüne ve altına gidecek şekilde dağılması gibi. Sinyallerin her alıcının varış zamanının doğru ölçümleri ile uçakların konumunu hesaplamak mümkün olabilir.

Radarın ilk üreticisi Çin’in ordusu yoğun A2-AD uygulaması yaptığı için VHF radarlara ağırlık vermesi de normaldir. Ancak Vietnam ve Singapur kıyılarında da Çin kıyılarında duyulan VHF radarlara ait sinyallerin aynısının duyulması (Bir sinyal ve telsiz dinleme uzmanı duyduğunu iddia ediyor. Hatta internete sinyal ses kayıtlarını koymuş) bu iki ülkeye de gizli ihracat yapıldığı şüphesini doğurmaktadır.

ABD savunma sanayii ise karşı atak olarak yeni ekipman ve taktikler geliştirmeye çalışmaktadır. Ancak şu ana kadar global veya stratejik bazda HGV (hipersonik kayma/saldırı aracı), taktik bazda ise hipersonik seyir füzeleri haricinde etkili bir çözüm duyulmamıştır. Hipersonik araç ve füzelerin aşırı hızları sebebi ile düşman radarının görmesinin bir önemi kalmayacağı düşüncesi ile bu yönde ciddi yatırımlar yapılmıştır. (HGV’leri daha önce iki bölüm anlatmıştım. Yazarlar bölümünden bulabilirsiniz.)

A2-AD

A2 AD kavramı, Anti Access- Area Denial demektir. Türkçeye “geçişe kapatma ve alan hâkimiyeti” ifadeleriyle çevrilebilir. Bugün çatışma ve savaş sinyallerinin parladığı bölgelerdeki askeri dengeler için sık sık A2-AD’den bahsedilmektedir.

Bu konuyu incelediğim bir kaynaktaki ifade hoşuma gitti; bu güne kadarki en başarılı A2-AD örneğinin batılı askeri stratejistlere göre (kendisi de onlardan) Çanakkale savaşı veya savunması olduğunu yazmış. Türk ordusunun, denizde mayınlama ve engel koyma, karadan topçu ve klasik piyade silahları kullanarak Çanakkale boğazını dönemin en büyük donanmalarına karşı kapatması askerlik tarihinde A2-AD örneği olarak okutuluyormuş.

2. Dünya Savaşı’nda İngiltere’nin hava sahasını koruma amacı ile Alman uçaklarına kapattığı / savaştığı “Battle Of Britain” ise hava sahası hâkimiyetine örnek gösteriliyor.

Çin’in, Çin denizi ve Rusya’nın, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de yapmaya çalıştığı veya kriz anında yapmaya çalışacağı şeyde bu olacak. Çin’in, Çin denizinde inşa ettiği ve diğer tüm çevre ülkelerin hukukunu hatta dünya ticaret hacminin %40’nın bu ticaret yolundan geçtiği için tüm dünya ülkelerinin hak ve hukukuna tecavüz ettiği suni adada bu amaçla yapıldı. Yani denizde acil durumlarda inecek bir adamız olsun, ticari bir meydan kazanalım veya bir meydanımız daha olsun mantığı ile değil. Çin bu adayı HQ-9/16/21 vb. hava savunma ve diğer anti-ship füzeleri ile donattı. Hele geçen aylarda teslim almaya başladığı ve dünya üzerinde ikinci kullanıcısı olduğu S-400 Yüksek İrtifa Hava Savunma Sistemini bu adaya konuşlandırdığı takdirde; 400 km radar, 150-250 km füze menzili ile (hangi füzesini aldıklarını henüz bilmiyorum) Çin denizinde artık uçan, kaçan veya yüzen her şey Çin kontrolünde demektir (Bu durum başta bölge ülkeleri Japonya, Güney Kore, Tayvan, Malezya, Singapur, Filipinler, Hindistan ve ABD ile bu ticaret yollarının ablukaya alınmasından rahatsız olacak diğer dünya ülkelerini ciddi rahatsız etmektedir).

Aynı şekilde Rus Amiralin “Karadeniz’de üstünlüğü ele geçirdik, artık Karadeniz Türk gölü değil, Rus gölü” açıklaması da Karadeniz’de Rus A2-AD uygulama imkânının elde edildiğinin ilanı idi. (Rahmetli Süleyman Demirel’in “Ege göl değildir” sözü aklıma gelmedi değil) Gerçi, ben donanmamızın ne zaman Karadeniz’de Ruslara üstün geldiğini anlamış değilim. Şimdi söyleyeceklerimden ötürü Milliyetçiği tekelinde sananlar ile savunma konularından anlamadığı halde trollüğü kimseye kaptırmayanlar (Rusya hayranlarını da ekleyelim) bana kızıp yorumlara başlamasın lütfen. Ancak Rus generalin beyanı bana daha çok politik bir söylem gibi geldi. Rus donanmasının bir ara zayıflamış olması bizim bir ara çok güçlendiğimiz manasına gelmiyor.

Sonuçta Rusya’da Kırım merkezli yani Kırım Yarımadasında üsler kurarak, ta doğu Karadeniz kıyılarına ve Kuzey Kafkasya’ya kadar Bastion anti-ship / seyir füzeleri, S-300/400 Yüksek İrtifa Hava Savunma füzeleri ve SS-26 Iskander TBM’leri ve ayıca donanması ile Karadeniz’de savaş durumunda kolaylıkla A2-AD uygulayacak seviyeye geldi. Buna hava kuvvetlerinin seyir füzesi taşıma kapasiteli TU-160 / Su-34 vb. uçaklarının yardımı da eklemek lazım.

İşte gerek VHF ve UHF radarların stealth özelliği üzerindeki olumsuz etkisi, gerekse A2-AD uygulamalarının araçları olan süpersonik ve hipersonik anti-ship ve SAM (uçaksavar füze sistemlerinin genel adı) füze sistemleri, insanlı ve insansız saldırı paketlerinin en büyük sabotajcısı olacak.

Diğer yandan yoğun EH ve siber saldırı yetenekleri gelecekte daha da gelişmiş olacağından İHA / SİHA’lardaki teknolojik ilerlemeye paralel gelişen EH (elektronik harp) ve siber saldırı yeteneği bu kombinasyonu baltalayacaktır. Oysa savunma sektörünün her alanında bu paralel ilerlemeyi göremiyoruz. Örneğin balistik füze teknolojisi son 30-40 yılda almış başını giderken anti-balistik füze teknolojisi çok gerilerde kalmıştır. Veya havadan havaya füze teknolojisi, kaçma kurtulma yöntemlerinin çok ilerisindedir. Aynı şekilde süpersonik ve hipersonik anti-ship (gemi) füze teknolojisine karşı sistem ve füzeler özellikle hipersonik (5 Mach+) füzelere karşı çaresizdir.

SIRTLAN SÜRÜSÜ

SİHA / F-35 paketini gerek yer hedefleri, gerekse hava muharebesinde avlarını kovalayan bir sırtlan sürüsüne benzetebiliriz (Kurt veya Arslan sürüsüne de benzetebilirdik. Ama o zaman hava araçlarını çok güçlü kılmış olurduk ki bu tanımlama sizin konuyu yanlış anlamanıza sebep olurdu. Bir yorumcu konuyu anlatırken bunlardan ziyade sırtlana benzetmiş çünkü vahşilik ve güçte göz kamaştırıcı olmadıkları halde, çok etkili mücadele taktikleri var. O yüzden bende sırtlan dedim).

Bu paketin taktiği; insanlı F-35 ve diğer insansız uçakların örneğin gelecekte seri üretime geçtiğini varsaydığımız Bell V-247 hedefleme yaparken uçaklarının radar ve diğer sensörler ile elde ettiği verileri hızlıca paylaşmadan ibaret dersek fazla kısaltmış olmayız. Hedefin özelliklerini ve yerinin sürekli paylaştıklarından öncelikle düşmanın daha doğrusu hedefin digital kimliğini sürekli ekranlarda tutacak ve bilgiyi tüm kuvvetlere yangınlaştıracaklar. Diğer yandan, sürekli konum, taktik ve karar değişecekleri için düşmanın durumsal farkındalığını bozup sabote etmiş olacaklar. Bu da düşmanın taktik duruşunu ortadan kaldırdığı gibi savunmasını olumsuz etkileyecek ve dost unsura tam isabetli, kayıpsız bir saldırı imkânı sunacaktır.

İNSANSIZ VE KÜÇÜK UÇAKLARA KARŞI EĞİLİMİN SEBEBİ NE?

Neden gelecekte daha modern ve büyük bombardıman uçakları yapmak yerine insansız ve küçük uçaklara karşı eğilim artıyor?

Evet öncelikle stealth B-2 Spirit’a ilaveten B-21 Reader’ın yapılacağını ve F-22 üretim hattının yeniden açılabileceği haberlerinin çıkmaya başladığını belirtelim. Ancak B-2 ve B-21 az sayıda üretilen / üretilecek, stratejik ve daha çok nükleer bombardıman amaçlı stratejik yani uzun menzilli bombardıman uçakları. Taktik yani konvansiyonel saldırı amaçlı bombalarda taşıyabiliyorlar. B-2 konvansiyonel savaş ve saldırılarda birçok kez kullanıldı ama sayı olarak bir savaşın bombardıman görevini üstlenecek güce sahip olmaları (1,4 Milyar USD ile B-2’nin dünyanın en pahalı uçağı olduğunu düşünürsek) imkânsız.

Diğer yandan daha önceki makalelerde anlattığım X-47B UCAS-D gibi nispeten çok daha küçük insansız, turbofan jet motorlu bombardıman uçakları uçak gemilerinden inip-kalkmaya başladı bile (Yeri geldiğinde X-47B ile ilgili son durumu anlatacağım).

Çünkü ABD gelecekte yani 2035’li yıllardan sonra hemen hemen tüm dünyada gelişmiş hava ve yüzey tehdit yeteneklerinin mevcut olmasından korkuyor. Gelecekte hipersonik silahlar, stealth cruise / seyir füzeleri ve sofistike konvansiyonel balistik füze sistemleri gibi siber tehditler ve hava tehditlerinin miktarı ve sofistikeliği gibi. Yani her yerde etkili SAM ve anti-ship yeteneklerinin kolaylıkla A2-AD’ye imkân tanımasından korkuyor.

1990 Körfez Savaşı’nda sergilediği ezici hava üstünlüğü ve çok etkili CAS’ın (Close Air Support-Yakın hava Desteği) artık geride kaldığının farkında. Şayet 2.Dünya Savaşı’nda ki gibi binlerce B-17/29 (B-2) ve P-47/58 (F-22) üretemeyeceğine göre ne yapmalı? Sayı avantajından yoksun ise ABD kuvvet yapısı, yukarıda bahsettiğim potansiyel düşman yeteneklerine karşı ne yapacak?

İşte bu yüzden çözüm insansız sistemler ve karma yani F-35’li karma paketler. İnsansız sistemlerin özerk C4ISR/ saldırı / bombardıman / siber saldırı ve savunma yeteneklerinin giderek daha da güçlendiğini görüyoruz. Artık hava operasyonlarının belkemiğini oluşturma yolunda emin adımlarla ilerliyorlar (Hatta ülkemizde dahi bir nebze de olsa böyle değil mi? Uydu ve İHA’ların aldığı görüntülerin C4 merkezlerinde anlık kıymetlendirilmesi üzerine bazen F-16’lar, bazen de SİHA/İHA’ların, güdümlü / güdümsüz roket ve bomba kullanarak terörle mücadele operasyonlarını yurt içinde ve sınır ötesi harekâtlarda başarı ile icra ettiklerinin son günlerde sık sık duymaktayız).

Günümüzde insansız sistemler, dağınık komuta ve kontrol merkezleri veya istihbarat birimleri arasında sürdürülebilir bir bilgi ağı sağlamak için kritik bir bileşen haline gelmiştir. Bununla beraber örneğin, ABD askeri tarafından UAV'lerin veya dronların istihdamına baktığımızda, net kavramsal farklılıklar vardır. Donanma daha sonra F-35’te de anlatacağım yapay zekâya (AI) doğru ilerlerken ve uçakları temel olarak önceden programlanmış şekilde kaldırırken, ABD Hava Kuvvetleri USAF ise insansız ancak pilot kumandalı sistemleri tercih ediyor.

Hatta donanmanın adlandırılmasında drone’yi uçuran personele “drone operatörü” denirken, USAF ise “drone pilotu” olarak isimlendiriliyor. (Terörü övmüş olmayı asla düşünmem ve öyle anlaşılmayacağını umarım ama çok komik geldiği için paylaşmak istiyorum; PKK’da telsiz konuşmalarından duyduğum kadarı ile İHA’lara “adamsız uçak” diyor)

USAF, altıncı ve belki yedinci nesil savaş uçaklarının geliştirilmesinden ziyade F-35’in takipçisi olacak daha gelişmiş insanlı ve insansız sistemler istiyormuş. Aslında insanlı sistemler dediklerinde bu altıncı nesil demek. İnsansız ve F-35 yakın performanslı yani daha otonom ve kabiliyetli olanlar ise X-47B gibi olanlar. Bunlarla Yeni Nesil Hava Hâkimiyeti (NGAD) veya Penetrating Counter Air (PCA-Nüfuz edici karşı saldırı olarak çevirebiliriz) harekâtlarının gerçekleştirilmesi planlanıyor veya amaçlanıyor.

ÇUBUK YERİNE FÜZE İLE YAPILAN BAYRAK YARIŞI

Daha önce yayınladığımız F-35 ağ merkezli harp haberini hatırlayanlar olacaktır. Çölde kurulmuş bir gemi simülasyonu olan ve çok uzaktan baksanız çöle oturmuş bir gemi gibi görünen USS Desert Ship’ten fırlatılan SM-3 füzesi, F-35 tarafından bir nevi teslim alınmış ve hedefine angaje edilmişti. Ben bunu füze ile bayrak yarışı yapılmasına benzetiyorum. Bir platformdan füze ateşleniyor örneğin bu denizde SM-6 veya karada başka bir SM-3 olabilir, yüksek irtifada ki F-35 yerdeki platformun radarlarının görmeyeceği uzaklıktaki hedefe yüksek irtifanın avantajını kullanarak radar veya IR teması kuruyor ve füzenin kumandasını eline alarak hedefe yönlendiriyor / güdülüyor. Ona bir şey olursa başka bir F-35 görevi devralıyor. Tıpkı bayrak yarışı gibi. Bayrak (füze) bitiş çizgisine varana kadar elden ele dolaşabiliyor.

İşte şu ana kadar yazdıklarımıza ve daha önceki bazı makalelerimize bakarsanız gelecekte hava görev emri veya görevi yukarıda bahsettiğim gibi bir bayrak yarışı ve ağ merkezli harp kombinasyonu olacak. Sadece ikisini anlattığım engellemelere rağmen (VHF radarlar ve A2-AD uygulamalarındaki hipersonik anti-ship, ve süpersonik SAM füzeleri) başarılmaya çalışılacak görevlerde;

-Ön tarafta ölümden korkmayan, yiğit mi yiğit, gözü kara, akıl küpü (yapay zekâ) silahlı insansız savaş uçakları veya drone’leri veya otonom üzün süre havada kalan akıllı füzeler

-Arka tarafta ise bunları sevk ve idare eden veya hedef tahsisine müdahale edebilen veya sadece izleyip kalan hedefleri temizlemeyi amaçlayan korkak(!) bir F-35 pilotu ve uçağı

olacak. Özellikle siber ve EH teknolojisi zayıf olmasına rağmen parası çok olduğu için topraklarını SAM cennetine çeviren ülkeler USAF ve muadili hava güçlerinin F-22 ve muadili pahalı ve sayı olarak az olan uçaklarına kıyıp ta giremeyeceği savaşlarda, otonom, insansız sistemlerle savaşmak zorunda kalacaklar. Adeta uzay filmlerinde gördüğümüz gibi robot savaşçılara karşı savaşan kahraman pilotların kullandığı dördüncü nesil savaş uçakları olacak. Yukarıdaki örnekler size hayal gibi gelebilir ama daha geçen günlerde aynı gün içinde Pakistan Hava Kuvvetleri ve USAF birer tane İran İHA’sı düşürdü. Benin verdiğim örnek ise bunun tersi olacak. SİHA’ların az gelişmiş ülkelerin pilotları tarafından vurulmaya çalışılması gibi. Tek fark insan yapımı V-247 gibi silahlı İHA’ların (SİHA-UCAV) uzay filmlerindeki hava araçlarına benzememesi olacak.

Yarın ikinci bölümde şunları anlatarak bitireceğim; Ruslar ne yapıyor? F-35 gelecekte yukarıda anlattıklarımı nasıl başaracak ve yapay zekâ ne işe yarayacak?

Kaynak: www.kokpit.aero

Kokpit Aero

Yorum Yap