Emre Özbek

Savaşları etkileyen beyin göçü

  • Son Güncelleme: 23/10/18 16:54:04
  • 2

İnsansız Hava Aracı Sistemlerinin Babası ve Savaşlar Tarihini Etkileyen Beyin Göçü

Bu yazıda sizlere anlatacağım hikâyeye başlamadan önce, beyin göçünü tanımlamak isterim. Çünkü bu hikâyeyi beyin göçü ekseninde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Beyin göçü kısaca, yetişmiş ve iyi eğitim almış kişilerin daha iyi imkân ve fırsatlar için ülkelerini terk ederek başka ülkelerde vatandaşlık hakkı alıp oraya katkı vermeleri anlamına gelmektedir. Dünyada birçok ülke beyin göçü yaşamaktadır. 2018 Economist verilerine göre en yüksek beyin göçü oranları, Yunanistan, Nijerya, Hindistan, Finlandiya ve Vietnam’da görülmektedir. Bu ülkelerden giden yetişmiş kişiler ise yaygın olarak, Norveç, Kanada, ABD, Avustralya, İsviçre, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkeleri tercih etmekte. Türkiye de son yıllarda en çok beyin göçü veren ülkeler listesinde yükselmektedir. Özellikle savunma sanayi alanında çalışan mühendis ve mühendis adaylarımızın bu furyaya katılmaması neden önemlidir, bir kişinin gidişi neleri değiştirebilir, gibi sorulara iyi bir cevap, Abraham E. Karem’in biyografisi.

Karem bir uçak mühendisi ve insansız hava aracı teknolojilerinin öncü isimlerinden. İnsansız hava araçlarının babası olarak biliniyor. Şahsen Karem’i, Lockheed Martin Skunk Works’ün Kelly Johnson’ı, Igor Skorsky ya da Jack Northrop gibi efsaneler arasında görmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kendisi insansız hava araçlarını çok uzun menzillerde vurucu güce çeviren, savaş sanatına insansız hava araçlarını ekleyerek teknolojiyi derinden etkileyen, General Atomics Predator insansız hava aracının tasarımcısı.

Karem Bağdat’ta 1937 yılında doğmuştur. Karem’in ailesi, o 14 yaşındayken yani 1951 yılında İsrail’e taşınmıştır. Karem daha çocukluk yaşlarından havacılığa büyük bir ilgi duymuş ve ilk model uçağını İsrail’e taşındığı yıllarda yapmıştır. Üniversite eğitimini Technion, Israel Institute of Technology’de uçak mühendisi olarak tamamlamıştır. 1973 yılında İsrail, Mısır ve Suriye arasında patlak veren Yom Kippur Savaşı’nda Karem’in tasarladığı insansız hava aracı kullanılmıştır. Air Force Magazine dergisine verdiği röportajda Karem savaşta kullanılan insansız hava aracının bir “decoy” yani hedef şaşırtma amacıyla kullanıldığını ifade etmiştir.

Karem, 1977 yılında ABD’ye göç etmiştir. ABD’ye göç ettiğinde, ABD’de mevcut insansız hava aracı teknolojisi 2 saat havada kalabilen araçlardan oluşuyordu. Karem ise 40 saat uçabilecek bir araç tasarlamak istiyordu. Kendisinden önce tasarlanan insansız hava aracı sistemleri ile ilgili temel sorunun operatör hataları olduğunu tespit etmiş ve bu sistemleri uçurmanın oldukça zor olduğuna karar vermişti. Bu değerlendirmenin ardından Karem kendi insansız hava araçları için standart bir uçuş protokolü yaratmayı ve her koşulda uçabilecek bir uçak tasarlamayı görev bildi. Bu amaçla kendisinin de dahil olduğu üç kişilik ekibini bir elektrik mühendisi ve bir RC hobi pilotundan oluşturdu.

Üç kişilik bir ekip ile Hacienda Heights, Los Angeles’da, evinin garajında ilk insansız hava aracını üretmeye başladığı Leading Systems Inc.’i kurdu. Birlikte, her biri 10 bin dolar değerinde olan eğitim uçakları inşa etmeye ve uçurmaya başladılar. Böylece bittiğinde 300 bin dolar olacak ilk büyük insansız hava araçlarını uçurabileceklerinden emin oldular.

Karem röportajında bu testleri, “Bazı eğitim uçaklarını kırdık ve sonrasında kırmadan uçurmayı öğrendik” sözleriyle anmaktadır. Bu eğitim uçaklarını üretirken başlangıçtaki güvensizliklerini ve elde ettikleri ilerlemeyi anlatmak için, 10 tane uçağı nasıl olsa kırarız diyerek aynı anda ürettiklerini ancak sadece bir tanesini kırdıklarını belirtmektedir. 1981 yılına gelindiğinde Karem’in ekibi, full prototip olan Albatross’u uçurmaktaydı. Albatross ile 56 saatlik uçuş süresi elde etmeleri DARPA’nın (Defense Advanced Research Projects Agency) dikkatini çekti ve ona bu projeyi ilerletmesi için gerekli fon sağlandı.

Karem insansız hava aracı konusundaki başarısını, o dönemde kimsenin yapamadığı bir şeyi başarmasına bağlamakta. 1970 yılında tüm savunma sanayi üreticileri Apollo programı, B-2, F-22 ve ticari projelere odaklanmışken o tüm dikkatini insansız hava aracı sistemlerine odaklamıştı. Karem ve ekibi, DARPA tarafından fonlandığı 18 yılda, 4,4 milyar dolar para ile savaş teknolojilerine yön veren bir çalışma ortaya koydu ve bazı bilinen kuralları kökten değiştirdi.

1987 yılına gelindiğinde, ABD Donanması ve Ordusu 200 adet Karem’in insansız hava araçlarından almak istiyordu. Bu alım isteğinin en büyük nedeni insansız hava aracının sergilediği güvenilirlik ve düşük ücretleriydi. DARPA fonu ile birlikte geliştirilen model Amber, sadece 350 bin dolar’a mal olmaktaydı. Ancak kongrede program üzerine yapılan eleştiriler nedeniyle bu kontrat asla imzalanmadı. Ödeneklerin yetersizliği nedeniyle, Karem Amber projesini Hughes Aircraft şirketine sattı, onlar da kısa süre sonra General Atomics’e sattı.

1994 yılında, General Atomics Amber modelini küçülterek Gnat-750 adını verdikleri bir modeli geliştirdiler. Bu model dönemin CIA direktörü Jim Woolsey döneminde Bosna üzerinde gözlem görevleri ile uçurulmak için satın alındı. Gnat-750, kısa sürede gözlem, keşif ve istihbarat görevlerindeki başarısı ile kendini kanıtladı ve cephane entegrasyonunun ardından Predator ismini aldı. Karem bu gelişmeye “Ben insansız hava araçlarını silahlandırmayı düşünmüyordum. 2001 yılında Hellfire füzeleri Predator’e entegre edilmeden önce bence ordu da bunu düşünmüyordu.” yorumunu getirmektedir.

Karem, İsrail için Yom Kippur savaşı sırasında tasarladıkları insansız hava araçlarının o dönem için gerekli olan hava araçları olduğunu ifade etmiştir. Amber ve Albatross uçakları için ise, soğuk savaş sırasında, NATO müttefiklerinin ağır hava gücüne sahip son derece gelişmiş bir rakiple karşı karşıya kaldığından ve o dönem “oldukça fazla vurucu güce sahip olduklarını ama ihtiyacın vurucu güç değil, gözlem, hedefleme ve lazer işaretleme” olduğunu belirtmiştir.

Başlangıçta tasarımını yaparken böyle bir düşüncesi olmasa da Karem, Predator’ün silahlandırılması ile ilgili bir pişmanlığı olmadığını belirtmektedir. Karem, “Tüm savaşlar yok edicidir, savaşta her iki taraf için de önemli olan şey en az kayıpla sonucu almaktır. Bence silahlı insansız hava araçları, hedefleri uzun süre araştırarak küçük bir füze ile hedefi vurabildiği için 2000 pound bomba taşıyan bir F-16’dan daha kullanışlıdır.” sözleri ile insansız hava araçlarının savaştaki rolünü belirtmektedir.

ABD Hava Kuvvetleri 2018 yılı içerisinde Predatorlerini emekli etmeyi planlıyor. Bu süreçte RQ-4 Global Hawk ve MQ-9 Reaper uçakları insansız hava aracı misyonlarını üstlenmeyi sürdürüyor. Predator emekli olmak için gün sayarken, insansız hava araçlarının babası olarak görülen Abraham Karem’in hayat hikayesini, tasarımının gelişim sürecini ve günümüzdeki insansız hava aracı teknolojisine bakışını anlatmak oldukça anlamlı oldu diye düşünüyorum.

Beyin Göçü

Sizlere Abraham Karem’in hikayesini ve kariyerini anlattıktan sonra, onu İsrail’den ABD’ye göçmeye ve çalışmalarını orada devam etmeye zorlayan sebeplerden yine kendisinin açıklamaları ile bahsetmek isterim.

Biyografisini verirken Karem’in 1974’te IAI’de (Israil Aircraft Industries) çalıştığı ve 1977’de ABD’ye gittiği zaman aralığını bilerek eksik verdim. Çünkü Karem’e bu kararı aldıran nedenleri işlemek istedim. Karem’in göç etme kararı bir gecede olmadı. 1973 yılında IAI’de görev alırken, İsrail ordusu kendilerinden radarları şaşırtacak bir insansız hava aracı tasarlamalarını istemiş ancak onlar bu çalışmayı gerçekleştirdikten kısa bir süre sonra bu insansız hava araçlarını ABD’den aldılar. Bu çalışma süresince emekleri boşa giden Karem için bu durum bir hayal kırıklığı yaratsa da aynı zamanda insansız hava araçları alanının ele geçirilmemiş bir bölge olduğunu fark etmesi açısından faydalı olmuştur. 1974 yılına gelindiğinde tüm üstleri ve arkadaşlarının uyarılarına rağmen Karem IAI’den ayrılmış ve kendi insansız hava aracı şirketini kurmuştur.

Karem’in IAI’den ayrılışı kariyeri için büyük bir lift yaratsa da başlangıçta birçok sürüklemeye maruz kalmasına neden olmuştur. Şirket kültüründen uzaklaşmış olması ve bu süreçte 20’ye yakın patent geliştirmesi onun çalışmalarını hızlandırırken, insansız hava araçları konusundaki ışığı görebiliyor olması, bu ışığı göremeyen kişilere karşı onu sabırsız biri yapmıştır. Karem ile uzun yıllar çalışan bir arkadaşı bu sürece dair şu anıyı anlatmaktadır: Karem bir toplantı sırasında, “Beyler, bu odada gördüğüm her şey mantık dışı.” diyerek savunma sanayi firmalarında çalışan mühendislerle dolu bir odadan çantasını kapatıp çıkmıştır. Bu davranış odadaki herkesi şok etmiştir.

Karem’in IAI’den ayrıldıktan sonraki üç yılı, İsrail ordusundan yetkililere hiçbir satış olmaksızın insansız hava aracı ardına insansız hava aracı sunmakla geçmiştir. Bir devlet kurumu olan IAI’den sancılı ayrılığı da bu başarısızlıkta etkili olmuştur. Diğer bir deyişle kendisine İsrail devlet yetkilileri tarafından ambargo koyulmuştur. Bu durumu üzüntüyle kabullenen Karem, şansını ABD’de denemeye karar vermiştir. Eşi Dina’nın da bu kararı desteklemesi ile kısa sürede ABD’ye taşındılar. Ev arama süreci ile ilgili bir anekdot anlatan Karem, Dina’nın onun evin garajında çalışma niyeti olduğunu kısa sürede anladığını ve ev arama sürecinde garajı olan bir ev değil, evi olan büyük bir garaj arıyoruz diyerek kendisine destek olduğunu anlatmakta.

Yorum

İşte bir beynin kaybedilmesi, başka bir ülkeye göçmesi bu kadar kritik olabiliyor. Üstelik günümüzde 70’li yıllara göre oldukça gelişen girişimci ekosistemi düşünüldüğünde, son yıllarda neler kaybettiğimizi tahayyül edemiyor bile olabiliriz.

Türkiye’nin karşılaştığı beyin göçünün çeşitli sebepleri var, bu durum her birey özelinde değişebilir. Ancak böyle bir durum var ise, devletin bunu incelemesi, gerekli koşulları iyileştirmesi ve yetişmiş beyinlere önem vermeyi arttırması gerekiyor. Aslında sadece devletin de değil, herkesin düşünen beyinlere önem vermesi, fikirlere kulaklarını açması gerekiyor. Eminim yazıyı okuyan herkes kendi özeleştirisini yapacaktır.

Genç mühendis ve mühendis adayı okurlara özellikle en güncel örnek olarak Bayraktar ailesini ve Baykar Makine serüvenini incelemelerini tavsiye ederim. Haluk Bayraktar’dan onların karşılaştığı ve maruz bırakıldığı engelleri okuma fırsatı bulmuştum.

Yazıdan da görüldüğü gibi bir insanı beyin göçüne sürükleyen şey bir gecede alınmış bir karardan ziyade, bir olaylar süreci ve hayal kırıklığı silsilesi oluyor. Devletin yetişmiş kişileri elinde tutmaya özen gösterme sorumluluğu kadar, bireylerin de milli bilince sahip çıkması ve olumsuzluklara dayanabildikleri ölçüde kabiliyetlerini ülkesi için kullanması gerekiyor diye düşünüyorum. Yani beyin göçünün hem maddi hem de manevi olarak önü kesilmelidir.

Bu muhteşem insanın biyografisini sizlerle paylaşmanın yanı sıra, şu dramatik anekdotu da vermek isterim. Karem’in yaptığı insansız hava araçları, her yıl doğduğu ülke Irak’ta yüzlerce operasyon gerçekleştiriyor. Her şeyi bu coğrafyanın kaderi diye düşünerek rafa kaldıramayız. Her beyin, her kabiliyet bir değerdir.

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap