Beyazıt Meydanı'na uçak iner mi?

  • 23/08/2014 12:38

Tolga ÖZBEK

Beyazıt Meydanı'nı üniversite eğitimim sırasında yıllarca adımladım. Ama oraya bir uçak indiğini yıllar sonra öğrendim. Aslında şu anki haliyle kot farkı nedeniyle bunu yapabilmek oldukça güç.

1950'li yıllardaki Türk Hava Kurumu'nun Uçantürk Dergileri'nde bu uçuşu yapan Mehmet Ali Kurçer, o günü şöyle anlatmıştı...

"Harbiye Nazırlığında Enver Paşa bulunuyordu. Akla gelmeyecek şeyleri sunan o zamanın kahraman kumandanı Enver Paşa: 'Bir gün acaba buraya bir tayyare inebilir mi?' diye bir arzu da bulunmuş,  arkadaşımız olan yaverleri, paşanın bu arzusunu bize nakletmişti.

Fakat birkaç tayyareci ibaret olan gurubumuzdan kimse işe yanaşmadı. Çünkü bu iş yüzde yüz tehlike idi. Esasen elimizde bir iki tayyare mevcut idi, Bunlardan benim bindiğim (Rep) tayyaresi de o gün­lerde talim tayyaresi olmuştu ve bu takdirde bu tayyarenin beş on gün­lük bir ömrü kalmıştı.

Bunu düşüne­rek hiç olmazsa bu işi gördükten sonra kırılırsa kırılsın diyerek uçuşu yapmaya karar verdim. 14 Nisan 1915 tarihinde ki bugün Sultan Reşad'ın cülus seneyi devriyesine rastlıyordu, tayyareme miktarı kâfi benzin alarak ve hanga­rından çıkararak çalıştırdım.

Fakat hareketimden Harbiye Nezaretini ha­berdar etmek lâzımdı. Zira esasen helikopterin dahi inmesine müsait olmayan, üzeri telefon ve telgraf hatla­rı ile ağ gibi örülü olan bu çok dar ye­re inebilmek için hiç olmazsa meydan­da girip çıkanların bulunmamasına ve bir kazaya meydan verilmemesine dikkat etmek lâzımdı.

MEYDANA BOŞALTIN!

Bu düşünce ile çavuşu çağırarak Harbiye Nezaretine tayyarenin ineceğini telefonla bildir­mesini emrettim. Telefon odası 250 metre kadar uzakta, o zaman müdürümüz olan Yüzbaşı Fesa Bey'in odasına biti­şik idi.

Çavuş buradan telefon eder­ken Fesa Bey işitiyor ve odasından fırlayarak: "Ne, ne? Harbiye Neza­reti önüne inmek üzere tayyare mi gi­diyor?" diye telâşlanarak ve başının saçlarını yolarak: "Mehmet Ali, de­lirdin mi?" diye bağırarak bana doğru koşuyordu.

Yanıma gelerek beni menedeceğini bildiğim için motora da­ha fazla gaz vererek ve görmemezlikten gelerek yerden kalktım. Çünkü az­mettiğim şeyi mutlaka yapmalıydım.

Beyazıt üzerine geldiğimde irtifam 1500 metreyi bulmuştu. Burada mo­toru durdurarak dik aşağı dönerek alçaldığımı gören İstanbul halkını telâş almış ve tayyarenin düştüğünü zannetmeye başlamışlardı.

İrtifam 50 met­reye düştüğünde, beni de bir heyecan aldı. Telgraf ve telefon telle­rinin arasından geçip yere inecek bir delik göremiyordum. Hemen tekrar motora gaz vererek biraz daha yükseldim ve evle­rin damları üzerinden sürünerek bir tur daha yaptım. Beyazıt Camii ta­rafındaki bakırcılar üzerinden buldu­ğum bir delikten dalmaya karar ver­dim.

Fakat bu deliğe gelmeden evvel tayyarenin süratini o kadar kestim ki de­likten girer girmez tayyare 40-50 metre yürümeden tam Harbiye Neza­reti binasının kapısı önünde durdu. Bu arada Enver Paşa, müsteşarları ve daha büyük rütbeli kumandanlar ve zabitan koşarak tayyarenin etra­fını sarmışlardı.

Kapılardan İstanbul halkı da hücum ediyordu. Hemen ka­pılara nöbetçiler konarak ve Hilâli Ahmer tarafından iane kutuları tutu­larak yüz binlerce kuruş iane toplan­maya başlamıştı. Asker kalabalığı açıyordu. Ne var diye düşünmeye mahal kalmadı. Enver Paşa yanıma gelerek "Merhaba arkadaş" diyerek elimi sıktı ve  "Buraya nasıl inebildin?" dedi.

Ben de "Paşam, bir Türk tayyarecisi için yapılmayacak hiçbir iş olmayacağını göstermek için in­dim." dedim. O zaman Enver Paşanın gözleri yaşardı ve omzumu okşayarak yanımdaki yaverine bir şeyler söy­ledi.

Beş dakika geçmişti, bir kırmızı atlas kese ile yüz sarı altını cebime koydu. Alkışlar içinde Enver Paşa yanımdan ayrıldı. O za­mana kadar İstanbul halkının çoğu yakından bir tayyare görmediklerin­den kapılarda iane kutuları dolup bo­şalıyordu.

REP UÇAĞI 3 GÜN SERGİLENDİ

Üç gün tayyareyi mey­danda alıkoydular, inmek nasıl yüz­de doksan dokuz tehlike ise oradan tekrar kalkmak da yüzde yüz tehlike olduğundan üç gün sonra tayyarenin  kanatları çıkarılarak ve yanlara bağ­lanarak bir otomobil ile çekilip Yeşilköy’e nakledildi"

Pilot Mehmet Ali Kurçer, Türk Havacılığı'nın ilk pilotlarından biriydi. Çanakkale Savaşı'nda ve Irak Cephesi'nde görev yaptı. Türk Hava Kurumu ve Devlet Hava Yolları'nda görev yaptı. Adı 1961'de vefat ettikten sonra Bursa Belediyesi tarafından bir caddeye verildi...

HİÇ AĞACIN ÜZERİNE İNİLİR Mİ?

İnilmez tabi ki... Hem de planörle... Yani motorsuz bir hava taşıdı ile... Kokpit.aero'ya yolladığı yazılardan da tanıdığınız Mustafa Kılıç, geçtiğimiz günlerde özel bir fotoğrafı paylaştı bizlerlerle.

Bu fotoğraf, yine Türk havacılığının efsane pilotlarından Emrullah Ali Yıldız'a ait bir inişti...

O inişin hikayesini de Mustafa Kılıç şöyle yazmıştı...

"13 Mart 1937 sabahki uçuşlar sırasında, Türkkuşu pilotlarından Emrullah Ali Yıldız’ın gösterdiği büyük mahareti ve soğukkanlılığı Ayasofya ve Gülhane parkında bulunan halk tarafından heyecanla ve ilgi ile takip edilmiş ve alkışlanmıştır.

Sabah saat onda Türkiye’nin baş tayyarecisi Vecihi Hürkuş tayyaresine binerek ve arkasına da 2 numaralı motorsuz tayyareyi bağlıyarak Yeşilköy den havalanmıştır. Motorsuz tayyare Türkkuşu’nun genç pilotlarından E.Ali Yıldız tarafından yönetiliyordu. Vecihi Hürkuş’un tayyaresi arkasında motorsuz tayyare olduğu halde şehir üzerinde birçok daireler çizdikten sonra Ayasofya ile Gülhane parkı arasına gelmiş ve seri birtakım daireler çizmeye başlamıştır.

Halk iki tayyarenin yaptığı bu hünerli uçuşları büyük bir ilgi ile izlemeye başlamışlardı. Tam o sırada motorsuz tayyare bağlı bulunduğu Vecihi Hürkuş’un tayyaresinden ayrılmış ve tek başına havada kalmıştır. Buna sebep iki uçak arasındaki çelik telin kopmasıdır"

Emrullah Ali Yıldız, 1909'da Bursa'da doğdu. 1926'da Yeşilköy Uçak Makinist Okulu'na girdi. 1931'e kadar uçak teknisyenliği yaptı. Memleketine döndüğünde planör inşa etti. Çalışmaları Türk Hava Kurumu'nun dikkatini çekti. Ankara'ya çağırıldı. Aralarında Sabiha Gökçen'in de olduğu 6 kişilik ekiple Rusya'ya Planör Yüksek Okulu'na gitti, eğitim aldı.

Dönüşünde öğretmen pilotluğa başladı. 18 saat 35 dakika havada kalarak planör Türkiye rekorunu kırdı. Bir çok mesafe rekoruna da imza attı. Daha sonra THK'dan ayrıldı. Fotoğraf stüdyosu açtı. Paraşüt, planör ve fotoğrafçılık dalında icatlere imza attı. 1996'da İstanbul'da hayata gözlerini kapadı...

10 bin saatten fazla uçuşu vardı...

Bir tarafta Beyazıt, diğer tarafta ise Gülhane Parkı... Nice emniyetli inişlere...