Suda biten bir macera!

  • 01/02/2014 18:28

Havacılıkta özel sektör denildiğinde akla hep havayolları gelir. Peki bugün filosu ciddi rakamlara ulaşan genel havacılık veya hava taksi şirketleri? Türkiye’nin ilk genel havacılık şirketi ‘Gök Tur', 1952 yılında faaliyete geçer. Kurucusu Azeri asıllı pilot Mehmet Altunbay’dır.

Altunbay’ın macera filmi gibi bir hayat yaşar. 1941’de Azerbaycan Ruslar tarafından işgal edilince, uçağıyla İran’a kaçar. İkinci Dünya Savaşı’nın çalkantılı günlerinde zor bir mücadelenin ardından Türkiye’ye sığınır. Bir dönem Nuri Demirağ'ın Yeşilköy'de kurduğu Gök Okulu'nda görev yapar. Nuri Demirağ uçak fabrikasının yaptığı uçakları uçurur.

Nuri Demirağ havacılıktan çekilmek zorunda kalınca, Gök Tur adında şirketi kurar. Amacı Türkiye’de genel havacılığı geliştirmektir.  Ağustos 1952’de iki uçakla şirket faaliyetlerine başlar. Bunlardan biri TC-GÜN tescilli Percival Proctor V tipi tek motorlu uçaktır. Alttan kanatlı, İngiliz imalatı olan uçak, dört koltukludur.

Filodaki diğer uçak ise TC-GÖK tescilli Airspeed Consul’dur. İngiliz AirSpeed şirketinin tasarımı olan uçak, çift motorlu ve 8 koltuk kapasitesine sahipti. Sivil bir uçak olarak tasarlana Airspeed Consul, İkinci Dünya Savaşı sırasında askeri amaçlı kullanıldı. Türk Hava Kuvvetleri’nde de görev yaptı. (*1)

UÇUŞLAR BAŞLIYOR

Gök Tur şirketindeki pilotlardan biri de Talip Demirkol’dur. Devlet Hava Yolları’nda görev yapan Demirkol, Gök Tur şirketine baş pilot olarak girmiştir. Şirket uçaklarını getirdikten sonra müşteri aramaya başlar. Ancak o yıllarda Türkiye’de farklı noktalara uçacak iş adamı sayısının azlığının yanı sıra yaşanan uçak korkusu nedeniyle Gök Tur fazla müşteri bulamaz.

Şirket zor durumdadır. Masraflarını çıkartmakta zorlanmaktadır. Altunbay istemeyerek gazetelerle anlaşma yapar. İstanbul’da basılacak gazeteler, Airspeed Concul uçağı ile yurt içinde çeşitli noktalara dağıtılacaktı.

TARİHLER 22 KASIM 1952’Yİ GÖSTERİYORDU

Talip Demirkol, 22 Kasım 1952’de gazeteleri taşımak için uçuş hazırlıklarına başladı. Tek başına Airspeed Concul ile uçacaktı. Bu olayı, 1966’da yayınlanan Gazeteci/yazar Fikret Arıt'ın "Türk Havacılık Hikayeleri" adlı kitabında şöyle anlatılmıştı:

"Yurt içinde yolcu ve gazete taşımak için Mehmet Altunbay tarafından kurulmuş Göktür adlı özel bir hava şirketi idi. Biri tek motorlu, öteki de çift motorlu, İki uçakları vardı. Uçaklardan ikisi de tahta iskeletli ve bez kılıflı idi.

Şirketin pilotlarından on beş yıllık havacı, otuz üç yaşındaki Talip Demirkol, 22 Kasım 1952 sabahı gazeteden adım atılamayacak durumda olan iki motorlu Consul uçağının kaptan pilot yerine geçti. Ceketinin çıkarıp astı. Telsiz kulaklıklarını taktı. Kuleden İzin adlı, Motorları çalıştırdı. Eli ile şir­ketin makinisti Mecit Epli’ye veda etti. izmir'e gitmek üzere Yeşilköy havaalanının pistinden Marmara'ya doğru havalandı.

3 BİN METREYE TIRMANDI VE…

Soğuk olmakla beraber hava açık, rüzgarsızdı. Talip Demirkol 3 bin metreye kadar çıktı. Hareket edeli henüz on dakika olmuştu ki Adalar açıklarında sağ motor yağ basıncının düştüğünü, yağ sıcaklığının yükseldiğini gördü.

Yağsız kalmış olan motorun pervanesi az sonra da durmuş oldu. Talip Demirkol durumu kuleye bildirdi: "Sağ motor parçalandı, geri döneceğim." Kuleden cevap verdiler: "Hay hay... Kalktığın piste iniş yapabilirsin."

 Talip Demirkol, Yeşilköy yönüne döndü. Yük çok fazla olduğu için uçak durmadan irtifa kaybediy­ordu. Gazeteleri atıp uçağın yükünü hafifletecek kimse de yoktu. Talip Demirkol tekrar kuleyle konuştu: "Uçak irtifa kaybediyor, Belki 24 pistine inemem. Daha berideki 06’ya inebilir miyim?" Kuleden cevap verdiler: "Hay hay... Onu da kullanabilirsin..."

Talip Demirkol uçağın daha hızlı irtifa kaybetmeye başladığını görünce tekrar kuleye seslendi ve denize daha yakın olan 36 pistine istedi. Kuleden: "Meydan senin" diye cevap verdiler.

Fakat meydana daha mesafe vardı. Uçağın denizden yüksekliği ise yüz metreye inmişti. Kuleden sordu­lar: "Durumunu bildir" Talip Demirkol durumunu bildirdi: "Denize yüz metre kaldı." Az sonra ilave etti: "Elli metre kaldı." Ve son durumu açıkladı: "Vaziyet bombok... Denize İniyorum."

Uçuş başlığını çıkardı. Tek motor uçağı mütemadiyen yana çektiği için gazı kesti. İnişe hazırlandı. Sorun çıktığın­dan bu yana yarım saat geçti.

YÜZME BİLMİYORDU! 

Talip Demirkol, Erzincan doğumlu idi. Fakat Bostancı'da büyümüştü. Denizi çok severdi. Bu yüzden üç yaşındaki oğlunun adını Barbaros koymuştu. Fakat o güne kadar bir türlü fırsat bulup yüzmeyi öğrenememiş, deniz suyu diz boyunu geçmemişti.

Uçak tatlı tatlı denize kondu. Bir süre su üstünde kaydı. Hızı ağır ağır azaldı. Nihayet durdu. Burnu suya girdi. Bu gidişin devamlı olacağını, sonra sıranın gövdeye geleceğini düşünen pilot, uçaktan çıkmaya karar verdi.

 Arka taraf gazete dolu olduğu için kapıdan çıkamazdı, ikinci pilot koltuğunun arka tarafında duran ve böyle bir durum için saklanan kısa saplı baltayı aldı. Pilot mahallinin üst kısmındaki mikanın kenarlarına vurdu. Sonra yassı tarafı ile ortasına vurup mikayı attı. Kenarlara tutunarak ken­dini yukarı çekti. Sol kanadın üstüne çıktı. Mikanın kenarlarda kalmış olan pürüzleri avuçlarını kesmişti. Aldırmadı. Dikkatle uçağın durumunu izliyor, batarken kendini de sürüklemesin diye denize atlamayı düşünüyordu.

Fakat atlayınca ne yapacaktı? Plajlarda gördüğü bazı kabak kafalı, kocaman göbekli adamları hatırladı. Sırtüstü yatıp batmadan suyun üstünde duruyorlardı. O da duramaz mıydı? insanlar yüzmeyi suyun içinde yürüye yürüye öğrenmiyorlardı ki. Elbette derin yerlerde çırpına çırpına öğre­niliyordu bu iş. Bir defa deneyecekti. Hem meydan kulesi durumu biliyordu. Yardımına gelecekler­di.

UÇAK BATIYOR! 

Uçak santim santim suya giriyordu, Kanatla deniz arasında bir karışlık bir mesafe kalmıştı. Talip Demirkol atlamaya karar verdi. Denize atlayanları gözlerinin önüne getirdi. Ellerini birleştirip dikine suya dalıyorlardı. O da öyle yaptı. Yüzükoyun suya kapandı. Karnı fena halde acıdı. Çırpınmaya başladı. Fakat suyun üstünde duramıyor, batıyordu.

Tekrar kabak kafalı, kocaman göbekli adamları hatırladı. Sırtüstü döndü. Kollarını açıp avuçları İle suya vurmaya başladı. Batmıyordu artık. Su üstünde kalabileceğine dair olan dolu idi ki suyun kasım soğukluğunu bile hissetmiyordu.

Birden bir korkuyla kapıldı. Bu çırpınmaya göre ya kalbi durursa?.. Plajlarda sırtüstü yüzerken gördüğü kabak kafalı, kocaman göbekli adamlar onun gibi çırpınmıyor, çok sakin hareket ediyor­lardı. Hareketlerini ağırlaştırdı. O zaman suyun üstünde daha rahat durduğunu gördü, Acaba pan­tolonunu ve ayakkabılarını çıkarsa daha da rahat etmez miydi?

 

Sağ elini kemerine götürdü. Fakat hemen battı. Pantolonunu çıkarmaktan vazgeçerek kolunu açtı. Ayaklarının ucu ile topuklarından iterek ayakkabılarını çıkarmayı denedi. Bu sefer de ayak­larının battığını ve onu çektiğini gördü. Böyle idare etmeye karar verdi.

YÜZME DENEMELERİ 

Kendi derdine düştüğü için uçağı unutmuştu. Yapacak başka bir şeyi kalmayınca uçağı aradı. Uçak üç, dört metre kadar sol yanında duruyordu. Baş da, gövde de biraz daha suya gömülmüştü. Pilot birkaç el hareketi ile uçağın yanına geldi. Tutunmak istedi. Fakat dikkat edince, uçağın burnunun, az olmakla beraber devamlı şekilde suya girdiğini gördü. Tutunursa ona da beraber sürükleyeceğini düşünerek vazgeçti. Tekrar uzaklaştı. Yalnız su üstünde kalmakla yetinmiy­or, istediği tarafa hareket de edebiliyordu.

Gözleri parladı. Ölmeyecekti. Hem denizde boğulan­lar bile suyun üstüne çıkmıyor muydu? İnsanın ölüsü su üstünde kaldıktan sonra dirisi neden kalmasın? Kendi kendine: "Talip, kurtulursan kurban keser misin?" diye sordu. Ve cevap verdi: "'Hayır, kesmeyeceğim.' Allah'ı mı kandıracaktı? Kurbanı hangi para ile alacaktı? Şirketin durumu da ondan farklı değildi ki ilerisi için bir şeyler ümitlenerek adakta bulunsun.

O sabah benzin parasının yirmi beş lirasını cebinden vermişti, iyi ama ne zamana kadar böyle kalacaktı? Ne gelen vardı, ne de giden. Su üstünde kalabilmenin verdiği güvenle yüze yüze kıyıya gitmeyi düşündü. Yüzebilmek için yüzükoyun döndü. Fakat başı döndüğü için tekrar eski durumunu aldı. Bu dene­meyi sırtüstü yapacaktı.

Başını hafifçe kaldırıp kıyıya baktı. Yeşilköy camisinin minaresini gördü. Başını o yana çevirdi. Birkaç el hareketi yaptı. Tekrar başını kaldırdığı zaman minareyi yine gördü. İleri gitmeyip olduğu yerde döndüğünü anladı. Bu sefer güneşi ayarladı. Güneşle kıyının durumunu hesapladı. Tekrar ağır ağır el hareketlen yapmaya başladı.

KEŞİF UÇAKLARI TEPESİNDE

Uzun süre böyle hareket ettikten sonra durumunu incelemek üzere durdu, Uçaktan yüz metre kadar açılmıştı. Yaptığına pişman oldu. Yardıma gelecek olanlar onu uçağın ya içinde, ya da yanında arayacaklardı. Olduğu yerde durmaya karar verdi, Aynı anda uçak motoru gürültüleri duydu. Bir topçu keşif uçağı çok alçaktan uçarak üstünden geçti. Onu ikinci ve üçüncü keşif topçu uçakları izledi. Az sonra şirketin tek motorlu uçağı geçti. Bu geçişler birkaç defa tekrar etti. Nihayet topçu keşif uçaklarından biri üstünde daireler çizmeye başladı. Talip Demirkol kendisini gördüklerini anladı.

Uçak bir ara gitti. Az sonra tekrar geldi. Tekrar gitti. Bu hal birçok defalar tekrar etti. Talip Demirkol kürek sesleri duydu. Yanı başında bir filika belirdi. İçinde üç gemici vardı.

Sakallı olanı gülümseyerek ve İtalyan şivesi ile Fransızca olarak: "Bonjour" dedi. Talip Demirkol da Fransızca cevap verdi: "Bonjour”.

Gemiciler su üstünde rahat rahat duran kazazedenin yüzme bilmediğini akıllarının kenarından bile geçirmedikleri için telaş etmiyorlardı. Sakallı gemici: Ne yapıyorsunuz burada?" diye sordu. Talip Demirkol gülümsemeye çalıştı: "Hiç... Havayı güzel buldum, yüzüyorum."

"Sizden başka kimse var mı? "Hayır."

"Bize yerinizi bir uçak haber verdi. Gelin."

İki gemici sarkıp Talip Demlrkol'u kollarından ve koltuk altlarından yakaladılar. Filikaya çektiler. Sonra küreklere oturdular. Talip Demirkol yüz metre kadar ileride kereste yüklü bir şilep gördü. Şilebin hemen yanında da uçağı fark etti. Uçağın yalnız kuyruğu su üstünde kalmıştı. Gemiciler filikayı uçağın açığından geçirip, İtalyan bandrolü Lando adındaki şilebin ip merdivenine yanaştılar. Talip Demirkol son gücünü kullanarak merdiveni tırmandı. Nefes nefese kendini güverteye attı.

 Kaptan olması muhtemel çok şeritli bir adam gülümseyerek onun elini sıktı. Fransızca: "Geçmiş olsun" dedi. "Teşekkür ederim." "Bakın bakın."

Talip Demirkol onun gösterdiği yana baktı. Sanki pilotunun kurtulmasını beklemiş gibi uçağın kuyruğu da sulara gömülüyordu”

 

GÖK TUR NE OLDU?

İşler beklendiği gibi gitmeyince Mehmet Altunbay, 1953’te Gök-Tur Havacılık Şirketi kapattı. Türk Hava Yolları’na geçti. 1960 yılına kadar baş pilot olarak uçtu. Şirketin ikinci uçağı TC-GÜN hakkında fazla bir bilgi yok. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, 1957’de yeni tescil kayıtlarına geçtiği için bu uçağın ne olduğu bilgisi arşivlerde yer almıyor.

 

(*1) SİVİL UÇAK OLARAK TASARLANDI AMA…

Talip Demirkol’un Marmara Denizi’ne mecburi iniş yaptığı uçak, Türkiye’nin ilk hava taksi şirketi Gök-Tur’a aitti. Türk Hava Kuvvetleri tarafından kullanılan İngiliz AirSpeed şirketinin imalatı Concul’lar 1930’ların başında tasarlandı. Amaç 8 koltuklu sivil bir yolcu uçağı idi. İlk uçuş 1934’de gerçekleştirildi. Uçak daha sonra askeri görevlerde kullanılmak amacıyla 1937’de gerekli değişiklikler yapıldı.

Askeri modeli sivil versiyondan daha fazla ilgi gördü. Toplam 8 bin 751 adet imal edildi. İkinci Dünya Savaşı’nda başta İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri olmak üzere dünyanın dört bir tarafında kullanıldı. Uçaklar irtibat, hafif nakliye ve bombardıman uçak pilotlarının eğitimlerinde görev aldı.

Savaş sonrasında ise 162 adeti ilk görevi yani yolcu taşımacığına döndü. Hatta bugünün dev havayolu şirketleri Singapur ve Malezya Havayollarının ilk yolcu uçakları AirSpeed Concul’du. Uçakların bazılarının kuyrukta bulunan iniş takımları iptal edildi. Yerine buruna iniş takımı yerleştirildi.

Ancak savaştaki yoğun kullanım, uçağın gövde yapısının tahta olması nedeniye sivil kullanımları da pek uzun ömürlü olmadı. Yerini daha modern pervaneli yolcu uçaklarına bıraktı.

Teknik Özellikleri:

Uçuş Ekibi: 1 pilot

Gövde Uzunluğu: 10.8 metre

Kanat Açıklığı: 16.3 metre

Yükseklik: 3.1 metre

Boş Ağırlık: 2.720 kg

Maksimum Kalkış Ağırlığı: 3.740 kg

Motor: 2 adet Armstrong Siddeley Cheetah

Motor Gücü: 375 beygir

Maksimum Hız: 300 km/saat

Menzili: 1448 km

Servis İrtifası: 7.163 metre