Mustafa Kılıç

Uçan kanat yapmıştık

  • Son Güncelleme: 30/09/13 01:50:43
  • 3

Uçan kanat yapılması fikri 1947 yılının Ekim ayında filizlenmişti. Türk Hava Kurumu (THK) Genel Başkanı Seyfi Düzgören askerden dönmek üzere olan Uçak Mühendisi Yavuz KANSU’yu yanına çağırarak yeni bir projeyle THK adının göklerde olmasını ister. Yavuz Kansu’ da daha öncelerden beri kafasında şekillendirdiği uçan kanat planörü projesini genel başkanına arz eder. Olur, alınarak derhal çalışmalara başlanılır.

 

Bundan sonrasını Yavuz KANSU’nun el yazması notlarından aktarmaya devam edelim:

 

“Temmuz’da Müdüre başvurarak planörün yaz devresinde bitirilmesi için bütün büronun Mühendis Mehmet TALU dâhil kanat üzerinde çalışmasını teklif ettim. Epeyce tartıştıktan sonra kabul ettiler. Artık büro tam kapasiteyle çalışıyor, hatta Pazar günleri bile mesai yapıyorduk. Kısa zamanda çok yol almıştık. Fabrika tarihinde hiçbir projenin bu kadar uyum ve hızla sonuçlandırıldığı görülmemiştir.

Kanat burun sinirlerinin kaplanması yapılırken bir aksilik oldu, kontrplak yapıştırılırken iyi sıkıştırma yapılmadığı için burun sinirleri attı, yeni sıkıştırma yöntemiyle tekrar yapıştırıldı. Dikey dümenin inşası da oldukça sıkıntı yarattı. Bunun lenjoronunu çelik boru yapmıştık, kaynaklı parçalarla sinirlere bağlanıyordu. Bu şekilde konstrüksiyonun iyi olmadığı ortaya çıktı.

Temmuz ayı ortalarında artık kanadı şekillendirmiş bulunuyorduk. Aslında tekerleklerde takılınca ilk tartıları yapabilecek konumdaydık. Merkezi ağırlığın yeri konusu uykularımı kaçırıyordu. Atölye aralıksız çalışıyor, Pazar günleri mesai devam ediyordu. İşçiler bile yaptıkları işin zevkine varmışlardı.

İTÜ ÖĞRENCİLERİ STAJ YAPARLARDI

Ağustos ayında İstanbul Teknik Üniversitesi tatil olduğundan son sınıfa geçen öğrenciler de staj için fabrikaya gelmişlerdi. Onlarda heyecanla uçan kanadın yapımını izliyorlardı. Zaman zaman onların düşüncelerini soruyor ve daha iyilerini onların yapacaklarını söylüyordum. Havacılık Dairesi Genel Müdürü Hakkı GÖKSEVER’ de sık sık gelip uçan kanadın yapımını takip ediyor ve biteceği günü merakla beklediğini söylüyordu. Test Pilotu sorunu henüz halledilmemişti. Dayanıklılık ve aerodinamik gurupları da işlerini çok ilerletmişlerdi. Bu sıralarda Seyfi Paşa İstanbul ‘a gitmişti. Telefonla beni arıyor kanat ile ilgili bilgiler alıyordu.

Bu sıralarda Emel izin istedi, bende planörün son çizilecek kısımlarından biri olan çekme çengelini bitirerek gitmesini söyledim. Habicht planörünün çekme çengelinin aynen kopya edilmesini tavsiye ettim. Emel bunu taslak olarak çizip Kemal SERİNYEL’e verdi, bende kendisini izine yolladım.

KANAT UÇACAK DURUMA GELİR

19 Ağustos 1948 Perşembe akşamı kanat uçacak duruma gelmişti,  gece saat 3 ‘e kadar stajyer çocuklarla, yani Bülent ATABEK, Turgut ÖZKAN, Sedat TANGUDUR, Asri AY ve Fikret OĞUZ’ la beraber kanadın son hazırlıklarını tamamladık. Saffet’e verdiğim bütün sözlere rağmen ertesi sabah uçurmamak kararımı nasıl tutacağımı merak ediyordum. Pilot Kadri KAVUKÇU’ya bir gün önceden meydana gelmesini de söylemiştik.

20 Ağustos Cuma günü saat 7’de planörü meydana çıkardık. Amaç cip yedeğinde koşturmak ve çok kısa sıçramalar yaptırmaktı. Etimesgut pistinin doğu kısmından çekme başladı,  planör 40 metre koştuktan sonra aniden yaklaşık 10 Mt. Kadar havalandı, bir süre sonra cipten kurtularak düzgün bir iniş yaptı. Artık sevinçten havalanma sırası bize gelmişti.

Pistin diğer ucunda bir sıçrayış daha yaptı, Ama bu kez 10 Mt.’ye çıkmamaya dikkat etti. Ben pistin ortasındaydım, hemen Kadri’ye koştum, çok sevinçliydim. Kadri de oldukça heyecanlı gözüküyordu, nasıl dedim?  Ve tebrik ettim. Kırk yıllık dostmuşçasına birbirimize sarıldık ve o dostluğumuz ölene değin sürdü.

Kadir; dikey dümenlerin kumandasının hemen hemen hiç olmadığını, kanatçığın da istenilen nitelikte olmadığını yalnız ufki dümenin iyi durumda olduğunu söyledi. Birkaç kez daha sıçrattık. Aynı tespitlerde bulunduk ve fabrikaya geri döndük.

ANKARA ÜZERİNDE UÇUŞ

Selahattin Bey İstanbul’da bulunan Seyfi Paşa’ya bu uçuşun tüm ayrıntılarını telefonla bildirdi. Aslında bu bir müjde telefonuydu. Hepimiz çok mutluyduk. Ertesi sabah 26 Ağustos’tu, o gün kanadın Ankara üzerinde uçmasını istiyorduk.

Sabahleyin Kadri ve Bahattin’e talimat verdik. Ankara üzerine giderek kısa bir tur atıp döneceklerdi. Kalktılar meydan turunu atıp Ankara’ya doğru yöneldiler. Biz kanadı gözden kayboluncaya kadar izledik. Diğer arkadaşlar Ankara’daki dostlarına telefon etmek için bürolara koştular. Seyredin bizim yaptığımız kanat geliyor diyeceklerdi. Ama tüm sevincimiz kursağımızda kalmıştı. Planörün çekme halatı bağlantı yerinden çıkmış ve planör hiçte uygun olmayan bir zemine mecburi iniş yapmıştı.

Gördüğümüz durum bizi çok üzdü. Planör acınacak haldeydi. İki dikey dümeni’ de kırılmıştı aynı zamanda kanadın sağ taraf sinirleri’ de kopmuştu. Ana tekerlek kırık durumdaydı. Kadri kazanın yakınlarında bulunan Mevki Hastanesine kaldırılmıştı. Yarasının ağır olmadığı söyleniyordu. Saffet hastaneye koştu, bende Sedat’la beraber planörü incelemeye başladım. Olay yerinde oldukça kalabalık birikmişti. Bunların arasından kötü sözlerde gelmeye başlamıştı, bunlara aldırmıyorduk bile.

PLANÖR SÖKÜLÜYOR

Planörden hayır yoktu, ama onu o durumda orada bırakamazdık, aslında ustalarda gelmişlerdi. Hemen ortadan ayırıp iki parça halinde fabrikaya götürmeye karar verdik. Lonjeron bağlantılarına bir şey olmamıştı, fakat cıvataları ayırmak çok zordu, ön tarafı ayırdık arka tarafı da kestik ve kamyona yükledik. Saat dokuzda planör ortadan kaldırılmıştı.

Azimle çalışarak neredeyse tekrardan yaptığımız kanat kısa sürede bitmişti. Sadece üstünü beyaz, altını kırmızıya boyama işlemi kalmıştı. Tamirat gerçekten kısa zamanda bitirilmişti. Kanatı bitmiş haliyle tarttığımızda 535 Kg. geliyordu. Bu ağırlık hayret edilecek bir şeydi. Nedenini çok geçmeden bulduk. Kanadın orta kısımlarına Selahattin Bey kontrplak kaplatmıştı. Ayrıca Saffet merkezi ağırlığın daha önceki testlerdeki yerlere gelebilmesi için,   35 Kg. kontrplak ilave etmişti. Her iki artışta canımı sıkmıştı. Tecrübelere başlamak gerekiyordu.

KAZA ANI

Pistin ortasına yakın bir yere Seyfi Paşa, Server ZİYA, Muammer AKSAN ve Fikret ÇELTİKÇİ beylerde geldiler. Uçak ve planör harekete geçtiler, planör belli bir şekilde sağa kaçtı, bu kaçış sabahkinden fazla idi, fakat pistten dışarı çıkmadan havalandı. Sağa kaçış havada devam ediyordu, bir süre böyle uçtular. Ben arkadan,  planörün birden bire yere doğru inerek piste çarptığını ve tekrar havalanarak sağa döndüğünü, tam bu esnada uçağın havalandığını gördüm. Sonradan; okuldan seyredenlerin anlattıklarına göre bu vuruş kayışla birlikte olmuş. Sağa dönen planör start yapmasaydı, Focke Wulf’u yere çarptırarak parçalayabilirdi.

Planör alay istikametindeki nakliye uçaklarına doğru giderken kanat ucu üzerine yere vurdu, burun üstü dikilerek ters döndü ve yere kapaklandı. Donduk.

 

Paşa Mardin e hareket etti, Moralim çok bozuktu, bende Ekim başlarında İstanbul’a gittim. İstanbul’a gelen haberlere göre, Pilot Cemal UYGUN kazanın tüm sağlık problemlerini atlatmıştı. Kanadın geleceği ise şüpheliydi.

NORTHROP’A MEKTUP YAZILDI

Ankara’ya döndükten sonra kaza incelemesini derinleştirmeye başladık. Bu arada ilk tecrübe pilotu Kavukçu, resmi tecrübe raporunu verdi. Ekip olarak aldığımız kararla Amerikan uçan kanatlarının ünlü mühendisi Mr. Northrop’a mektup yazarak kanadımıza ait dökümanları yolladık. Mr. Nortrop un incelemesini ve fikirlerini merak ediyorduk. Genel merkezce verilen emir üzerine; kazayı gören veya duyan havacılık dairesi pilotlarının tamamından kaza ile ilgili görüşleri istenmişti. Tüm görüşler incelenerek detaylı rapor hazırlanacaktı. Raporu tamamlayamadan başka bir kötü haber geldi. THK Genel Başkanı Seyfi DÜZGÖREN Paşa’yı kaybettik.

KAZA NEDENİ NETLİK KAZANAMAZ

Havacılık dairesi pilotları, Basri ALEV ve Ömer TÜRKEŞ hariç kazayı izah edemiyorlardı. Genelde kanadın iyi olmadığı konusunda görüş bildiriyorlardı. Yalnız yukarıda adlarını verdiğim hocalar pilotaj hatasını kabul ediyorlardı.

Topladığımız ve değerlendirdiğimiz tüm bilgileri genel merkeze iletiyorduk. Yazışmalar aylarca sürdü.

Bense Paris havacılık sergisine katıldıktan sonra haziran başında yurda döndüm, henüz kanat bitirilmemişti. Derhal hız verdirdim, Ağustos 1949 da ikinci uçan kanat hazır duruma gelmişti. Tartılarda hafifletmemizin yararlarını gördük. 1949 yılında iyi bir römork uçağımız olmadığından kanadı uçuramadık. Birçok Avrupa gazetesi ondan övgüyle bahsettiler ve resimlerini yayınladılar. Şeklen birinci kanada benzeyen ikincisinin daha şanslı olmasın arzu ediyordum…”

 

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap