İki Filo Arasında Tatlı Rekabet ve Çekişmeler

  • 27/06/2013 15:11

Merzifon’da, iki filo arasında tatlı bir çekişme ve rekabet hiç eksik olmazdı. Mesela filolardan birinin ikmal subayı, uçak lastiklerinin kritik duruma gireceğini öğrenirse, bu haberi bakımcı arkadaşına söyler, o da önce davranarak ikmal deposundan temin ettiği lastikleri naylon torbalara sarıp uçuş hattının yakınında, kimsenin bulamayacağı bir yerde toprağa açtığı çukura gömüp saklardı.

Uçak lastiği olmadığından uçamayan filo, diğer filonun uçtuğunu görünce, ikmal deposunda tek bir lastik olmadığı halde, nasıl olup da diğer filonun lastik temin edebildiğinin sırrını çözmeye çalışırdı. Başka bir sefer diğer filo oksijenin kritik duruma düşeceği haberini alır, o filonun bakımcıları da ikmal deposundan temin ettikleri sanayi tipi dolu oksijen tüplerini toprağa gömüp saklarlardı. Oksijen olmadığından uçuşun kesik olduğu bildirildiğinde, bir filo uçamazken diğer filo toprak altından çıkardığı oksijen tüpleriyle uçakların oksijen ikmalini yaparak uçuşa gider, bu sefer de diğer filo bu işin sırrını çözmeye çalışırdı. Sabah filoya geldiğimizde oksijen olmadığı için uçuşun kesildiği söylendiği zaman biz gençler bu habere müthiş içerler, T-6’larda 10.000 fite kadar oksijensiz uçtuğumuza göre F-86 uçağında da uçmamızın hiçbir sakıncası olmadığı konusunda eğitim subayımızı ikna etmeye çalışırdık.

O da bizim bu saçma isteğimiz karşısında sakin sakin bizi dinler ve: “Çocuklar oksijen nasıl olsa yakında Üs’se gelir ve o zaman bol bol uçuş yaparız. Hazır bugün hava da güzelken siz şimdi gidin, karşı filoyla bir futbol maçı yapın. Öğleden sonra da tasarıda geri kaldığımız yer derslerini tamamlamak üzere şu saatte brifing odasında hazır bulunun” derdi.

TEK EL KİTABI

Filoda F-86 uçağının sadece bir adet İngilizce Pilot El Kitabı  (- 1, veya Dash-One) vardı. Bu kitap Eğitim Odası’nda ortadaki masanın üzerinde durur ve filonun bütün pilotları bu tek kitaptan faydalanırdık.

Filolar arasındaki diğer tatlı bir rekabet de, sabah uçuş başladığında pistten ilk kesilen uçak olma konusunda yaşanırdı. O zamanlar uçuş programları şimdi olduğu gibi haftalık veya bir gün öncesinden yapılmazdı. Sabahleyin filoya gelindiğinde verilen uçak sayısı, hava ve pilot durumuna göre program yapılırdı. Programı en kısa sürede yapan, uçağı uçuşa en kısa zamanda hazırlayan, brifingi kısa kesen ve elini çabuk tutan filo, pistten en önce kesilmenin keyfini yaşardı.

İYİ BİR DERS VERDİK

Bir keresinde diğer filo üç gün arka arkaya bizim filodan önce kalkınca bu işe epey içerlemiş ve onlara iyi bir ders vermek üzere bir plan kurmuştuk. Diğer filoya sürpriz yapmak üzere uçuş görevi verilen pilotlar o sabah erkenden filoya geldik. Makinist arkadaşlar da sabah erkenden alarm nöbetçilerini getiren araçla uçuş hattına gelmiş ve dört uçağı uçuşa hazırlamışlardı. Mesai araçlarının şehirden hareketleri ile Üs nizamiyesinden giriş saatleri, bir iki dakika farkla ayni olurdu. Biz araçların Üs nizamiyesinden giriş saatinden önce uçuş hattına gidip 4 uçak motorları çalıştırdık ve 05 pistinde kalkış yerlerimizi alarak avın menzile yaklaşmasını beklemeye başladık. Filo otobüsünün nizamiyeden girip Karargahta inecek personeli bıraktıktan sonra filoya doğru hareket ettiğini anladığımız anda frenleri bırakıp kalkışa geçtik. Liderimizin zamanlaması o kadar mükemmel olmuştu ki, filo otobüsü çevre yolu üzerinde 23 pist başının hizasına geldiğinde, iki kol çok yakın aralıklarla otobüsün üzerinden tam gaz büyük bir gürültüyle silme geçmiş ve üç gün peş peşe bizim filodan önce kalkmalarının hıncını onlardan bir güzel almıştık!

İki filo arasındaki rekabet ve çekişme konularından biri de futboldu. Uçuşun olmadığı günlerde iki filo binasının arasındaki düzeltilmiş sahada oynanan futbol maçları görülmeye değerdi. Sahada kale direkleri olmadığından mahalle maçlarında olduğu gibi kalenin yerlerini üst üste konulan birkaç taş ile belli ederdik. Futbol oynamasını bilen bilmeyen hepimiz sahaya doluşur, kimimizin ayağında uçuş botu, kimimizin ayağında resmi günlük ayakkabılar, kimimizin ayağında da lastik spor ayakkabılar olmak üzere, hiçbir oyun kuralına bağlı olmadan, kıran kırana, futbol maçı yapardık.

MERZİFON'DAKİ EN KIYMETLİ HEDİYE

Şimdi biraz da o yılların mahrumiyet bölgesi Merzifon’da görev yapan personelin sosyal yaşantılarından bahsedeyim ki, çekilen fotoğrafın kareleri tamamlanmış olsun.

Biz Merzifon’a gittiğimizde daha lojmanlar yapılmamıştı ve şehirde bir tek kaloriferli ev vardı. Evli arkadaşların hepsi sobalı evlerde otururlardı. Yanlış bilmiyorsam o zaman Merzifon’da sadece iki kişinin evinde buzdolabı vardı. Kimsenin evinde çamaşır makinesi bulunmuyordu. Hele bulaşık makinesinin varlığı bile bilinmiyordu. Zaten bunlara sahip olunsa bile, şehir ceryanı çok sık kesildiğinden bu cihazların düzenli çalışması mümkün olmazdı. Elektriğin ne zaman geleceği, ne zaman kesileceği hiç bir zaman bilinemediği için herkes evinde gaz lambası bulundururdu. Yerli buzdolapları ve çamaşır makineleri yeni yeni piyasaya çıkıyordu ama, kimsenin maaşı bunları almaya yetmiyordu. O yıllarda daha henüz tüp gaz ocakları piyasaya çıkmadığından, evli arkadaşlarımızın eşleri mutfaklarında “pompalı gaz ocağı” kullanıyorlardı.

HAFTA SONU SÜRPRİZİ

Merzifon’un küçücük çarşısında aranılan pek çok şey bulunmazdı. Evli arkadaşlarımızın eşleri çarşıda hazır yufka satılmamasından ve bir de küçük çocukları için muz bulamamaktan şikayetçi olurlardı. Uçaklarımızın büyük bakımlarının yapıldığı Eskişehir İkmal Bakım Merkezi’ne görevli gidenlerin dönüşlerinde evli arkadaşlara getirebilecekleri en kıymetli hediye, hazır yufka ile çocukları için muz olurdu. Evli arkadaşlardan kız çocukları olanların bulamadıkları diğer bir şey de oyuncak bebeklerdi. Üs’te kalan bekar pilotlar zaman zaman hafta sonlarında evli arkadaşlarımızın pist başı alarm nöbetlerini tutardık. Onlar da sayın eşlerinin yaptıkları börekleri, er mutfağının erzak aracıyla Üs’se, oradan da  Meydan Harekatın “Arkamdan Gel” aracıyla pist başına göndererek bize öğle yemeği sürprizi yaparlardı.

PİLOT YEMEĞİ: SUCUKLU YUMURTA

Biz her iki filonun bekar pilotları, şimdiki Üs K.lığı Karargahının bitişiğindeki eski Karargah binasının üst katındaki misafirhanede kalırdık. Hafta içinde şehre pek çıkanımız olmazdı. Akşam yemeği için eski revir binasının yanındaki tek katlı, eski, izbe gibi bir binanın küçücük salonunda toplanırdık. Üs’de kalorifer sisteminin bulunmayışı kışın ve soğuk havalarda büyük bir problem olarak karşımıza çıkardı. Mesai gittikten sonra Üs’de sobanın yakılı olduğu tek yer, revirin yanındaki bu küçük salon olurdu. Buradaki soba hem ısınmamıza, hem de üzerinde yumurta pişirilmesine yarardı. Çok sevdiğimiz Mardinli çaycı er Mahmut, kıdemliden başlamak üzere, rütbe sırasına göre yumurta siparişlerini alırdı. Bir akşam menemen, bir akşam sucuklu yumurta, sonraki akşam yumurtalı sucuktan (!) ibaret olan akşam yemeğimizi yiyerek hafta sonunu getirirdik.

O yıllarda Cumartesi günleri de mesai yapılırdı. Hepimiz Cumartesi akşamını iple çekerdik. Üs’sün bekarları, gazinonun lokantasında hepimizi alacak şekilde üç dört masayı birleştirip güzel bir sofra hazırlatır, sofrada geç saatlere kadar tayyarecilik sohbetleri yaparak ve kendi söylediğimiz şarkılarla kendi kendimizi eğlendirerek haftanın yorgunluğunu çıkarırdık.

GÜNLÜK GAZETE OKUMA LÜKSÜ YOK

Ankara – Merzifon arasındaki yol o yıllarda henüz asfalt yapılmamıştı. Bol virajlı, tozlu, dar yollarda karşı karşıya gelen iki otobüs bazı noktalarda yan yana geçemez, biri arka arkaya gelip yolu açınca diğeri onun yanından geçebilir ve böylece yollarına devam edebilirlerdi. Merzifon’a gelmek için sabah Ankara’dan bindiğiniz Samsun otobüsü akşam saatlerine doğru Merzifon’a ulaşabilirdi. Bu otobüsle gelen gazeteler ancak ertesi gün bayilerde satılırdı. Yani o zamanlar günlük gazete okuma lüksümüz yoktu!

MERZİFON'UN MEŞHUR DANS ORKESTRASI

Eski Merzifon F-86’cı arkadaşlarımızla zaman zaman bir araya geldiğimizde, orada mahrumiyet içinde yaşanan mutlulukları konuşuruz. Nedense hiç birimiz o mahrumiyetlerden şikayet etmez,  hep güzel hatıraları yad ederiz. O günlerin tatlı hatıralarından bir tanesi de, kendi aramızda kurduğumuz dans orkestrası ve bu dans orkestrasının çaldığı müzik eşliğinde organize edilen hafta sonu eğlenceleridir.

Düşünün ki o yıllarda televizyon Türkiye’ye henüz gelmemişti. Sadece İstanbul’da Teknik Üniversite tarafından günde iki saat televizyon deneme yayınları yapılmaktaydı.

Makaralı teyp çalarlar yeni yeni piyasaya çıkmakta, kaset çalarların ne olduğu bilinmemekteydi. Plak çalarlar pahalı olduğundan çok az kimse onları satın alabiliyordu. Herkesin tek eğlence vasıtası olarak radyo vardı. Merzifon’da sadece uzun dalga üzerinden yayın yapan Ankara radyosu dinlenebiliyor, orta dalga üzerinden yayın yapan İstanbul radyosunun Merzifon’da dinlenmesi mümkün olmuyordu. Kaliteli müzik yapan FM radyosu diye bir şey bilinmiyordu.

Şehirde eski bir kiliseden tadil edilip sinema binası haline getirilen bir yer vardı, ancak bu sinema biz gençlerin sevdiği yabancı filmleri hiçbir zaman getirmez, yöre halkının tercih ettiği yerli filmleri oynatırdı. Cumartesi akşamları Subay Gazinosunda tertip edilen yemekli toplantılar, personelin yegane eğlencesini teşkil ediyordu.

Bizim Merzifona katıldığımız yıl, Subay Gazinosunda Ütğm. Ahmet Küray’ın baterisi eşliğinde, Bakım Komutanlığında görevli Başçavuş Haydar, akordeonuyla tek başına dans müziği çalar ve bu tek kişilik orkestranın yaptığı müzikle herkes dans edip eğlenirdi.

ORKESTRA KURULUYOR

Ütğm. Ahmet Kürayla Başçavuş Haydarın o yıl tayinlerinin çıkmasıyla Subay Gazinosu dans müziği yapan elemanlarından yoksun kalmıştı. Ancak gazinonun yeni bir orkestraya kavuşması çok uzun sürmedi. Kuleli Askeri Lisesi’nde okuduğu yıllarda okul bandosunun  saksafon çalan elemanı olan Tğm. Mehmet Sayan’ın ayni yıl çıkan tayinlerle filomuza katılmasıyla yeni bir orkestranın kurulması imkanı doğdu.

Tğm Sayan sağlam uçuculuğunun yanında: hepimizin çok sevdiği, arkadaş canlısı, iyiliksever, sempatik ve kabiliyetli bir arkadaştı. Saksafonla dans parçalarını, profesyonel müzisyenlere taş çıkartacak kadar mükemmel çalardı. Işıklar Askeri Lisesi’nde iken bateri çalan Tğm. Öner Dinçer de bateriye geçince Subay Gazinosunun iki kişilik orkestrası yeniden kurulmuş oldu. Tğm. Dinçer’in Jet Eğitim Filosu’na tayininden sonra İkm. Ütğm. Kemal Ayman bateristlik görevini üstlendi. Benim müziğe karşı meraklı olduğumu bilen Tğm. Sayan, baterinin yanında tek başına çaldığı orkestrasına (!) üçüncü bir eleman olarak benim de katılmamı istiyordu. Bana : “Senin Konya Askeri Orta Okulda iken ağız mızıkası çaldığını biliyorum. Ağız mızıkası ile akordeonun çalınışı birbirine benzer.  Sen gazinonun demirbaş akordeonuyla mesaiden sonra akşam üzerleri ve hafta sonlarında çalışsan, birkaç ay içinde en az yedi sekiz müzik parçasını çalmayı öğrenirsin. Böylece orkestramız yeni bir enstrümanın katılmasıyla repertuarını zenginleştirmiş olur. Merak etme, ben çalınan parçalarda sana yardımcı olurum” diye beni teşvik ediyor ve bir an önce gazinonun demirbaş akordeonuyla çalışmalara başlamamda ısrar ediyordu.

EROL AKINCI'NIN AKERDEONU

Subay Gazinosu’nun demirbaşı olan bu akordeonu, Merzifon’da Spitfire uçaklarının uçtuğu 1950’li yılların başında, filo pilotlarından çok iyi akordeon çalan Tğm Erol Akıncı’nın gazino müdürünü ikna ederek aldırdığını duymuştuk. (Erol Akıncı, karizmatik kişiliği ve üstün uçuş yetenekleriyle ve Hv.Kv. Pentatlon Timi Lideri olarak NATO üyesi ülkelerin Hv.Kv.leri arasında düzenlenen müsabakalarda kazandığı derecelerle Hv.Kv. camiasında büyük isim yapmıştı. Kurmay Subay olarak Merzifon’a geri hizmet uçuşuna geldiğinde hepimiz onun kolunda uçmaya ve ondan bir şeyler öğrenmeye can atardık. Erol Akıncı, Mürted 4ncü Üs’te  görev yaparken, Yzb. Muhsin Özdemir ile birlikte 1968 yılı Haziran ayında T-33 uçağıyla gece çok orajlı bir havada Sakarya vadisine düşerek şehit olmuşlardır. Nur içinde yatsınlar!).Tğm. Erol Akıncıdan sonra Subay Gazinosunun kilerinin raflarında yedi sekiz yıl öylece duran HOHNER marka akordeonun körüğü üç dört yerinden yırtık bir durumdaydı. Akordeonun       körüğünün tamir edileceği yer olarak İstanbul’da Mercan Yokuşu’nda bir Ermeni ustanın olduğunu öğrenmiştik ama akordeonun İstanbula götürülüp tamir ettirilmesini kimin, nasıl yaptıracağı konusunda takılıp kalmıştık. Bazı özel durumlarda İstanbul’a T-11 uçağı görevi çıkarılırdı. Ancak aradan iki aydan fazla bir zaman geçmesine rağmen, akordeonun İstanbula götürülebilmesi için bir T-11 uçuşu çıkmamıştı. Körüğün tamiri için çareler ararken, bir arkadaşımız, Merzifon çarşısında Gözlükçü Şinasi’nin bu akordeonun yırtık körüğünü tamir edebileceğini söyledi. (Gözlükçü Şinasi, havacıları çok seven, sözü sohbeti yerinde, on parmağında on marifeti olan, her türlü eşyanın tamirinden anlayan, gözlükten dolmakaleme, çakmaktan pompalı gaz ocağına kadar her türlü arızalı eşya ve cihazı tamir edebilen bir kişi idi).

GÖZLÜKÇÜ ŞİNASİ'NİN TAMİRİYLE HAYATA DÖNEN AKERDİYON

Neyse, sözü fazla uzatmayalım, işte bu arkadaşımız Gözlükçü Şinasi, bizim akordeonun yırtık körüğünü, yenisinden ayırt edilemeyecek şekilde iki günde tamir ediverdi. Şimdi iş bize kalmıştı.

Mehmet Sayanın yönlendirmesiyle, iki üç aylık sıkı bir çalışmanın sonunda on-on beş adet popüler müzik parçasını birlikte çalabilecek duruma geldik. Tabii saksafonun liderliğindeki orkestraya bir de akordeonun katılması, Subay Gazinosu’nda bizlerin çaldığı müzik eşliğinde eğlenen subay ailelerini oldukça memnun etmişti.

Orkestra elemanlarımız ikiyken üç oldu derken, bir süre sonra, ABD’de pilotaj eğitimini tamamlayıp Üs’se atanan ve çok güzel İngilizce şarkılar söyleyen Tğm. Ergin Celasin’in de dördüncü eleman olarak katılmasıyla, orkestramızın repertuarı daha da zenginleşti. Yine bir süre sonra orkestramıza çok kıymetli bir eleman daha kazandık. Jet Eğitim Filosu’ndan mezun olup Merzifon’a katılan Tğm. Ergene Işıksal, üstün müzik yeteneğiyle klarnetten saza, darbukadan piyanoya kadar bütün müzik enstrumanlarını çok güzel icra eden bir eleman olarak müzik gurubumuza katıldığında, artık değme orkestraları aratmayacak bir ekip kurmuştuk. Bizim amatör orkestranın müziğiyle eğlenmeğe gelen subay ve ailelerinin giderek artan sayısından ve dolayısıyla elde ettiği gelirden gazino idaresi de memnun kalırdı ve müzik yaptığımız akşamlar, içtiğimiz içki ile yediğimiz yemeğin parasını, bizim her ay başında ödediğimiz borç hesabımıza yazmazlardı.

Orkestramızın o dönemdeki en önemli müzik icralarından biri de, filo pilotlarımızdan Ütğm. Sabahattin Çelik’in Samsunun Kavak İlçesi’nde yaptığı düğününde çalması idi. Düğün sahiplerinin ve düğüne katılan misafirlerin orkestramızın müziğiyle gecenin geç saatlerine kadar eğlenmeleri ve orkestramızdan çok memnun kalmaları, en az onlar kadar biz orkestra elemanlarını da çok mutlu etmişti!