Bayram Günü Verilen NATO Alarmı

  • 27/06/2013 15:23

Bizim görev yaptığımız yıllarda Hava Kuvvetleri Üs ve Bağlı Birliklerinde henüz lojmanlar yapılmamıştı. Başta Komutanlarımız olmak üzere tüm personel, şehrin her bir tarafına dağılmış durumda, kira evlerinde oturuyordu. Komutanların dışında, kilit personel de dahil olmak üzere kimsenin evinde telefon bulunmuyordu. Her hangi bir alarm durumunda  personelin haberdar edilip görev başına çağrılması için, mevcut yönergeler çerçevesinde Personel Çağırma Planları hazırlanmıştı.

Alarm ve tatbikat durumunun özelliğine göre, ya sadece kilit personeli, ya da personelin tamamını çağıracak şekilde usuller tespit edilmişti. Personelin evlerinde telefon bulunmadığından, mesai saatleri dışında alarm veya tatbikat emirleri, personelin evine elden teslim edilecek sarı renkli alarm zarflarıyla ulaştırılırdı. Bu alarm zarfları Üs Nöbetçi Subaylığının odasındaki kasa içinde saklanır, zarfların dağıtımını yapacak olan şöförler ve erler ismen tespit edilir ve evlerin bulunduğu cadde ve sokak en az bir defa bu erlere gösterilirdi.

QUICK TRAIN!

NATO tarafından planlanan çağırma tatbikatının kod ismi “QUICK TRAIN” idi. Şöför ve erlerin bu kelimeleri telaffuz etmeleri zor olduğundan, onlara bu tatbikatın ismi “ÇABUK TREN TATBİKATI” olarak öğretilirdi. “QUICK TRAIN” tatbikatının en ileri safhası, NATO standartlarının gerektirdiği belirli bir zaman süresi içinde tüm personelin Üs’se çağırılmasını, uçakların uçuşa hazırlanarak silahlarının yüklenmesini ve kalkışa hazır duruma getirilmesini gerektirirdi. En ileri safhadaki “QUICK TRAIN” tatbikatında zaman faktörü çok önem taşıdığından, şehirdeki personele alarmın bildirilmesi için,  bir F-86 uçağının pike flapları açık durumda ve yüksek devirle şehir üzerinde uçurulması planlarda yer almıştı. Şehir üzerinde alçaktan uçak uçurarak personelin çağırılması yöntemi, Merzifon’da görev yaptığım üç yıl boyunca sadece bir defa uygulanmış, o da benim pist başında alarm nöbetçisi olduğum bir Bayram gününe rastlamıştı.

HEMEN UÇAK BAŞI

Alarmın verildiği gün ben Meydan Harekat Nöbetçi Subayı idim. Öğlene kadar Myd.Hrk. nöbetini tuttuktan sonra, öğlen saatlerinde evli bir arkadaşımdan pist başı alarm nöbetini teslim almak üzere pist başına gidecektim. Nöbeti değiştirme saatinde, ben vakit kaybetmemek için ayrı bir vasıtayla pist başına giderken, Myd..Hrk. şöförüne, benim kask ve paraşütümü “Arkamdan Gel” aracıyla filodan alıp pist başına getirmesini söyledim. Pist başına henüz varmış ve nöbeti diğer pilottan teslim almıştım ki, Üs Nöbetçi Subayı beni arayarak “QUICK TRAIN” tatbikatı verildiğini, en kısa zamanda alarm uçaklarından biriyle kalkış yapmamı ve yönergelerde belirtildiği şekilde şehir üzerinden alçaktan, belirli bir süre uçmamı söyledi. O tarihte Üs’se katılışımın üzerinden daha henüz bir yıl bile geçmemişti ve şehrin üzerinde alçak irtifada, pike flapları aşağıda, yüksek devirle uçmayı ilk defa denemiş olacaktım.

YANLIŞ PARAŞÜT

Koşarak hemen uçak başına gittim. Paraşütü sırtıma geçirdiğimde, kolonlarının omuzlarımdan düşecek kadar bol olduğunu görünce, Myd.Hrk.şöförünün, benim paraşütüm yerine filodan başka bir pilotun paraşütünü getirmiş olduğunu anladım. Kolonları vücuduma göre ayarlayacak zaman olmadığından, bu şekilde kokpite girip  bağlandım ve motoru çalıştırdım. Kaskı kafama giydiğimde ise kaskın alın tarafı gözlerimin hizalarına kadar gelmiş, maske de yüzüme oturmamış, burnumun aşağısına kaymıştı. Myd.Hrk şöförü, kaskın kolonları ve kask torbasının üzerinde isimlerimiz yazılı olduğu halde isimleri karıştırarak, benim kask ve paraşütüm yerine, bula bula bizim filonun en iri yapılı pilotunun kask ve paraşütünü getirmişti. “Artık bu saatten sonra yapacak bir şey yok” diyerek acele piste girip kalkışımı yaptım. İniş takımları ve flapları alıp sürati ayarladıktan sonra şehrin ana caddesini karşıladım. Pike flaplarını koydum ve yüksek devirle, oldukça alçaktan ilk geçişimi yaptım. Küçücük Merzifon’un bir başından diğer başına uçuş herhalde 10-15 saniyeden fazla zaman almamıştı. Şehir üzerinden fazla uzaklaşmadan, ikinci geçiş için “G”li keskin dönüşe girdiğimde, kafamdaki kocaman kask, alnımın hizasından aşağı doğru kayarak görüşümü kapattı. Görüşüm kapanınca sol elimi hemen gaz kolundan çekip kaskın ön tarafını tuttum ve gözümün hizasından yukarıya doğru kaldırdım. Sol elimle kaskı gözümün yukarısında tutup bu şekilde dönüşe devam ederek şehri diğer istikametten karşıladım ve yine çok alçaktan ikinci geçişimi yaptım. Sağ elim devamlı lövye üzerinde olduğundan, sol elle bir taraftan gazın ayarlanması ve bir taraftan da kaskın yukarıda tutularak dönüş yapılması zor oluyordu ama dönüşten çıktıktan sonra kask aşağı inip görüşümü kapatmadığından geçişler de rahatça yapılabiliyordu.

Merzifon’daki mesai uygulamasına göre, personeli Üs’se getirip götüren araçlar, personeli şehre bıraktıktan sonra Üs’se geriye dönmez, şehrin yukarı kısmında bulunan Üs Araç Park Sahasına gider ve orada beklerdi. Alarmın verildiği anda Üs Nöbetçi Subayı direkt telefon hattından şehirdeki Araç Tahsis Nöb. Astsb.’na alarm haberini vererek mesai araçlarını derhal şehirdeki mesai güzergahına çıkarmalarını bildirmişti. Ben kalkıştan sonra ilk geçiş için şehrin üzerine geldiğimde, ana cadde üzerinde Üs araçlarının hareket halinde olduğunu görmüş ve “Araç Tahsis’in alarm reaksiyonuna doğrusu bravo!” diye içimden geçirmiştim.

BİRAZ DAHA ALÇAKTAN GEÇİŞ

İkinci ve üçüncü geçişim daha kontrollu ve biraz daha alçaktan, evlerin damlarını yalayarak olmuştu. Bu geçişlerimde şehrin alt kısmında bulunan Subay Gazinosunu hizalamıştım. O noktaya doğru yaklaşıp aşağıya baktığımda, Gazino’nun önünde Üs personelinin eşleri ve çocukları da dahil toplandığını ve uçağa el salladıklarını gördüm. Demek ki arkadaşlar eşlerini ve çocuklarını da almışlar ve Subay Gazinosuna Bayram yemeğine gelmişlerdi.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Üs emriyle ve disiplinsizlikten yakalanma korkusu olmadan, şehir üzerinden yaptığım bu alçak uçuşlardan büyük bir keyif almıştım. Tehlikeli bir durum yaratmayacak şekilde dönüşleri ayarlayarak, şehri değişik istikametlerden karşılayıp ağaç seviyesinden ve evlerin damlarının üzerinden geçişler yapmaya devam ettim.

ACABA KAÇ GEÇİŞ YAPMALIYIM?

Herhalde bu şekilde yedi-sekiz geçiş yapmıştım ve kendi kendime: “ bana hiç kimse şu kadar geçiş yapacaksın demediğine göre acaba daha kaç geçiş yapmalıyım?” diye düşünürken, Uçuş Kulesi telsizle beni arayarak: “Üs Komutanı sizin derhal Üs’se dönerek iniş yapmanızı istiyor” dedi. Şehrin üzerinden ayrılarak Üs’se döndüm ve inişimi yaptım.

Uçağı park edip filoya döndükten bir süre sonra Üs Komutanımız Albay Kemal Yada’nın Emir Subayı aradı. Komutanın benimle konuşmak istediğini söyledi ve telefonu Komutana bağladı.

Komutanımız Albay Kemal Yada o zamanlar Hava Kuvvetlerinde herkesin sevip saydığı efsane bir komutandı. Pervaneli uçaklar zamanında pilotlar arasında isim yapmış, jetlere geçildikten sonra da ayni saygılı ismini devam ettirmişti. Gece uçuşlarını yaptığımız günlerde, programa en son kalkan kolun lideri olarak kendi ismini yazdırır; gece uçuşuna en geç kalkan ve en geç inen pilot olma unvanını başka bir pilota bırakmazdı. O zamanlar Merzifon’da görevde olan arkadaşlar hatırlayacaklardır, Albay Yada bizleri ismimizle, soyadımızla çağırmaz, ya: ”oğlum” der, veya.”Teğmen, Üsteğmen” şeklinde hitap ederdi.

VUR DENİLDİĞİNDE ÖLDÜRMEK!

Emir Subayı telefonu bağlayınca bana:” Oğlum, Teğmen! Ortalığı boş buldun. Üç defa geçtin, beş defa geçtin! Gözümüz kör değil, kulağımız sağır değil! Alarm verildiğini daha ilk geçişte zaten herkes anladı. Kuleye söylemesem acaba daha kaç defa geçmeyi düşünüyordun? Sonra bu kadar alçaktan geçmene gerek var mı? Siz gençlere vur deyince öldürürsünüz! Oğlum sen bu dünyadan başka bir aleme doğru mekan mı değiştirmek istiyorsun! Bir daha sakın böyle saçmalıklar yapma” şeklinde ikaz edip telefonu kapattı.

Komutanımız, beni odasına çağırmadan telefonla ikaz etmek gibi büyük bir incelik göstermişti. Herhalde odasına çağırdığı takdirde, beni haşlamak için çağırdığını herkesin anlayacağını ve benim de bu duruma üzüleceğimi düşünmüştü. Değerli Komutanımız Albay Kemal Yada’yı en derin şükran hislerimle ve rahmetle  anıyorum. Nur içinde yatsın!

İRFAN SARP KİMDİR?

1954 yılında Kuleli Askeri Lisesi’nden, 1956 yılında Hava Harp Okulu’ndan mezun oldu. Pilotaj eğitimini ABD’de tamamladı. Muharip uçuş birliklerinde F-86, F- 84F, F-104 ve F-4E tipi uçaklarla uçtu.

Jet Eğitim Filosu’nda ve uçuş birliklerinde T-33 uçaklarında uçuş öğretmenliği yaptı.  1970 yılında Hava Harp Akademisi’nden, 1971 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun oldu.

Hava Kuvvetleri Jet Üsleri’nde Filo Harekat Subaylığı, Filo Komutanlığı, Harekat Komutanlığı ve Üs Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1979’da Tuğgeneral, 1983 yılında Tümgeneral oldu. 30 Ağustos 1987’de emekli oldu.