Futbol maçını uçakta radyodan dinlemek!

  • 27/06/2013 15:26

O yıllarda Merzifon’da görev yapmış olan pilotlar, bakımcılar, ikmalciler, muhabereciler, kule ve GCA operatörleri, uçuş doktorları, otocular, istihkamcılar, hava piyadeler, uçaksavarcılar, kısaca tüm uçucu ve yer personeli, bir üs ailesi olmanın en güzel örneğini teşkil etmişlerdir. Karşılaşılan bütün zorluklara rağmen yer personeli, uçakların faal halde tutulması ve diğer yer hizmetlerinin yerine getirilebilmesi için olağanüstü çaba gösterirlerdi.

Bakımcı arkadaşlar, ikmal sıkıntısı çekeceklerini tahmin ettikleri malzemeleri, sanki bir hazineyi saklar gibi muhafaza ederlerdi. Filomuzun Uçuş Hattı Baş Makinisti Bilal Başçavuşu bütün filo pilotları çok sever ve ona çok güvenirdik.

Filomuzun uçuş hattında, ismini şu anda ne yazık ki hatırlayamadığım genç bir astsubay arkadaş, uçuşun olmadığı zamanlarda, eline aldığı bir bezle ve kavil dediğimiz bir cila maddesiyle filomuzun uçaklarını parlatırdı. O zamanlar uçaklar şimdi olduğu gibi kamuflaj boyasıyla boyanmaz, orijinal metal yapısıyla kullanılırdı.

FİLOMUZUN RENGİNE FUTBOL TAKIMI GİBİ BAĞLIYDIK

Uçakların burun kısmında o uçağın hangi filoya ait olduğunu gösteren renkli bir şerit bulunurdu. Bizim 142nci Filomuzun rengi sarı, 143ncü Filonun rengi mavi, Eskişehir’deki 141nci Filonun rengi ise kırmızıydı. Filoda bizler kendi filomuzun rengini aynen tuttuğumuz takımın renkleri gibi sever ve o renge bağlanır, diğer filonun renklerini de rakip takımın renkleri gibi görürdük.

Kule operatörleri hava trafiğinde bir aksaklık olmaması için canla başla çalışırlar; telsiz operatörleri telsizlerin faaliyetlerini kesintisiz devam ettirmek için büyük çaba gösterirlerdi. Telsiz teknisyenleri, telsiz cihazlarının en önemli parçasını teşkil eden kibrit kutusu büyüklüğündeki “Kristal” malzemesini temin etmekte büyük sıkıntı çekerlerdi. Bu arkadaşlar söz konusu “Kristal” malzemelerini bir yerlerden ele geçirdiklerinde, kritik durumlarda kullanmak üzere ceplerinde saklarlardı.

TELSİZLER KARIŞIRDI

O zamanlar uçaklar üzerinde UHF telsizler henüz bulunmuyordu. Kullandığımız VHF telsizlerinin A, B (filo kanalı), C (alet alçalma kanalı), D, E, F (atış kanalı), G(guard kanalı) ve H (radar kanalı) olmak üzere sadece sekiz kanalı vardı. VHF telsizleri üzerinde, UHF telsizlerinde olduğu gibi frekans ayarı yapılamadığından, herkes ayni kanalda konuşmak zorunda kalır ve uçuş trafiğinin yoğun olduğu saatlerde telsiz konuşmalarında büyük bir curcuna yaşanırdı.

Özellikle radarlarla yapılan hava önleme çalışmalarında, birbirlerine yakın radarların aynı kanalda verdiği baş ve irtifa talimatları, değişik filolardan göreve kalkan önleme kolları tarafından karıştırılır; bir radarın, kendisiyle eğitim yapan bir kola verdiği baş ve irtifa talimatlarını, diğer bir radarla çalışan başka bir kol kendisine verilmiş zanneder, önlemeler birbirine karışınca da havadaki kollar arasında bazen teğet geçmeler ve tehlikeli durumlar meydana gelirdi.

MERZİFON RADARI BİZLER İÇİN NİMETTİ

Merzifon şehrinin hemen eteklerinden yükselen Tavşan Dağı üzerinde kurulu Merzifon Radarının (TUFAN  KONTROL) üssümüze çok yakın olması büyük bir nimetti. F-86 uçağında tek seyrüsefer yardımcısı olarak bulunan Radyo Compass cihazı, frekansına bağlandığı meydanın yalnız istikametini gösterir, şimdiki TACAN, VOR ve INS sistemleri gibi ayrıca mesafe bilgisi vermezdi. Meydana olan mesafe bilinemediğinden, bulut içinde yapılan yaklaşma ve alçalmalarda, piste yaklaşma başı ile belli irtifaların tutulmasında hata yapılması, pilotun hayatına mal olabilirdi.

RUSLARIN YAPTIĞI TAHMİN EDİLEN ELEKTRONİK KARIŞTIRMA

Radyo Compass cihazı orajlı havalarda orajın istikametini gösterdiğinden pilotu yanıltırdı. Ayrıca Merzifon meydanının kuzey taraflarında, Karadeniz civarında uçarken, özellikle kapalı havalarda, Ruslar tarafından yapıldığı tahmin edilen elektronik karıştırma sebebiyle, bazen Radyo Compass cihazının ibresi Merzifon yerine, Kuzey yönlerinde bir istikameti gösterirdi. Bulutlu havalarda, pilotun mevkiini bilmekte tereddüt geçirdiği, veya daha doğru bir ifadeyle kaybolduğu (!) durumlarda, Merzifon Radarı imdada yetişir, ve sağladığı seyrüsefer yardımı ile pilotu meydanın üzerine getirirdi.

Şahsen kendimin, kötü ve bulutlu havalarda uçarken, kaybolduğum hissine kapılarak (!) soğuk terler döktüğüm birkaç uçuşta bana seyrüsefer yardımı sağlayarak meydan üzerine getiren ve adeta kulağımdan tutup GCA’ye teslim etmek suretiyle emniyetle piste inişimi sağlayan Merzifon TUFAN KONTROL’un o zamanki değerli radar operatörlerine bu vesileyle minnet duygularımı ifade ediyorum.

HAVADA DÖKÜLEN SOĞUK TER

Ayni minnet duygularımı, Merzifon Uçuş Kulesi ile GCA’nin değerli operatörlerine de iletmeyi bir borç biliyorum. Bir pilotun uçuculuk hayatında soğuk terler döktüğü çok kritik, sayılı anları olmuştur. Bir defasında çok sevdiğim devre arkadaşım Tğm.Yılmaz Gürsoy’u ağır bir hastasına yetiştirmek üzere T-33 uçağıyla Eskişehir’e bırakmıştım. Eskişehir’den Merzifon’a tek olarak T-33 ile dönüşte görüşün çok kısıtlı olduğu yoğun bir sisin içinde beni piste yaklaştırıp emniyetle iniş yapmamı sağlayan Merzifon GCA’nin o zamanki değerli operatörlerine çok, çok teşekkür ediyorum!

F-86 ailesinin en değerli mensuplarından biri de şüphesiz uçuş doktorlarımız idi. Merzifon’da o tarihlerde uçuş doktoru olarak görev yapan Dr.Ütğm. İsmet Bilgin ile Dr.Yzb. Sedat hiç unutamadığımız ve her zaman sevgi ve saygı ile andığımız uçuş doktorlarımız idi. Bu değerli doktorlar bizim hem arkadaşımız, hem dert ortağımız, hem de sağlığımızın koruyucuları hekimlerimiz olarak kalbimizde unutulmaz bir yer bırakmışlardır.

F-86’DA DİNLENEN FUTBOL MAÇI

Daha önce de bahsettiğim gibi o yıllarda TRT teşkilatı henüz kurulmamıştı. Ankara Radyosu uzun dalga üzerinden, İstanbul radyosu da orta dalga üzerinden yayın yapardı. Merzifon’da biz sadece Ankara radyosunu dinleyebiliyorduk. İstanbul radyosunun yayınları gündüz saatlerinde maalesef alınamıyor, kısa dalga radyolar gibi ancak gece saatlerinde gücü yüksek radyolarla dinlenebiliyordu.

İstanbul radyosunu gündüz saatlerinde dinlemeyi çok arzu etmemizin sebebi, radyodan yapılan maç yayınları idi. İstanbul’da yapılan futbol maçlarını sadece İstanbul radyosu yayınlıyordu. Tuttuğumuz kulüplerin maçlarının oynandığı gün, maç sonuçlarını öğrenmek için meraktan çatlardık. O yıllarda Cumartesi günleri öğlene kadar mesai olur ve uçuş yapılırdı. T-33 ve F-86 uçaklarının Radyo Compass cihazlarıyla Ankara ve İstanbul radyoları dinlenebilirdi. Ankara Radyosunu yerden itibaren dinlemek mümkünken, İstanbul radyosunu dinlemek için Batı istikametinde epey bir mesafe uzaklaşmak ve yüksek irtifaya çıkmak gerekirdi.

MAÇI DİNLEMEK İÇİN BATIYA YAPILAN YÜKSEK İRTİFA UÇUŞLARI

Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş takımlarının derbi maçlarını yaptıkları Cumartesi günü eğer uçuş öğleden sonraya sarkmış ise (veya sevgili Filo Komutanımızın rızası ile sabah sortisinden sonra bir de öğleden sonra sorti planlanmış ise), uçuşlar mutlaka Batı istikametinde, yüksek irtifa seyrüsefer uçuşu şeklinde planlanırdı. O gün programa yazılma şansı yakalayıp havada derbi maçını İstanbul  radyosundan dinleyebilirsek, dünyanın en mutlu pilotu olurduk.

HOŞGÖRÜ SAHİBİ DEĞERLİ KOMUTANLARIM

İlk uçuş birliğim olan Merzifon’da F-86 uçaklarıyla dolu dolu görev yaptığım üç yılımı ne zaman düşünsem, gözümün önüne, çok iyi tayyarecilikleriyle bizleri etkileyen ve örnek olan komutanlarımın güzel hatıraları gelir.

Mahrumiyet bölgesinde görev yapmamızın şartlarından mı, yoksa onların görgü ve yetişme tarzlarının bir gereğinden midir bilemiyorum,  o devirde başımızda bulunan komutanlarımızın hepsi de biz gençlere örnek olmuşlar, bizlerin yetişmesine büyük katkılarda bulunmuşlardır. Kendilerini bizlere çok sevdiren komutanlarımız biz gençlere karşı son derece hoşgörülü davranırlardı. Bugün disiplinsizlik sayılacak pek çok olayı komutanlarımız ya hiç görmemiş veya duymamış gibi yaparlar, veya o kişiyi odasına çekip bir daha böyle bir şey yapmamasını ikaz ederek olayı kapatırlardı. Merzifon’da o yıllarda görev yapıp hepimizin gönlünde taht kuran komutanlarımızdan, bu dünyadan göç edenleri rahmetle anıyor, hayatta olanlara da en içten minnet duygularımla en derin saygılarımı sunuyorum.

İRFAN SARP KİMDİR?

1954 yılında Kuleli Askeri Lisesi’nden, 1956 yılında Hava Harp Okulu’ndan mezun oldu. Pilotaj eğitimini ABD’de tamamladı. Muharip uçuş birliklerinde F-86, F- 84F, F-104 ve F-4E tipi uçaklarla uçtu.

Jet Eğitim Filosu’nda ve uçuş birliklerinde T-33 uçaklarında uçuş öğretmenliği yaptı.  1970 yılında Hava Harp Akademisi’nden, 1971 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi’nden mezun oldu.

Hava Kuvvetleri Jet Üsleri’nde Filo Harekat Subaylığı, Filo Komutanlığı, Harekat Komutanlığı ve Üs Komutanlığı görevlerinde bulundu. 1979’da Tuğgeneral, 1983 yılında Tümgeneral oldu. 30 Ağustos 1987’de emekli oldu.