Konya’nın pijamalı tarlaları!

  • 20/09/2013 22:27

Birinci Bölüm

İkinci Bölüm

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

T-33 uçağının yakıt göstergesi ön kokpitin bordo levhasının sağ uç tarafında bulunur ve uçaktaki toplam yakıtı galon cinsinden gösterir. Uçağın yakıt sayacı, seyahat valizlerinde veya James Bond çantalarında kullanılan şifreli kilitlere benzer. Uçağa yakıt ikmali yapıldığında tip tanklara alınan yakıtın miktarı, kanat içi ve gövde deposu miktarına ilave edilerek toplam yakıt miktarı üç haneli olan bu sayacın her bir rakamı ayrı ayrı elle çevrilerek bağlanır. Eğer yakıt sayacına depolara doldurulan yakıttan farklı bir değer bağlanmışsa, ana depo alçak seviye lambası yandığında sayaçta daha fazla bir yakıt değeri okunabilir. Böyle durumlarda sayaçta okunan miktarın fazla gösteren değerine bakılmaz, uçakta ana deponun toplam kapasitesi olan 96 galon yakıt kaldığı esas alınır.

İnsan bazen bir gün önce yediği yemeği bile hatırlamazken, gövde ana deposunun bu 96 galon yakıt miktarı, aradan bunca uzun yıllar geçmesine rağmen nasıl olup da benim aklımda kalmıştır? Hikâyemizin bundan sonraki kısmında bu 96 galonun neden aklımda kaldığına siz de hak vereceksiniz.

PÜR DİKKAT ETRAFA BAKIYORUZ

Ankara radyo farının güney tarafında emercensi üçgen paternimize devam ederken bir taraftan da, eğer filolar uçuyorsa meydan üzerinde 20.000 feet irtifadan alçalma için meydana yaklaşacak uçakları görebiliriz diye pür dikkat o civarı gözlüyorduk.

Emercensi üçgen paterni uçuşunu ne kadar süreyle yaptığımızı şu an tam olarak hatırlayamıyorum. Paterne devam ederken güney istikametimizde, biraz uzakta, bulutun bir kısmında küçük bir açıklık gördüm. Eğer o açıklıktan bulutun altına emniyetle iner ve yeri görürsek o bölgede civarı tanıyabilir ve bulut altından Akıncı meydanını bulup inebiliriz diye düşündüm.

Hem ben hem Akdemir, her gün uçtuğumuz bu bölgeyi köyleriyle, kasabalarıyla, yolları ve küçük göletleriyle çok iyi biliyorduk. Akıncı meydanının hemen bitişiğinde bulunan şimdiki hava-yer atış sahası o yıllarda henüz yapılmamıştı. Atışlarımızı Polatlı’nın Acıkır bölgesinde bulunan atış sahasında yapardık. Atış sahasına gide gele şimdi alçalmış bulunduğumuz o bölgeyi düzlükleri ve tepeleriyle çok iyi tanıyorduk.

T-33 uçakları, Türk Hava Kuvvetleri envanterine giren ilk jet uçaklarıydı. Eğitim uçuşlarında öğrencinin oturduğu ön kokpit, basit bir tasarıma ve temel uçuş aletlerine sahipti.

BULUTLARIN ARASINDA KÜÇÜK BİR AÇIKLIK

Uçtuğumuz 21.000 feet irtifadan bulutun o noktasındaki küçük açıklığa yaklaştım. Gazı rölantiye kesip pike flabını koyarak o boşluktan yer seviyesine kadar alçaldım. Bulut altına indiğimizde bulunduğumuz yeri her ikimiz de hemen tanıdık. Gölbaşı ile Temelli Köyü arasında bir yerdeydik.

O noktadan Akıncı istikametine döndüm. Bulutlar çok alçak olduğundan ben de neredeyse ağaç seviyesine kadar inmiştim. İyice yer seviyesine alçalınca arka kokpitte biraz tedirginlik hissedeceğini tahmin ettiğim Akdemir’e: ”Lütfi, merak etme. En küçük bir tereddütte irtifayı zorlamam, emniyetle tırmanışa geçerim” dedim. Bulunduğumuz noktadan Akıncı istikametine yaklaşırken, her gün üzerinde uçtuğumuz bu arazide, sol önümüzde yükselen 5.282 feet yüksekliğindeki Abdüsselam dağının yer aldığını ikimiz de çok iyi biliyorduk.

SELAM SANA EY ABDÜSSELAM!

Her gün Ayaş yolu üzerinden mesaiye gelirken tam karşımızda dikilen Abdüsselam dağına bakıp: ”Selam sana ey Abdüsselam” diye şaka yapardık.

Sincan ile Ayaş’ın arasındaki bölgeden Akıncı istikametine ağaç seviyesinden yaklaşırken, bu iki yerleşim yeri arasındaki tepeyi aşıp Mürted ovasına ulaşırsam, direkt yaklaşmayla rahat bir şekilde pisti karşılar ve inerim diye aklımdan geçiriyordum.

Tepeye metreler kala bulutun tepenin sırtlarına yapışan saçağı altında iyice sıkışmıştım. Tepeyi aşamayacağımı anlayınca gazı %100’e açtım ve tırmanmaya başladım.

Herhalde arkamda büyük bir endişeyle beni takip ettiğini düşündüğüm Akdemir’e de: ”Lütfi, merak etme, Abdüsselam arkadaşımız sol tarafımızda kalıyor. Onu rahatsız etmeden bu istikamette tırmanıp onun bulunduğu yüksekliği geçtikten sonra yedek meydanımız olan Konya rotasına döneriz” dedim.

Bulut içinde tırmanışta iken gövde ana deposunun alçak seviye lambası yandı. Daha önce T-33’ün yakıt sistemini anlatırken yakıt miktarının sayaca elle bağlandığını, sayaca uçağa verilen yakıttan farklı bir değer bağlanması ihtimaline karşı ana gövde deposunun 96 galon yakıt kalınca sayaçta okunan rakama değil, deponun alçak seviye lambasının ışığına güvenildiğinden söz etmiştim.

akıt hesaplamada kullanılan özel şablon

YAKIT KRİTİK!

Uçtuğumuz bu kritik durumda yakıt miktarını sayaçta doğru olarak görüp yakıt durumunu net olarak takip edebilmek için gövde deposuna geçildiğini gösteren kırmızı lamba yanar yanmaz hemen sayacı elle 96 galona ayarladım. Uçuş elbisemin cebinde, uçakta kalan yakıt miktarına göre havada en uzun süre kalınabilecek optimum irtifaı gösteren bir çizelge bulunurdu. Cebimden o çizelgeyi çıkardım ve Manyetik Pusula’da Konya’nın bulunduğu Güney başa dönüşüme devam ederken optimum irtifaya tırmandım.

Çiğli’de uçuş kleransını almak için Meydan Hârekata gittiğimizde, meteoroloji Konya’yı parçalı bulutlu olarak vermişti. Ankara Radyo Farını o noktadan Konya’ya yaklaşma başı olan 180 derece istikamette arkadan yol takibi yapacak şekilde rotaya girdim. Şimdi bütün ümidimiz, Meteorolojinin verdiği bilginin Çiğli’den kalkıştan sonra uçtuğumuz bir saatten fazla süre içinde değişmemesi ve Konya meydanındaki havanın parçalı bulutlu olarak kalması idi.

Eğer meydan civarı kapalı değilse Konya meydanını bulmakta güçlük çekmeyeceğimizi biliyorduk. Görevimde üçüncü yılına girdiğim 141nci Filo’da, klasik atışlarımızı Polatlı Acıkır sahasında yaparken filoya tahsis edilen NATO görevinin gerektirdiği Özel Silah atışlarını da Konya’nın Özel Silah atışı için tanzim edilen Karaman Atış Sahası’nda yapıyorduk. Dolayısıyla o bölgeye gidiş ve gelişlerde Konya arazisini çok iyi tanımıştım.  

Akdemir ise Konya bölgesindeki araziyi benden daha iyi tanıyordu. Çünkü Konya’nın Ilgın İlçesi’nin yakınındaki bir köy Akdemir’in doğum yeriydi. F-102 Filo Komutanlığı görevine atanmadan önce uzun süre uçtuğu F-104 filosunda o da biraz önce bahsettiğim Özel Silah atışı görevleri için defalarca Konya Karaman Atış Sahası’na gidip gelmişti ve bölgeyi karış karış tanıyordu.

Lütfi Akdemir Hava Harp Okulu’ndan mezuniyet itibariyle benden iki devre sonraydı. Amerika’da gördüğü pilotaj eğitimini tamamladıktan sonra Merzifon’da benim uçtuğum 142’nci Filoya (şimdiki 151nci Filo) atanmıştı.  Filoya katıldığında ona F-86’larda intibak uçuşlarını ve ayrıca T-33 ile alet uçuş eğitimlerini ve alet uçuş kart kontrollerini yaptırdığım için o zamandan beri bana hep “Sarp Hocam” şeklinde hitap ederdi.

Konya istikametinde kritik yakıtla uçuşumuza devam ederken dâhili mikrofonda bana: “Sarp Hocam, Konya ovasında eğer pijamalı tarlaları görürsek kesin olarak meydanı bulur ve piste ineriz” dediğini bugün gibi hatırlıyorum.

Çiğli-Akıncı rotası

PİJAMALI TARLALAR!

Şimdi hâlâ var mıdır bilmiyorum, ama o yıllarda Konya meydanının kuzey ve kuzey batı taraflarında, bizim “Pijamalı Tarlalar” dediğimiz, aynen kareli çizgili bir pijamayı andıran ve dümdüz Konya ovasında havadan çok uzaklardan görülen üç adet çok geniş tarla vardı. Bunların Altınova, Gözlü ve Konuklar Devlet Üretme Çiftlikleri olduklarını öğrenmiştik.

Bu üretme çiftliklerinde bir yıl önce nadasa bırakılan bölümler ile o yıl ekilen bölümlerin renkleri değişik olduğundan havadan ve yerden çizgili bir pijama şekilde görülür ve biz havacılar da onları pijamalı tarlalar diye isimlendirirdik.

Bu tarlalar Konya 3ncü Ana Jet Üs çalışma sahaları içersinde olduğundan özellikle bölgede yeni uçmaya başlayan genç teğmenlere üsse dönüş rotasını bulmalarında büyük kolaylık sağlardı. Hatta pilotların uçuşta dizlerinde taşıdıkları haritalara pijamalı tarlalardan üsse dönüş rotaları da çizdirilmişti. Uçuşta liderini kaybeden veya herhangi bir şekilde tek kalan teğmenler bu tarlalardan nirengi alarak üsse kolayca dönmek için çok yararlanmışlardır.

Güney istikametinde uçuşumuza devam ederken Çiğli meteorolojinin verdiği bilgi doğru çıktı ve altımızdaki kesif bulut tabakası yer yer parçalamağa başladı. Parçalı bulutlar arasından Konya ovasını görmeye başlayınca yüreğimize biraz su serpildi.

YAKIT 40 GALONA DÜŞTÜ!

Daha henüz pijamalı tarlaları görememiştik ve meydana olan mesafeyi de tam olarak tahmin edemiyorduk. Yaklaşmamıza devam ederken yakıtımız 40 galonun altına inmişti.

Akdemir’e “Konya meydanını bulup inemediğimiz takdirde paraşütle atlamaya hazır olmalıyız. Onun için paraşütlerimizin kolonlarını iyice sıkalım” dedim. Bu arada yakıtımız 35 galonun altına inmişti. Akdemir’le, pijamalı tarlaları ilk kim görürse diğeri ona yemek ısmarlasın diye bahse girdik.

Bir sonraki bölüm: Pijamalı tarlaları ilk kim gördü?