Vurulan F-100’ler neden düşmedi?

  • 02/11/2013 15:33

Röportaj: Tolga ÖZBEK / Kokpit.aero

Levent Başara, uzun yıllardır Türk askeri havacılığı ile ilgileniyor. Uçantürk ile başlayan serüveni, Savunma ve Havacılık, ardından kendi çıkardığı Kanatlar Dergisi derken bugün kitaplarla devam ediyor. İlki 2011’de yayınlanan F-100 uçağının ikinci kitabı geçtiğimiz aylarda  çıktı.

F-100, Türk Hava Kuvvetleri’ne çağ atlattıran, F-86'dan sonra gelen ikinci süpersonik savaş uçağı. Nükleer darbeden hem 1964’te Kıbrıs Hava Harekâtı hem de 1974’te yapılan Kıbrıs Barış Harekâtı’nda başrolü oynayan bu uçak, son yıllarında genç teğmenlerin harbe hazırlığında kullanıldı.

Hem pilotlar hem de teknisyenleri tarafından ‘Baba F-100’ olarak tanınan uçakla ilgili bu iki kitap çok ilginç, havacılık tarihimizin pek de bilinmeyen noktalarına ışık tutuyor.

İşte Levent Başara ile kitabı üzerine Kokpit.aero için yaptığımız röportaj:

Sizi askeri havacılık meraklıları uzun yıllardır tanıyor. Yazılarınız, çıkardığınız Kanatlar Dergisi... Kitap fikri nasıl geldi aklınıza?

Kanatlar Dergisi’ni 2004 yılında kapatmak zorunda kalınca bir sure havacılıktan uzak kalmayı tercih ettim. Küskünlük dönemiydi diyebiliriz. Fakat Türk Hava Kuvvetleri'nin 100.yıldönümü kutlamaları için hazırlıklar başladığında çevremden bu aktivitelere benim de bir şekilde dâhil olmam konusunda çeşitli istekler gelmeye başladı. 100. yılda ne yapabilirim derken aklıma seri kitaplar çıkarma fikri geldi. İlk kitap olarak da 100.yıldan esinlenerek F-100 uçağını seçtim. 2011’de “Türk Hava Kuvvetleri'nde F-100 Super Sabre” kitabını Türkçe ve İngilizce olarak çıkardım.

Kitap hazırlamak ciddi bir süreç. Sizin de hem bilgi hem de fotoğraf olarak önemli bir birikiminiz var. Hazırlık aşaması nasıl geçti?

Ben yıllardır Türk Hava Kuvvetleri'nin jet dönemiyle ilgili arşiv oluşturduğum için önce elimdeki dokümanları toplayıp bir ön hazırlık yaptım. Sonra Türk Hava Kuvvetleri Tarihçe Şubesi'ne başvurup onların arşivinde var olan görsel dokümanları taradım. Tabi tüm bu çalışmalar özel izinle yapılıyor. Türk Hava Kuvvetleri tarafından uzun yıllardır tanınan-bilinen bir araştırmacı olduğum için bir güven ortamı oluştu. F-100’lerle ilgili bana yazılı ve görsel malzeme katkıları büyük oldu.  

Daha sonra çevremdeki ilgili sivil ve asker kişilerin arşivlerine başvurdum. Burada özellikle yurtdışındaki yabancı arkadaşlarımdan çok önemli fotoğraf desteği geldiğini belirtmeliyim. Maalesef geçmişte bizler henüz bu işlere yeni başlamışken yabancı fotoğrafçılar-askeri havacılık meraklıları bizim hava üslerimize girip çıkıyorlarmış. İyi ki de yapmışlar bunu. Şimdi onlardan bu kritik döneme ait fotoğrafları bulma şansını buluyoruz.

Görsel malzemeyi bir yandan biriktirirken bir yandan da F-100 gibi efsane bir uçağın Türkiye hikâyesini yazma işine başladım. İlk geliş yılları, nükleer darbe görevi, ilk filolar, Best Hit Yarışması derken kitabın sayfaları planladığımın ötesine çıkmaya başladı. Ben de F-100'ü iki ayrı bölümde ele almayı uygun gördüm. Böylece daha çok fotoğraf kullanabildim.

VURULMASINA RAĞMEN UÇMAYA DEVAM EDEN F-100’LER

Kitapta birçok karanlıkta kalmış konular da aydınlatılıyor. Örneğin 1964 ve 1974'te yapılan Kıbrıs Harekâtları... Araştırmalarınız sırasında sizi şaşırtan ne tür bilgilere ulaştınız?

Bizde herkes 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nı bilir. Yüzbaşı Cengiz Topel'in de bu harekâtta şehit olduğunu sanır. Halbuki 1974'ten önce Türkiye adada yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan soydaşlarımızı korumaya yönelik hava harekatları gerçekleştirmiştir. İkinci kitaba da böyle başladım. F-100'lerin bilfiil kullanıldığı muharebeler. Beni en çok şaşırtan bilgi, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında F-100'lerin sağlamlığı oldu. Birçok F-100, ağır uçaksavar yarası almasına rağmen üssüne dönebilmiş. Onarıldıktan sonra tekrar göreve çıkabilmiş.

Anılarını taradığım birçok F-100 pilotu harekâtta hayatlarını F-100'e borçlu olduğunu söylüyor. Bu çok önemli bir veriydi. F-100'lere neden "Baba F-100" dendiğinin kanıtıydı.

Bir de sanılanın aksine F-100 kayıplarımız çok azdır. Böylesine zorlu bir hârekatı düşman ateşiyle düşürülen üç F-100 ile tamamlayabilmek gerçekten başarıdır. F-100 kendini gerçek harekât şartlarında Vietnam'dan sonra bir kez daha kanıtlamıştır.

Bunlar gerçekten çok ilginç bilgiler. Benim aklıma da Kıbrıs Barış Harekâtı'nın yanında F-100 denildiğinde Şafak Bekçileri Filmi geliyor. Özel filo boyamaları, metal uçaklar… F-100'ler belki de Türk havacılık tarihinin en iyi görünüme sahip uçaklarından biri...

O film hala Türkiye'de çekilmiş en güzel askeri havacılık filmidir. Kitabımın birinci bölümünde bu filme de yer vermiştim. Bir sürü olanaksızlığa rağmen o zaman böylesine başarılı bir film çekilebilmiş. Ne kadar acıdır ki bir daha bu başarıyı yakalayamamışız. F-100'lerin başrol oynadığı bu Türk filmini izleyen yabancı havacılık meraklıları da gözlerine inanamıyorlar. Yurtdışında da pek örneği yok çünkü.

 

F-100 ŞÖVALYELİK YILLARININ UÇAĞIYDI

O yıllar eski havacıların deyimiyle "Şövalyelik" yıllarıydı. Pilotlarımızda bambaşka bir havacılık ruhu vardı. Sadece meslek olarak bu işi yapmıyorlardı. F-100'lerin geldiği yıllarda o kadar büyük sükse yapmışlar ki, her filo kendi seçtiği rengi ve çağrı amblemini uçakların burnuna ve kuyruğuna boyamış. F-100 filoları bambaşka bir havaya bürünmüş. Tıpkı yurtdışındaki uygulamaları görüyoruz burada. Ne yazık ki bu canlı dönem daha sonra devam ettirilememiş ve bence o ruh da ölüp gitmiş.

Sanırım F-100'ler hem Eskişehir hem de Malatya'da F-4E'lere el veriyor. 1980'lerin sonunda da emekli oluyor. İkinci kitabınızda ilginç bir yolculuğu da yer vermişsiniz. Üç F-100'ün ABD'ye gönderilişi!

Evet, ‘Baba F-100’ü ‘Baba Fantom’ takip etmiş... Her ikisi de efsane uçaklar. Türk Hava Kuvvetleri'nin en gözde av-bombardıman uçağı daha sonra yerini bir başka av-bombardıman uçağına; F-4E Phantom uçağına devretti. Eskişehir ve Malatya'daki F-100 filoları, F-4E filoları oldu. Kalan bütün uçaklar ise Konya 3. Ana Jet Üs Komutanlığı'na gönderildi ve harbe hazırlık eğitimlerinde kullanıldı.

KALAN SON F-100’LER ABD’YE SATILDI

1988'de F-100'ler hizmetten çıkarılınca bu uçaklara ABD'den talip çıktı. ABD Silahlı Kuvvetleri'nin füze denemelerinde hedef olarak kullanılmak üzere uçak dönüştüren Tracor Flight Systems elimizdeki uçaklardan 25 tanesini satın almak istiyordu. Gerekli görüşmelerden sonra bir ekip 1989'da Konya'ya gelerek uçakları inceledi. F-100’ler uçarak ABD'ye götürülecekti. Bu yüzden sıkı bir inceleme yaptılar. Anca 3 tane uçağın uçar vaziyette olduğunu görüp diğer kalan uçaklardan parça temin ederek yola çıktılar.

Tabi bu çok ilginç bir hikâye. Düşünün doğru dürüst seyrüsefer ve haberleşme cihazları çalışmayan üç F-100’le koca Atlantik Okyanusu’nu geçecekler! Pilotlardan biri eski bir F-4 pilotu. F-100'de sadece 12 saat uçuşu var. Bin bir türlü aksilik ve maceradan sonra 1 ay süre sonunda ABD'ye varabiliyorlar. Hatta uçuşları sırasında Bulgar Mig’leri bu uçakları önlüyor!

Amerikalı pilotların neler hissettiğini doğrusu merak ediyorum. Olayın gazını kaçırmamak için merak edenler kitabı satın alsın diyelim… Tabi bu uçaklardan birinin de hâlâ uçtuğunu söylemekten kendimi alamayacağım… Kitap aynı zamanda İngilizce. Peki, yurt dışından talep nasıl? Türk havacılığı ile neden ilgileniyorlar?

Kitabı iyi ki de Türkçe ve İngilizce yapmışım. Gerçi bu beni çok fazla zorladı ve zamanımı aldı ama olsun. Doğru bir karar verdiğim sonradan çıktı ortaya. Bizim insanımız tembel. Sorsanız herkes uçak meraklısı, havacılık aşığı, forumlarda 200-300 faal üye var, Facebook grupları oldukça faal. Herkes yazıp çiziyor, konuşuyor. Acayip bir ilgi var sanki. Gerçekte bu ilgi tamamen klavye başından öteye gitmiyor. Kanatlar Dergisi’ni çıkarırken de aynısını yaşamıştım. Türkiye'de böyle yayınların hem eksikliğinden şikâyet ederler hem de var olana destek vermezler. Kesin olarak teşhis koyamadığım psikolojik bir şey bu. Kitabın çıkmasını dört gözle bekleyenler bilebir ara alırım mantığıyla hareket ediyor düşünün artık.

İNSANIMIZ OKUMUYOR, HOBİSİNE SAYGI GÖSTERMİYOR

Halbuki ben de önümü görmek zorundayım. Bu kitap kaç tane satar, ilgi nasıl, bir sonraki kitabı nasıl şekillendireyim? Bunlar hep bu kitleden gelecek tepkiye bağlı. O yüzden yurtiçinde tamamen yıllar önce yaşadığım hayal kırıklığı söz konusu. Fakat yurtdışı öyle mi? Aldığım tebrik e-postalarını anlatamam. Çok büyük ilgi geldi. Birinci kitap çıkar çıkmaz Avrupa'daki belli başlı havacılık kitapları satan yerlere kitap ulaştırıldı. Ardından söz birliği etmişçesine "Nihayet Türkiye’den birisi çıkıp İngilizce de bir şeyler yaptı" dendi. Türk Hava Kuvvetleri'ne karşı büyük bir ilgi var dışarıda. Kullandığımız uçak tiplerinin çeşitliliği, kamuflajları, elde edilen başarılar ve belki de fazla göz önünde olunmamasından dolayı  yurtdışında birçok meraklı bizim hava kuvvetlerimizi ayrı bir yere koyar.

Peki bu ilgi ikinci kitapta da devam etti mi?

Aynen devam etti.İkinci kitaba başladığımda baskıya girmeden çok önce ön siparişler geldi. Düşünebiliyor musunuz? Daha baskıdayken ben yurtdışına kaç adet gidecek biliyordum. Oradakilerin yaklaşımı farklı. Kültür diyelim biz buna. Öyle tembellik falan yok. İnsanlar hobilerine, kişisel meraklarına çok sahip çıkıyorlar. Şimdi bana bir sonraki kitabın konusunu soruyorlar. Hiç tanımadığım insanlardan fotoğraf geliyor. Türklerden alamadığım geri dönüşü yabancılardan alıyorum. Acı ama gerçek.

Bizim ülkemizde bir de kıskançlık olayı da var. Hep konuştuğumuz şeydir. Bir Türk, herhangi bir konuda başarılı olmuşsa, çevresinden onu aşağı indirmeye çalışırlar, başarısını kıskanırlar. Bizim camiamızda da bunlardan bolca var. Benim şahsen tanıdığım bildiğim  10-15 kişi resmen kıskanıp kitapları almadı ve sağda solda kötüledi. Bunlar bu işin üzücü tarafları.

Ne yazık ki ‘okumama’ kültürü o kadar yaygın ki... Türk okuyucu açısından umut kırıcı, fakat yurt dışı için umut verici bir durum. Bundan sonra ne yapacaksınız? Başka projeler var mı?

Proje bol, arşiv sağlam… Eskiden olsa zaman kısıtlılığını bahane edebilirdim ama yeni kitaplar üretebilmem  için birinci ölçüt kitaplara gösterilen ilgi. Yani ben ve yayıncım bu kitapları ne için ve kimin için çıkaracağız? Bu kadar zahmete ve paraya değer mi? Ben zaten Uçantürk Dergisi’nden beri yaptıklarımla tanınan bilinen bir kişiyim. Yani egomu tatmin etmeye yönelik bir serüven peşinde değilim. Eğer imkanım olursa her yıl bir başka uçak tipini kitaplaştırmak istiyordum. Ama Türkiye'deki ilgisizlik, daha doğrusu tembellik böyle giderse kitaplarımı  İngilizce çıkarıp  sadece yurtdışına göndermeyi düşünebilirim. Bizim camia da e-bay veya sanal satış yapan yerlerden kitapları satın almak zorunda kalır. Eski Kanatlar dergileri yok mesela şu anda. Forumlarda konuşuluyor “ah ne güzel bir dergiydi” vs. diye. Benim çıkaracağım kitaplar da öyle olacak sanırım.

Fotoğraflar, bilgiler derken nasıl bir yardım aldınız projeyle ilgili?

Bu kitabı hazırlarkengerek yurtiçinden gerek yurtdışından adlarını kitabımda tek tek saydığım bir sürü insan katkıda bulundu. Kimisi fotoğrafını yolladı arşivinden. Kimisi Türkçe metinleri İngilizceye çevirdi. Kimisi bu çevirileri kontrol edip düzeltti. Kimisi yüzlerce fotoğrafa altyazı yazmak için yardım etti. Kimisi de baskıdan önce en az benim kadar vakit harcayıp tüm sayfaları satır satır kontrol etti. Bir eser katkıda bulunanlarla oluşabiliyor. Bu insanların yardımları ve yönlendirmeleri olmasa F-100 kitabı olmazdı. Bundan sonraki kitap projeleri için de bu dostlarıma güveniyorum. Bu tip projeler bizim gibi kısıtlı imkanlarla iş yapılabilen ülkelerde ancak imece yoluyla yürüyor. Tabi doğru ekibi seçtiğiniz sürece.

Önce bu iki güzel kitabı hazırlayıp Türk Havacılık Tarihi’ne ışık tuttuğunuz için, sonra da zaman ayırıp bu röportaj için size çok çok teşekkür ediyoruz. Yeni kitap projelerinizi merakla bekliyoruz.

(Kitabı satın almak için:

Birinci Kitap: http://hobbytime.com.tr/kitaplar-kataloglar-hobbytime-hb-t-rk-hava-kuvvetlerinde-f-100-super-sabre-b-l-m-1.ht

İkinci Kitap: http://hobbytime.com.tr/-hobbytime-hb-t-rk-hava-kuvvetlerinde-f-100-super-sabre-b-l-m-2.ht

Kitapları ayrıca www.idefix.com sitesinden de temin edebilirsiniz)