f İran’ın direnç doktrini ve balistik füze tehdidi
Kadir Doğan

İran’ın direnç doktrini ve balistik füze tehdidi

  • Son Güncelleme: 28/11/17 12:50:26
  • 1

Kadir DOĞAN

İran’ın direnç doktrini ve füze kuvvetinin, Ortadoğu ve dünya politiği üzerindeki etkisi şu sözlerin bir yansıması niteliğindedir: “Bize karşı yapılan ilk saldırıda alacağımız hasarı en aza indirmek için kendimizi hazırlıyoruz. Ancak biz, kararlı bir şekilde kendimize yapılacak üçüncü bir saldırıyı önlemek için de ikinci saldırıyı en güçlü şekilde yapmaya hazırlanıyoruz.”

1979’daki “Şah Devrimi” ile birlikte Şah Rıza Pehlevi’nin devrilmesi ve yerine Ruhullah Musavi Humeyni önderliğinde Şii İslam devletinin kurulması hem Ortadoğu özelinde hem de İran özelinde ciddi bir kırılma noktasıydı. Devrim sonrasında ortaya çıkan şartlar ile birlikte ABD tarafından hem ekonomik hem sosyal hem de askeri yaptırımlar ile karşı karşıya kalan İran, bu tarihten itibaren bir “izolasyon” politikası izledi.

Fars milliyetçiliği ve Şii inancı üzerine kurulu iki eksenli bir yol haritası çizen Humeyni, devrim öncesindeki “Batıcı ve Seküler” söylemlerin devrim sonrasında üstünü çizmişti. Başta “İslami Devrimci” yaklaşımı ve Filistine verdikleri destek ile İslam dünyasında sempati kazanan Humeyni yönetimi, özellikle İran-Irak savaşı sonrasında, Şii ve Fars milliyetçiliği politikasını ciddi bir şekilde uygulamaya koymuştu.

Irak savaşı sonrası bu politikası daha da keskin hala gelen İran’ın özellikle, Irak işgali ve sonrasında ABD’nin bölgeden çekilmesi ile Irak üzerindeki etkisinin bir ölçüde artması ile birlikte çok daha etkin bir politika haline geldi. Irak ve Irak’taki Şiiler üzerindeki etkisini artırmaya çalışan İran için en ciddi problem ise bölgedeki Şii güçler arasındaki ciddi çekişmeden kaynaklanmaktaydı. Özellikle Sadr ve Sistani gibi Irak Şiiler üzerinde ciddi bir etkiye sahip olan liderlerin varlığı ve bu liderlerin hem İran ile hem de kendi aralarında yaşadığı siyasi çekişmeler ise bu konudaki en büyük örnek mahiyetindedir.

ABD işgali sonrası Etnik ve sosyal yapısı darmadağın olmuş Irak ve daha sonra da Suriye üzerinde yine iki fazlı bir politika yürüten Iran için ise politikalarının uygulanabilirliğinin en temel dayanağı olarak sahada ulaşılacak askeri başarılardır. Bu durum da İran için bazı teknolojileri çok daha kritik bir hale getirmektedir. Bu teknolojilerin başında ise Füze gücü gelmektedir.

İran-Irak savaşı sırasında ki özellikle de Şubat-Nisan 1988’deki “Şehir Savaşlarında”, Irak tarafından atılan füzeler ile Tahran’ın vurulması ve Tahran halkının göçe zorlanması ile güçlü bir füze kuvvetinin önemi Tahran tarafından tam anlamıyla kavranmaya başlanmıştı. O günlerden sonra İran için savaşın merkezine oturan füze tehdidi ile baş edebilmek için özellikle Libya tarafından temin edilen SCUD-B füzelerini kullanmaya başlayan İran, savaş sonuna kadar yaklaşık 100 balistik füzeyi Irak hedeflerine göndermişti. Bu tarihten itibaren tam konvansiyonel harbi bir kenara bırakan ve daha çok vesayet savaşına ve psikolojik harbe yönelen, bu kavramların önemini kavrayan İran için bu seçim bazı caydırıcı güçleri de beraberinde getirmişti.

Bu tarihten sonra füze kuvvetinin önemini iyice kavrayan İran için, bunun anlamı tam anlamıyla “caydırıcılık” demekti. Bu durumu anlamanın kolay yolu ise, dönemin savunma bakanı Ali Shamkhani’nin Shabab-3 füzesinin 1998 Haziran’daki ilk testinden sonra yaptığı şu açıklamaydı:

“Bize karşı yapılan ilk saldırıda alacağımız hasarı en aza indirmek için kendimizi hazırlıyoruz. Ancak biz, kararlı bir şekilde kendimize yapılacak üçüncü bir saldırıyı önlemek için de ikinci saldırıyı en güçlü şekilde yapmaya hazırlanıyoruz. (1)”

Bununla birlikte füzelerin kullanımı da İran’ın, savaş alanını terörize ederek düşman üzerinde demoralizasyon, ordu üzerinde hasar ve savaş alanında başarısızlığı kabullenmeyen “Direnç Doktrini (Resistance Doktrine)” için bulunmaz bir nimetti. Bu doktrin, Psikolojik Harp ve Asimetrik Harp stratejilerinin uygulandığı, özellikle Batı-Doğu karışımı melez bir doktrin olarak da göze çarpmaktadır.  İran-Irak savaşı sonrasından günümüze kadar geçen süreçte, ki en çok da günümüzde, Suriye, Irak ve Yemen örneklerinde olduğu gibi bu doktrinin en temel aracı olarak sahada vekaleten savaşan güçlerin varlığı ile İran’ın elindeki füze gücü birleştiği zaman oldukça etkin bir doktrin olarak “Direnç Doktrini” hala etkinliğini sürdürmektedir.  Günümüzde bu etkinliği daha da artıran Hizbullah gibi bazı vekillerin varlığı da bu durumun en net örneği olarak gösterilebilir.

Ayrıca füze gücünün, politik bir figür olarak kullanımı da yine o tarihten itibaren İranlı siyasiler için çok popüler bir hale gelmiştir. Tabi bu durum üzerindeki halkın desteği de yadsınamayacak kadar çoktur. Iran halkının gözünde füze kuvveti, Iran ordusunun gelişiminin net bir sembolü olarak hala geçerliliğini sürdürmektedir.

Özellikle İran’ın elindeki nükleer güç ise İran’ın “Direnç Doktrinini” çok daha etkin bir hale getirmektedir. 1957 yılında ilk olarak ABD ile nükleer ortaklığa giderek bu gücü kazanmaya başlayan İran daha sonra 1958 yılında Uluslararası Atom Enerjisi kurumuna üye oldu. 1967 yılında Tahran Nükleer Araştırma Merkezinin, yine ABD tarafından sağlanan bir nükleer reaktör ile birlikte kurulması ise İran için tam anlamıyla bir eşik noktasıydı. 1970’lerin ortasında yine ABD desteğiyle nükleer programını geliştirmeye başlayan İran, 1984 yılında bu kez Çin desteği ile İshafan’da nükleer araştırma merkezi kurdu ve bu süreç P5+1 ülkeleri ile yapılan anlaşmaya kadar devam eden bir dizi süreci takip etti.

İran şu anda elinde bulundurduğu nükleer güç ve füze gücünü çok kısa bir sürede ve çok etkin bir şekilde kazandı. Bu süreç sonunda eğer P5+1 ülkelerinde önerildiği gibi nükleer silahların yayılmasını önlemeyi kabul ederse veya etmeye devam ederse, bu elde ettiği kazanımı bir kenara bırakmış olacaktır. Eğer tam tersi ile yola devam edilirse, bu İran ordu yapısı ve politiği için ise çok daha hızlı ve yıkıcı bir gücün oluşumunu beraberinde getirecektir. Bunun sebebi ise günümüzdeki çatışma ortamı ve İran politiğinde oluşan militer yaklaşımdır.

Bu militer yaklaşım ile birlikte oluşan politik durumun sonucu ve aynı zamanda sebebi de olan ordu yapısındaki hızlı gelişim ve bunun sembolü olarak görülen füze kuvveti ise bu durumu çok daha anlamlı hale getirmektedir. İran günümüzde, büyük, geniş, yüksek kapasiteli ve oldukça etkin füzelerin yer aldığı katı yakıtlı, Kısa Menzilli Balistik Füze ’ye (SRBM), daha uzun menzilli ve sıvı yakıtlı Shabab tipi balistik füzelere ve sayısı tam olarak bilinmeyen kara ve hava konuşlu seyir füzelerine sahiptir.

İran’ın füze gücü

İran-Irak savaşında, İran’ın elde ettiği en büyük kazanımlardan birisi olan ve “Direnç Doktrini” üzerinde adeta bir taşıyıcı kolon niteliği taşıyan füze gücünü özellikle Körfez üzerinde, Yemen’de olduğu gibi, etkisi oldukça büyüktür. İran’ın sahip olduğu Fateh-110 (300km), Shabab-1(300km), Shabab-2 (500km), Fateh-313(500km), Zülfikar (700km) ve Qiam (800km) gibi füzelerin de yer aldığı SRBM envanteri de mevcuttur.

İran’ın bazı füzelerinin menzili

Orta Menzilli balistik füze envanteri de oldukça iyi bir durumda olan İran için bu konudaki en büyük hedef ise Batı Avrupa ve İsrail. Shabab-3, Ghadr ve Emad gibi MRBM’lerden oluşan güçlü bir envanteri bulunan İran için konvansiyonel yüksek patlayıcılı ve Parçaçık tesirli harp başlıklarının da önemi bu füzeler ile birlikte ciddi oranda artmaktadır.

Yeni nesil Trikonik RV Harp Başlığı

Bununla birlikte, özellikle Shabab-3 füzeleri için çok ciddi bir yetenek olan, RV (Reentry Vehicle) özellikle nükleer başlıklı balistik füzelerin olmazsa olmazı niteliğindedir. Özellikle Shabab-3 füzelerinde bulunan Trikonik RV harp başlığı konusunda yaptıkları çalışmalar ile nükleer silah geliştirme konusunda ciddi bir kapasiteye ulaşan İran için bu kazanımlardan vazgeçmesini beklemek oldukça hayalci bir yaklaşım olacaktır.

Kaynaklar:

“Defence Minister Comments on Production of Shahab-3 Missile,” Vision of the Islamic Republic of Iran Network 2, 30 Haziran 1998

http://www.iranintelligence.com/images/iranmissilerole.pdf

Michael Elleman, Iran’s Ballistic Missile Capabilities: A Net Assessment,

Uzi Rubin, The Global Reach of Iran’s Ballistic Missiles, Memorandum 86 (Tel Aviv: Institute for National Security Studies, 2006)

Kaynak: www.kokpit.aero

Kokpit Aero

Yorum Yap