Merzifon’da kaderine terk edilen Spitfire uçakları!

  • 01/11/2014 14:28

Ağustos 1958'de Merzifon’da göreve başladığımda, o tarihten dört yıl kadar önce servis dışı bırakılıp Merzifon Üssü'nün eski pisti üzerine sıra sıra dizilmiş Spitfire uçaklarıyla ilgili yazacağım bu anıma ne başlık koymalıyım diye epey düşündüm ve sonunda yazımın başlığını “MERZİFON’DA KADERİNE TERK EDİLEN SPİTFİRE UÇAKLARI” şeklinde koydum.  Neden böyle bir başlık koydum?

Biz sınıf arkadaşım Öner Dinçer (Emekli Hava Korgeneral) ile beraber ABD'de uçuş okulundan mezun olduktan ve F-86 uçaklarında Harbe Hazırlık eğitimi gördükten sonra iki F-86 filosunun bulunduğu Merzifon'a tayin olmuştuk. İkimiz de bekar olduğumuzdan Üs'deki misafirhanede kalıyorduk. Hafta içinde uçuş faaliyetleriyle devamlı meşgul olduğumuz için vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorduk ama hafta sonlarında kitap okumaktan başka kendimizi meşgul edecek bir şey bulamıyorduk.

Filo'ya katıldığımız ilk günler karargah önünden kalkan mesai otobüsüyle çevre yolundan filoya gelirken, karargah binası ile ana pist arasında yer alan eski pist üzerinde sıralanmış, sayıları yaklaşık 30-35 civarında olan Spitfire uçakları dikkatimi çekmişti. Bu efsane uçakların ismini daha önce çok duymuş, fotoğraflarını görüp filmlerini seyretmiştim ama uçağın kendisini yakından görme fırsatım hiç olmamıştı. Mesai otobüsüyle filoya gidip gelirken eski pist üzerinde düzgün bir şekilde sıralanmış bulunan bu Spitfire uçaklarına uzaktan bakar ve ilk fırsatta bu uçakların başına gidip onları yakından incelemeliyim diye aklımdan geçirirdim. Uçakların üzerinde bulundukları eski pist bizim kaldığımız misafirhaneye yürüyüş mesafesindeydi.

İŞTE SPITFIRE’IN HİKAYESİ

Şimdi sırası gelmişken Spitfire uçaklarıyla ilgili kısa bir bilgiyi sizlerle paylaşmalıyım. 

İngiliz Supermarine Aviation firmasının baş mühendisi R.J.Mitchel tarafından dizayn edilen, yekpare metal tasarımlı, tek motorlu  ve tek pilotlu olan bu uçak ilk uçuşunu   5 Mart 1936'da yaptıktan sonra 4 Ağustos 1938 tarihinde İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) filolarında hizmete girmiştir. Spitfire uçaklarının birbirinden farklı motor ve silah sistemleriyle çok değişik modellerinden toplam 22.777 adet üretilmiştir.

Spitfire uçakları 1940 yılının Temmuz - Kasım ayları arasında cereyan eden İngiltere Savaşı (Battle of Britain) sırasında Manş Denizi ve İngiltere Adası üzerinde Alman savaş uçaklarına karşı sağladığı başarılarla dünya havacılık tarihine ismini yazdırmıştır. Tarihçiler, beş ay süren İngiltere Savaşı (Battle of Britain) sırasında, İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri uçaklarının Alman uçaklarına karşı kazandıkları başarılar sayesinde, İngiltere adasına yapılacak muhtemel bir Alman istilasının önüne geçildiğini yazmışlardır. Zamanın İngiltere Başbakanı Winston Churchill, İngiltere Savaşı'nı kazanan havacıları için tarihe geçen şu sözleri söylemiştir: "Never  in the field of human conflict has so much been owed by so many to so few" (Harp tarihinde bu kadar çok insanın bu kadar az kişiye böylesine büyük bir minnet borcu olduğu asla görülmemiştir).

280 SPITFİRE TÜRK HAVA KUVVETLERİ’NDE UÇTU

2'nci Dünya savaşı içinde İngiltere Hükümeti ile yapılan bir ikili anlaşma ile Hava Kuvvetlerimize değişik modellerde toplam 280 adet Spitfire uçağı verilmiştir. Bu uçaklardan 39 adet Spitfire MK 5B modeli ile 71 adet Spitfire MK 5C modeli uçak 1944-1948 yılları arasında; 170 adet  Spitfire MK 9 modeli uçak da 1947-1954 yılları arasında Türk Hava Kuvvetleri'ne teslim edilmiştir.

Bu vesileyle, Merzifon Üssü'nün tarihçesiyle ilgili de kısa bir bilgi vereyim. Merzifon'da ilk hava birliği, 1936’da hava atış okulu olarak şimdiki Devlet Hastanesi'nin yakınındaki düzlük alanda yapılan bir toprak pist ile faaliyete geçmişti. Daha sonraki yıllarda Üs'sün halen bulunduğu bölgeye bir beton pist inşa edilince Çorlu'da bulunan 4'ncü Tayyare Alayı 26-27 Temmuz 1942'de buraya intikal etmiştir. Daha sonra, İngiltere'den temin edilen Spitfire MK9 uçaklarından teşkil edilen iki filo Üs'de konuşlandırılmış ve 1954-56 yılları arasında şimdiki jet pistlerinin inşa edilmesine başlanmasıyla iki Spitfire filosunun 30-35 civarında bulunan uçağı servisten kaldırılmış ve eski pist üzerine çekilerek kaderlerine terk edilmişlerdi.

İşte tarihçesini kısaca anlattığım bu Spitfire uçaklarını yakından görmek ve kokpitlerini incelemek üzere bir Pazar günü Öner'le beraber eski pistteki uçakların  başına gittik. Uçaklara yakından bakınca bu güzel, alımlı ve güçlü görünümlü Spitfire'lerden bir kısmının sanki uçuştan yeni gelip park etmiş ve takozları konmuş gibi yeni oldukları hemen dikkatimi çekti. Diğer dikkatimi çeken şey de uçağın burnunun büyük bir kısmını kaplayan koskocaman motoru oldu.

KOCAMAN BİR MOTOR

Eski Spitfire pilotu büyüklerimiz Spitfire'lerin ne kadar mükemmel bir av uçağı olduklarını anlatırken, Merzifon filolarına tahsis edilen uçakların İngiltere'den son alınan çok güçlü motorlu MK 9 tipinde uçaklar olduğundan bahseder ve motorunun çok güçlü olması sebebiyle kalkıştan önce motor kontrolleri yapılırken eğer levye tam göbeğe çekilmezse burnun aşağı gelip pervanenin yere çarpma tehlikesi olduğunu söylerlerdi.

Bir Pazar günü eski pist üzerinde sırayla park halinde bulunan uçakların başına gidince, uçaklardan en yeni durumda olanlardan birinin kokpitine Öner, diğerinin kokpitine de ben girdim. Kokpitin içinde gaz kolu, uçuş kumandaları, motor ve uçuş saatleri çok yeni durumda görülüyordu. O gün uzun bir süre kokpitin içinde kalmış; gaz koluyla ve uçuş kumandalarıyla oynayıp uçuş ve motor saatlerini inceleyerek çok güzel vakit geçirmiştik.

Akşam misafirhanede arkadaşlarla toplanınca onlara gün içinde Öner'le beraber Spitfire'lerin bulunduğu yere giderek onları incelediğimizi ve kokpitlerinin içlerine girerek hoşça vakit geçirdiğimizi anlattık. Üs misafirhanesinde kalanların en gençleri Öner ile bendim. Diğer pilot arkadaşlarımız bizden önce mezun olan devrelerdendiler. Biz o gün Spitfire'lerin başına gidip kokpitlerinin içine girerek hoşça vakit geçirdiğimizi söyleyince bize: "Eyhah! keşke önceden bize Spitfire'lere gideceğinizi söyleseydiniz! Uçakların kokpitine girmekle siz büyük bir tehlike atlattığınızın farkında değilsiniz!" demesinler mi! Atlattığımız tehlikenin ne olduğunu da hemen izah ettiler.

Uçağın ilk serilerinden biri olan Mk1'e ait restore edilmiş bir kokpit.

Meğer yaklaşık dört yıldır orada park halinde bulunan Spitfire'lerin kokpitinin içine yılanlar, çiyanlar ve fareler yuva yapmışlar. Hatta bir kaç kere kokpitin içinde akreplerin olduğu da görülmüş. Biz o gün böyle bir tehlikenin varlığından habersiz uzun süre kokpitin içinde vakit geçirmişiz. Daha sonraki aylarda bir kaç kere daha Spitfire'lerin yanına gittiğimi hatırlıyorum. Ama büyüklerimizin bizi  uyardıkları konuda, kokpite girmeden önce içerisini dikkatle kontrol eder, yılan, çiyan, akrep, fare vs gibi mahlukatın bulunmadığından emin olduktan sonra kokpite girip vakit geçirirdim.

Şimdi hikayemin başına döneyim ve neden bu hikayeme başlık olarak "MERZİFON’DA KADERİNE TERK EDİLEN SPİTFİRE UÇAKLARI" dediğimi izah edeyim.

KORKTUĞUMUZ BAŞIMIZA GELİYOR

Merzifon'da göreve başlayışımın üzerinden bir yıla yakın zaman geçmişti. Bir gün mesai otobüsüyle sabah çevre yolundan filoya gelirken eski pist üzerinde, Spitfire uçaklarının başında sivil elbiseli kalabalık bir grubun  bir şeyler yaptıkları dikkatimi çekti. Uçakların yakınında da park etmiş durumda birkaç adet büyük damperli kamyon vardı. Uçakların başındaki büyük damperli kamyonları ve kalabalık grubu görünce: "Eyvah! İşte şimdi korktuğumuz başımıza geldi!" dedim.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nde hizmet ömrünü tamamlayıp servis dışı bırakılan uçaklar,  araçlar, her türlü malzeme ve teçhizatın tipleri, sayıları ve bulundukları yerler, Milli Savunma Bakanlığı'na bildirilir ve Bakanlık da bu bilgileri kal işlemlerini yapmakla görevlendirilmiş olan Makine Kimya Endüstrisi Kurumu'na (MKEK) ileterek kal işlemlerinin yapılması talimatını verirdi. Parçalanan bu uçakların MKEK tarafından bir ihaleyle hurda fiyatına sanayicilere satıldığını, çok özel ve sağlam metal karışımlarından imal edilen bu uçak parçalarının sanayide düdüklü tencere yapılmasında kullanıldığını öğrenmiştik. Makine Kimya Endüstrisi servis dışı bırakılan malzemenin bulunduğu yere gelerek beraberinde getirdikleri metal kesici testereler, balta ve balyozlarla bu servis dışı bırakılan uçak, teçhizat ve malzemeleri parçalayıp damperli kamyonlara yükleyip kendi hurda depolarının bulunduğu yere götürürdü.

O gün MKEK ekibinin Spitfire uçaklarını elektrikli testerelerle kesip, balyoz ve baltalarla parçalamaları ve damperli kamyonlara yükleyip götürmeleri benim fena halde içimi acıtmıştı. Belki pilot olmayanlara garip gelebilir ama biz pilotlar uçakları canlı birer yaratık gibi görürüz. Mesela kendim de dahil pek çok arkadaşım uçuştan önce harici kontrolleri yaparken uçağın gövdesini, kanadını kuyruğunu okşarız. İşte sanki birer canlıymışlar gibi pist üzerinde sıralı bu Spitfire uçaklarının balta ve balyozlarla parçalanması beni çok etkilemiş ve üzmüştü. 

Spitfire'lerin parçalanıp götürüldüğü gün kendimi adeta elinden oyuncağı alınan bir çocuk gibi hissetmiştim. Aradan bu kadar uzun yıllar geçmesine rağmen o Spitfire'ler aklıma geldikçe, acaba o güzelim Spitfire'lerden en sağlam durumda olanlardan en az birkaç tanesi hatıra olarak saklanamaz mıydı diye hep kendi kendime hayıflanırım.

Şimdi bu noktada bir özeleştiri yapmak istiyorum. Türk Hava Kuvvetleri 1911 yılında kuruluşuyla, dünyada ilk kurulan Hava Kuvvetleri arasında yer almaktadır. Hava Kuvvetlerimiz kurulduğu 1911 yılından itibaren içinde bulunduğu zamanın en modern savaş uçaklarıyla uçmuştur. Mesela 2'nci Dünya Savaşı öncesinde Alman yapısı Blenheim, Heinkel HE-111, ve Focke Wolf 190 uçaklarıyla: savaş sırasında ve sonrasında Amerikan yapısı B-24 Liberator ve B-26 Invader  bombardıman uçakları ve  P-47 Thunderbolt av uçaklarıyla uçmuştur. 

Savaş sırasında İngilizlerin birinci hat savaş uçağı olarak kullandıkları Mosquito ve çok sayıda Spitfire MK9 tipi uçak da Türk pilotlarının başarıyla görev yaptıkları uçaklar arasındadır. Fakat ne yazık ki bu uçaklardan tek bir tanesi bile hatıra olarak saklanmamıştır. Keşke bu uçaklardan en az bir kaç tanesi parçalanıp hurdaya ayrılmasaydı da bugün Ankara Etimesgut'ta, İstanbul Yeşilköy'de, İzmir ve Eskişehir'de bulunan hava müzelerimizde sergilenebilseydi diye üzüntü duyarım.

MÜZELERDE SERGİLENİYOR

Jet çağına geçildikten sonra pervaneli uçaklarımızı saklayamamış olmamızın eksikliği anlaşılmış ve Türk Hava Kuvvetleri'nin envanterine giren ilk jet uçağı T-33 ve F-84G'lerden itibaren hizmet gören bütün muharip ve eğitim  jet uçaklarımız ile pervaneli eğitim ve ulaştırma uçaklarımızın  servis dışı bırakılanlarından yeteri kadar muhafaza edilip müzelerimizde sergilenmiştir.

Servis dışı bırakılan uçaklardan bir kısmı da üniversitelerin Uçak Mühendisliği  fakültesine verilmiş ve böylece üniversitelerin ilgili bölümünde uçak mühendisliği eğitimi gören öğrencilerinin uçakların fotoğrafları veya maketleri üzerinden değil, bizzat kendisi üzerinde incelemeler  yaparak uçağı daha yakından tanımaları ve daha iyi yetişmeleri sağlanmıştır.

Mesela, servis dışı bırakılan F-104G uçaklarından biri 1986 yılında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Rektörlüğü'nün Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndan talebi üzerine uçağın kanopisi ve pilot koltuğu üzerinde bulunan ve pilotun paraşütle atlamak zorunda kalması halinde koltuğu fırlatan patlayıcıları üzerinden çıkarılıp emniyete alındıktan sonra, ODTÜ Uçak Mühendisliği Fakültesi'ne teslim edilmiştir.

Hizmet dışı bırakılan F-104G uçaklarından başka bir tanesinin de Marmara Üniversitesi'ne verildiğini, ben emekli olduktan yıllar sonra bir tesadüf eseri öğrenmiştim.

Bunun çok hoş bulacağınızı düşündüğüm hikayesini sizlerle paylaşmalıyım. Bir gün İstanbul-Göztepe'de, minibüs yolu üzerinde arabamla Kadıköy istikametine doğru giderken her zaman olduğu gibi trafik iyice yoğunlaştı ve bir ara trafik iyice kilitlendi. Arabamın içinde trafiğin açılmasını beklerken ve sağa sola bakınırken, bir ara sağ tarafta, büyük bir kapının arkasındaki geniş bir avlunun içinde bir platform üzerine konmuş olan bir F-104 uçağı görmeyeyim mi! 

Acaba trafiğin verdiği yorgunluktan ben hayal mi görüyorum, bu F-104 uçağının burada ne iş var dedim. Yok, hayır, hayal mayal görmüyordum. Geniş avlunun ortasındaki platform üzerinde bütün iç açıcı güzelliğiyle duran uçak, benim çeşitli tipleriyle 7 yıla yakın bir süre uçtuğum  F-104 uçağından başkası değildi! Geniş avlusu bulunan binanın Marmara Üniversitesine bağlı fakültelerin konuşlandığı bir bina olduğunu sonradan öğrendim. Hava Kuvvetleri Komutanlığı, ODTÜ'ye verdiği gibi Marmara Üniversitesine de bir F-104 Uçağı vermişti.

Servis dışı bırakıldıktan sonra çeşitli tipte uçaklardan bir kısmı çok güzel bir uygulamayla Hava Kuvvetleri üslerinin nizamiyelerinin önlerindeki platform üzerine yerleştirilmiştir.Üs nizamiyelerinin önüne yerleştirilen bu uçaklar, geçmişte o üsde görev yapan uçaklar arasından seçilmiştir.

Sözün burasında, keşke Merzifon Üssü'nde görev yapan Spitfire uçaklarından hiç olmazsa bir tanesi kaderlerine terk edilmeyip muhafaza edilebilseydi ve hizmet ettiği Merzifon Üssü'nün giriş nizamiyesinde ebedi bir hatıra olarak yerini alabilseydi diye hep düşünmüşümdür.