Kadir Doğan

Kafesteki Kuştan, Çin Ejderine

  • Son Güncelleme: 8/08/17 11:50:30
  • 0

BİRİNCİ BÖLÜM İÇİN TIKLAYIN

İletişim: https://twitter.com/kdrdgn07?lang=tr

Mail: kdrdgn07 @gmail.com

Çin’in ekonomisindeki bu büyük gelişim, onları birçok alanda da çok daha ileriye taşıdı. Bu alanların başında da kuşkusuz “Milli Savunma veya Halkın Savunulması” geliyordu. Özellikle Çin iç savaşı sırasında, ABD destekli Çan Kay Şek’e karşı, SSCB’den aldıkları destekler onlara büyük bir “Askeri Miras” olarak kaldı. Ekonomik kalkınma ve gelişim başladığı zaman ise bu mirası geliştirme yoluna giden Çinli liderler, “Halkın Kurtuluş Ordusunu” yeniden yarattılar.

Mao öldükten sonra ülkenin başına geçen Deng Şiaoping ülkenin ayağa kaldırılabilmesi için yoğunlaşılması gereken dört konunun, “Tarım, Bilim ve Teknoloji, Endüstri ve Ulusal Savunma” olduğunu ortaya koymuştur. Bu çerçevede diğer üç konu aksine Ulusal Savunma konusu, Pekin hükümeti için gerçek bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştür. Bunun sebebi, yaklaşık 25 yıl boyunca politikada uygulanan desantralizasyonun, ordu üzerinde çok fazla etkisinin olmasıdır. Bu sebeple Mao’nun özellikle son yıllarında, Halkın Kurtuluş ordusunun politika ile iç içe geçen yapısı, Çin siyasetini uzun yıllar olumsuz etkilemiştir. Deng göreve geldiği zaman yaptığı ilk işlerden birisi orduyu kontrol altında tutmak ve merkezi otoriteyi güçlendirmek olmuştur. Bunu da zor da olsa hayata geçirmeyi başaran Deng, Komünist Parti’nin, ordu üstünde büyük bir hakimiyet kurmasını sağlamıştır.

Hakimiyet kurulması ile birlikte komünist partinin etkinliği her anlamda daha da artmış, reformların önündeki Halkın Kurtuluş Ordusu ve Kızıl Muhafızlar gibi “aykırı sesler” susturulmaya çalışılmıştır. Ordunun yeniden teşkilatlandırılıp, anavatanı savunmak için ciddi bir mücadele içine giren Deng yönetimi için geçmişte yaşanan olaylar hem işleri bir anlamda kolaylaştırmış hem de ciddi bir problem yumağı haline getirmiştir.

Halkın Kurtuluş Ordusunun Kuruluşunun 90. Yılı sebebiyle düzenlenen geçit töreninden bir kare

Eski bir Çin atasözü şöyle der “İyi demirden çivi, iyi adamdan asker olmaz!” Bu durum özellikle Konfüçyüs gibi anti-militarist filozofların ve düşünürlerin etkisinde kalan Çin halkını, Mao Zedong’un kültür devrimine kadar savaş-ordu karşıtı bir yaklaşıma itmiştir. Çin halkının geleneksel düşüncelerine göre insanlar bir şeyler üretmek ile kültürel işler arasında ne kadar çok geçişkenlik sahibi ise o kadar “elit” görülüyor ve saygı duyuluyordu. Saygı duyulan kesimin en üst kısımlarında gıda üreten köylüler, bu gıdaları kullanıma uygun hale getiren esnaflar ve bu ürünleri yine dağıtıma hazır hale getiren tüccarlar bulunuyordu. Listenin en alt kısmında ise hiçbir şey üretmeyen “askerler” vardı. Bu durum günümüzde hala Çin’de yaşanan asker-sivil ilişkilerindeki problemin temelini oluşturmaktadır.

Tam da bu gibi geleneksel düşüncelerin, ülke üzerinde olumsuz birçok etkisi olduğunu düşünen Mao, Kültür devrimini başlattı ve bu düşünceleri tamamen ortadan kaldırmaya çalıştı. Bunun sonucunda Kültür devrimi ile birlikte büyük bir çoğunluğu gönüllülerden oluşan Kızıl Muhafızlar gibi paramiliter hücreler ortaya çıkmaya başladı.  Böylece toplum içerisindeki askeri ruh uyandırılmış oldu.

Bu durumun oluşumunun birçok olumsuz yanı da bulunmaktadır. Bunların en başında Kızıl Muhafızların ve Halkın Kurtuluş Ordusunun, Kültür devrimi süresince Çin halkına yaptığı zulümler sebebiyle halkın gözünde orduya karşı oluşan güvensizlikti. Aynı zamanda Kızıl Muhafızlar ile Halkın Kurtuluş Ordusu arasında her alanda ciddi bir mücadele hakimdi.

Bu sorunları çözmek Deng yönetimine kalmıştı ve Deng de çözmeyi başardı. Orduya olan güveni, geçmişte ekonomik reformların yapılmaya başlaması ve halkın refahının artırılması ile oluşmaya başlayan politik kredisini tüketmek pahasına tahsis etti.

Deng yönetiminin Halkın Kurtuluş Ordusu için tam kapsamlı bir modernizasyon programı vardı. Üç ana başlıktan oluşan bu program, 1976 da Mao öldükten sonra Deng’in ilk yaptığı işlerin başında gelmektedir.

Programı oluşturan bu üç ana başlıktan ilki, askeriyenin politikadan tamamen uzaklaştırılması ve sivil denetime girmesiydi. Bu başlık, modernizasyon programı içerisinde Deng hükümetini en çok zorlayan başlık olmuştur. Bunun sebebi Kültür Devrimi ile birlikte hem devlet içerisinde hem de ordu içerisinde oluşan ciddi merkezi otorite boşluğu oluşması ve aynı zamanda Kızıl Muhafızlar-Kızıl Gönüllüler gibi, paramiliter grupların ordudan boşalan otorite boşluğunu doldurmaya çalışmasıydı. Pekin yönetiminin çözümü ise çok doğru ve yerindeydi. Öncelikle ordudaki kritik pozisyonlara partiye yakınlığı olan kişiler getirildi. Daha sonra ordunun sivil hayattaki gücü azaltılmaya çalışıldı ve en önemlisi ordu üzerinde ideolojik olarak bir baskınlık sağlandı. Sonuçta bu plan işe yaramıştı.

İkinci başlık ise askeriye üzerinde etkili olan her konuda reform yapılmasıydı. Savunma Doktrini, eğitim ve asker alma politikaları gibi bazı hayati konularda ciddi değişiklikler yapıldı. Bu konularda özellikle Batı’daki ülkelerin askeri eğitim sistemleri üzerinde değişiklikler yapılıp, uygulamaya konuldu. Özellikle askeri eğitimler konularında hiçbir standardı olmayan Çinli askerler için bu yeni bir şeydi. Askeriye içerisindeki hiyerarşi sağlıklı bir hale geldi ve emir komuta zincirindeki kopukluklar onarıldı. Organizasyonsal reformlar yapılması için bir birim bile kuruldu. Yeni düzende ideolojik düşünce yerine “Pragmatizm” hâkim olmuştu.

Üçüncü başlık da ise Halkın Kurtuluş Ordusunun, reformlarla birlikte bağımsız ve milli sistemlerin kullanmasıydı. Bu başlığın gerçekleşmesi ise Çin ekonomisindeki gelişim ile birlikte paralel seyretti. Savunma sanayinin gelişimi, ülkenin tüm endüstrisi üzerinde ciddi etkiler bıraktı. Araştırma ve geliştirme teknolojilerini, geçmişte Ruslardan aldıkları askeri teknolojiler için kullanan Çinliler, zamanla bunun tüm endüstri üzerindeki etkisine tanık oldular. Bu da Çin’i, savunma pazarında “Oyuncu” konumuna taşıdı.

Bu değişiklikler ile birlikte asıl etki ise Çin dış politikası üzerinde oldu. Mao ile birlikte aktif ve özellikle Kore örneğinde olduğu gibi kapitalizme karşı saldırgan bir dış politika örneği sergileyen Çin Halk Cumhuriyeti, bu reformların yapılması ile birlikte farklı noktalara evirildi. Bu evrimi anlamak için ise Mao dönemi ve Mao sonrası dönemde dış politikaya nasıl bakıldığını anlamak gerekmektedir.

1969’ de Çin Halk Cumhuriyeti Komünist Partisi 9. Genel kurulu gerçekleşti. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Çin Halk Cumhuriyeti’nde geçmişten günümüze hep en önemli kararlar Komünist Parti genel kurullarında alınmıştır. 9. Genel kurul da dış politika açısından ciddi bir gösterge niteliği taşımaktadır.

Çin Komünist Partisi 9. Ulusal Kongre. Mao Zedong

Bu paragraf Çin Komünist Partisi 9. Genel Kurul Sonuç metininden alınmıştır:

“Partimizin ve Hükümetimizin dış politikası tutarlıdır. Bu politika, proleter enternasyonalizm ilkesi üzerine sosyalist ülkelerle dostluk, karşılıklı yardım ve iş birliği ilişkileri geliştirmek; tüm ezilen halkların ve ulusların devrimci mücadelelerini desteklemek, yardımcı olmak, toprak bütünlüğü ve egemenlik haklarını korumak, bu ülkeler ile karşılıklı saldırmazlık, karşılıklı saygı ve birlikte ortak etkileşimlerde bulunmak, ortaya konan “ 5 Temel İlke” üzerinden bu ülkeler ile birlikte emperyalizme karşı koymak ve emperyalist saldırganlık ve savaş politikalarına karşı çıkmaktır. Proleter dış politikamız geçici önlemlere dayanmamaktadır. Bu politika bizim uzun yıllar boyunca ısrarla üzerinde durduğumuz ve duracağımız politikadır. Geçmişte yaptığımız budur. Gelecekte de bunu yapacağız. (1)”

1969’daki 9. Ulusal kongreden alınan yukarıdaki kesit bize Mao döneminde ortaya konan ve uzun yıllar boyunca etkisini gösteren bir dış politikanın hikayesini anlatmaktır. Proleter değerlerin ön planda olduğu bir dış politikanın ortaya koyulduğu net bir şekilde görülmektedir. Mao ölüp, yerine Deng geldikten sonra bile bu politika özellikle Komünist Parti çekirdeği tarafından hala sahiplenilen ve uygulanılması için politik baskı yapılan bir politika olarak varlığını sürdürmüştür. Çin’in “Dışa Doğru Atılımı” ile birlikte değişmeye başlayan hava, dış politikada bu düşüncenin değişmesine sebep olmuştur.

Yaşanan evrimi anlamak için günümüz Çin Dış politikasına bakmak gerekmektedir. 2012 yılında Çin’in şimdiki yöneticisi Xi Jinping, Komünist parti genel sekreteri olarak seçildiği 18. Ulusal Kongre de yine dış politika ve ulusal savunma hakkında önemli veriler sunmaktadır.

18. Ulusal Kongrede Halef- Selef Hu ve Xi birlikte

Bu paragraf Çin Komünist Partisi 18. Genel Kurul Sonuç metininden alınmıştır:

“Hem mevcut Uluslararası hem de yerel ortam incelendiği zaman görülecektir ki içinde bulunduğumuz dönem Çin’in kalkınması için birçok stratejik fırsat barındırmaktadır.  Bu dönem de değişen doğa ve çevre koşullarını iyi anlamalı, tüm fırsatları değerlendirmeli, mücadelelere soğuk kanlılık ile cevap vermeli, geleceği kazanmak için inisiyatif ve avantaj yakalamalı ve bunları 2020’ye kadar toplumu en iyi şekilde inşa etmek için kullanmalıyız.”

Bu paragraf ise bize günümüzde Çin dış politikası için çok önemli çıkarımlar yapmamızı sağlamaktadır. Mao döneminde ki o proleter, sosyalist, kapitalizmin her şeyine karşı olan ve tamamen “sosyalist ülkeler ile iyi ilişkiler” üzerine kurulu olan o politika günümüzde geçerliliğini yitirmiştir. Günümüzde tamamen “Pragmatizmin” hâkim olduğu Çin politikası, Ulusal çıkarların yerine getirilmesi için önlerine çıkacak her fırsatı değerlendirmek üzere programlanmıştır.

Yine 18. Ulusal kongre bize Çin’in dış politikasında “Ulusal Savunmanın” yeri hakkında çok ciddi veriler vermektedir.

Bu paragraf Çin Komünist Partisi 18. Genel Kurul Sonuç metininden alınmıştır:

“Çin’in modernizasyonu yolunda, Çin’in uluslararası konumu ile orantılı, güvenlik ve kalkınma gereksinimlerini karşılayan güçlü bir ulusal savunma ve güçlü bir silahlı kuvvetler oluşturmak bu süreçte stratejik görevimizdir. Çin, hayatta kalma mücadelesini ve gelişim sürecini doğrudan etkileyen geleneksel ve geleneksel olmayan birçok ciddi tehdit ile karşı karşıyadır. Bu tehditleri ve sorunları çözmek için ulusal savunma ve silahlı kuvvetlerin modernizasyonu konusunda büyük ilerleme sağlamalıyız. Çin’in ana güvenlik ihtiyaçlarına cevap verebilmek ve silahlı kuvvetler ile ulusal savunmayı modernize etmek için üç aşamalı gelişim stratejisi ortaya koymalıyız. Bunlar ekonomik gelişim ile birlikte savunma kapasitesinin orantılı olarak geliştirilmesi, Askeri mekanizasyonun gelişmesi için yoğun bir çaba harcanması ve askeri mekanizasyonun sağlanması için gerekli olan tam “Bilgi Enformasyonunun” 2020 yılına kadar sağlanması amaçlanmaktadır. (2)”

Yukarıdaki paragraf ise bize günümüzde Çin’in ulusal savunması hakkında ciddi veriler vermektedir. Süratli bir şekilde silahlı kuvvetlerini modernize eden, özellikle deniz aşırı ilk askeri üsleri olan Cibuti’deki devasa üs ile birlikte ortaya konan yeni etkin stratejinin yine “Tam Pragmatizm” üzerinden gerçekleşti gerçeğini bir kez daha karşımıza çıkmaktadır.

Çin’in hikayesinden söz ettiğimiz bu serinin sonuna gelirken, bir devletin veya bir canlının gelişimi ve hayatta kalması için gerekli olan en önemli düşüncelerden birinin ne olduğuna hep birlikte bir kez daha şahit olmuş bulunmaktayız. “PRAGMATİZM”

Kadir Doğan

Kaynak ve Referanslar:

1.      https://www.marxists.org/reference/archive/lin-biao/1969/04/01.htm

2.      http://www.china-embassy.org/eng/zt/18th_CPC_National_Congress_Eng/t992917.htm

3.      https://www.jstor.org/stable/2754273?seq=1#page_scan_tab_contents

4.      http://sosyalistisci.org/index.php/ariv/86-422-19-ekim-2011/1054-cin-kueltuer-devrimi

5.      John M. Maki, Conflict and tension in the Far East

6.      Robert D. Kline, Roger Z. George Intelligence and the National Security Strategist: Enduring Issues and Challenges

7.      Ronald Coase, Ning Wang -  Çin Nasıl Kapitalist Oldu?

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap

YAZARLAR

  • Tolga Özbek

    THY’nin Montreal uçağı neden yakıtını ‘damp’ etmedi?