Kalp hastaları uçabilir mi?

  • 06/01/2013 23:21

Uçak yolculuğu çoğumuz için keyifli ve heyecan verici bir deneyimken, bazı kişiler için dikkat edilmesi gereken bir süreç olabiliyor. Özellikle kronik kalp rahatsızlığı olanlar, şeker hastaları, gebeler, solunum sistemi rahatsızlığı olanlar ve uçuş sırasında sinüs, kulak ve burun enfeksiyonu geçiren hastaların mutlaka gerekli önlemleri alması gerekiyor. Bu önlemlerle, uçak yolculuğunu rahatsızlığı olanlar için de keyifli hale getirmek mümkün.

ÖNLEM ALINDIYSA UÇMAKTAN KORKMAYIN

Kalp hastalarının çoğu uçak seyahatlerini sorunsuz bir şekilde geçiriyor. Ancak bazı özel durumlarda ve uzun uçuş sürelerinde konunun uzmanlarına danışılarak alınacak önlemler ile risk düzeyi azaltılıyor. Uçak kabininin sub-optimal şartları bir tarafa, herhangi bir akut olay karşısında ani müdahale şansının bulunmaması, uçuşun yarıda kesilmesi veya kişiye yeterli müdahalede bulunulamamasını beraberinde getirebiliyor. Bu nedenle, kalp rahatsızlığı olan bazı hastaların uçuştan kaçınması, en azından akut olay riski kabin şartlarından bağımsız hale gelene kadar uçuşun ertelenmesi doğru olacaktır.

Uçuş sırasında ortaya çıkabilecek acil durumlar arasında kalp hastalıkları en sık karşılaşılan grubu oluşturuyor. Federal Aviation Administration (FAA) kayıtlarına

göre, uçuş sırasında meydana gelen ani ölümlerin çoğu kalp rahatsızlıkları ile ilişkili. Bu nedenle, FAA, büyük uçaklarda taşınabilen ve dışarıdan şok vererek ritim düzenleyen cihazlardan bulundurma zorunluluğu getirdi.

KALP HASTALIKLARINA GÖRE UÇAK YOLCULARI

Yakın zamanda kalp krizi geçirmiş hastalar: Tedavisi zamanında ve tam olarak yapılmış, krizden sonraki süreçte takiplerinde problem yaşanmamış ve halihazırda

şikâyeti olmayan hastaların, krizden iki hafta sonra uçağa binmelerinin bir sorun yaratmayacağı öngörülüyor. Ancak tedavilerinde gecikme olan veya henüz tamamlanmamış, kriz sonrası kalp fonksiyonlarında bozulma olmuş, takiplerinde,

göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi şikâyetleri olan/devam eden hastaların, uçuş öncesinde kendi doktorlarından mutlaka öneri alması, hatta uçuşu ertelemesi gerekebilir.

Kalp yetersizliği olan hastalar: En az son bir aydır kalbi ile ilgili yakınmalarında (nefes darlığı, ayak bileğinde ödem vb.) ve tedavilerinde bir değişiklik

olmayan hastalar, yetersizlikleri ileri derecede olsa dahi uçuşu rahat olarak tolere edebiliyor. Mevcut kalp yetersizliği tedavilerini aksatmamak, aşırı miktarda sıvı yüküne maruz kalmamak, uçuş süresinin uzunluğuna ve bireysel riske göre gerekirse kan sulandırıcı tedavi uygulamaları, bu konudaki genel öneriler arasında yer alıyor. İleri derecede şikâyeti olan hastalar, özel bakım, uçuş sırasında oksijen desteği gibi uygulamalar ile uçak yolculuğunu güvenli olarak gerçekleştirebilir.

Ritim bozukluğu yaşayanlar: Uçak yolculuğunun herhangi bir kalp ritmi ozukluğunu tetiklediğine dair herhangi bir bulgu yok. Ancak daha önceden var olan ve kontrol altına alınamamış bir ritim problemi olması durumunda, ilgili uzmandan onay alınmasının şart olduğu unutulmamalı.

Kalp ile ilgili işlemler ve ameliyatlar sonrası: Anjiyografi ve stent/balon uygulamaları sonrasında herhangi bir problem görülmeyen hastalar birkaç gün içerisinde uçak yolculuğu yapabilir. Koroner by-pass veya kapak değişimi gibi açık kalp ameliyatları sonrasında herhangi bir sorun gözlenmeyen hastaların ise ilk uçak yolculuğuna, operasyondan yaklaşık iki hafta sonra çıkmasında bir sakınca görülmüyor. Hastaların, cerrahi müdahale sonrası ağır bagaj taşımamaları ve acele etmemeleri unutulmaması gereken iki önemli nokta.

Pıhtılaşma problemleri yaşayanlar: Uzun yolculuklarda hareketsiz ve oturur pozisyonda olmak, bacak toplardamarlarında kanın göllenmesine ve burada kanın pıhtılaşmasına yol açabiliyor. Ayrıca uçuş sırasında sıvı kaybı ve oksijen azlığı pıhtılaşmaya eğilimi daha da artırıyor. Ortalama sekiz saatlik bir uçak yolculuğunda, 50 yaş üstü kişilerin yüzde 10’unda baldır toplardamarlarında tamamen sessiz seyreden pıhtı saptanıyor. Bu pıhtıların yaklaşık beşte biri daha büyük toplardamarlara doğru büyüme gösteriyor ve bunların da yüzde 10’u yerinden kopup akciğer damarlarını tıkıyor.

Daha ciddi problemlere yol açan bu durumdan korunmak için sekiz saatten uzun uçuşlarda, 50 yaş üstü yolcuların veya 50 yaştan daha genç ama risk faktörü olanların diz altı varis çorabı (20-30 mmHg basınçlı) giymelerini önerebiliriz. Ayrıca bazı yüksek riskli durumlarda kan sulandırıcı tedaviler de gerekebiliyor. Uçuş boyunca kısa yürüyüşler ve diz altı egzersiz yapmak, bol sıvı almak yolculuğu kolaylaştıracaktır.