Kıbrıs Barış Harekatı'nda Türk Havacıları

  • Son Güncelleme: 20/07/19 07:19:54
  • 0

20 Temmuz’da başlayan Kıbrıs Barış Harekâtı, üzerinden yıllar geçti. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en büyük sınırötesi operasyonunda ciddi bir hava gücü kullanıldı. Hava indirme, uçarbirlik harekâtlarının yanı sıra Ege’de yaşanan dog fightlar, keşif sortileri gerçekleştirildi. Havacılık açısından en kötü an ise, Kocatepe Muhribi’nin Mürted’ten havalanan F-104 uçakları tarafından vurularak batırılmasıydı…

NASIL BAŞLADI

Londra ve Zürih anlaşmaları uyarınca Türkiye’nin de garantörlüğü altında kurulmuş olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde, Türklere verilen hakları çok gören Rumlar Akritas Planı çerçevesinde 25 Aralık 1963’de harekete geçerek Türkleri katletmeye başladılar. Havadan gerçekleşen ilk uyarı, 1964’te yalıpdı.

Eskişehir’den havalanan F-100 uçakları, Kıbrıs’taki hedefleri vurdu. Ancak operasyon sırasında Yüzbaşı Cengiz Topel, uçağının vurulması üzerine fırlatma koltuğu ile atladı. Yerde Rumlar tarafından şehit edildi.

Türkiye ilk defa NATO dışında bir operasyona girmiş ve bunlar sonrasında bazı eksiklikler belirlenmişti. Örneğin hava indirme harekâtı için güçlü nakliye uçaklarına, hava operasyonları için yeni nesil radara sahip avcı uçaklarına ihtiyaç vardı. C-130, C-160 nakliye F-104, F-5, F-102 gibi uçaklar envantere girdi. Kara havacılık birimleri helikopter ile tanıştı. Deniz karakol ve anti-denizaltı operasyonları için Deniz Havacılık filoları kuruldu.

OPERASYONUN FİTİLİNİ ATEŞLEYEN GELİŞME

Kıbrıs’ta Türkleri tamamen yok etme ve Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama hedeflerinden vazgeçmeyen Rumlar, 15 Temmuz 1974’de Yunanistan’daki iktidarı ele geçiren Albaylar Cuntası’nın desteğini alarak, darbeyle yönetimi ele geçirdiler. Yunanlı Subayların yönetimindeki Rum Milli Muhafız Ordusu ile EOKA eli kanlı bir başka katil çeteci olan Nikos Samson’u başa geçirdi. Artık Akritas planının yerini İfestos Planı almıştı ve amaç tam bir kararlılıkla Kıbrıs’ta asırlardır süren Türk varlığına darbe vurup Türkleri tamamen yok etmekti.

Türk Silahlı Kuvvetleri teyakkuz haline geçmişti. Ancak bu durum yurtdışında 'Türkiye operasyon yapamaz' diye yorumlanıyordu. İzinler kaldırılmış, tüm personel görev yerlerine gelmişti. Hazırlıklar tüm hızıyla sürerken, ilk şehit haberi 18 Temmuz 1974 tarihinde, Kıbrıs'a yapılacak harekat öncesi, Konya 3. Ana Jet Üssü'ne geri intikal amacıyla Balıkesir 9. Ana Jet Üssü'nden kalkışa geçen 132.Filo'ya ait 54-1850 numaralı F-100C, iniş takımları yerden biraz kesilmiş haldeyken ağ tipi bariyere takıldı ve pist dışına çıkarak düştü. Kazada Ütğm. Türker Aydın şehit oldu. Türker Aydın, Kıbrıs Barış Harekatı'nın ilk havacı şehidi olarak kayıtlara geçirildi. Onun ismiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde bir havacılık kulübü kuruldu. Bu kulübün, halen faal olup olmadığı bilnmiyor. 

BARIŞ HAREKÂTI BAŞLIYOR

Anlaşmalardan doğan hakkını kullanarak Rumların bu girişimini engelleme konusunda kararlılığını ortaya koyan Türkiye, 20 Temmuz günü Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Barış Harekâtı ile görevlendirdi.

20 Temmuz sabaha yakın saat 04.49’da İncirlik Hava Üssü’nden kalkan bir RF-84F keşif uçağı ile Kıbrıs Barış Harekâtı resmen başladı. Arkasından 05:30’da Lefkoşa’nın 10 km. Kuzey Batısı’ndaki Gönyeli bölgesine 19 adet C-47 uçağımız ve Kırnı civarına 6 C-130, ile 11 C-160D Transall tipi uçağımız, görev alan Hava İndirme ve Komando Tugaylarımız’ın kahraman mensuplarını paraşütle atarak hava indirmesini başlattı.

İlk gün, 171. Filodan bir F-100D (55-3756), 132. Filo’dan bir F-100C (54-2042), 184. Filo’dan bir RF-84 F (Üsteğmen İlker Kartel şehit oldu) ve bir C-47 (6035) aldığı yara sonrasında Silifki’ye mecburi iniş yaparak kırım geçirdi.

Üsteğmen İlker Kartel, bölgeye Hava İndirme ve Uçarbirlik Harekatı öncesinde göz / foto keşfi görevi için Magosa-Lefkoşe karayolu bölgesinde keşif uçuş yaparken Dhikomo tarafından M-51 tareti ile ateş açıldı. Alçaktan uçan RF-84 isabet aldı. Ne yazık ki Üsteğmen Kartel atyamadan uçağı ile birlikte düşerek şehit oldu.

Kara Kuvvetleri’nde ise 12 adet helikopter hasar görmüş ayrıca özel görevle havalanan DO-28 D uçağında bulunan tüm personel uçağın düşmesi sonucu şehit oldu.

Birinci gün, adada görev yapan ve Türk uçaklarını hedeflere yönelten İleri Hava Kontrolörü (İHK) görevindeki Binbaşı Fehmi Ercan, bulunduğu yere havan mermisinin düşmesi sonucu şehit oldu. Adı daha sonra inşa edilen KKTC’deki havalimanı’na verildi.

NICOSIA HAVALİMANI KULLANILAMAZ HALE GETİRİLDİ

Rumların kontrolü altındaki Nicosia Havalimanı, adanın yurtdışı ile bağlantısını sağlıyordu. Askeri darbe sonrasında Kıbrıs Havayolları uçaklarının bir kısmını yurtdışına götürmüştü. Havalimanında iki adet Trident tipi 3 motorlu jet yolcu uçağı bulunuyordu. Mürted Hava Üssü'nden kalkan 141. Filo'ya ait F-104'ler, harekâtın ilk gününde Nicosia Havalimanı'nı vurdu. İki uçak kullanılamaz hale geldi. Pist bombalandı. 

YAKIN HAVA DESTEĞİ

Operasyonun ana vuruş gücünü F-100 uçakları oluşturuyordu. Eskişehir ve Malatya’dan havalanan uçaklar, birliklerimize yakın hava desteği veriyordu. RF-84F ile RF-5A uçakları ile keşif görevleri gerçekleştiriliyordu.

Mürted ve Diyarbakır’daki F-102 filoları ise Balıkesir’e intikal etmiş, Ege’de Yunanistan tarafından gelecek bir saldırı için hazır bekliyordu. Bandırma’da F-5 uçakları yine Trakya ve Ege için hazırdı.

Birinci gün yapılan hava harekatında 117 yere taarruz, 64 hava indirme, 18 keşif 8 hava savunma sortisi gerçekleştirildi.

Gece saatlerinde ara verilen hava harekatında pilotlar dinlenirken teknik ekipler uçaklar ve helikopterleri yarınki zorlu görev için hazırlıyordu.  Harekattan önce bazı Türk pilotları Kıbrıs'taki Türk Alayı'nda görevlendirilmiş ve olası bir harekat için bölgeyi tanıma, hedef tespit ve idare konularında ön çalışma yapmışlardı. Bu subaylar sahile ilk çıkan birliklerle beraber İHK (İleri Harekat Kontrol) görevine başladılar.

Harekat sırasında çoğunluğu F-100 uçucusu toplam 7 pilot (ikinci harekatta 10) İHK subayı olarak görev yaptı. Bu subayların arasında bulunan Bnb. Fehmi Ercan, 20 Temmuz'da 50. Piyade Alay Komutanı Alb. İbrahim Karaoğlanoğlu ile birlikte görev yaptığı terk edilmiş villaya bir geri tepmesiz top mermisinin isabet etmesiyle şehit oldu. Patlamadan hemen önce villadan ayrılan diğer İHK subayları Bnb. Necdet Karademir ve Yzb. Akın Giray ise büyük bir şans eseri kurtuldular. Bnb. Fehmi Ercan'ın ismi daha sonra Lefkoşa'da bulunan havalimanına verildi (Ercan Havalimanı).

 

UÇAR BİRLİK

Yeni yeni oluşturulan Kara Havacılık birlekleri UH-1 helikopterleri ile uçarbirlik operasyonuna destek veriyordu. Helikopter sayısı kısıtlıydı. Ancak Türk Kara Havacıları,  pilotlarından bakımcılarına kadar helikopterin gece gündüz uçmasını sağladı. 72 adet helikopterle önce yüksekten geçiş sırasında yerden yoğun olarak uçak savar atışı tespit edilince, uçuş düzeni alçak kola göre ayarlandı.

Basit hasarlar dışında helikopter kayıpsız operasyon gerçekleştirildi.

Deniz havacılar ise Antalya’ya intikal etmiş, S-2E Tracker uçakları ile Deniz Karakol görevlerini gerçekleştiriyordu. Deniz havacılar, iki harekât sırasında Akdeniz’de 66 sorti-339,15 saat uçuş, Çiğli’de konuşlu helikopterler de Ege’de 149 sorti-503,45 saat silahlı keşif uçuşu gerçekleştirecekti.

KOCATEPE’NİN BATIŞI

Rumların 20 Temmuz gecesi çıkarma yapan birliklerimizle Türk Alayı’na yönelttikleri saldırılar sürerken, Türk Harekât Merkezine, Baf açıklarında bir Yunan filosunun gözüktüğü yönünde radar tespitleri yapıldığına dair haberler gelmeye başlamıştı. Bunun üzerine 301 nci Filo’ya ait S-2E tipi Tracker Deniz Karakol uçakları keşif için gönderildi.

Radar görüntüleri, 4 destroyer ve 7 nakliye gemisinin Ada’ya yaklaşmakta olduğuna işaret ediyordu. Teyit için 184 ncü Filo’ya ait RF-84F uçakları da keşif için bölgeye intikal etti. Elde edilmiş radar bulgularının aksine, denizde olması gereken yerlerde ve Ada ile Antalya arasındaki alanda fiziki hiçbir netice elde edilemedi.

21 Temmuz Pazar sabahı saat 11:00 sularında Ankara’daki ilgili bütün birimler gergin bir bekleyiş içindeydi. Çünkü 6 nakliye gemisiyle 2 Yunan Komando Taburu’nun önemli bir malzemeyle Ada’ya varması endişesi başlamıştı. Uçaklarımızın taradıkları alanda hiçbir gemi olmamasına karşın Anamur radar müfrezesinin ve keşifteki S-2E uçaklarının radar ekranlarında Ada’ya yönelmiş gemiler gözükmeye devam ediyordu. Harekât merkezlerimiz bu birliğin Ada’ya ulaşmasını engellemeye kesin kararlıydı. Gece boyu radarlarda gözüken bu gemilere karşı saat 13:00’de kesin bir saldırı planlandı. Deniz Kuvvetleri sahada kendi gemisi bulunmadığını teyit etmişti. Saat 14:00’de 111 nci Filo’nun F-100D ve 141 nci Filo’nun F-104 uçakları havalandı. Olası bir Yunan çıkarmasına karşı çok kararlı bir şekilde söz konusu bölgede ne varsa batırılacaktı.

Saat 15:30’da gelen haber büyük bir gerginlik içinde Yunan Gemilerinin bulunmasını, batırılmasını bekleyenleri adeta yıktı, derin bir üzüntüye boğdu. Çünkü bölgede hiçbir gemi bulunmadığı söylenmesine karşın, olmaması gereken yerde bulunan veya bulunması gerektiği halde bulunmadığı söylenen Kocatepe muhribimiz uçaklarımızca batırılmış, Adatepe ve Mareşal Çakmak muhriplerimiz yaralı halde Mersin’e ulaşmayı başarmışlardı. Bu trajik olayla 54 denizcimiz şehit oldular.

Emin Çölaşan’a konuşan Emekli Hava Pilot Binbaşı Zeki Kılıç, o yıllarda F-104 pilotuydu. Anılarını şöyle anlatmıştı:

“Ankara Mürted Üssü’nde kol komutanı idim. Birliklerimiz 20 Temmuz’da Kıbrıs’a çıkmıştı, 21 Temmuz’da da çıkarma devam ediyordu. O sabah bize haber verildi. Düşman gemilerinden oluşan bir konvoy Baf’a doğru yol alıyor. Biz o bölgeyi harp sahası ilan etmiştik. Dost ve düşman hiçbir gemi oraya giremezdi. Uçaklarımıza gemilere karşı kullanılacak özel mermi ve bombalar yüklendi ve öğle saatlerinde konvoyu vurmak üzere havalandık.

Birinci kol lideri Binbaşı Namık Kemal Aşıcı. Ben ikinci kol lideri idim… Deniz savaşı olacağı zaman komutan gemisinde bizim özel eğitim görmüş bir arkadaşımız mutlaka olur ve o havacı arkadaşımız bizi yönlendirir. Denizde yirmi tane aynı tipte ve aynı bayraklı gemi bile olsa hiç fark etmez. O arkadaşımız bizi yönetir ve biz de vuracağımız gemiyi aralarından çeker çıkarırız. Bunu yaparken kendi gemilerimize en ufak bir zarar bile vermeyiz…

Bize savaş harekat merkezinden emir verilmişti Baf Limanı’nda gördüğünüz bütün yüzer cisimleri batırın diye. Ama gemilere irtibat subayı verilmemiş…

Baf’a doğru havalandık, havada gazları açtık. Ankara’dan Baf 24 dakika sürüyor. Bir muhrip bize uçaksavarla salvo ateşine başladı. Ancak hedefimiz o değildi. Hedef Baf’a çıkarma yapacak konvoyu yok etmekti. Onun için biz bu ateş eden gemiye saldırmadık. İşte olaylar burada başlıyor. Baf’ın hemen yakınında üç savaş gemisi vardı. Gözlerimizle gördük onları orada. Limanın neredeyse içindeler. Bize uçaksavar ateşi açtılar. Çevremizde filmlerde falan gördüğümüz şarapnel parçaları tıkır tıkır dolaşıyordu. Onların arasından dalıyorduk. Gemilere roket taarruzu yaptık, sonra top taarruzuna geçtik…

Sonra biz bu gemilerde Türk Bayrağı olduğunu gördük. Ama bize hiç kimse bunlar Türk gemisidir, ateş etmeyin demedi. Cephanemiz bitmiş, yakıtımız azalmıştı ve dönüşe geçtik. Ama son anda Türk Bayrağı’nı ve panosunu gemilerde gördüğümüz için, içimizde bir burukluk oluşmuştu. Kendi kendimize acaba diye soruyorduk ama bir yandan da harp sahası ilan edilen o bölgede bizim gemilerimizin olmayacağını düşünüyorduk… Savaş gemilerimizle uçaklarımız arasında telsiz bağlantısı yoktu…

Biz döndük Mürted ana üssümüze ve komutanlarımıza gemilerde Türk Bayrağı gördüğümüzü söyledik. Araştıralım dediler. Biraz sonra bunların Yunan gemisi olduğu bize bildirildi ve yeniden kalkış emri geldi…

Emir şöyleydi: Bunlar düşman gemisi. Kalkın ve kalan varsa batırın. Eğer gemi göremezseniz Baf Limanı’nı yok edin. O sevinç dakikalarını size anlatamam. Bunların Yunan gemisi olduğunu öğrenince bütün arkadaşlar, 12 pilot birbirimizle kucaklaştık, şapkalarımızı havaya fırlattık. İçimizdeki kuşku yok oldu. Uçaklarımız yeniden yüklenmişti. O moralle uçaklarımıza koştuk. İkinci göreve daha büyük coşkuyla gidiyorduk şimdi…

Düşman radarlarına yakalanmamak için çok alçaktan uçuyorduk. 20 metre falan…

Yukarıdan bir baktık ki, isabet alan gemilerden biri (az sonra batacak olan Kocatepe) yanıyor. Diğer iki gemi ise (Adatepe ve Mareşal Çakmak) kaçmış. Görevimizi yaptık ve Baf Limanı’na hasar verdik. Düşman çıkarma yapmasın diye orasını mahvettik…

Yaralı kuşa taş atılmaz. Yanan gemiye artık yeniden saldırmadık…

O kargaşada kimin (hangi pilotun) isabet sağladığı belli olmaz. Orası tam bir ana baba günü. Yani kıvırıp kıvırıp tekrar ateş ediyoruz. Gemiler de bize ateş ediyor. Ama kim vurdu, onu bilmek mümkün değildir. Oraya gidenler hepimiz tecrübeli arkadaşlardık. Yani bombaları karavanaya atmadık…

Hatta alçaldığımız sırada biz onlara top atışı yaparken, gemilerden de su bombası atıyorlardı. Bu bombalar suyu 50-60 metre yükseltiyor. Yani o su sütununa çarparsak rahat paramparça oluruz. Hatta o anda içimden geldi ve telsizle pilot arkadaşlara dedim ki ‘Yahu bunlar bizi Kleopatra gibi su sütunlarının arasında dolaştırıyorlar.’ Aynen bu lafı ettim!

Sonra diğer filolar kaçmakta olan o iki gemiye yeniden taarruz etmişler. Ayrıca o yanmakta olan gemi de batmış. Batanın Kocatepe, kaçanların da Adatepe ve Mareşal Çakmak olduklarını sonradan öğrendik. Kaçan o ikisi de isabet almışlar…

İKİNCİ SALDIRIYI DA YAPTIK

İkinci saldırıyı da yaptıktan sonra Ankara’da Mürted Üssü’ne döndük. Yine alarmdayız ve uyumuyoruz. Ertesi sabah da Kıbrıs’a bir kara görevine (kara hedeflerini bombalamaya) gideceğiz. O sabah erken saatlerde onların bizim gemilerimiz olduğunu kesinlikle öğrendik ve çok büyük üzüntü yaşadık…
Sabah 9’da Hava Kuvvetleri Komutanı orgeneral Emin Alpkaya üsse geldi ve Deniz Kuvvetleri ile yaptığı konuşmaların teyp kayıtlarını bize dinletti. Bu bant herhalde devlet arşivindedir…

Alpkaya dedi ki “Kendilerine yirmi defa sordum, ilk taarruz sırasında pilotlarımızın bu gemilerde Türk Bayrağı ve panosu gördüklerini söyledim. O bölgede kesinlikle Türk gemisi olmadığını ve bunun bir Yunan aldatmacası olduğunu söylediler. Ayrıca bu cevabı bize vermeleri tam üç saat sürdü ve bu süre içerisinde zaten olan oldu…”

Gerçeği öğrenince hepimiz, bütün havacılar mahvolmuştuk. O büyük sevinç bir anda yok olup gitti. Ama bu hata bizim değildir. Bize Baf yakınlarında gördüğünüz bütün yüzer cisimleri batırın diye emir verilmiş. Diyelim ki ben orada gemilerde Türk Bayrağı’nı gördüm ve uçaklarıma ateşi kestirdim. Meğer o gemiler düşmana aitmiş ve bizi aldatmak için Türk Bayrağı çekmişlerse. Bu durumda bir pilot üstlerine nasıl hesap verir?..

Havada uçarken öteki pilot arkadaşlarla aramızda bir görüş alışverişi veya tartışma olmadı. Uçak kritik bir araçtır. Hele savaş durumunda daha da kritiktir. Böyle bir durumda yanınızda uçan bir arkadaşınızı üzemezsiniz. Çünkü onun geri dönüşü olacak, kendini emniyete alacak ve inişi olacak. Onun için havada böyle bir tartışmaya girilmez. Ama indikten sonra tartışmamızı yaptık ve komutanlığa bildirdik…

YUNAN KONVOYU NEREDE?

Denizde böyle bir Yunan konvoyu yoktu. Biz görmedik. Ama elektronik bir aldatmaca değildi o. Konvoy aslında var. Belki Rodos açıklarına geliyor ve sonra geri dönüyor. Burada bizim keşif uçaklarımızın büyük hatası var. Konvoy Rodos açıklarında keşfediliyor ama sonra takip edilmiyor. Oysa taarruz uçakları hedefe gönderilmeden önce keşif uçaklarının alçalıp hedefin resimlerini çekmesi gerekir. (Olayımızda keşif uçakları Deniz Kuvvetleri’ne ait.) Çünkü keşif uçakları kıvrak uçaklardır. Nihayet kendisine birkaç kez ateş ederler ama vuramazlar. Bir iki manevra ile sıyırır gider. Böyle yapsa geminin ve yedi sülalesinin ismini okur ve dönüp gelirdi…

Vicdan azabını hatayı yapanlar çeksin. Bunun sorumlusu gemileri oraya gönderenler ve kendi gemilerinin nerede olduğunu bilmeyenlerdir. Ben bu olayda denizcileri suçluyorum…

Bu anlatılanlar Hava Kuvvetleri yaklaşımını ortaya koymakta, Deniz Kuvvetleri ise konuyu farklı yorumlamaktadır. 

İKİNCİ GÜN: 21 TEMMUZ 1974

Rumların yeniden taarruz ettikleri rapor edilince harekat yeniden başladı. 131, 132, 171 ve 172. Filolar F-100 uçakları ile harekata katıldı. Saat 07.55’de Baf’tan Lefkoşe’ye gitmekde olan 40 araçlık konvoy imha edildi. Gün sonunda Girne alındı.

İkinci harekat günü saat 21.10 da 203 taarruz 19 keşif görevi 28 hava savunma ve 23 nakliye sortisi kayıtlara geçti.

İkinci günde, bir pilot 172. Filo’dan 54-2238 nolu F-100’den atlamış, bir F-100 ve F-102 uçağı da inişte kırım geçirdi. Olaylarda üç pilot da kurtuldu.

ÜÇÜNCÜ GÜN 22 TEMMUZ 1974 

Gün ne yazık ki saat 05.06’da alınan acı haberle başladı. Kocatepe Muhribi’nin battığı teyit edildi. Bölgeye 3 saat sonra 4 adet C-130 nakliye uçağı gönderildi. Suya tıbbı malzeme atıldı.

Bu arada 15 adet C-47, Lefkoşe’nin 5 kilometre kuzeyine 300 paraşütcü indirdi. Öğleden sonra 141. Filo’ya ait F-104’ler 750 librelik bombaları ile 17 sorti gerçekleştirdi.

Saatler 17.00’yi gösterirken, ateşkes ilan edildi. Gün içinde 122 taarruz, 12 keşif görevi, 23 hava savunma ve 19 ulaştırma sortisi yapıldı.

EGE’DEKİ DOG FIGHT

Çanakkale’deki radar, karıştırma sinyalleri alınca, bölge yakınlarında Yunan Hava Kuvvetleri’ne ait EC-47 tipi elektronik harp uçağının uçtuğu tespit edildi.  22 Temmuz 1974 günü saat 13:25’de 142. Filoya bağlı 401 ve 413 nolu iki F-102 uçağı scramble kalkışı yaptı.

F-102’ler C-47’yi ararken, bölgede iki Yunan F-5A’sı tespit edildi. Dog fight’a girildi.Hava muhaberesinde, F-102A kolunda 401 nolu F-102’yle 1 numara olarak uçan Yzb. Sıtkı Onur Yunan F-5A uçağını düşürdü. Diğer Yunan F-5A uçağı kaçarak muharebeyi yarıda kesti.

F-102A kolundaki 413 nolu F-102A’sı ile 2 numara olarak kolda uçan Yb. Vasıf Sayın, Yunan F-5A’sını bir müddet takip etmiş ancak daha sonra Slewede Cyro arızası nedeniyle yanlış istikamete uçarak iddiaya göre Atina üzerine kadar gitmiş, dönüşte yakıtı bittiğinden motoru durmuş ve Söke karayoluna mecburi iniş yapmıştı. Yb. Vasıf Sayın başarılı bir iniş gerçekleştiren uçağının emniyetini sağladı. Ancak bu bilgiler Yunan tarafınca kabul edilmemekte, onlar da Türk F-102’lerini düşürdüklerini iddia etmektedir.

Üçüncü harekat gününde, 142. Filo’dan bir F-102A (54-1403 ) kalkış sırasında düşmüş, Üsteğmen İbrahim Çınar şehit oldu.

YUNAN ORDUSU’NUN İLETİŞİM EKSİKLİĞİ VE DÜŞÜRÜLEN NORATLAS’LAR

Cumartesi günü Girne yakınlarında gerçekleşen çıkarma harekâtına katılan birliklerin sağladığı köprübaşının Lefkoşa’daki havadan intikal etmiş olan birliklerle birleşmesi ve Silahlı Kuvvetlerimizin Kıbrıs’ta hâkimiyeti sağlamaya başlaması karşısında hiçbir şey yapamayan Yunan Cuntası, nihayet hem Kıbrıs’ta çarpışan birliklere moral vermek hem de kendi kamuoyuna karşı bir şeyler yapıyor gözükmek için tam teçhizatlı bir komando taburunu Kıbrıs’a hava yoluyla indirmeye karar verdi.

Önce böyle bir birliğin Yunan Hava Yolları uçağı ile Lefkoşa Hava Alanı’na sevk edilmesi düşünüldüyse de sonradan bundan vazgeçilmişti. Ancak Silahlı Kuvvetlerin alt kademesinden gelen baskılar sonucu nihayet 21 Temmuz Pazar gecesi Yunan 1 nci Komando Taburu’nun 20 Noratlas ve 10 adet C-47 Dakota uçağı ile sözde “Zafer” (Niki) Harekatı’nın başlatılması planlandı. Böylelikle Kıbrıs Rum Milli Muhafız Ordusu desteklenmiş olacaktı.

354 ncü “Pegasus” nakliye filosuna ait bu uçaklar, alçak irtifada tam bir haberleşme sessizliği içinde uçarak Lefkoşa Havaalanına indirilecekti. Bu uçakların hava güvenliğinin eskort olarak Iraklion Hava Üssü’nde konuşlandırılmış olan F-102 Delta av önleme uçaklarınca sağlanması planlandıysa da sonradan bundan vazgeçildi.

Harekâtın gizliliğinin sağlanmasına ve Yunan Ordusu’nun verdiği aktif desteğin maskelenmesine gösterilen özen çerçevesinde her beş dakikada bir uçak daha önce intikal ettikleri 115 nci Savaş Grubuna ait Girit’teki Suda üssünden kalkacaktı. Bu nakliye uçakları radyo haberleşmesi kullanmama kuralının yanı sıra asgari ışık kullanma ve birbirlerini görmeyecek aralıklarla uçma emirlerini almışlardı. Gece yarısından önce kalkarak karanlıkta uçup gün aydınlanmadan Lefkoşa’ya varmayı ve yüklerini yine karanlıkta indirmeyi planlıyorlardı.

RUMLAR KENDİ UÇAKLARINI VURUYOR

İlk gün 22:30’da başlayan operasyona ilk beş Noratlas uçağı tam olarak uydu ve 5’er dakika ara ile havalandılar. Sonrasında ise muhtemelen uçuş ekiplerinin bir kısmında gözüken korku nedeniyle uçakların havalanmasında aksamalar başladı.

Sıra 10 ncu uçağa geldiği zaman aksamaların planı bozacağı endişesiyle 20 Noratlas’dan son 5’ine ve 10 adet C-47 Dakota’ya operasyona katılmaktan vazgeçmeleri emri verildi. Komando ve teçhizat yüklü 15 Noratlas nakliye uçağı üslerinden kalkıp Hanya üzerinden geçerek Akdeniz’in Doğusu’na yol almaya başladılar. Türk radarlarına yakalanmamak için 100-200 m. irtifada uçuyorlardı. Bu arada 13 ncü uçak, yolunu kaybettiğini bildirerek Rodos’a indi. Uçaklar önce Güney Doğu’ya 34° Kuzey ve 27° Doğu istikametine ve bu noktadan sonra doğuya Kıbrıs’a yöneldiler. Ada yakınlarına gelince radarlara yakalanmamak için irtifalarını bir miktar daha azalttılar. Yaklaşık olarak iki saat süren uçuş sonrası, 22 Temmuz Pazartesi günü sabaha karşı saat 02:00 civarında peyderpey inişe hazırlandılar. Uçuş öncesi verilen brifingde Lefkoşa Havaalanı’nı kontrol eden Rum güçlerinin harekâttan haberdar oldukları ve ateş açmayacakları bildirilmişti. Sonradan olayların başka şekilde gelişmesi üzerine bu konuda Yunan ve Rum yetkililer arasında, emirlerin kime, nasıl ne zaman verildiği ve kimler tarafından alındığı hususunda görüş ayrılığı ve anlaşmazlık çıkacak ve konu çok tartışılacaktı.

ATIŞ BAŞLIYOR

İlk Noratlas inişe geçtiği zaman Türk uçaklarının bir harekât başlattığını zanneden Rumlar kendi uçaklarına ciddi bir uçaksavar baraj ateşi açtılar. “Bir”, “İki” ve “Üç” numaralı uçaklar ilk anda, Rumların uçakların yaklaştığını fark edememeleri nedeniyle nispeten sıkıntısız yaklaşıp inişi başardılar. Pilot Panagopoulos Vasilos yönetimindeki 52-133 seri numaralı “Dört” numaralı uçak havaalanı pistine iki kilometre kala yerden açılan ateş sonucu yanarak düştü. Uçak mürettebatından kumandan pilot dâhil 4 havacı personel ve 1nci Komando Taburundan Üsteğmen Tsamkiranis Dimitros dâhil 27 asker kendi dost ateşleri sonucu öldü.

52-139 seri numaralı “Yedi”nci uçak yine açılan uçaksavar ateşi sonucu ağır isabet aldı. İçindeki iki komando öldü, 11 komando ise yaralandı. Bu uçak uğradığı hasar sonucu Ordumuzun eline geçmesin ve Yunan operasyonu ortaya çıkmasın diye Rumlar tarafından sonradan tamamen imha edildi.

53-234 seri no.lu “Beşinci” ve 52-144 no.lu “Sekizinci” uçaklar almış oldukları ateş sonucu dönüş yolunda Rodos’a indiler. 52-143 no.lu “On ikinci” ve 53-207 no.lu “Üçüncü” uçaklar da aldıkları hasar nedeniyle ve havaalanını kuşatmış olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eline geçmesin diye yine Rumlarca imha edildi. Kıbrıs’a yaklaşmakta olan 52-132 no.lu “On dördüncü” Noratlas ise yerden açılmış uçaksavar ateşini görünce havanın aydınlandığını bahane ederek geri döndü.

4 UÇAK KAYBI, 30 ÖLÜ!

Yunanlıların çok önem verdikleri ve toplam 30 kadar nakliye uçağı ile Türk Ordusu’na karşı planladıkları bu harekât böylece 4 uçak kaybı ve 33 askerin ölümü ile son buldu. Ancak 13 uçak ile erişebildikleri Lefkoşa Havaalanında tam bir kontrol sağlamada başarılı olamadılar. 30 uçaktan ancak 13’ünün hedefe ulaşması ve verdikleri kayıpların yanı sıra, harekâtı uygulamadaki hava-kara-deniz işbirliği eksikliği ve 30 uçağı tam bir kararlılıkla göndermeye cesaret edememelerinin ayrıntıları da Yunan Ordusu’nun kararsız, koordinasyonsuz ve plansız durumunu aydınlatması açısından önemlidir. Çünkü bu operasyondan iki gün önce harekatın 96 kadar F-84 uçağı ile desteklenmesi kararı alınmış ve uçaklar öncelikle bu amaç için Suda ve Kasteli’deki hava üslerinde konuşlandırılmış ise de Kıbrıs’ta Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ezici üstünlüğü ve kararlı tutumu karşısında ve gelişmelerin ışığında sonradan Yunan Ordusu buna cesaret edememiştir.

Bu bağlamda 338 nci Mira filosuna bağlı bu uçakların Ada’daki Türk mevzilerine saldırıp, Lübnan ile yapıldığı iddia edilen gizli bir anlaşma uyarınca ikmal için Lübnan’a inmelerinin ve sonradan tekrar Kıbrıs’ta Türk mevzilerini bombalayarak Yunanistan’a geri dönmelerinin de planlanmış olması ayrıca değinilmesi gereken önemli bir husustur. 22 Temmuz sabahı saat 05:10’da başlatılması gereken bu harekat, Türkiye’ye karşı yapacakları hiçbir şey kalmadığını anlayan Yunan Silahlı Kuvvetleri’nce iptal edilmiştir. Yine Yunanlı subayların yönetimindeki Rum Milli Muhafızları’nın yoğun bir şekilde yaklaşan uçaklara uçaksavar ateşi açmış olmasına karşın isabet ettirmedeki başarısızlıkları ortadadır.

Bu başarısız harekatta, katılmış olan uçaklardan 13 ncü uçak, yolda Rodos’a yanlışlıkla inmiş ve Kıbrıs’a ulaşmamış, 4 ncü uçak Lefkoşa’da piste ulaşamadan dost ateşiyle düşürülmüş, yerden yoğun ateş açıldığını duyan 14 ncü uçak ise havanın aydınlandığını bahane ederek Kıbrıs’a hiç yaklaşmadan geri dönmüştür. Kıbrıs semalarına yaklaşan ve Rumların kendi uçaklarına açtığı ateş sonucu hemen hepsi isabet alıp sonradan Girit’e geri dönen toplam 12 uçaktan 3’ünün (3 ncü, 7 nci ve 12 nci uçaklar) de yerde yine Rumların kendi ateşi sonucu imha edilmesiyle Yunanlılar bu operasyondan 4 Noratlas kaybetmiş oldular.

İKİNCİ HAREKÂT

Üç gün süren birinci harekatın ardından ateşkes imzalanmıştı. Ancak Türk kuvvetleri kıyıda sıkışmıştı. Görüşmelerde ilerleme kaydedilmediği gibi ciddi sorunlar yaşanıyordu.

Tüm bu gelişmeler üzerine Türkiye, 14 Ağustos sabahı “İkinci Barış Harekâtı”nı başlattı. Harekâtın amacı, doğuda Magosa ve batıda da Lefke’ye kadar olan bölgelerin Rum işgalinden kurtarılmasıydı. Plan dâhilinde hareket eden Türk Ordusu, 15 Ağustos günü Magosa’yı, 16 Ağustos günü de Lefke’yi ele geçirmiştir.

Türkiye’nin 16 Ağustos 1974 tarihinde ateşkes ilan etmesini müteakip, yıllardır ekonomik ve toplumsal zorluklar içinde yaşayan Kıbrıslı Türkler özgürlüklerine kavuşmuşlardır. Türk Ordusunun o tarihten bugüne kadar Kıbrıs'ta devam eden varlığı, adadaki barışın ve her iki tarafın güvenliklerinin teminatı olmuştur.

HANGİ FİLO NEREYE İNTİKAL ETTİ?

Çiğli’deki T-37 eğitim uçakları Cumaovası’na,

Mürted (Akıncı) 142. Filo F-102 uçakları ile Balıkesir’e,

152. gündüz önleme F-5A filosu Merzifon’dan Yenişehir’e, 

Diyarbakır konuşlu 181. Filo (F-100) Antalya’ya,

Diyarbakır’daki RF-84 keşif uçaklarına sahip 184. Filo İncirlik’e,

Bandırma’da konuşlu olan Deniz Havacılık 301. Filo (S-2 Tracker uçaklarına sahip) Antalya’ya intikal ettiler.

SİVİL HAVACILARIN KATKISI

Hava-Kara-Deniz havacıların yanı sıra Kıbrıs Barış Harekâtı'na Türk Hava Yolları ve Türk Hava Kurumu da büyük destek verdi. Harekât sırasında başta ABD ve NATO olmak üzere yedek parça ve jet yakıtı akışını durdurdu. Devreye Libya girdi.

Libya lideri Muammer Kaddafi, öncelikli olarak Türkiye'ye uçakların kullandığı 2.75 ve 5 inch'lik roketler vermek istediğini bildirdi. Bunun üzerine THY filosunda görev yapan dört DC9 uçağının koltukları sökülerek kargo uçağı haline getirildi. Bu uçaklar hemen Libya'ya uçtu.

İşte o günleri Emekli Kaptan Pilot Mehmet Şentürk böyle anlattı:

"Temmuz 1974'te verilen bir emirle Ethem Durak, Enver Türker, Hava Kuvvetleri'nden Yarbay Yusuf Uydaç'la birlikte Ankara Esenboğa Havalimanı'ndan  yolcu uçaklarının koltuklarının sökülerek Libya’ya cephane almak üzere görevlendirildik.

Hava şartları çok kötüydü ve harp nedeniyle gerçekleştirilen karıştırma nedeniyle Türkiye’deki seyrüsefer aletlerini kullanamıyorduk. Elimizde sadece yoğun meteorolojik şartlardan kaçınmak için radar vardı. Rotamızı Marmara ve Karadeniz üzerinden planlayarak Radoviç’e gitmeyi planladık. Bulgaristan’a girdik. Oradan, Yugoslavya’ya, oradan Malta ve Libya’ya iniş yaptık.

Libya’da indiğimiz yer, çok eskiydi. Amerikalılar'dan kalma bir meydandı. Ve biz oraya indikten sonra alacağımız malzemenin ağırlığıyla o meydandan kalkamayacağımızı ilgililere bildirdik. Bunun üzerine oradaki yetkilileri aldık ve Bingazi’deki Vilesu askeri havaalanına gittik. Uçağı yüklenmesi için bıraktık. Ekip olarak Libya'nın başbakanlık misafirhanesinde istirahat için geçtik.

Misafirhanenin karşısında Yunan elçiliği vardı. Ve o gecenin Kocatepe’nin batırıldığını Libyalı Bakanlar bize gelip söylediler ve bizimle beraber olayın tahlilini yapmaya çalıştılar.

SİLAHLARI UÇAĞA YÜKLEDİLER

Türkiye'nin ihtiyacı olan yaklaşık 25 tonluk, 2.75 ve 5 inç'lik roketlerin uçaklara yüklendi. Arkasından havalandık. Biz yoldayken, Libya televizyonu olayı yayınladı. Bulgaristan hava sahasını terk ederken Bulgar kontrolörlerden 'Güle güle kullanın' dişe mesaj aldık"

"HERHANGİ BİRŞEY TALEP ETMEDİLER"

Kıbrıs Barış Harekatı zamanında Türkiye Libya’dan askeri anlamda yardım aldığını belirten Şentürk, "Tam manasıyla bunu söyleyebiliriz bizden sonra da bir uçak daha gitti. O zaman da Libya’nın lideri Kaddafi’ydi ve hava kuvvetleri komutanı da bizim harp okulundan mezun olmuş bir subaydı" dedi.

Şentürk askeri malzemeler karşılığında herhangi bir şey talep ettiler mi sorusuna ise “Bize herhangi bir şey talep etmediler.Bu soru daha öncede sorulmuştu talep etmediler dedim. Sayın Demirel de eğer bir borcumuz varsa isterlerse veririz şeklinde bir söyleyişte bulunmuştu." dedi. 

Libya operasyon sonrasında Türkiye C-47 ve F-5 uçakları hibe etti. Yedek parça verdi. Bu uçaklar uzun yıllar Türk Hava Kuvvetleri'nde görev yaptı.

THK PARAŞÜTÇÜLERİ KIBRIS SEMALARINDA

Hava indirmede, Türk Hava Kurumu tarafından yetiştirilen paraşütçüler de görev yaptı. Hava indirme operayonunda daha harbiye öğrencisi iken paraşütle tanışan ve harekâtta görev yapan Yüzbaşı Sami Akbulut'un yanı sıra Taner Erdem, Ceyhun Demirkol, Osman Örencik, Orhan Özcan, Naci Çelikkol gibi o dönem askerliğini yapan THK personeli hava indirmede ilk sortide görev yaptı. 

Adaya inen ilk paraşütçü komandolar arasında olan Yüzbaşı Sami Akbulut ne yazık ki şehit oldu.

Kaynaklar:

1. Ali Külebi, TUSAM – Ulusal Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi Başkan Vekili

2. Emin Çölaşan: Kocatepe Nasıl Battı? Zeki Kılıç anlatıyor.

3. 30 Sıcak Gün Mehmet Ali Birand

4. Levent Başara: Türk Hava Kuvvetleri’nde F-100 Super Sabre

5. Ahmet Soufa Kayalı

6. Talip Bölükbaşı: O sadece şehir hatlarında bir vapurun ismi değil! 

Harekât fotoğrafları, Genelkurmay Başkanlığı sitesinden alınmıştır.

 

Kokpit Aero

Yorum Yap