İlknur Akman Erk

Komşu kapısı güzel Selanik

  • Son Güncelleme: 18/04/17 08:07:37
  • 0

Geçtiğimiz hafta, üyesi olmaktan dolayı büyük onur duyduğum koromla birlikte, kardeş Selanik Karma Korosu ile bir konser vermek üzere, komşumuz Yunanistan’ın güzel köşesi Selanik’e gittik. Konser gerçekten muazzam oldu. Mahler’in en sevilen eserlerinden, Diriliş Senfonisi olarak da bilinen 2. Senfoni’yi, Selanik Devlet Senfoni Orkestrası ile söyledik. Bu benim için, hayatımın sonuna dek unutamayacağım bir deneyim oldu. Tabii bu sıradışı deneyimi Selanik gibi her Türk’ün kalbinde özel bir yeri olan şehirde yaşamış olmak da, apayrı bir coşku verdi. Konserden önce yoğun provalarımız olacağı için şehre birkaç gün erken gittik. Bu da bana şehirle haşır neşir olma fırsatı yarattı.

55 DAKİKADA SELANİK

Selanik, zengin tarihi, doğal güzellikleri, lezzetli mutfağı ve güleryüzlü insanlarıyla, uzun bir hafta sonunu geçirmek için ideal adreslerden biri. Bence belirli mevsimi de yok, yani her mevsimde gidilip, keyfi sürülebilecek kentlerden. Uçağa atladınız mı, 55 dakika sonra kuş gibi konuveriyorsunuz Makedonya Havalimanı’na. Vaktiniz ve imkanınız varsa, otomobille de gidebilirsiniz. Karayolu pek keyifli, üstelik Kavala başta olmak üzere, mola verilecek çokça da yer var. Karayoluyla gideyim ama direksiyonda ben olmayayım derseniz, o seçenek de var. Pek çok otobüs şirketi, sizi rahatça Selanik’e ulaştıracaktır. İnternette kısa bir araştırma yapmak yeterli oluyor.

Adını Büyük İskender’in üvey kızkardeşi Tessalonike’den alan kent, M.Ö 315 civarında, Makedonya Kralı Kassandros tarafından kurulmuş. Tessalonike’nin kocası Kassandros, Büyük İskender’in ölümünden sonra imparatorluğu paylaşan kumandanlardan biriymiş. Kaynakların verdiği bilgiye göre Selanik, Termaikos Körfezi kıyısında kurulu ve tarihi çok daha eskilere kadar uzanan 26 yerleşimin, Kral Kassandros emriyle birleşmeleri sonucunda ortaya çıkmış. M.Ö 168’de Romalılar’a boyun eğene dek, Makedonya’nın merkezi olan Selanik, doğu batı hattı üzerinde uzanan ve Byzantium’a kadar ulaşan ünlü ticaret yolu Via Egnatia üzerindeki konumu sayesinde gelişmiş ve tam bir kavşak olmuş. 1. Yüzyılın ortalarına doğru, Tarsus’lu Aziz Pavlos, Selanik’i ziyaret edip, Hıristiyanlık’ın ilk tohumlarını atmış. Vaazlar vermiş ve Selanikliler’e iki de mektup yazmış.

Bu metinler, Hıristiyanların kutsal kitabının bir parçasıdır. Bir önemli detay da, 306 yılında, Selanik doğumlu Demetrius’un, devrin hükümdarı Hıristiyanlık karşıtı Galerius tarafından ölüme mahkum edilmesidir. Demetrius’un öldürüldüğü yere inşa edilen şapel, sonraları iyice büyüyüp, çok önemli bir hac merkezine dönüşmüş, Demetrius da aziz mertebesine yüceltilip, Selanik kentinin koruyucu azizi olmuş.

BİZANSIN İKİNCİ BÜYÜK KENTİ

Roma topraklarının dört idari biriminden biri olan Selanik merkezli coğrafyanın hükümdarı olan Galerius, şehre koca bir saray, bir hipodrom, görkemli bir zafer takı ve bir de mozole inşa ettirerek, burada kendi küçük Roma’sını yaratmış. Roma’nın topraklarının ve mirasının parçalanma devri, Selanik için hiç de kolay olmamış. Pek çok savaş, katliam ve mücadele şehri kasıp kavurmuş. Ancak yine de 476’da, Roma’nın düşüşünden sonra ayakta kalan Doğu Roma İmparatorluğu içindeki, Kostantinopolis’ten sonraki en büyük ikinci şehirmiş Selanik. Yüzyıllarca da böyle kalmış. 14.yyda yaklaşık 150.000lik nüfusuyla devrin Londra’sından bile büyükmüş. Ancak şunu hemen belirtmek lazım: Selanik 6.yydan itibaren her zaman, Avarlar’dan Slavlar’a, Araplar’dan Venedikliler’e kadar herkesin gözünü diktiği zengin ve lojistik anlamda da önemli bir şehirmiş. Hepsi bir parça koparmaya bakmışlar Selanik’ten. Ancak şehir kimseye yar olmamış, taa ki 29 Mart 1430’de Sultan II. Murat gelene kadar.

BİR TARAF İZMİR, BİR TARAF SELANİK

Selanik, İzmir’le birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun batıya açılan iki önemli limanından biriymiş. Gemi yapımında da çok ileriymiş. Nüfusu ise, çok sayıda etnik grubun sayesinde çok dinli bir yapıdaymış. Müslüman Arnavut ve Bulgarlar, 16yyda İber Yarımadası’ndan çıkmak zorunda kalan Sefardik Yahudiler, Balkan coğrafyasının diğer bögelerinden gelen küçük gruplar sayesinde Müslümanlar, Rum Ortodokslar ve Yahudiler birlikte yaşamışlar Selanik’te. Kolay olmamış tabii ki bu çok katmanlı birliktelik. Ancak her grup kendi kimliğinden bir şeyler bırakmış orada. Yüzyıllar geçmiş ve Selanik, kentin koruyucu azizi Aziz Demetrius günü olan 8 Kasım 1912’de, Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopmuş.

Selanik uzun süre rahat yüzü görememiş ne yazık ki. Birinci Dünya Savaşı, 1917’deki Büyük Yangın, Kurtuluş Savaşımızı takiben mübadele, İkinci DÜnya Savaşı’nda önce Faşist İtalya’nın bombardımanı sonra da Nazi Almanya’sının şehri işgali felaketleri art arda gelmiş. Kentin Yahudi nüfusunun neredeyse %90’ı, gaz odalarında ve çalışma kamplarında yaşamını yitirmiş. Kala kala 1200 Yahudi kalmış bugün şehirde.

Savaştan sonra 1970’lere dek, kentin yeniden inşası ve çevresindeki sanayi bölgesinin gelişimi için yatırımlar yapılmış. Erken Hıristiyanlık ve Bizans devirlerine ait eserlerin restorasyonu sayesinde kentin turizm dünyasındaki yeri büyümüş. Bugün Selanik’te 15 Unesco Kültür Mirası eser bulunuyor. Osmanlı devri eserleri ise biraz daha özen istiyor doğrusu. Eski camiler, kapalı çarşılar ve hamamlar maalesef, diğer eserlere nazaran, bakımsız kalmış gibiler.

Selanik gezmek için oldukça kolay bir şehir. Kentin tarihi eserlerinin de yer aldığı bölüm, pek çok antik şehirde gördüğümüz gibi, Hippodamus’un ızgara planına uygun olarak düzenlenmiş. Sokaklar, caddeler birbirini 90 derecelik açılarla kesiyor. İzmir’in eski Kordon’unu hatırlatan Leoforos Nikis caddesi, ona paralel uzanan Tsimiski ve eski Via Egnatia caddeleri genellikle en çok ziyaret edilen yerleri içeriyor. Denize açılan Aristotelos Meydanı, neşeli kalabalıkların buluşma yeri olmuş. Leof. Nikis Caddesi, tam anlamıyla bir zevk-ü safa yeri olmuş. Sıra sıra restoranlar, kafeler, şık hanımlar yakışıklı beyler ve yüzünüzü okşayan tatlı rüzgar, bu hareketli caddenin bileşenleri olmuşlar. Caddenin bittiği yerde, ünlü Beyaz Kule bulunuyor. Kentin simgelerinden biri olan bu kule, Bizans devrinde inşa edilmiş, Osmanlı devrinde ise, zindan olarak kullanılmış. Beyaz Kule dendiğinde akla gelen ilk şey toplu idamların kırmızısı olmasın diye, şehir bağımsızlığına kavuşunca, kule beyaza boyanmış. Gün batımının en güzel seyredildiği yer bence de bu kulenin etrafındaki gezinti alanı.

MUTLAKA GEZİN

Mutlaka gezin diyeceğim şeyleri şöyle sıralayabilirim:

1-     Galerius Kemeri ve arkasındaki Roma tarzı Rotonda: Hem kilise hem de cami olarak kullanılmış bu silindirik yapı, uygun akustiği sayesinde günümüzde konserler için de kullanılıyor. Kamara olarak adlandırılan kemer ise, imparatorun zaferlerini simgeliyormuş. Her ikisi de 4.yyda inşa edilmişler.

2-     Aziz Demetrius Kilisesi: Osmanlı döneminde Kasımıye Camii olarak kullanılan bu görkemli yapının ilk inşa tarihi bilinmiyor ancak din adına şehit edilen Selanikli Demetrios için 5. Yyın başlarında inşa edilen küçük şapel, ziyaretçileri çekmeye başlamış. Altında Roma dönemi hamamlarının kalıntıları var. 1917 yangınında zarar görse de, yapılan restorasyon yerinde olmuş. 1988’den beri Unesco Kültür Mirası’dır

3-     Aya Sofya Kilisesi: Bir başka Unesco Mirası daha! İstanbul’daki Aya Sofya’nın Selanik versiyonu. Şehirdeki en eski kiliselerden biri. Bizans’ın Orta dönem mimarisinin en güzel örneklerinden birisi olarak kabul ediliyor. Osmanlı devrinde burası da cami olarak kullanılmış. Orta kubbesinde Hz. İsa’nın göğe yükselişini simgeleyen mozaik yer alıyor. Kaçırmamak gerekir!

4-     Bey Hamamı, Hamza Bey Camii, Bedesten ve Kapani: Osmanlı mirasının gözlemlenebildiği, eski kent dokusunun ve çarşı geleneğinin hala yaşadığı harika bir bölge. Bilhassa kapani adı verilen çarşıda gezmek, hepinizi geçmişe görürecek, eminim. Bedesten açık, ama diğer yapıların hepsi harap şekilde restorasyon bekliyor.

5-     Müze sevenlere İlla ki Bizans Müzesi ile Selanik Arkeoloji Müzesi diyorum.  Karşılıklı konumlarıyla, en az yarım gününüzü alacaklardır. Bu müzelerin içindeki zenginliği anlatmak için başka bir yazı gerekir. Bizans müzesinin bahçesindeki şık restoran kafe dinlenmek için ideal bir ortam hazırlamış. Dediğim gibi müzeler hakkında kapsamlı bilgiyi bu yazıya sığdıramam, bir sonrakine kalsın.

6-     Kaleye çıkın, cumbalı evler, daracık sokaklar, taş duvarlar, meydanda gölgesinde insanların kahve içtikleri çınarlarıyla neredeyim dedirtecek kadar bize yakın.

7-     Ladadika ise Selanik’in tavernalarıyla ünlü bölgesi. Ben bayıldım doğrusu. Hoş, her yerde güzel yer içersiniz ama burası pek neşeli… Turistik olsa da, insanı boğmuyor. Rengarenk,çiçeklerle süslenmiş mekanlar içinizi açıyor.

Aslında daha anlatacak çok şey var ama bunlar –şimdilik-  bir fikir versin sizlere. Belki bir sonraki yazıda Selanik’ten biraz daha bahsederiz.

Unuttum sanmayın! Atamızın doğduğu evi görmeden dönerseniz, külahları değişiriz!

Yollarda görüşürüz,

ilknurakmanerk@kokpit.aero

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap