Aybars Meriç

Teknoloji transferi ile legal tersine mühendislik ve ötesi

  • Son Güncelleme: 16/05/18 05:23:49
  • 4

Yakın zaman içinde hem benim hem de Çağatay Kurtoğlu üstadımızın “Tersine Mühendislik” üzerine yazdığı makaleleri okudunuz. Şimdi konuyu örneklerle ve farklı yaklaşım biçimleriyle birlikte biraz daha geniş çerçeveden dikkatinize sunma zamanı gelmektedir. Fakat yeni başlayanlar için bir hatırlatma yapmakta fayda var. Linkler:

http://www.kokpit.aero/cagatay-kurtoglu-cin-tersine-muhendislik

http://www.kokpit.aero/havacilikta-tersine-muhendislik?writer=35

Bildiğiniz üzere bir ürün yada hedefe ulaşmanın tek kısa yolu tersine mühendislik değildir. Genelde havacılık başta birçok karmaşık ve multidisiplinel altyapı gerektiren alanlarda, “Teknoloji Transferi” legal yöntemleri uygulanır. Bunu yalnızca “teknoloji” olarak kısıtlayıp düşünmemek lazım.

KnowHow, Makine, Teçhizat, Avandanlık, Fabrika ve Atölyeler Kurma, Personel Eğitimi, Alt ve Ara tedarik zincirine dahiliyet, Yazılım ve Yazılıma bağlı alt yordamlar, vb. birçok bileşeni de mevcuttur. Eğer yeterli altyapınız varsa; bunların farklı kaynaklardan derlenip toparlanarak bir araya getirilmesi de mümkündür. Bu hususta ciddi dersler içerdiği için biraz extrem bir örnekle konuya balıklama dalacağız. Zaman geçtikçe yeni makale ve yazılarla meseleyi daha da iyi işleyebiliriz umudundayım. Gelin kapıyı İsrail’den açalım.

İSRAİL’İN GELİŞTİRDİĞİ MİRAGE UÇAĞI

Askeri havacılık alanına ilgi duyan eskiler iyi bilirler. Vakti zamanında İsrail Fransa’dan Mirage 3 uçakları satın almıştı. Arap – İsrail savaşlarında bunları başarıyla kullandılar. Elde edilen deneyimleri ve yeni bir Mirage uçağından beklentilerini Fransa’ya son derece rafine bir şekilde aktardılar. İşte bu deneyim ve isterlerin üzerine Mirage 5 tayyaresi geliştirildi. Fakat araya giren derin politik ayrılıklar İsrail’in bu uçağa kavuşmasını önleyecekti.

İsrail bir istihbarat operasyonu ile tüm Mirage 5 planlarını Fransa’dan ele geçirmeyi başardı. Daha da geliştirdi. F-4 ve F-104 gibi tayyarelerde zaten kullanılmakta olan, kendini ispatlamış J-79 serisi Amerikan motorlarıyla birlikte “Kfir” yerli uçağını yapmaya muvaffak oldu. Hikâyenin zahiri yüzü bu olsa da batini yüzünde Fransa ve İsrail arasındaki havacılık teknolojilerindeki iş birliği her zaman devam etmiştir. Bunu uzun yıllar sonra tekrar, Rus uçaklarında gözlemlemeye başladık.

RUSLAR GLASS KOKPİT TEKNOLOJİSİNİ NEREDEN ALDI

Soğuk savaşın bitimiyle beraber Rusya havacılık teknolojilerinde de yeni bir dönemin başladığının farkına varmak zorunda kaldı. Dijitalleşmeye başlayan teknolojiler, Glass Kokpitler, Elektronik Harp gereklilikleri, vs.vs. Çok geniş ve tanıdık da olmayan, mevcut ekiplerinin yabancılık çektiği alanlar vardı. Bu ihtiyaçlarını ancak sessiz yöntemlerle dışarıdan temin edebilirdiler ve bu dış kaynak asla ABD olamazdı. Bu nedenle gizli işlerin ve karmaşık ağların üstadı İsrail’in ve dolayısıyla Fransa’nın kapısını çaldılar. Gerek kendi kullandıkları tayyareler gerekse ithal ettiklerinde İsrail ve dolaylı olarak Fransız kökenli alt sistemler öyle seviyelere ulaştı ki, Malezya Su-30 tayyarelerini satın alırken en ufak bir İsrail yapımı parça dahi olmamasını şart koşmak zorunda kaldı. (Sanmıyorum parçalarda ve yazılım kodlarında bu isteklerine ulaşmış olabilsinler.) Eskiler hatırlar politik olarak Fransa ile arası açılmadan önce Rusya, ilk lazer hedef işaretleme podlarını Fransa’dan satın almıştı. Şimdi daha yeni yeni kendi sistemlerini geliştirebiliyorlar.

Tabi havacılık alanındaki bu fazla reklamı yapılmayan işbirliğine olumsuz yaklaşan Malezya gibi ülkeler olduğu kadar, çok daha pozitif yaklaşan ve çok çok daha fazlasını talep eden Hindistan gibi ülkeler de vardı. Kendi hava kuvvetlerinin belkemiğini Su-30 üzerine kuran ve sayısal olarak bu modeldeki en çok tayyareyi istihdam eden Hindistan için, İsrail ve Fransız teknolojik altyapısı ile Rusların eksikliklerini tamamlamak hayati önem taşıyordu. Bu hususa büyük miktarda kaynak aktardılar. Ellerindeki tayyareleri oldukça geliştirdiler ve farklılaştırdılar. Fakat en büyük rakipleri Çin’in de gözlemlemiş olduğu üzere iş, yalnızca uçakta bitmiyordu.

RUS UÇAĞINA İSRAİL VE FRANSIZ MALI MÜHİMMAT

Gerek Çin gerekse Hindistan Sovyet döneminden kalan Havadan Havaya mühimmatların modern harp sahasının ihtiyaçlarını karşılamak için oldukça yetersiz olduğunu fark etmişti. Yeni Rus H-H mühimmatları ise “güvenilmez” addedilecek kadar sorunluydu. Çin kendi H-H mühimmat ailesini geliştirecek kadar ciddi bir altyapı ve birikime sahip olduğu için bu husus onlar için sorun teşkil etmemekteydi. Fakat Hindistan? Ona bir çözüm lazımdı, hemen lazımdı ve ileriye dönük olarak lazımdı. Yoksa dişsiz kaplanlar misali bir hava filosu ile baş başa kalacaktı. Bu nedenle en güvenilir savunma sanayi ortaklarına, yani İsrail ve Fransa’ya yöneldiler.

Günün şartları içerisinde Fransız İmali Mica füzesi en uygun BVR alternatifini oluşturmakta idi. Hem radar hemde IR güdümlü iki versiyona sahipti. En önemlisi de ellerindeki Su-30 serisi özelleştirilmiş uçaklar Fransız ve İsrail altyapısı kullandığı için bunlara entegre edilmesi büyük bir sorun teşkil etmeyecekti. Fakat bu operasyon birçok farklı nedenle örtülü olarak gerçekleştirilmeliydi. Bu nedenle sanki ellerindeki 40 kadar Mirage 2000 tayyaresi için alıyormuşçasına 1000 adet Mica füzesi sipariş ettiler. 500 Radar ve 500 IR güdümlü olan bu BVR füzelerin uçaklara oranı, mantık dışı da olsa bir örtü olacaktı ve oldu da. Bu şekilde acil ihtiyaçlarını giderirken aynı zamanda Mica için çok ciddi bir oranda teknoloji transferini de gerçekleştirdiler. Bu sayede meşhur “Made in İndia” konseptinde kendi füzelerini de yapabileceklerdi.

FRANSIZ MİCA FÜZESİNDEN HİNTLİ ASTRA’YA

İşte yerli Astra H-H füzesi bu teknoloji tabanı üzerinde şekillendi. Sadece şekli benzerlik değildi söz konusu olan, füzenin başta menzil olmak üzere birçok alanda da geliştirilmesi gerekmekteydi. Bu nedenle Hintli Astra, Fransız Mica’dan daha büyük ama orantılı ebatlarda ele alındı. Yeni ver yerli komposit yakıt teknolojileri kullanılarak menzili de ciddi biçimde arttırıldı. (Bu yakıt ve yakıt yerleşimi teknolojisi aslında modern balistik füzeler için geliştirilmişti.) Yerli yazılımcıların da yoğun mesaisi ile füzenin EH dayanımı ve birçok dijital özelliği oldukça geliştirildi. Sonuç olarak başlangıç hikayesini okuduğunuz Astra, gerçekten korkutucu ve caydırıcı bir BVR H-H füze olarak Hindistan Hava Kuvvetlerinin envanterine girmek üzere. İleride birçok Rus ve Fransız yapısı uçakta, yada İsrail modernizasyonuna uğrayan farklı platformlarda da kullanılacağını düşünmek isabetli olacaktır.

İşte tam bu noktada son derece taze bir haber dikkatimizi celp etti. Birleşik Arap Emirlikleri elindeki Mirage 2000-5 ve 2000-9 serisi uçaklarda kullanılmak üzere Astra füzesi temin etmeye niyetlenmişti. Konuya dışarıdan bakan birçok kişi için alaka kurmakta zorlanılan bir haber olabilir bu. Fakat bu makaleyi okuyan sizler için artık son derece anlaşılır olduğu kanaatindeyim. Çünkü zaten Astra’nın kökeni ve macerasını bildiğiniz için, bu alımın ardında yatan mantığa da aşinasınız. Eh yeni dünya düzeninde B.A.E. yada Suudi Arabistan’ın İsrail malı sistemlere ve alt sistemlere yaklaşımı da olumsuz değil eskisi gibi. Kamuoyu ve imaj meselesi olmasa direk alım yapacaklarından şüphemiz bile yok. Ahhh top gibi dönen dünya diyelim şimdilik.

A129 MANGUSTA'DAN T129 ATAK'A

Bakınız, günümüzde gerek platformlar, gerekse mühimmatlar üzerinde ciddi bir yerlilik ve millilik tartışması var. Bunun ne kadar gereksiz ve art niyetli olduğunu görmek gerekmekte. Mesela “Atak” helikopteri elbette bir Türk ve İtalyan (A-129 Mangusta Temelli) ortak girişimi sonucunda ortaya çıktı. Ancak orjinalinden demiyorum dikkat edin “Rol Modelinden” çok daha iyi, çok daha etkin, çok daha farklı ve kaynak kodunun her satırı dahi hakimiyetimizde ve milli.

Teknoloji transferi kötü yada utanılacak bir şey mi? Kesinlikle hayır! Bakın İtalyanlar bile bu işe ABD Bell Helikopterlerinden teknoloji transfer ederek başladılar, şimdi aldılar başını gidiyorlar. Biz de inşallah çok daha ileri ufuklara yürüyeceğiz. Ayrıca “Türk Tipi Teknoloji Transferi ve Ortak Üretim” felsefesine sahibiz. Bu hususta inşallah ileride birçok makale yazacağım. Hindistan’ın başarısız birçok projesi gibi de değil, kendini ispatlamış ve son derece işe yarayan bir iş yapma modeli bu. Kamu oyumuz fazla fark etmese de rakiplerimizi gerçekten korkutan bir model. Bir sonraki yazımızda görüşmek ümidiyle…

 

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap