Levent Özgül

Alman teknolojisinden F-102'ye

  • Son Güncelleme: 7/10/18 16:34:29
  • 6

Bazı uçaklar vardır. Çağının ötesindedir. Ama teknoloji henüz o özelliklerin tam anlamıyla hayata geçirmeye hazır değildir. Türk Hava Kuvvetleri’nde de kullanılan Convair imalatı F-102 işte o uçaklardan biri…

Bir çoğumuzun belki de ismini bile duymadığı çok özel bir uçaktır F-102.

Convair firması tarafından üretilen F-102, tek görevli bir önleme uçağıdır ve dünyada sadece ABD, Yunanistan ve Türkiye tarafından kullanılmıştır. F-102,  “Century Series” isimli uçak ailesinin bir üyesidir.

Convair ismi, 1943 yılında CONSolidated Aircraft ve Vultee AIRcraft isimli şirketlerin birleşmesinden doğmuştur. Convair şirketi, daha sonra F-16’yı ilk kez tasarlayıp üreten General Dynamics tarafından satın alınmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan nükleer saldırı yeteneğine sahip Sovyet stratejik ağır bombardıman uçakları tehdidi, ABD'de büyük bir paranoyaya yol açmış ve bu nedenle o yıllarda peşi sıra bir çok önleme uçağı tasarlanıp servise girmişti.

İlk olarak T-33'den bozma F-94 Starfire, sonra sırası ile, F-86D Sabre Dog, F-89 Scorpion ve daha sonrasında da supersonik kabiliyetli F-102 ve bu uçağın daha gelişmiş modeli olan F-106 hizmete girmişti.

Bu uçaklar tasarlanıp, üretilirken hiç bir zaman ihracat başarısı düşünülmemiş, sadece nükleer silah taşıyan Sovyet stratejik ağır bombardıman uçaklarını durdurmaya çalışılmıştı. Amerikalılar Japonya’ya attıkları atom bombasının korkunç etkilerini görünce, aynı şeyin kendi başlarına da geleceğinden korkmuş, sadece bir uçağın, tek başına Amerikan şehirlerini yok edebileceği anlamışlardı. O yüzden o yıllarda neredeyse çılgın bir şekilde önleme uçağı tasarım ve geliştirme faaliyeti vardı.

Dr. Alexander Lippisch

DELTA KANADIN HAYAT BULDUĞU UÇAK

Uçağın hikayesi Almanya'da 2. dünya savaşı yıllarında başlıyor. Alman bilim adamı Alexander Lippisch, savaş öncesi ve savaş boyunca delta kanat tasarımları üzerine çalışmış, savaştaki en bilinen ve meşhur tasarımı roket motorlu Messerschmitt Me-163 olmuştur.

Savaş sonrası Amerika’ya esir olarak getirilen Lippisch, buradaki çalışmalarına Convair firmasında devam etmiş, buradaki ilk tasarımı ise ilk delta kanatlı jet olan XF-92A olmuştur. XF-92, dünyadaki delta kanatlı ilk jet uçağıdır.

Savaş sonrası Sovyetlerin nükleer kabiliyete sahip olup, ayrıca B-29’ları kopyalayarak başladıkları uzun menzilli bombardıman uçağı tasarım ve üretim kabiliyeti, Amerika’da soğuk savaşın ilk yıllarında korku ve gerilime neden olmuş, sonuç olarak, bu bombardıman uçaklarını durduracak "interceptor"lara ihtiyaç duyulmuştu.

İlk olarak acele ile T-33'e afterburner ekleyerek F-94 Starfire yapılmış takiben, F-86D ve F-89 hizmete alınmıştır. 50’li yıllarda tasarım ve teknoloji aşırı hızlı ilerlediği için bu uçaklar kısa sürede demode olmuş, daha hızlı, güçlü ve teknolojik olarak daha ileri bir "ultimate interceptor" masaya gelmiştir. Amerikan Hava Kuvvetleri, bu ihtiyaca yönelik olarak bir ihale açtı ve bir yarışma düzenledi.

İlk tasarım, XF-92A uçağı üzerinde gerçekleştirildi. 

İHALEYİ KAZANDI

Projeye üç firma girmiş sonunda Convair firması, delta kanatlı XF-102 tasarımı ile kazanan olmuştur. Proje aslında iki farklı şirket tarafından aynı anda paralel olarak yürütüldü. Hughes firması çok kritik Fire Control System (Atış kontrol sistemi), Convair firması ise uçağın gövdesini tasarlayacaktı. XF-92'nin geliştirilmesi sırasında edinilen bilgiyi kullanan Convair, benzer formdaki yeni XF-102 prototipini ortaya koydu.

F-102, 1950'lerde düşünülen bir konseptin ürünüdür. Bu konsepte göre uçağın kendisi silah sisteminin bir parçasıydı. F-102, her türlü havada havalanıp yerdeki radar yardımı ile düşman bombardıman uçaklarına yaklaşacak, daha sonra da kendi radarı ile gövde içinde taşıdığı füzeler ile bombardıman uçaklarını düşürecekti. F-102, net olarak bir önleme uçağıydı ve tasarlanırken başka hiç bir görev düşünülmemişti. Çünkü günün koşullarında ana amaç, Sovyet bombardıman uçaklarının engellenmesiydi.

F-102 sayesinde, askeri havacılık literatürüne  “her hava önleme” isimli bir görev tanımı katıldı. (All Weather Intercept) Artık gece karanlıkta, bulut içinde, siste ve olumsuz görüş şartlarında, düşman stratejik ağır bombardıman uçaklarını, tıpkı açık havada olduğu gibi bulmak ve saldırmak mümkün olacaktı. 

ÖNLEME GÖREVLERİ

Askeri havacılıkta “önleme”, düşmanın ağır bombardıman uçaklarının ve keşif uçaklarının, hedeflerine ulaşamadan engellemesi anlamına gelmektedir. Soğuk savaş sırasında, özellikle de radar teknolojisinin günümüze kıyasla emekleme döneminde olduğu zamanlarda, son derece ciddiye alınan ve önemli bir görevdi. Dolayısıyla, önleme uçakları da (interceptor) çok önemli uçaklardı.

Convair şirketi tarafından 1951 yılında tasarımına başlanan ilk F-102 modelleri, USAF’ın başlattığı “1954 interceptor” programına uyması için devamlı olarak değişikliğe uğradı. Bu programın şartlarından bazıları, uçağın düz uçuşta ses hızını geçmesi, en fazla 4 dakika içinde en az 50.000 feet irtifaya çıkabilmesi, uçağın en geç 1954 yılı içinde hazır olması, o an için mevcut olan ve ileride ortaya çıkabilecek bütün Sovyet stratejik ağır bombardıman uçaklarını önleyebilmesi gerekiyordu.

11 Eylül 1951 tarihinde, Convair’in teklif etmiş olduğu YF-102 projesi USAF tarafından seçildi çok hızlı bir çalışma başladı.

Çalışmalara, ikinci dünya savaşı sonrasında ABD’ye getirilen Alman bilim adamı Dr. Alexander Lippisch’in delta kanat tasarımı ile başlandı. Fakat ilk prototipler gövdede oluşan aerodinamik sürtünme nedeni ile bir türlü ses hızını geçemiyordu. Sorunu giderilmek için, kanat ile gövdenin birleştiği yere, yani ses hızını geçerken aerodinamik sürtünmenin en çok oluştuğu bölgeye gövde içine doğru ufak bir bombe verildi. Yapılan rüzgar tüneli testlerinde sürtünme ve direncin azaldığı görüldü ve meşhur “area rule” (alan kuralı) ilk kez F-102’lerde kullanılmış oldu.”wasp waist” (eşşek arısı beli) ve “coke bottle” (coca cola şişesi) gövde tabirleri de buradan türedi.

F-102’lerde 16.000 Lb itiş gücüne sahip Pratt&Whitney J57-P-23A motoru bulunuyordu. Bu motor F-100 uçaklarında da kullanılmıştır. Daha güçlü bir motor için yapılan çalışmalar ne yazık ki F-102’ye yetişmedi. Fakat uçak yine de USAF’ın istediği şekilde düz uçuşta ses hızını geçebiliyordu (1.3 Mach).

SERİ İMALAT 1955’TE BAŞLADI

YF-102 ilk uçusunu 24 Ekim 1953 tarihinde yaptı. Seri üretim modeli olan F-102'nin ilk uçuşu ise, 24 Haziran 1955 tarihinde gerçekleşti.

Sahip olduğu atış kontrol sistemi , IR (infrared) ve radar güdümlü füzeleri ve diğer teknolojileri ile askeri havacılıkta bir devrim yapan F-102’ye ilk siparişler derhal verildi ve ABD hava kuvvetleri‘nin acil ihtiyacından dolayı Convair firması, uçağın motor diğer sistemlerini daha fazla geliştirmeye fırsat bulamadan seri üretime başlamak zorunda kaldı ve 1000 adet F-102 teslim etti.

F-102 uçakları ile kurulmuş olan ilk önleme filosu, 24 Eylül 1956’da kuruldu. Teslimatlar devam ederken Convair, başta uçağın atış kontrol sistemi ve güçsüz bulunan motoru da dahil olmak üzere tüm yetersizliklerini gidererek F-102B modelini ortaya çıkardı. Daha sonra F-106 Delta Dart olarak adlandırılan bu uçak, F-102’nin aksine, sesten iki kat hızlı uçabiliyordu.

SÜPERSONİK DELTA KANAT

F-102, dünyanın ilk süpersonik delta kanatlı önleme uçağı ve USAF’ın ilk delta kanatlı operasyonel uçağıydı. O yüzden iki kişilik eğitim modeli olan TF-102’lerde öğretmen ve öğrenci pilotlar diğer bütün uçaklarda olduğu gibi arka arkaya (tandem) değil, yan yana oturuyorlardı. Bu bir güvenlik önlemiydi. TF-102’ler de, tıpkı F-102’ler gibi aynı savaşma yeteneklerine sahiplerdi. Fakat iki kişilik kokpitin fazladan yaratmış olduğu drag etkisi (tersine süreklenme) uçağın fazladan yakıt yakmasına ve menzilinin F-102’lere göre daha kısa olmasına sebep olmuştur. Üretilen 1000 F-102’nin 111 tanesi TF-102’di.

FÜZELER GÖVDE İÇİNDE

Yüksek irtifa önleme görevlerinde F-102’lerin en güçlü silahı, o zamanların en ileri teknoloji ile üretilen Hughes yapımı Aim-4 Falcon (GAR-1) serisi havadan havaya füzelerdi. Falcon füzeleri, ısı ve radar güdümlü olmak üzere iki tipteydi. Uçağın gövde içindeki kızaklarda 6 adet Falcon füzesi taşınıyordu. Klasik silah yükü, 3 adet ısı güdümlü Aim-4D ve 3 adet yarı aktif radar güdümlü Aim-4A şeklindeydi. Ayrıca, gövde silah bölmesi kapaklarındaki yuvalara yerleştirilmiş 24 adet 2,75 inch FFAR (Folding Fin Aircraft Rocket) roketi de bulunuyordu.

Bu roketler, 1950’li yıllardaki hava savunma konsepti çerçevesinde, toplu halde kol uçuşu ile gelen Sovyet ağır bombardıman uçaklarına salvo (yaylım ateşi) halinde atılabiliyordu.Tüm füze ve roketler, aerodinamik yapıyı bozmaması için kanat ve gövde altlarında değil, gövde içinde bulunuyordu. Füze atılacağı zaman kapaklar açılıyor ve atış gerçekleştiriliyordu. Silahların gövde içinde taşınması, uçağın motor gücünden kaynaklanan yetersizliği biraz olsun dengeliyordu. F-102 bir önleme uçağı olduğu için uçakta top bulunmuyordu. Bu uçakların asıl tasarım amacı, Sovyet stratejik ağır bombardıman uçaklarına yaklaşmadan, etkili radar menzilinde füze atarak düşürmekti. Başarı sağlanamazsa, son çare olarak, yaylım ateşi şeklinde roket ateşleyerek formasyon bozulmaya çalışılacaktı.

İT DALAŞI İÇİN TASARLANMAMIŞTI

F-102’ler it dalaşı için tasarlanmamıştı. Fakat daha sonra Vietnem savaşında yaşanılan çok acı tecrübeler neticesinde, uçaklara makineli top koymamanın feci derecede yanlış bir karar olduğu anlaşılacak ve sonrasında tasarlanacak bütün uçaklara top konulacaktı. Başka bir önleme uçağı olan F-14’e bile…

F-102’lerin atış kontrol sistemi de, zamanına göre çok çok ileri bir teknolojiyi barındırıyordu. Hughes üretimi bilgisayarlı atış kontrol sistemi, gerçek zamanlı bir veri bağlantı (data link) haberleşme sistemi ile, ABD’de SAGE (Semi Automatik Ground Environment), NATO’da ise NADGE (NATO Air Defence Ground Environment) ağına bağlanıyordu. Bu veri bağlantısı sayesinde, yer radarlarından gelen digital sinyaller uçağın MG-10 atış kontrol sistemi tarafından alınıyor, analog sisteme çevriliyor ve hadefler radar ekranında gösteriliyordu. İlk üretim markası Hughes MG-3 serisi FCS (Atış Kontrol Sistemi), daha sonraki modelleri ise daha gelişmiş Hughes MG-10 serisine sahipti.

Radar kilitlenmesi yapıldıktan sonra, atış kontrol sistemi, uçağı önleme için en uygun saldırı rotasına sokup, doğru zamanda füzeleri otomatik olarak ateşliyordu. Hedef bilgilerini alan pilot, isterse yerden yardım almadan da önleme yapabiliyordu. Bu sistem sayesinde, önleme pilotlarının yerdeki radar operatörleri ile kurmak zorunda kaldığı iletişim, nispeten ortadan kaldırılmıştı. Önlemelerde artık tam bir otomasyon sağlanıyor ve çok çok kritik olan zaman yönetimi en iyi şekilde gerçekleştiriliyordu.

MG-10 sistemi ayrıca “Aletli İniş Sistemi” (Instrument Landing System) olarak da kullanılıyordu. Teorik olarak F-102 tam anlamı ile bir uzaktan kumandalı önleme uçağı idi. Fakat otomasyona dayalı bu yaklaşımın, muharebe şartlarında tahmin edildiği şekilde performans sergileyemediği çabucak anlaşıldı.

Sonraki yıllarda, bazı F-102’lerin gövde içi istasyonları sökülüp, AIM-26A isimli bir nükleer füzeyi atabilme yeteneği kazandırıldı. Fakat bu uçaklarda yine Gatling prensibi ile çalışan top yoktu.

VİETNAM SAVAŞI’NDA GÖREV YAPTI

Vietnam savaşı sırasında F-102’ler, B-52 Stratofortress ağır bombardıman uçaklarına escort görevi yapmaları için kullanıldılar. Tüm savaş boyunca toplam 15 F-102 kaybedildi.

TÜRK HAVA KUVVETLERİ VE F-102 DELTA DAGGER UÇAKLARI

1960’lı yıllarda Türk Hava Kuvvetleri envanterindeki tek avcı uçağı olan F-86E Sabre, Sovyetlerin yeni geliştirdiği yüksek irtifa bombardıman ve keşif uçaklarını önlemede çok yetersiz kalıyordu. Karadeniz üzerinde Türk uçaklarının geldiğini haber alan Sovyet pilotlar, hemen yükselmeye başlıyor ve hızlarını artırıp bölgeden uzaklaşıyorlardı.

Bazen de çok yüksek irtifadan Türk hava sahasını ve başka bir NATO üyesi olan Yunanistan’ın hava sahasını geçerek Suriye, Irak, Mısır gibi ülkelere iniyorlardı. Bu durum, 1965 yılında F-86’ların yerine F-5A uçaklarının gelmesi ile değişti. 55.000 feet irtifaya çıkabilen F-5’ler, taşıdıkları GAR-8 (Aim-9B Sidewinder) ısı güdümlü havadan havaya füzeleri sayesinde, önleme görevlerinde bir nebze de olsa açığı kapatmaya çalıştılar. Fakat en nihayetinde F-5A, tıpkı F-86 gibi bir gündüz avcısı idi. Radarı yoktu. Türk Hava kuvvetlerinin ise safkan bir önleme uçağına ihtiyacı vardı.

F-5A uçaklarında radar bulunmaması nedeni ile, kötü havalarda, bulut içinde ve geceleri önleme yapılamıyordu. Hava kuvvetlerimizde bu görevi tam anlamıyla yerine getirebilecek bir uçak tipi yoktu. F-100D Super Sabre ve F-104G Starfigher gibi envanterdeki ana muharebe uçakları da bu görev için uygun değillerdi. F-100’lerde radar bulunmuyordu. F-104G’lerde radar vardı ama radar güdümlü füze atma yetenekleri yoktu.

Bir uçağın, “her hava önleme uçağı” olabilmesi için ilk ve en önemli özelliği, radar güdümlü füze ateşleme yeteneğinin olmasıdır. Uzun lafın kısası, elindeki muharebe yeteneği kısıtlı avcı uçakları ile Türkiye, Sovyetler Birliği’nden gelecek bir tehditi karşılayamayacaktı.

TÜRKİYE VE YUNANİSTAN’A VERİLDİ

Aynı acı durum Yunanistan için de geçerli idi. NATO’nun güneydoğu kanadını koruyan iki NATO üyesi ülkenin hava sahaları yol geçen hanına dönmüş durumdaydı ve bu durum “NATO hava sahası” kavramını çok kötü etkilemiş ve NATO’nun olası bütün hava savunma stratejileri çökmüştü.

Sonuç olarak bu iki NATO üyesi ülkeye önleme uçakları verilmeli ve önleme filoları kurulmalıydı. NATO konseyinden de bu yönde bir karar çıkınca, Yunanistan’a bir filo,Türkiye’ye ise iki filo kuracak kadar F-102 verilmesine karar verildi ve bu uçaklar ücretsiz olarak verileceklerdi.

Türkiye’ye toplan 41 adet F-102 ve 9 adet TF-102 verildi. Pilotlarımız ve bakımcılarımız 1 Ekim 1967 tarihinde ABD’ye gönderildiler. Project Peace Violet kapsamında F-102 intibak ve öğretmenlik eğitimlerini Texas Sherman’daki Perrin hava üssünde tamamlayan bu ekip daha sonra ülkemize döndüler.

15 Ekim 1968 tarihinde ise, ülkemizdeki bütün teknik, eğitim, yedek parça eğitimleri tamamlandıktan sonra, Ankara Mürted 4. Ana Jet Üs Komutanlığı’nda resmi hizmete giriş töreni düzenlendi.

F-102’lerin Türk Hava kuvvetleri ve Yunanistan Hava Kuvvetleri envantarine girmesinden sonra, Sovyetlerin Karadeniz üzerinden Türk Hava Sahası’nı ve bir Varşova Paktı üyesi olan Bulgaristan üzerinden de Yunan Hava Sahası’nı delme girişimleri bıçak gibi kesildi.

Türk Hava Kuvvetleri’nde F-102’ler F-4E Phantom II uçakları hizmete girene kadar görevde kaldılar.

F-102'LERİN TÜRKİYE MACERASINI DETAYLI OLARAK LEVENT BAŞARA'NIN KİTABINDAN OKUYABİLİRSİNİZ

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap