Levent Özgül

F-104: Çağının ötesinde olup kaderi skandalla değişen uçak

  • Son Güncelleme: 28/10/17 23:31:30
  • 13

Yeni yazarlarla büyüyen Kokpit.aero ailesine Levent Özgül de katıldı. Uzun yıllar askeri havacılık konusunda araştırmalar yapan Özgül, her hafta geçmişten günümüze farklı uçak tiplerini okuyucularımıza anlatacak…

Sevgili Kokpit.aero okuyucuları…. Bu yazımda sizlere F-104 Starfighter uçağını tanıtmaya çalışacağım. Birinci bölümde, yazdıklarımı daha iyi anlayabilmeniz için, avcı uçağı ile önleme uçağı arasındaki farklar hakkında bilgi sahibi olmakta fayda var.

AVCI UÇAĞI NEDİR

Avcı uçakları tasarlanırken kendilerinden beklenen en önemli özellikler şu şekildedir; Düşman avcıları ile boğuşabilmek için aslında ihtiyaç olandan daha fazla motor gücü, harika bir manevra yeteneği, muhtemel düşman avcılarını tespit edebilecek bir menzile sahip bir hava-hava radarı, radarın tespit ettiği uçakları teşhis edebilecek bir görev bilgisayarı.

Unutulmamalıdır ki, hangi ülkenin uçağı olursa olsun, bir avcı uçağından beklenen ilk ve en önemli görev, düşman avcılarını yok etmektir.  İkinci Dünya Savaşı’nın efsane avcı uçağı Mitsubishi  Zero, P-51 Mustang, Mig-29, Eurofighter Typhoon  ve günümüzün modern avcı uçağı F-16, bu gruba giren uçaklardır.

ÖNLEME UÇAKLARI

Önleme uçağı, şahsen bir mühendis olarak benim incelemeyi en çok sevdiğim uçaklardan birisidir. Önleme uçaklarının asıl öncelikli hedefleri, düşmanın ağır bombardıman ve keşif uçaklarıdır.

Radar teknolojisinin günümüzdeki kadar gelişmediği dönemlerde çok çok önemli görevler yüklenmiş, çok açık söyleyeyim belki de üçüncü dünya savaşını veya bir nükleer savaşı tek başlarına önlemiş uçaklardır. Önleme uçakları, manevra yeteneğinden çok, ani olarak irtifa ve sürat kazanabilen, avcı uçaklarının taşıdıkları radarlar ile kıyas dahi edilemeyecek kadar uzun menzilli radarları olan (neredeyse mini bir havadan erken uyarı uçağı kadar), avcı uçaklarından çok daha fazla bir seyir ve son sürate sahip olan ve en önemlisi de, sahip oldukları ani irtifa kazanma  yeteneği ve sürat sayesinde, düşman avcıları tarafından düşürülmesi  çok çok zor olan, taktik, savunma ağırlıklı askeri uçaklardır.

Bombardıman ve saldırı özellikleri yoktur.  F-104A, F-102, F-106, Mig-21, Mig-25, Top Gun filmi ile özdeşleşmiş olan F-14, Mig-31 safkan önleme uçaklarıdır. 2017 yılı itibarı ile, NATO’nun elindeki modern F-15  avcı uçaklarının pilotları, Baltık Denizi üzerinde uçarken, Mig-31’lerin inanılmaz uzun menzilli radarları ve o radarların güdümlediği havadan havaya füzeler  yüzünden sürekli olarak tedirgin olmakta ve Baltık Denizi devriye görevlerine çıkmak istememektedirler.

F-104’LER ÇOK FARKLI GÖREVLERDE KULLANILDI

F-104 Starfighter, adını askeri havacılığın efsaneleri arasında yazdırmış, çok görevli değil neredeyse her görevli bir uçaktır. Kullanım ömrü boyunca piyade yakın destek görevi hariç hemen hemen her görevi yapmış, gerek NATO üyesi ülkeler, gerekse de, ABD’nin NATO üyesi olmayan müttefikleri tarafından kullanılmıştır. (Pakistan, Ürdün, Japonya ve hatta Tayvan gibi) 

F-104 Starfighter;  Mitsubishi Zero, F-4 Phantom ve F-16 Fighting Falcon ile birlikte askeri havacılığın asla ölmeyecek efsanelerinden birisidir…

F-104, aralarında U-2, SR-71 gibi havacılık dünyasının efsane uçaklarını tasarlayan Kelly Johnson tarafından dizayn edilmişti. Johnson, F-104 uçağının kokpitinde Lockheed fotoğrafçısına poz veriyor.

FİKİR NASIL ORTAYA ÇIKTI

F-104’ün, ilk kez tasarlandığı dönemlere kısaca bir göz atalım…

Soğuk Savaş dönemi, 1951 yılı ve Kore savaşı tüm şiddeti ile davam etmekte. Her iki kutup da ellerindeki en modern savaş makinaları ile birbirine üstünlük kurmaya çalışıyor. Sovyetler Birliği yapımı Mig-15 avcı uçakları ve ABD yapımı F-86 Sabre avcı uçakları… Hemen hemen her gün karşılıklı olarak it dalaşına giriyorlar ve bütün hünerlerini sergilemelerine rağmen her iki taraf da birbirine karşı ezici bir hava üstünlüğü kurabilmiş değil. (Zaten ABD, Kore savaşını kesin bir zafer ile bitiremediği için, daha önce detayları ile yazmış olduğum U-2 casus uçak krizine kadar giden yolun ilk kilometre taşları döşenmekte.)

UÇAK TASARIMININ EFSANE İSMİ

Ben efsane tanımlamasını kullanmayı çok sevmem ama, bu yazımda sıkça kullanmak zorunda kalacağım çünkü F-104 ve tasarımcısı Clarence “Kelly” Johnson gerçekten soğuk savaşı efsane ikonlarıdır.

Konumuza dönersek, Mig-15’ler ve F-86’lar arasındaki bu sıcak hava çatışmaları tüm hızı ile devam ederken, Mig’lere karşı ezici bir hava üstünlüğünün kurulamaması üzerine Amerikan Hava Kuvvetleri tedirgin oluyor ve derhal yeni bir uçak tasarımı çalışmalarına başlanmasına karar veriyor.  (Soğuk savaş, bana göre askeri havacılığın dünya askeri tarihinin diğer zaman dilimlerine kıyasla çok daha hızlı geliştiği, askeri uçak modellerinin peşi sıra tasarım ofislerinde tasarlandığı, hemen sonrasında da bu tasarlanan uçakların taktik filolar tarafından kabul gördüğü veya reddedildiği, bana göre altın bir çağdır. Bir başka açıdan düşünen insanlara göre ise soğuk savaş yılları, bu kadar çılgınca bir silahlanma yarışının yaşandığı, NATO ve Varşova Paktı’nın karşılıklı olarak ülkelerinin çok önemli beyinlerini yeni silahlar geliştirmek için kullandığı, okul, hastane, üniversite gibi sosyal hayatın refah seviyesini artırmada kullanılabilecek maddi kaynakların silah geliştirmeye harcandığı, insan ırkının evriminin belki de en karanlık çağlarından birisidir)

İşte tam bu sırada Clarence “Kelly” Johnson tasarım ekibi, ile birlikte bizzat Kore’ye gidiyor ve F-86 pilotları ile konuşma fırsatı yakalıyor. Onlara Mig-15’lere karşı neden kesin bir zafer elde edemediklerini ve neden bu kadar çok kayıp verdiklerini soruyor.

Pilotların büyük çoğunluğu sanki kendi aralarında anlaşmışlar gibi aynı cevabı veriyorlar: “Bu uçağın son sürati çok düşük. Ayrıca, tırmanma hızı da çok az. Bu şekilde Mig-15’leri imha edemeyiz.”

Kelly, pilotların ne istediğini çok iyi anlamış olduğunu sanarak ABD’ye geri döner ve derhal yeni uçağının tasarımlarına başlar. Bu uçak, gerçekten o dönemlere göre hayal dahi edilemeyecek bir son sürate ve tırmanma hızına sahip olacaktı ve asla arkasına geçen rakibi tarafından bırakın vurulmayı, takip dahi edilemeyecekti. Yüksek hız her şeyin çözümü olacaktı… Hem de avcı uçakların tarihinde ilk kez radara sahip olacaktı. Bu bir devrimdi…

O yılların savaş doktrinlerine göre, artık modern füzeler çağı başlamıştı ve demode bir yöntem olan it dalaşına gerek yoktu. Dolayısı ile makineli tüfek gibi veya roket gibi eski moda bir silaha gerek olamazdı… İşte bu özgüven içinde, Lockheed firmasının baş mühendisi Clarence “Kelly” Johnson ve ekibi tarafından tasarlanan, o zamana dek üretilenlere hiç benzemeyen devrimci ve yüksek performanslı bir uçak üretmek için çalışmalara 1951 yılının Aralık ayında başlandı.

Ortaya çıkarılan tasarım 1952 yılının kasım ayında Hava kuvvetlerine sunuldu. Prototip ise, 1954 yılının başlarında tamamlandı ve aynı yılın mart ayında ilk uçuşu gerçekleştirildi. F-104 döneminin uçaklarına göre oldukça radikal, fütürist bir tasarıma sahipti. Lockheed, yaptığı aerodinamik testlerinde süpersonik uçuşta trapez kanat formunun iyi sonuç verdiğini tespit etmiş ve bunu projede kullanmıştı.

Kanatları son derece ince tasarlanan F-104’lerde yakıt deposu ve iniş takımları mecburen gövde içine alınmıştı. Bu o döneme göre çok sıra dışı bir tasarımdı. General Electric J-79 turbojet motoru ile donatılan F- 104, ivmelenme ve tırmanma konusunda gayet başarılı bir grafik çizerek hız ve irtifa rekorlarına imza attı. Bu iki rekoru elinde bir arada bulunduran müstesna bir uçak olduğunu belirtmekte ayrıca fayda var.

F-104A 1958 yılında 2.259 km/s  ile dünya hız rekorunu kırdı. (F-104, mach 2 süratini aşan dünyadaki ilk uçaktır)

F-104C 1959 yılında 31,5 km ile  irtifa rekorunu kırdı.

BİR AKROBASİ UÇAĞI DEĞİL AMA…

Ama F-104 en nihayetinde bir gösteri veya akrobasi uçağı değil, bir avcı uçağı olması için tasarlanmıştı. Savaşması gerekiyordu. Düşman avcıları ile boğuşması gerekirdi. Fakat bir avcı uçağında olması gereken en önemli özellik, olmazsa olmaz bir özellik olan manevra yeteneğinden mahrumdu… Dönüş yarıçapı çok çok büyüktü. Bu çok büyük bir eksiklikti.

Avcı uçağı olmasını engelleyen bir tane daha büyük kusuru vardı. Kanatları o kadar kısa ve o kadar inceydi ki, havada uçabilmek için yüksek hıza muhtaçtı. Perdövites hızına (Stall hızı) çok hızlı yaklaşıyordu. Bu şekilde asla it dalaşı yapamazdı. Çünkü eğer zorla da olsa rakibinin arkasına geçmeyi başarsa bile, önünde uçmakta olan rakibi gaz kesip yavaşlarsa, kendisi yavaşlayamıyor ve rakibini geçmek zorunda kalıyordu.

Eğer düşük süratlerde havada tutunamazsa, it dalaşı yapamaz, avcı uçağı da olamazdı. Tasarım ekibinde ve Lockheed şirketinde moraller bozuktu. Jilet kadar ince ve slatsız kanatları yüzünden asla bir avcı uçağı olamazdı. Düşmanın arkasına geçemiyordu. Sadece çok iyi kaçıp kendini vurulmaktan kurtarabiliyordu o kadar.

Taşıdığı hava hava füzelerini kullanabilmesi için düşmanının arkasına geçemezse, asla bir avcı uçağı olamazdı. Düşman avcı uçağını vurabilmesi için tek şansı, eşsiz tırmanma yeteneği ve hızı sayesinde aniden yükselip, daha sonra burnunu aşağıya verip düşmanını yukarıdan avlamaya çalışmaktı. Çünkü hiçbir düşman uçağı bu kadar hızlı uçamıyor ve bu kadar hızlı yükselemiyordu. Yoksa uçağın tasarımı için harcanan bunca emek boşuna mı gitmişti? Bu uçak asla gerçek bir savaş uçağı olamayacak ve tarihin çöplüğüne mi gidecekti? Zaman çok hızlı akıyor, olaylar çok hızlı gelişiyordu. Sovyetler birliğinin Mig-21 isimli yepyeni bir uçak tasarladığı dedikoduları yayılmaya başlamıştı. Soğuk savaş hız kazanıyordu…

Lockheed, sonraları F-104A ismini alacak bu uçağı son bir gayret ile makyajladı ve F-104C isminde yeni bir uçak ortaya koydu. Evet bu daha güçlü bir motoru olan, nispeten daha iyi bir radarı olan, Gatling prensibi ile çalışan bir topu olan, görece bombardıman yeteneği de olan bir uçaktı. USAF sayısız testler ve denemeler yaptı. Ama sonuç hüsrandı… F-104’ün A modeli de, C modeli de asla bir avcı uçağı olamazdı. Konu sonsuza kadar açılmamak üzere kapanmıştı. (F-104B modeli, F-104A’nın eğitim amaçlı iki kişilik modelidir. F-104D ise, F-104C’nin iki kişilik eğitim modelidir)

USAF, F-104A, F-104B, F-104C ve F-104D modellerinden toplamda 300 adetten az sipariş vermişti. Bu tam bir fiyaskoydu… Çok kısa başka bir bilgi vereyim. USAF, Vietnam savaşında avcı uçağı olarak F-104C’yi denemeye kaktı, ama kısa sürede 5 uçak birden kaybedince derhal F-104C’leri geri çektiler.

F-102, F-104 UÇAĞINI YAŞATTI

Hani hep derler ya, insanda şans olacak… İşte tam da bu deyime cuk oturan bir olay da, yukarıda yazdıklarımın paralelinde gelişiyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın bitimi ile birlikte soğuk savaş derhal başlamıştı ve çok hızlı bir silahlanma yarışı yaşanmaktaydı. Sovyetler Birliği’nin uzun menzilli, çok yüksekten uçan ve nükleer bomba taşıyabilen ağır bombardıman uçakları vardı ve her geçen gün bu uçakların sayısı, menzili, uçtukları yükseklik, teknolojileri ve yarattığı tehditler artmaktaydı.

O tarihlerde hava üstünlüğü net olarak Sovyetler Birliği’nin elindeydi. Stalin de uzlaşılması çok kolay bir lider değildi. Kolay değil tabi, Hitler’i alt etmiş, özgüveni tavan olmuş bir liderdi. 1950’li yıllarda radar teknolojisi de günümüze kıyasla emekleme çağında olduğu için, ister istemez askeri havacılıkta “önleme” isminde bir görev doğdu. Kısaca, düşmanın yüksekten uçan keşif uçaklarını ve ağır bombardıman uçaklarını hedeflerine varmadan engellemek…

Bu ihtiyaca yönelik olarak USAF, Convair firmasından F-102 Delta Dagger isimli, tamamen önleme görevleri için dizayn edilmiş bir uçak tedarik etmişti. F-102, o yıllar için çok önemli bir kilometre taşı idi. F-102 uçağının gövde içindeki kızaklarında 6 adet AIM-4 Falcon tipi Radar ve infrared güdümlü füze taşınabiliyordu. Ayrıca 1950’li yılların hava savunma konsepti uyarınca, toplu kol uçuşuyla taarruza gelen düşman ağır bombardıman uçaklarına karşı gövde içinde taşınan 24 adet 2.75 inçlik FFAR roketi salvo halinde atılabiliyordu. 

Pilot, önleme görevinin şekline göre radarlı veya ısıya güdümlü füze cinslerinden birini veya salvo halinde atılacak roketleri seçebiliyor, hedefi önleyip radarını hedefe kilitledikten sonra atış kumandası verdiğinde gövde içinde kızaklar üzerine monte edilen füzeleri taşıyan kapak dışarıya açılıyor ve füzeler fırlatılıyordu. Bu, o yıllar için bulunmaz bir teknoloji idi.

F-102 Her Hava Önleme uçaklarının USAF envanterine girmesiyle bir ilk gerçekleştirilmiş ve bu uçağın sahip olduğu hava radarı, atış kontrol sistemi ve bu sistemleri kullanarak atılan radar güdümlü Falcon GAR-4A (AIM-4G) füzeleriyle ilk defa gece, bulutta ve her havada önleme ve atış kabiliyetine sahip olmuştur.

Fakat her güzelin bir kusur olduğu gibi, F-102’nin de bir kusuru vardı. En büyük eksikliği hızının düşük olmasıydı. Çok az bir farkla süpersonikti ancak harici yakıt tankları takılınca hızı, ses süratinin biraz altıda, 0,95 Mach’ta kalıyordu ve bu da hızlı Sovyet ağır bombardıman uçaklarını yakalamaya yetmiyordu. Bu yüzden, F-102’nin güçlendirilip hızlandırılmasına karar verildi.

Fakat yeni uçağın tasarımı için gereken sürede önleme filolarının ihtiyacını kim giderecekti? Tabi ki F-104A. Bu uçak bir avcı uçağı olmaktan çok uzaktı ama harika bir önleme uçağı olabilirdi. Zaten oldu da. F-102’nin hızlı abisi F-106 gelene dek, önleme ihtiyacı F-104A ve F-104C uçakları ile mükemmel bir şekilde giderildi. (F-106 “Delta Dart”, önceki Convair F-102 “Delta Dagger”dan, o modeldeki sürat düşüklüğü gibi eksiklikleri gidermek için geliştirilmiştir. Başlangıçta F-102B olarak adlandırılmasına rağmen gövde yapısındaki köklü değişiklikler ve yeni bir jet motoru kullanılması nedeniyle F-106 olarak yeniden adlandırılmıştır)

Yukarıda yazdığım gibi, F-104A ve F-104C uçakları, çok hızlı uçuyor, çok hızlı irtifa kazanıyor ve en önemlisi de, gece veya gündüz bulut içinde düşman ağır bombardıman uçaklarını tespit edip saldırabiliyordu. Daha iyi bir önleme uçağı hayal edilebilir miydi? Lockheed bozulan imajını biraz olsun düzeltmişti ama hala zarar etmekten kurtulmaktan çok uzaktı.

USAF çok az sayıda uçak satın almıştı. (USAF, F-104 uçaklarından toplamda sadece 300 adet civarı satın almıştı) Lockheed çok daha fazla sayıda uçak satmalıydı. Peki sadece önleme yapabilen, av yeteneği olmayan, saldırı yeteneği olmayan bu uçağı kim alırdı ki? Tabi ki, İkinci Dünya Savaşı’nda büyük bir yıkım içinde çıkmış olan gariban NATO üyesi ülkeler. Abileri Amerika ne derse yapmak zorundaydılar. Yoksa onları Sovyetler Birliği’ne karşı kim korurdu? Peki bu kadar parasız, sanayisi çökmüş, üretimi olmayan, savaş yaralarını sarmaya çalışan NATO üyesi ülkeler, sadece tek bir görevi olan bir uçağa para verirler miydi? Bu çok lüks bir harcama olmaz mıydı? Bu para ile çok görevli bir uçak almak varken, önlemeden başka bir görev yapamayan bir uçağa bu kadar para verilmeli miydi? Avrupa’da işsizlik vardı. Avrupa çökmüştü.

Sam amca öyle sinsi bir plan yaptı ki, F-104C bir anda çok görevli bir uçak olacaktı ve NATO’nun belkemiği olacaktı. Hem de bu uçak Avrupa Kıtası’ndaki fabrikalarda üretilecek ve böylece “dostumuz” Amerika, Avrupa’daki işsizliğe bir nebze de olsa çare olacaktı. Ne de olsa NATO’nun abisi Amerika değil miydi?

YAZININ İKİNCİ BÖLÜMÜ LOCKHEED SKANDALI

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap

YAZARLAR

  • Fatih Yılmaz

    ABD hükümeti uçaklarda açık bulabilmek için özel ekip kurdu