Merzifon'daki iki sevimli dost!

  • 09/11/2014 10:16

Merzifon Üssü'nde  görev yapmamın üzerinden 50 küsur yıl geçtikten sonra, o yıllarda yaşadığım ilginç havacılık hikayelerinin, genç havacı arkadaşlarıma yazılı bir not olarak iletilmesi gerektiğine inanarak bu anılarımı kaleme alırken; havacılık anılarımla belki de hiç ilgisi yok gibi görünüyor ama, filoya katıldığım zaman, filo binamızın civarında yaşayan iki sevimli köpeğin hikayesini de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bizim görev yaptığımız yıllarda Merzifon Üssü'nün personel mevcudu oldukça azdı. Şehirde kirada oturan personelin üsse taşınması için 2 adet otobüs  ile 8-10 adet GMC aracı yeterli oluyordu. Şehirde kiralık evlerde oturan personelin Üs'se getirilip götürülmesi için yeterli sayıda otobüs tahsis edilemediğinden bir kısım personel GMC araçlarıyla taşınıyordu. Normal olarak ağır yük, teçhizat ve malzeme taşınması için imal edilen GMC araçları, üzerleri tente ile kaplanıp arkadaki kasa kısmına uzunlamasına iki adet tahta sıra konularak personel taşıma aracı haline getirilmişti. Tabii kıdemli personelin otobüsleri, kıdemsizlerin de GMC araçlarını kullandıklarını söylememe gerek yok.

Biz Üs misafirhanesinde kalan pilotlar sabah mesaiye gitmek için uçuş elbiselerimizi giymiş vaziyette, karargah binası önünde mesai araçlarının gelmesini beklerdik. Mesai otobüsü nizamiyeden girip karargah binası ile bakım hangarı arasındaki köşede şehirden gelen personeli indirdikten sonra bizler otobüse biner ve filoya gelirdik.

BİZİ BEKLEYEN İKİ KÖPEK!

Göreve yeni katıldığım günlerde otobüsle çevre yolundan  filoların bulunduğu yolun köşesine geldiğimizde, yolun hemen iç tarafında iki köpeğin otobüsü beklediklerini,  otobüs yavaşlayıp filoların bulunduğu yola girince otobüsün önüne geçip aynen bir eskort görevi yapar gibi yaklaşık 100 metre ilerideki filo binasına kadar otobüsün önünde yürüdüklerini ve filo önünde bizler otobüsten inerken de kuyruk sallayıp çeşitli sevinç gösterileri yaptıklarını büyük bir ilgiyle izliyordum. Bunlar cins köpekler değildi. Birinin rengi sarı, diğerinin beyaz olan bildiğimiz sokak köpekleri idi. Beyaz renkli köpek filo otobüsünün önünde eskort gibi yürürken devamlı topallıyordu. Köpeklerden sarı renkli olanına bizden önceki arkadaşlar "Sarı" ismini vermişler, topallayan köpeğe de "Topal" ismini takmışlardı.

Çocukluğumdan beri kedi, köpek ve bütün hayvanları çok sevdiğimden olsa gerek, bu iki köpeği de hemen ilk bakışta çok sevmiştim. (NOT: Halen oturmakta olduğumuz İstanbul - Beykoz Riva köyündeki evimizin garajında ve bahçesinde 7 adet köpek ile sevgili eşimin mutfağını çok beğenip sokaktan kapımızın önüne akşam yemeği için gelen 3 köpekle beraber, toplam 10 köpeği beslediğimizi bu vesileyle burada belirtmeliyim. Bu da ayrı bir hikaye konusu!).

Mesai otobüsüyle her gün filoya gelişimizde filonun önünde otobüsten inince bizleri türlü çeşitli sevgi gösterileriyle karşılayan bu köpekler, 1954 yılında Merzifon jet pisti ve uçuş tesislerinin inşaat işlerinin NATO'dan ihalesini alan bir Fransız inşaat firmasının mühendisleri tarafından yolda perişan bir şekilde  bulunup şantiye binasına getirilmiş. Fransız inşaat firmasının mühendisleri pist inşaatının devam ettiği iki yıl boyunca bu köpekleri besleyip bakmışlar ve şantiye binasında bekçi köpeği olarak kullanmışlar. Meydanın inşaat işlerini tamamlayıp ayrılırken bu köpekleri ülkelerine götürmeleri mümkün olmadığından şantiye bölgesinde bırakıp ülkelerine dönmüşler.

ADLARI SARI VE TOPAL!

Üs misafirhanesinden filo otobüsüne binip çevre yolundan filoya gelirken, filo yoluna girişimizde bizi karşılayan Sarı ve Topal isimli köpeklerimizin otobüsümüzün önünde yürüyerek bize eskort eder gibi refakat etmeleri hepimizin çok hoşuna gidiyordu. Evli arkadaşlar yanlarında köpeklerin yiyeceği bir şeyler getirip onlara veriyordu. Filo önünde otobüsten indikten sonra bize sevinç gösterileri yapmaları hepimizin içini ısıtıyordu. Otobüsten inip filo binasına girmeden önce onların  başlarını okşar ve severdik. Ama topal olan beyaz köpeğe herhalde topal olduğu için olsa gerek, hepimiz daha çok ilgi gösterirdik.

Bu beyaz köpeğin neden topal kaldığının hikayesini de öğrenmiştik. Meğer bu iki köpek Fransız firmasının şantiyesinde koruma görevi yaparken bir gece nöbetçi erleri değiştirmek için şantiye bölgesinden geçen nöbet aracına saldırmışlar. Nöbet aracına çarpan beyaz köpeğin bacağı kırılmış. Fransızlar köpeğin bacağını tedavi ettirmişler ama, bacak tam iyileşememiş ve öylece sakat olarak kalmış.

Filo otobüsümüz bir gün çevre yolundan filo istikametine dönünce, her zamanki gibi otobüsümüzü karşılayan köpeklerimiz önümüzde eskort görevi yapar gibi yürürlerken, Sarı köpeğin, diğer Topal köpek gibi bir ayağını topallayarak yürüdüğü dikkatimizi çekti. Acaba Sarı'ya da gece nöbet arabası mı çarptı diye epey endişelendik. Filo önünde otobüsten inince Sarı'nın ayaklarını, vücudunu kontrol ettik, ama her hangi bir yara bere izine rastlamadık. Sarı köpeğimiz ertesi gün de otobüsün önünde topallayarak yürüyünce bunun ayağını mutlaka kontrol ettirmeliyiz dedik.

UÇUŞ DOKTORUMUZ KÖPEĞE BAKIYOR

Üs'de veteriner olmadığı için köpeğin ayağını bizim uçuş doktorumuza gösterelim, belki doktorumuz ne olduğunu anlar diye düşündük. Artık bizim şansımıza mı desek, Merzifon'da görev yaptığımız sürede çok candan, kalender, arkadaş canlısı uçuş doktorlarımız olmuştu. Bu değerli doktorlar bizim hem arkadaşımız, hem dert ortağımız, hem de sağlığımızın koruyucuları olarak kalbimizde unutulmaz bir yer bırakmışlardır.

Her uçuş gününde, uçuş doktorunun sabah filoya gelip pilotları tek tek kontrol  etmesi ve ancak uçabilir dediği pilotların uçmasına müsaade edilmesi, Türk Hava Kuvvetlerinin yıllardır uyguladığı vazgeçilmez bir kuraldı. Normalde, mesai aracının filoya gelmesiyle eşzamanlı olarak uçuş doktoru da Sağlık Amirliği'nin ambulans aracıyla filoya gelir, pilotları tek tek kontrol ve gerekirse tansiyonunu ölçüp muayene eder,  uçuşa uygun gördüğü pilotun filo pilot isim listesindeki isminin yanına "Artı +" işareti koyardı. Eğer bir pilotu uçuşa uygun görmemişse listedeki isminin yanına   "Eksi - " işareti koyardı. Pilot muayene listesinin bir kopyası filoda eğitim subayına verilir, diğer iki kopyasından biri Meydan Harekat Subaylığı'na, diğeri de Uçuş Kulesi'ne gönderilirdi. Pilotlar kalkış talimatı için uçuş kulesiyle telsiz teması yaptıklarında, kula operatörü pilot listesinde ancak isminin yanında  "+" işareti olan pilotlara kalkış müsaadesi verirdi.

O sabah uçuş muayenelerimiz yapmak için gelen uçuş doktoru arkadaşımıza konuyu anlattık ve kendisine "Sevgili Doktor, şimdi sen bizlerin uçuş muayenelerimizi tamamladıktan sonra, filomuzun iki gündür topallayarak yürüyen Sarı köpeğimize de bakmalısın. İnsanların ve hayvanların anatomileri arasında benzerlik olduğuna göre her halde sen bu köpeğimizin hiç bir şeyi yokken neden topallamaya başladığını anlayabilirsin" dedik.

Pilot muayenelerinden sonra uçuş doktorumuzla beraber, filonun civarında bir yerde Topal ile yan yana yatmakta olan Sarı'nın yanına gittik.  Doktor arkadaşımız Sarı'nın topallayan bacağını ayak ucundan kalça kısmına kadar eliyle uzun uzun yoklayıp inceledi. Bacağını dizinden aşağı yukarı doğru hareket ettirirken hayvanın davranışlarını kontrol etti. Sarı'nın bacağında her hangi bir kırık veya çıkık olmadığını, yarın bir daha muayene edeceğini söyledi. Biz de kendisine latife ederek:"Sevgili Doktor, pilotların muayenesinden sonra köpeğin muayenesi nasıl zor oluyor muymuş?" diye şakalaştık.

Uçuş doktorumuz ertesi gün pilot muayenesi için filoya geldiğinde Sarı'yı tekrar  uzun uzun muayene etti. Bacakta yine hiçbir şey bulamayınca bize: "Bu Sarı'nın bacağında hiç bir şey yok. Bu köpekler hem çok akıllı hem de hisli olurlar. Sizler filo otobüsünden inince hepiniz Topal ile ilgilendiğinizden bu Sarı da topallama numarası yapıp sizin ilginizi çekmek istiyor. Bunu da size ispatlayabilirim" dedi. Kantinden alıp beraberinde getirdiği bir yiyecek parçasını Sarı'ya koklatıp uzağa fırlatınca Sarı hiç topallamadan yiyeceğe doğru koştu. İnanılır gibi değil ama, Sarı, bizlerin Topal'a gösterdiğimiz ilgi ve sevgiyi kıskanmış ve kendisiyle ilgilenmemiz için  keskin zekasıyla topallama numarası yapmayı düşünmüştü. Bizlere de canlılar arasında bir ayırım yapılmaması konusunda çok güzel bir ders vermişti.

Filomuzun  bu sevimli köpeklerinin hikayesinin bir de devamı var. Merzifon'da bir keresinde araya uzun bir bayram tatili girmişti. Tatilden dönünce, her zamanki gibi filo otobüsünü karşılayan sevimli köpeklerimiz türlü çeşitli sevinç gösterileri yaparken, vücutlarının keneyle kaplı olduğunu gördük. Demek ki bu uzun tatil süresinde nereden gelmişse Sarı ile Topal'ın üzerleri keneyle dolmuş.

KENEYLE NASIL MÜCADELE ETTİK?

Halen evimizde çok sayıda köpeğimiz olduğu için biliyorum, köpeklerin üzerindeki kenelerden kurtulmak için veterinerlerde satılan ve köpeklerin enselerine sıkılan bir ilaç var. Bu ilacı köpeğin ensesine sıktıktan sonra bir gün içinde köpeğin üzerinde tek bir kene kalmıyor. Tabii biz o zaman böyle bir ilacın varlığından haberdar değildik. Bu kenelere nasıl bir çare buluruz diye düşünürken bir arkadaşımız, köylerde köpeklerin kenelerden temizlenmesi için üzerlerine gaz yağı döküldüğünü söyledi. Biz de bunun üzerine gaz yağıyla kimyasal özellikleri çok yakın olduğunu bildiğimiz JP-4 jet yakıtından vücutlarına sürersek köpeklerin kenelerden kurtulabileceğini düşündük.

Bir şişe içinde getirdiğimiz JP-4 yakıtından Sarı ve Topal'ın üzerlerine sürdük. Gerçekten bu tavsiye hemen tesirini gösterdi ve köpeklerimiz üzerlerindeki kenelerden kurtuldu. Ancak kenelerinden kurtulan köpeklerin üzerlerindeki tüylerin bir kısmı döküldü. Acaba biz köpeklere iyilik yapalım derken tüylerinin dökülmesine sebep mi olduk diye bir ara çok endişelendik ama kısa süre içinde dökülen tüyler geriye gelince derin bir nefes aldık.

Geçenlerde, İlkbahar aylarının başında,  bizim köpeklerimizin kene ilaçlarını sürme zamanı gelmişti. Veterinerden aldığımız ilacı sevgili eşimle birlikte tek tek köpeklerimizin boyunlarına sürerken birden, yıllar önce Merzifon'da bizim filonun köpeklerinin üzerlerindeki keneleri temizlemek için üzerlerine JP-4 jet yakıtı sürüşümüz aklıma geldi. Hikayeyi eşime anlatırken jet yakıtı sürdüğümüz köpeklerin kenelerden temizlendiğini ancak tüylerinin döküldüğünü, eğer onların tüyleri yerine gelmeseydi bundan büyük vicdan azabı çekeceğimi anlattım. Eşim bunun üzerine çocukluğundan aklında kalan bir uygulamayı anlattı. O zamanlar bit salgını olurmuş ve ilkokula giden küçük çocukların pek çoğunun başlarında bit olur, bu bitler de birinin başından diğerine geçermiş. O zaman anneleri, anneanneleri çocuklarının başlarındaki bitlerden kurtulmaları için saçlarına gaz yağı sürermiş. Ben eşimden bu hikayeyi duyunca demek ki Merzifon'da filo köpeklerimizin üzerlerindeki kenelerden kurtulmaları için o zaman bize gaz yağı sürmemizi tavsiye eden arkadaşımız doğru bir tavsiyede bulunmuş dedim.

İşte Merzifon'da filomuzun dostları Topal ile Sarı'nın hikayelerini de sizlerle paylaşmış oldum. O sadık dostlarımızın o zamanlar fotoğraflarını çekip hatıra olarak saklamadığıma şimdi çok pişmanım.