Radara görünmeyen (stealth) uçakların hikayesi ve gerçekler

  • 31/01/2017 20:32

İrfan Sarp - Emekli Hava Tümgeneral - 26 Ocak 2017

Radarlara görünmeyen (stealth) bir uçak imal edilmesi fikri ilk defa acaba hangi ülkede ortaya atılmıştır bilmiyorum ama, Amerikalı pilot Francis Gary Powers'ın U-2 casus uçağıyla Rusya üzerinde keşif uçuşu yaparken, Moskova'nın 1.500 km kadar doğusunda bulunan Sverdlovsk şehri civarında, karadan atılan bir S-75 Dvina  (NATO kodu SA-2) füzesiyle düşürülmesiyle bu proje Amerika'da başlatılmıştır.  Soğuk savaşın sürdüğü o yıllarda Amerikalılar, Sovyetler Birliği'nin savaş gücünü ve özellikle nükleer silahlarının bulunduğu yerleri tespit etmek amacıyla U-2 keşif uçağından büyük ölçüde faydalanıyorlardı. 

Lockheed U-2 Stratejik Keşif Uçağı

U-2 uçakları, Sovyetler Birliği üzerindeki hedefleri gözetleyip fotoğraflarını çekmek üzere, Pakistan'ın Peshaver Hava Üssü, Kıbrıs'ın güney ucunda  İngiliz uçaklarının konuşlandığı Akrotiri Hava Üssü ve bizim İncirlik Hava Üssü'nü kullanıyordu. 65.000 feet irtifada görev yapabilen bu uçağı Sovyet radarları takip edebiliyor ancak önleme uçakları bu irtifaya çıkamadığından uçağı düşürmeleri mümkün olmuyordu.  Nihayet, 1 Mayıs 1960 tarihinde bir U-2 uçağını Moskova'nın 1.500 km. kadar doğusunda Sverdlovsk şehri civarında uçarken bir S-75 Dvina  füzesiyle düşürmeleri ve paraşütle atlayan pilotunu esir almaları Amerikalılar üzerinde büyük bir şok etkisi yaratmıştı.

Pentagon bunun üzerine radara görünmeyen bir uçağın yapılıp yapılamayacağı projesi üzerinde çalışmaları başlattı. Bu projenin  teknik ve mühendislik çalışmalarını yapmak üzere Lockheed firmasıyla bir anlaşma yapıldı. Lockheed firması 1944 yılında  ABD'nin ilk jet motorlu muharip uçağı olan F-80'i imal etmişti.  Firmanın baş mühendisi Clarence (Kelly) Johnson, yardımcısı Benjamin (Ben) Rich ve ekibiyle beraber 1950'li yılların başında, dünyada ilk defa 2 MACH (ses süratinin iki misli) süratle uçan F-104 uçağını tasarlayıp imal etmişlerdi. Ayni mühendis ekibi, 1966 yılında 3 MACH süratle uçabilen ve 85.000 feet gibi çok yüksek irtifada görev yapabilen SR-71 Stratejik Keşif Uçağını tasarlayıp imal etmişlerdi ve bu gibi özgün uçakların tasarım ve imalatında büyük deneyim kazanmışlardı.

Radara görünmeyen uçağın yapılması için başlatılan proje "Skunk Works" kod ismini taşıyordu. Projenin başına Kelly Johnson'un yardımcısı Ben Rich getirildi. Los Angeles şehrinin yakınındaki Burbank hava alanı pistinin kenarındaki bir hangarda alınan çok büyük gizlilik önlemleri altında ekip çalışmalara başladı.

Uçağın kullanıcısı Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından F-117A Nighthawk ismi verilen uçağın imalatı, projeden sorumlu ekibin gece gündüz çalışmasıyla istenen zamanda tamamlandı. Uçağın ilk prototipi, Haziran 1981'de ilk uçuşunu yaptı ve Ekim 1983'te uçaklar hizmete girdi. 5 adedi YF-117A ve 59 adedi F-117A olmak üzere toplam  64 uçak imal edildi.

Bilindiği gibi, bir uçağa görünmezlik kazandıran özelliğin birincisi, gövde, kanat ve kuyruğa verilen aerodinamik şekil ile hava alığı ve egzos konisinin gövdeye en uygun açılarla yerleştirilmesi, gövde ve kanat altında hiç bir yük taşınmaması ve böylece Radar Kesit Alanı'nın (Radar Cross Section - RCS) en asgariye indirilmesi; ikincisi de  uçağın imalatında, radar huzmelerinden gelen elektromanyetik dalgaları emen karbon fiber, seramik ve silisyum karbür (SİC) gibi  boya ve kompozit malzemelerin kullanılmasıdır.

F-117A üzerinde, imalat hattından çıkan her uçaktan istenen iniş, kalkış, tırmanış, dönüş, G limitleri, motor performansı, uçuş ve motor saatleri, uçuş kumandaları, iniş takımları, frenler, kuyruk paraşütü, pike flaplarının çalışması gibi testler başarıyla tamamladıktan sonra sıra, bu uçağın bir radar cihazının skobunda görünüp görünmeyeceğinin bizzat uçularak test edilmesine gelmişti. 

F-117A'nın görünmezlik testinin yapılması için uçağın kullanıcısı olan Hava Kuvvetleri temsilcileri ile uçağın tasarımını ve imalatını yapan grubun başındaki Ben Rich, planlanan günde beraberce denemenin yapılacağı radar mevziine gittiler ve uçuşun yapılacağı saatte radar skobunun başına geçtiler. Skobun başındaki radar kontrolörü, uçuş planlamasına göre verilen saatte uçuş rotasında uçan tek  bir uçağın ekosunu tespit edince bu ekonun radarda görünmemesi gereken F-117 uçağına ait olduğunu düşünmüş ve F-117'nin başarılı olamamasına üzülmüştü.  Oysa, radar kontrolörü, bir T-38 uçağının F-117'nin uçuşunu kontrol  etmek üzere onu belli bir mesafeden takip ettiğini bilmiyordu. O anda havada birbirine yakın uçan iki uçak bulunuyordu ama radar skobunda tek uçağın ekosu görülüyordu. Kontrolörün radar skobunda  gördüğü eko da F-117'nin değil, onu yakından takip eden T-38 uçağının ekosu idi. Bu deneme ile F-117'nin radarda görünmediği bizzat ispat edilmiş oluyordu.

Toplam 64 adet imal edilen F-117A uçaklarıyla üç filo teşkil edilmişti. Uçağın kullanıcısı Hava Kuvvetleri tarafından F-117A filoları sadece taarruzi rolde kullanılmak istendiğinden, uçağın konfigürasyonu bu amacı karşılayacak şekilde tasarlanmış ve silah enstalasyonları da buna göre yerleştirilmişti. Uçak silah yükü olarak sadece gövde içinde iki adet 2.000 librelik MK-84 Lazer Güdümlü Bomba (LGB - Laser Guided Bomb) taşıyacak, uçağın üzerinde ayrıca makineli top ve hava savunma füzeleri bulunmayacaktı.

F-117A Nighthawk uçuş esnasında

Irak'ın 2 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt'i işgal etmesiyle başlayan krizin sonucunda, Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın  kararıyla, ABDöncülüğünde, Birleşik KrallıkFransaSuudi ArabistanSuriye ve Mısır'ın da aralarında bulunduğu 40'a yakın ülkenin dahil olduğu koalisyon gücüyle Irak'a karşı bir taarruz harekatı düzenlenmesi kararı alındı.

Taarruz harekatının planlanması safhasında, Bağdat şehri yakınında ve civarında bulunan komuta ve kontrol merkezlerinin, Başkanlık Sarayı ve Savunma Bakanlığı binasının, Dicle ve Fırat nehirleri üzerindeki köprülerin tahrip edilmesine birinci öncelik verildi. Bu bölgedeki hedeflerin analizleri yapılırken, Bağdat civarına yerleştirilen Sovyet yapısı hava savunma füzelerinin bu hedeflere taarruz edecek uçaklar için büyük bir tehdit teşkil ettiği değerlendirildi. İnanılacak gibi değil ama, istihbarat kaynaklarından toplanan bilgilerine göre, Bağdat şehrini ve civarındaki hassas hedefleri korumak amacıyla, şehrin etrafına 16.000 uçaksavar füzesi ve 3.000 uçaksavar makineli topu yerleştirildiği tespit edilmişti. Bu sayıdaki uçaksavar füzesi ve makineli topu o tarihte Moskova'nın savunulması için civarına yerleştirilen füzelerin miktarından daha fazlaydı. O zamanki savunma konseptine göre pek çok ülkenin başkentinin etrafına hava savunma füzeleri yerleştirilmekteydi. Sırası gelmişken, o yıllarda İstanbul'un hava savunmasını sağlamak amacıyla Nike Ajax ve Nike Hercules modeli füzelerden teşkil edilen sekiz adet füze filosundan dört filonun Anadolu yakasında, dört filonun da Avrupa yakasında konuşlandırıldığını hatırlatmalıyım.

Irak üzerinde taarruz edilecek hedeflerin analizleri yapılırken, hangi tip hedefe hangi cins silahla taarruz edilirse en iyi neticenin alınacağı hesaplandı. Bağdat civarında kalın beton sığınaklar içinde bulunan komuta kontrol merkezlerinin ve köprülerin  tahribi için 2.000 librelik MK-84 bombasının en uygun silah olacağı tespit edildi. Diğer hedefler arasında, radarlar, füze mevzileri, malzeme ve silah depoları gibi hedeflerin tahribi için ise  gemilerden fırlatılan Tomahawk modeli Cruise füzelerinin kullanılması planlandı. Akdeniz ve Basra Körfezinde seyir halinde bulunan ABD Donanması'na bağlı gemilerden fırlatılacak ve  her birinde 996 libre harp başlığı bulunan Tomahawk füzeleri, Bağdat civarındaki hedefleri rahatça kapsayabilecek bir menzile sahipti.

Son derece yoğun bir füze ve uçaksavar sistemiyle savunulan Bağdat civarındaki hedefleri tahrip etmek üzere kullanılacak en uygun uçak tipi, hem hedef üzerinde istenen tahribatı sağlayabilecek 2.000 librelik MK-84 tipi bombaları taşıyabilen, hem de hava savunma radarları ve füze radarlarına görünmeden ve zayiata uğramadan hedefe gidip dönebilecek F-117A uçağı olacaktı. Bu amaçla 37 uçaklık bir F-117A filosu, Suudi Arabistan'ın güney batı ucunda bulunan King Khalid Hava Üssü'ne intikal etti. Bağdat'tan 900 mil mesafede bulunan bu üs, Irak'ın karadan karaya atılan Rus yapısı Skud füzelerinin menzilinin dışında bulunduğundan intikal üssü olarak seçilmesi uygun görülmüştü. Ancak F-117'lerin harekat yarıçapları kısa olduğu için bu üs'ten Bağdat civarına yapılacak taarruz harekatında, havada üç defa yakıt ikmali yapılması gerekiyordu. NOT: Stealth kabiliyeti olmayan bir F-15E/F Strike Eagle uçağının 1.150 Deniz Mili olan harekat yarıçapıyla, ayni üs'ten bu taarruzu havada yakıt ikmaline ihtiyaç duymadan yapabileceğini hatırlatmalıyım.

Üsse intikal eden F-117A birliğinin komutanı olan Albay Barry Horne, daha sonra kaleme aldığı hatıralarında, F-117'nin görünmezliğini ispatlayan çok ilginç bir olayı şöyle anlatıyor. Uçakların yerleştirildiği beton sığınakların içine  geceleri yarasalar böcekleri avlamak için geliyormuş. Pilot ve makinistler sabah uçakları kontrol etmek için sığınağa geldiklerinde uçağın kuyruk kısmının altında ölü yarasaların bulunduğu dikkatlerini çekmiş. Yarasalar, doğanın yarattığı özellikleriyle, geceleri, bir sonar cihazının ekoları gibi beyninden yansıyan titreşimlerin geri yansımasıyla bir yere çarpmadan uçarak böcekleri avlarken, uçağın yansıma yapmayan kuyruk kısmına çarpıp ölüyorlarmış. Pilotlar yıllarca yaptıkları eğitim uçuşlarında uçaklarının radarlara görünmediğini yaşayarak biliyor ve buna inanıyorlarmış. İntikal ettikleri üssün beton sığınaklarında yarasaların uçakların kuyruk bölümlerine çarpıp öldüklerini görünce, uçaklarının görünmezlik yeteneğinden artık hiç bir şüpheleri kalmamış.

Birinci Irak Harekatı, diğer adıyla Desert Storm, 17 Ocak 1991 günü Bağdat lokal saatiyle sabaha karşı 03.00'de, F-117 kollarının Bağdat civarındaki komuta kontrol merkezleri, Başkanlık Sarayı ve Savunma Bakanlığı binasına taarruzlarıyla başlatıldı. Diğer hedefler de savaş gemilerinden fırlatılan Tomahawk cruise füzeleriyle vuruluyordu. Harekatın takip eden günlerinde F-117'ler toplam 1.271 taarruz sortisi icra ettiler. Bu sorti sayısı, koalisyona dahil Hava Kuvvetleri uçaklarının yaptıkları sorti sayısının sadece %1'ini teşkil ediyordu ama taarruz edilen hedefler üzerindeki tahribatın %40'ının F-117'ler tarafından elde edildiği saptanmıştı. Bu taarruz sortilerinde Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde bulunan toplam 43 adet köprüden 39 adedi  F-117'ler tarafından atılan 2.000 librelik MK-84 LGB bombalarıyla tahrip edildi. Çok yoğun uçaksavar füzeleriyle savunulan bu bölgede yapılan bu taarruzlarda tek bir F-117 uçağı kaybı olmadı.

F-117'lerin Irak hava harekatında hiç kayıp vermeden sağladıkları bu önemli başarı, uçağın radarlara görünmeyen kabiliyetine bağlandığından, bu görünmezlik kabiliyetinin keşfedilip buna karşı tedbirlerin alınması amacıyla, başta Rusya ve Çin olmak üzere diğer teknolojide ileri ülkeler yoğun bir çalışma içine girdiler.

Irak'tan sonra F-117'ler ikinci olarak 1999 yılında, NATO Hava Kuvvetlerinin Yugoslavya'nın parçalanmasıyla sona eren  hava harekatı esnasında kullanıldılar. Irak üzerinde yapılan hava harekatında bölgedeki yoğun füze savunmasına rağmen tek bir F-117 kaybı olmamıştı. Ancak Yugoslavya harekatında bir F-117A uçağı 27 Mart 1999 tarihinde Bogdanovici şehri yakınında düşürüldü.  Uçağın paraşütle atlayan pilotu Yarbay Dale Zelko, arama / kurtarma helikopteri tarafından bulunup kurtarıldı. Düşürülen F-117A uçağının kokpiti ve hasar görmüş kanopisi halen Belgrad hava müzesinde sergilenmektedir.

Radarda görünmediğine inanılan F-117 uçağının bir füzeyle düşürülmesi, Amerikan kamuoyu üzerinde, aynen 1 Mayıs 1960 tarihinde U-2 keşif uçağının Rusya üzerinde düşürülmesinde olduğu gibi büyük bir şok etkisi yarattı.  Acaba radara görünmeyen  uçakların bu kabiliyetini ortadan kaldırarak onu düşürebilen bir teknoloji mi geliştirilmişti?

Bu arada Amerikalılar F-117'lerin yerine, radarlara görünmeyen daha modern bir uçak olarak F-22 Raptor modelini tasarlayıp imal ettiler. Uçaklardan 8 adedi test ve 187 adedi harekat amaçlı olmak üzere toplam 195 adet imal edildi. Bu uçaklar 2005 yılında Hava Kuvvetlerinin envanterine girdi. Uçakların birim fiyatının (flyaway cost) ABD 2009 mali yılı kayıtlarına göre 150 milyon ABD Doları olduğu açıklandı.

11 Eylül 2001 tarihinde New York'taki ikiz kulelere yapılan saldırıların Afganistan'da  yuvalanan El Kaide unsurları tarafından yapıldığı gerekçesiyle ABD 7 Ekim 2001 tarihinde bu ülkeye karşı bir savaş başlattı.  ABD'nin müttefiki diğer bazı ülkelerin de katıldığı bu savaş, 2014 yılına kadar 13 yıl sürdü.  Bu uzun savaşta her türlü uçak ve silahı kullanan Amerikalılar, her ne sebeptense F-22 Raptor uçaklarını kullanmadı.

Libya'da Kaddafi'yi devirmek için ABD'nin öncülüğünde, NATO şemsiyesi altında kurulan konsorsiyum ülkeleri hava kuvvetlerinin 19 Mart 2011 tarihinde başlattıkları ve Kaddafi'nin öldürülmesinden sonra, 31 Ekim 2011 tarihinde sona erdirdikleri  yaklaşık 7,5 ay süren hava harekatında da Amerikalılar F-22 uçaklarını kullanmadılar. Bu kadar astronomik paralar harcanarak kurulan F-22 filolarının Afganistan ve Libya   savaşlarında kullanılmaması, Amerikan basınında tenkit edici pek çok yorumların, soru ve eleştirilerin yer almasına sebep oldu.

F-22'ler ABD Hava Kuvvetlerinin envanterine girdiği 2005 yılından sonra bir savaş alanında ilk defa Suriye'ye karşı başlatılan hava harekatında kullanıldılar. 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı devam ederken, 22 Eylül 2014 tarihinde ABD, Bahreyn, Ürdün, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan Hava Kuvvetlerine bağlı uçaklar, Suriye'deki IŞİD hedeflerine karşı ilk hava taarruzlarını başlattılar.

22 Eylül 2014 günü Suriye üzerinde başlatılan hava operasyonunun ilk gününde F-22'ler IŞİD hedeflerine 1.000 librelik GPS bombalarıyla taarruz ettiler. Taarruz görevlerinin yanında F-22'ler keşif, istihbarat ve yakın hava desteği (close air support) görevleri de icra ettiler.  F-22'ler Eylül 2014 ve Temmuz 2015 arasındaki 10 aylık sürede 204 sorti uçuş yaptılar.

F-22 Raptor uçağının gövde altı  bomba yuvasını gösteren fotoğrafı

F-22 uçağıyla ilgili bütün bu faktörler dikkate alındığında, harekata elverişli olarak imal edilen toplam 187 adet F-22 uçağından meydana gelen savaş filolarının, Suriye üzerindeki harekatta, 10 aylık süre içinde sadece 204 sorti gibi çok az sayıda uçuş yapmış olmaları, F-22 uçağının harekat performansı konusunda zihinlerde bir soru işareti yaratmıştı. 

Amerikalılar, radara görünmeyen çift motorlu F-22 Raptor uçağının yerini alacak yine radara görünmeyen bir uçak imal etmek üzere bir ihale açtılar. Daha önce imal edilen F-117 ve F-22 uçaklarının  çift motorlu olmasına karşın, yeni imal edilecek F-35 uçağının tek motorlu olması kararlaştırıldı. İlk uçuşunu 15 Aralık 2006 tarihinde yapan ve programın başlangıcında imzalanan ön anlaşmada, ABD ile ortak katılımcı ülkelerin, 2035 yılına kadar, 2103 adedi ABD Dz.Kv..ABD Hv.Kv. ve Marine kuvvetleri için olmak üzere toplam 3.100 adet imal edilmesi planlanan F-35 uçağından 2017 Ocak ayı itibariyle 200 adedinin imalatı tamamlanmıştır.

F-35'in uçuş birliklerine teslim edilmesi,  ve takip eden performans testleri ve eğitim uçuşları safhasında, aynen daha önce Hava Kuvvetleri filolarında görev yapan F-117 ve F-22 uçaklarında olduğu gibi, uçağın stealth kabiliyeti, çeşitli ortamlarda uçularak değerlendirildi.

F-35 uçağının uçuş birliklerinde stealth ve performans denemeleri devam ederken,  uçağın stealth yeteneğinin istenen performansı sağlayamadığına dair hem Amerikan basınında, hem de uçağı almak üzere anlaşma yapan konsorsiyum ülkelerinden Avustralya ve Kanada gibi ülkelerin basın yayın organlarında çeşitli olumsuz haberler yer aldı. Teyit edilmeye muhtaç olan bu haberlerin ne kadar gerçekleri yansıttığı bir soru işareti olarak kalıyordu.

TIME dergisinin 25 Şubat 2013 tarihli sayısında F-35 Lightning II uçağıyla ilgili "THE MOST EXPENSIVE WEAPON EVER BUILT" başlığıyla çıkan makalede, ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Jonathan Greenert tarafından uçağın stealth kabiliyetiyle ilgili verdiği beyanat bütün dikkatleri bu konu üzerine çekti.

Dergide yer alan beyanatında Oramiral Jonathan Greenert, hem harekat planlayıcıları hem de uçak imalatçıları tarafından mutlaka dikkate alınması gereken çok önemli bir noktaya temas ediyor. Oramiral Greenert:"İmproved sensors and computing are eroding stealth's value every day" şeklindeki ifadesiyle, gelişen sensorların ortaya çıkmasına bağlı olarak stealth özelliğinin her geçen gün değerini kaybettiğini söylüyor.

TIME dergisindeki makalenin diğer bir paragrafında :"Neither the Air Force nor the Navy liked its stubby design" cümlesinde, "Ne Hava Kuvvetleri, ne de Deniz Kuvvetleri onun tombul (stubby) görünüşünü beğenmediler" ifadesi yer alıyor.       NOT: Tek motorlu olarak imal edilen F-35'in gövdesi, daha önce çift motorlu olarak imal edilen stealth kabiliyetli F-117A Nighthawk ve F-22 Raptor  modeli  uçakların gövdeleri gibi yanlamasına geniş tutulamamıştır. F-35'e stealth özelliği kazandırmak için bomba ve silah yükleri gövdenin içinde taşınacak şekilde dizayn edildiğinden, gövdeye, yukarıdan aşağıya doğru uzatılan şişman görünümlü bir aerodinamik şekil verilmek zorunda kalınmıştır. F-35 uçağının bu şişman görüntüsü, dönüş yarıçapının geniş olmasına ve dönüş yarıçapı F-15C/D ve F-16C/D  gibi dar olan uçaklara karşı yaptığı hava muharebesinde (dogfight) başarısız olmasına yol açmıştır.

TIME dergisindeki makalenin devamında, F-35'in Deniz Kuvvetleri için imal edilen ve uçak gemilerinde kullanılacak F-35C modeliyle ilgili yer alan şu cümlede, F-35'in harekat yarıçapının kısa oluşu üzerinde durulmaktadır:"Its short range means aircraft carriers ferrying into battle will have to sail close to enemy shores if the F-35C is to play a role". ( F-35C'in harekat yarıçapının kısa olması, bu uçağı üzerinde taşıyan uçak gemisini, harekat ortamında düşman sahiline yakın seyretmek durumunda bırakacaktır). "It can fly without lumbering aerial tankers only by adding external fuel tanks, which erases the stealthiness that it is prime war fighting asset" cümlesinde, "Uçağın havada yakıt ikmali yapmaya gerek kalmadan uzak mesafeye gidebilmesi için harici yakıt tanklarına ihtiyaç duyacaktır, ancak o zaman da uçağın savaşta ihtiyaç duyacağı stealth (görünmezlik) özelliği ortadan kalkacaktır" denilmektedir.

Avustralya Hv.Kv.'ne teslim edilen bir F-35A uçağı inişte

ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Jonathan Greenert'ın F-35'in görünmezlik yeteneğiyle ilgili endişelerini belirtmesinden kısa süre sonra, ABD Muharip Hava Kuvveti ."Air Combat Command" Komutanı Orgeneral Herbert Carlisle de verdiği bir beyanatta, diğer ülkelerin ABD'nin stealth kabiliyetli uçaklarını tespit ve takip edebilecek  yeni satıhtan havaya füzeleri geliştirmekte olduğunu ifade etmiştir. Beyanatın İngilizce metni şöyledir: (In a statement from the Commander of Air Combat Command, General Herbert J. Carlisle explained that other countries were developing new surface-to-air weapon systems that may possess the ability to acquire, track, and target US stealth aircraft).

ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Greenert ve ABD Muharip Hava Kuvveti Komutanı Orgeneral Herbert Carlisle'nin beyanatlarının basında yer aldığı tarihlerde, Rus Hava Kuvvetleri'nden bir general de stealth uçakları radar sistemlerinde görebildiklerini söylemiştir. Ayni günlerde Çin basınında çıkan  bir  haberde de, Çin teknisyenlerinin VHF frekanslı uçaksavar radarlarını geliştirerek stealth yetenekli uçakları havada tespit ve takip edebildikleri bilgisi yer almıştır.

Düşünün ki, Amerikalı denizci ve havacı komutanlar ile Rus ve Çinlilerin stealth özelliğinin her geçen gün değerini kaybettiğini söyledikleri ve bu beyanatlarının basında yer aldığı  2013 yılından bu yana dört yıla yakın bir zaman geçmiştir. Elektronik ve sensor teknolojilerinin her gün ne kadar büyük bir gelişme gösterdiği bilinmektedir. Dört yıl önce beyan edilen bu endişelerin artık endişeden çıkarak bir gerçeğe dönüşmekte olduğunun belirtilerini görmek mümkündür.

Nitekim yabancı basında üç ay önce çıkan bir makalede Çinlilerin imal ettikleri anti-stealth radar sistemleriyle artık stealth kabiliyetli uçakları tespit ve takip edebildikleri yazılmış ve söz konusu radar sistemlerinin bir sergide teşhir edilen fotoğrafları yayınlanmıştır

Yabancı basında çıkan 11 Ekim 2016 tarihli makalenin başlığı şöyledir: "China Claims Its New Anti-Stealth Radars Can Detect the F-22.           If true, that's bad news. (Çin, yeni anti-stealth radarlarıyla F-22 uçağını tespit ettiğini iddia etmektedir. Eğer doğruysa bu kötü bir haberdir).

Makalenin devamında, Çinlilerin 2016 Ekim ayı içinde Hong Kong yakınlarında, Zhuhai Air Show'da sergiledikleri  radar sistemlerinin anti-stealth yeteneğe sahip olduğunu iddia ettikleri ve eğer bu doğruysa, ABD'nin stealth yetenekli uçaklar yapmak için harcadığı yüz milyarlarca dolar paranın boşa gideceği belirtilmiştir.

Çinlilerin 2016 yılı Ekim ayında Zhuhai Air Show'da sergiledikleri radar  sistemleri

Çinliler, Zhuhai Air Show'da iki adet anti-stealth radarı sergilemiştir. Radarlardan birincisi, VHF frekansta çalışan JY-27A 3-D modeli, uzun menzilli arama/takip radarıdır. Uzmanlara göre bu radar, Çinlilerin ilk "VHF Aktif Fazlı" radarıdır. Bu VHF radar, uzun dalga boylarıyla, stealth uçakları tespit ve takip etmek amacıyla imal edilen ve  Çinlilerin uzun yıllar üzerinde çalışıp geliştirdikleri bir radardır.  Bu tip radar, klasik çanak şeklindeki radarlardan farklı olarak, yüzlerce küçük verici/alıcı düz panellerden meydana gelmiştir. Bildiğimiz klasik çanak şeklindeki radarların huzmelerini, el fenerinin karanlık bir odadaki ışık huzmesi gibi herkes tarafından kolayca görülmesine benzetirsek; VHF Aktif Fazlı Radar huzmelerinin görünmesi zordur ve ayrıca bu radarlar jamming'e karşı daha fazla korunma sağlamaktadır. Doğrulanmamış bilgilere göre bu radar, muhasım stealth uçaklarını 500 kilometre          (270 Deniz Mili) mesafeden tespit  ve takip edebilmektedir.

Zhuhai Air Show'da sergilenen radarların ikincisi, JY-26 Skywatcher-U tipi radardır. Bu radar, VHF ve UHF frekanslarının daha geniş bantlarında çalışmaktadır. Muhasım tarafın stealth uçaklarını diğer radar gibi 270 Deniz Mili mesafeden tespit edebilmekte ve ayni anda 500 hedefi takip edebilmekte olduğu söylenmiştir. Çinliler, Güney Kore'deki bir hava üssünde konuşlanmış olan ABD Hava Kuvvetleri F-22 stealth uçaklarının uçuşlarını, bu radarla takip ettiklerini iddia etmişlerdir.

Makalenin sonunda, Amerikalıların stealth teknolojisini bulup geliştirmek ve takiben bu teknolojinin uygulanması için ihtiyaç duyulan çok pahalı malzemeleri kullanarak  F-117A Nighthawk , B-2 Spirit Bombardıman, F-22 Raptor ve F-35 Lightning II gibi stealth kabiliyetli uçakları imal etmek için harcadıkları yüz MİLYARLARCA dolar para acaba boşuna mı harcanmıştır sorusu sorulmaktadır.

Bu soru gerçekten çok yerinde sorulmuş bir sorudur. Şimdi radarın ilk keşfedildiği yılları hatırlayalım. Radarın ilk defa 1935 yılında İngiltere'de keşfedilip 2'nci Dünya Savaşı sırasında ülkelerine hava saldırıları yapan uçakları tespit ve önleyerek tesirsiz hale getirmeleri ve sonraki yıllarda havada uçaklara karşı kullanılan ısıya güdümlü (infrared) füzelere karşı flare'in (füzeyi şaşırmak için atılan alev toplarının) ve radar güdümlü atılan füzelere karşı chaff'in (füzeyi şaşırtmak için atılan alüminyum varaklar), uçağa füze radarı kilitlendiğinde pilota  kokpitte bunu bildiren RWR (Radar Warning Receiver - Radar İhbar Alıcısı) ve radarları karıştıran jammer cihazlarının keşfedilmesi gibi,"Stealth" kabiliyetli uçaklara karşı sistemlerin keşfedilmesinden ve geliştirilmesinden de daha tabii bir şey olamazdı. Stealth kabiliyetinin ortadan kalkması, gelecekte uçak firmalarının kullandıkları imalat yöntemlerinde herhalde değişik teknolojilerin uygulanmasını gerektirecektir.

Çinliler geçtiğimiz Ekim ayındaki Zhuhai Air Show'da, stealth uçakları takip edebilecek teknolojiye sahip olduklarını iddia ettikleri iki değişik radar modelinin fotoğraflarını yayınlamadan yaklaşık dört yıl önce, kendilerinin, böyle bir teknolojiye sahip olduklarını açıklamışlardı. Keza Rusların da stealth kabiliyetli uçakları radarlarıyla tespit ve takip edebilecek teknolojiyi elde ettikleri haberleri bundan dört yıl önce basında yer almıştı. Stealth uçakların bu özelliklerini giderek kaybetmekte oldukları, bu uçağı bizzat kullanacak birliklerin başında olan Amerikalı denizci ve havacı komutanlar tarafından da beyan edilmişti.  Zamanın ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Greenert, gelişen sensorların ortaya çıkmasına bağlı olarak stealth özelliğinin her geçen gün değerini kaybettiğini söylemişti.  ABD Muharip Hava Kuvveti ."Air Combat Command" Komutanı Orgeneral Herbert Carlisle de verdiği bir beyanatta, diğer ülkelerin ABD'nin stealth kabiliyetli uçaklarını tespit ve takip edebilecek yeni satıhtan havaya füzeleri geliştirmekte olduğunu ifade etmişti. Bütün bu emarelerle beraber, 1999 yılında Yugoslavya üzerinde bir F-117A stealth uçağının radarlarda tespit edilip bir SAM füzesiyle düşürülmesi, artık stealth kabiliyetli uçakların değerini kaybetmekte olduğunun işaretlerini vermiş bulunmaktadır.

İrfan Sarp-Email adresi: isarp56@gmail.com

YAZARLAR