Aybars Meriç

Rusya’nın gelecekteki hayali hava kuvvetleri -1

  • Son Güncelleme: 5/07/18 11:12:45
  • 6

Ordular gelecek savaşlarla ilgili hayaller kurarlar, savaş oyunları oynarlar. Ardından bu savaş oyunlarına faraziyeler eklenmeye başlanır. Şöyle bir sistem olsa ne olurdu, böyle bir silah olsa ne olurdu, öyle bir düşmana karşı ne yapardık, vs.vs.

Ardından bu faraziyeler rafine olmaya ve bir felsefi şekle bürünmeye başlar. Sonrasında sıra mikro ve makro konseptleri oluşturmaya, stratejileri çizmeye gelir. Ardından bir program başlar, bir proje ortaya çıkar, bir prototipe doğru yavaşça evrilir.

Alt sistemler, üretim süreç ve teknolojileri, altyapı ve hammaddeler, tezgâhlar, vb. nesneler bir yana, devasa bir mühendislik gücü ihtiyacı beklemektedir öncesinde sizleri. İşte tüm buların ardından uçağınız yerden teker keser, bir düşmanı tespit eder, füzesini atar ve sonuca olumlu ya da olumsuz ulaşması en fazla birkaç dakika alır. Fakat o sayılı sürenin ardında nereden baksanız otuz yıllık emek vardır.

Bazen ülkeler kısa yoldan gitmeyi tercih edebilirler. Kabiliyet edinmek, satın almak, transfer etmek, işbirlikleri ya da ortak programlar da geliştirebilirler. Fakat en çok katledilen husus şudur bu süreç içerisinde. Hani bir önceki paragrafta konsept kelimesini ilk kullandığımız yer var ya, işte tam orası.

BENZER Mİ, TERSİNE MÜHENDİSLİK Mİ?

İşin felsefesini ve isterlerini oluşturacakları o geniş süreci atlayıp, mevcut bir şeyin kopyasını veya benzerini yapmayı tercih ederler. Tersine mühendislikten bahsetmiyorum. Birbirine dış görünüş olarak son derece benzer hatta birçok ortak parça ve alt sistem bile kullanan, ama özünde farklı bir bakış açısıyla inşa edilmiş sistemler.

Sonuçta gerçekten doğru sayılabilecek bir bahaneniz de vardır: “Aklın yolu birdir.” Dünya üzerindeki turboprop eğitim uçaklarının aynı tornadan çıkmışçasına birbirine benzemesi misali… Hürkuş, Tucano, KT-1, PC-7 ... ve liste uzayıp gider.

Fakat gerçekten açık zihinle yaklaştığınızda: “Bu gerçek gerçekten gerçek mi?” Sorusunu sormaktan kendinizi alamazsınız.

TEKNOLOJİK İMKANSIZLIKLAR

Bazen imkânsızlıklar önünüzü tıkar. Teknolojinizin o olgunluğa ulaşması için 3-5 yıl daha gerekebilir. Ya da bütçeniz istediğiniz şeyi yapmanıza izin vermez. Bazen mühendis bulur ama işçi bulamazsınız bazen ise tersi.

Kısaca insan kaynağınız dengeli olmayabilir. Bazen bir şeyi yapmamanız doğrultusunda politik taviz vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu durumda gücünüz ve imkânlarınız yetişse bile pazarlık masasında yapma iradenizi teslim edersiniz. Bazen sizde olmayan ama muhakkak gereken bir hammadde ya da bileşeni yurt dışından temin edemezsiniz. Velhasıl kelam evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz. Ama işte o evde hesap yapma süreci var ya, gerçekten önemlidir. Ayrıca bunu çok iyi yapan ülkeler de vardır.

İşte bu yazımızda bu ülkelerden birini yani Rusya’yı inceleyeceğiz. Özellikle yapılırına yapılmazına bakmadan, 5. Nesil ve ötesi savaş tayyareleri çağındaki gelecek zihni hesaplarına göz atacağız. Çünkü bu zihinde gerçekleşen kung-fu’yu veya bir ötesindeki hayalet boksunu yapmak, tam olarak bu gün ihtiyacımız olan şeydir. Çünkü yarın çoktan savunma sanayimizin temellerini doğru yada yanlış bir zemine oturtmuş olacağız. Ve ağacı yaşken eğmek kolaydır, kuruduğunda, büyüdüğünde değil…

Madde 1. Pak-Fa

Buna temelde F-15’in karşısına Su-27 serisini çıkaran Rusların, F-22 karşısına çıkarmayı arzu ettikleri nesne olarak bakabiliriz. Fakat yalnızca bu kadar mı? Şüphesiz hayır. F-22 ve Su-57 arasında ciddi bir felsefe ve anlayış farkı var.

AESA, PESA ve öncesi mekanik hava radarlarının gelişimini bilen okuyucularımız için, kavramsal bir soru sorarak başlamalı: Üzerinde aktif bir radar barındıran, yani radyoaktif açıdan bir projektör gibi ışıldayabilen bir sistem, hangi seviyede stealth olabilir? Elbette bu iki kavram arasındaki tezat ilişkiyi hepiniz fark etmişsinizdir. Radar gelişiminin yakın geçmişine bir göz atar isek Rusların, PESA yani pasif elektronik tarama özellikli radarları ilk geliştiren ve servise alan ülke olduğunu görürüz. (ilk olarak MiG-31 üzerinde hizmete aldılar ve 1992 yılındaki ilk körfez savaşında, İran toprakları üzerinden F-117 stealth uçaklarına karşı da başarıyla test ettiler.) Ardından uzun süre Su-27 türevi tayyarelerde de bu tip radarların kullanıldığını gördük. Buradaki nüans şu: Yer konuşlu hava savunma sistemlerine diğer ülkelerden çok daha fazla önem veren Ruslar için, gökyüzünü tarayan, farklı dalga boylarında, onlarca radyoaktif huzme varken, uçağın üzerine illa bir yenisini koymak yerine, bu huzmelerden farklı farklı yönlerden gelecek yansımaları yakalamak, daha mantıklı bir yaklaşım idi. Bu nedenle PESA radar teknolojisi ve çözümlerinin Rusya’da diğer ülkelerden daha çok yeşerdiğini görmek sürpriz olamamalı.

Su-57 tayyaresinin sadece burnunda değil, arkasında, kanatlarında, çok sayıda farklı özelliklerde ve dalga boylarında radar algılayıcı elektronik yüzeylerin / alanlarının olduğunu görüyoruz. Benzerlerinden ve kendinden öncekilerden çok daha yüksek bir seviyede hem de. AESA kabiliyet beklentisi olsa da, bu radar setlerinin emsallerinden daha başarılı bir pasif tarama moduna sahip olacağını öngörmek hiç de yanlış olmayacaktır. Peki AESA’nın kazandıracağı avataj nerede yatmaktadır? Bir tayyare sahip olduğu kullanıma hazır yüksek enerji ile, kendisine yönelmiş olan bir füzenin radar sistemini, Elektronik Harp teknikleri ve gelişmiş algoritmalar / rutinler vasıtasıyla yanıltabilir. Emsallerinden daha fazla güç üretebilen (özellikle yeni nesil motorlarına kavuştuğunda) Su-57, AESA radar sistemini aktif moda geçirdiğinde, gerek düşman füzelerine, gerekse yer ve hava konuşlu radarlarına karşı, ciddi bir karşı EH taarruzu yapabilecektir. Ayrıca ilk defa bu tayyarede görmüş olduğumuz (görece) düşük güçteki lazer sistemi, uçağın üzerine gelmekte olan IR güdümlü füzelerin sensörlerini yakarak etkisiz hale getirebilmek üzere dizayn edilmiştir.

Su-57’nin radara yakalanmama özelliği, bir F-22 tayyaresi kadar ciddi boyutlarda ve hassalıkta ele alınmamıştır. Daha kısıtlı bir cephe yaklaşımında, daha mütevazi bir stealth özelliğine sahip olduğu söylenebilir. Şüphesiz bu durumda Rusya’nın 5. Nesil tayyareleri tespit etmek için sürekli üzerinde çalıştığı yeni radar teknolojilerinin de etkisi vardır. Dolayısıyla Amerikan yaklaşımı stealth teknolojisi üzerinde bir uçağın bireysel mükemmelliği hedefini ortaya koyarken, Rus yaklaşımı kendi hava savunma alanından çıkıp düşman uçaklarıyla yüzleşecek bir Su-57’yi yeteri kadar görünmez kılmak, göründüğünde ise düşmanın avantajlarını çoktan yok etmiş olmak üzerine inşa etmiştir. İşte bu yaklaşımın bir uzantısı olarak süper manevra yeteneği, yüksek güç / ağırlık oranı, üstün it dalaşı kabiliyetleri tayyarede kendine yer bulmaya devam etmektedir. Bir batılı bakış açısıyla stealth, düşman seni fark etmeden yeterince yaklaşarak onu vurabilme yeteneğini sunarken, bir Rus bakış açısıyla stealth tayyare, düşmanın 5. Nesil uçaklarına karşı kozlarını eşitlemek, ona yeterince yaklaşmak ve sonucu yine yakın dövüşte belirlemek anlamına da gelmektedir.

Amerikalıların bakış açısıyla, bireysel stealth başarımı üzerindeki takıntı, yine aktif bir radyasyon emisyonu sunan data-link kabiliyetinin, 5. Nesil uçaklar için yeniden ve farklı bir yaklaşımla ele alınması gereğini doğurmuştur. Bu nedenle ABD üretimi 5. Nesil tayyareler, Link-16 kullanan 4. Nesil tayyarelerle birlikte ortak ağ temelli harp icra etme zafiyetine sahiptirler. Kanada’nın F-35 temini düşüncesi ile yapmış olduğu resmi bir sorgu, bu hususun açığa çıkmasına neden olmuştur. Üzerinde bir gizlilik bulutu olsa da mevcut F-22 tayyareleri ile üretime girmekte olan F-35 tayyareleri arasındaki data-link kabiliyet farklılığı da bir soru işareti olarak karşımızda durmaktadır. Rusya ise tüm uçaklarında kullanabileceği ve geliştirme tarihine göre daha modern özelliklere sahip olması beklenen yeni bir yerli data-link ailesi geliştirmek üzerinde çalışmaktadır.

Bunu hem 5. Nesil, hem 4 ve 4++ nesil hem de SİHA / UCAV ailelerinde kullanmayı planlamaktadır. Tabi ki modern hava savunma birimlerinde de. Bu durum ise özellikle hava savunma birimleri arasındaki ağ merkezli harp yaklaşımının, radarda eko verme seviyesi yani nesli farklı uçaklar arasındaki işbirliğiyle icra edilebilecek, hava savaş taktiklerinin, çok daha değişik ve farklı boyutta ele alındığına dair ciddi ipuçları içermektedir.

Son dönem Sovyet havacılığından aklıma kazınmış bir resim vardı. Arkasına doğru radar güdümlü füze ateşleyen bir Su-27 resmi. Elektronik Harp ve öz savunma sistemlerindeki gelişmeler, AESA teknolojisiyle radar güdümlü füzeleri, lazer teknolojisiyle IR güdümlü füzeleri kör etme imkânları, harcanabilir aktif dekoy yada tekrar kullanılabilir çekili dekoylar, yani sahte yemler. Tüm bu gelişmelere rağmen hafızama kazınan o resim hala silinmiş değil. Ayrıca o füzeyi ateşleyen tayyarenin kuyruk radomuna yerleştirilen radar, artık Su-57’de standart bir ekipman. Peki, beni içten içe rahatsız eden sadece bu faktörler mi? Şüphesiz hayır. Rus Havacılık ekolü her yeni nesil tayyare ile birlikte yeni nesil bir füze setini hizmete sokmasıyla bilinmektedir. Fakat bu kural epeydir bozulmuş görünmekte.

Hem kabiliyet, hem imkanlar ve gerekli kaynaklar orada dururken, bu hususta tam bir sessizlik yaşanmasını mantıklı bulamıyorum. Zira Su-30 serisi kullanan Hindistan bu açığını yerli Astra füzesiyle gidermeyi hedeflerken, Sukhoi serisi birçok tayyarenin lisansına sahip Çin kendi H-H füze ailesine güvenirken, Rusya’daki bu hareketsizlik hiç hayra alamet değil. Öyleyse bunu, sessizlikten ziyade gizlilik olarak yormak ve sürprizlere hazırlıklı olmak daha doğru olacaktır kanaatindeyim.

20 civarında prototiple uçar durumda olduğu için bu tayyareye yazımızda ekstra geniş bir yer ayırdık. Planlanan yeni motor rüştünü ispat ettikten sonra, yaklaşık 60 adetten oluşacak bir ön sipariş. En azından açık kaynaklara yansıtılan gelişmeler bu minvalde. Bunu batılı dilde bir LRIP yani düşük yoğunluklu ilk seri üretim olarak tanımlamak da mümkündür kanaatimce. Teknoloji, konseptler ve taktikler iyice oturduktan sonra farklı türevler veya Su-57’den farklı numaralandırmalar da görebiliriz.

Aynı Su-27 serisinden gayet başarılı bir Su-34 taktik bombardıman uçağı çıkarmaları misali bir beklenti içinde de olmak da hata sayılmayacaktır. Fakat Rusya’nın diğer projelerine bakmadan kafalarındaki ideal hava kuvvetleri ve hava savunma resmini görmek mümkün değildir. Gelin birlikte geleceğin Rus ufuklarını turlamaya devam edelim.

 

 

Kaynak: www.kokpit.aero

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap