Levent Özgül

Derin kriz: S-400 mü, F-35 mi?

  • Son Güncelleme: 5/08/18 17:19:35
  • 34

Son zamanlarda ülkemizin gündemini çokça meşgul ede n S-400 yüksek irtifa hava savunma füzeleri hakkında medyada oldukça fazla sayıda haber çıkmakta. Bu da doğal olarak bilgi kirliliğine ve kafa karışıklığına sebep olmakta. Bu yazımda elimden geldiğince bu kafa karışıklıklarını gidermeye çalışacağım.

Yunanistan / S-300 ilişkisi:

Vatandaşlarımızın en çok kafasını karıştıran noktaların başında belki de Yunanistan’ın S-300 hava savunma sistemine sahip olması ama bu durumun NATO için herhangi bir sorun teşkil etmemesi geliyor. Yani Yunanistan’da S-300 varken neden bizde S-400 olamıyor?

Kıbrıs Rum Kesimi S-300'leri satın aldı

Öncelikle 1990’ların ikinci yarısında S-300’leri Yunanistan değil, Kıbrıs Rum Kesimi Rusya’dan satın aldı. Oldu bitti yaparak, getirip adaya Trodos dağlarına koymayı planladır. S-300, menzili nedeni ile Trodos dağları üzerindeyken (bölgedeki en yüksek dağlardır) bizim hava sahamızı nerdeyse Konya’ya kadar kontrol edebilecekti. Alımla birlikte yürütülen bir başka proje de Rum tarafına bir Yunan Hava Kuvvetleri üssü açılmasıydı.

O dönem Türkiye hem S-300’lere hem de üs açılmasına büyük tepki gösterdi. Türkiye, sonucu ne olursa olsun, o füzelerin adaya yerleşmesini engelleyeceğini hem Rusya hem de Yunanistan’a bildirdi. Hatta Türk tarafı ‘O füzeleri direk vururuz’ dedi, savaş sebebi sayıldı.

Batı, bu konuda bize hak verdi. Rumlar işin ciddi olduğunu anlayınca, arkalarında da Batı’nın ya da Yunanistan üzerinden NATO’nun desteğini bulamayınca (Güney Kıbrıs Rum Kesimi hiçbir zaman NATO’ya üye olmadı) geri adım atmak istediler. Fakat özellikle o günlerde ekonomik olarak çok zor günler geçirmekte olan Rusya için bu satış çok önemliydi.

Orta yol bulundu

Bu sefer Ruslar Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne “Satıştan cayma yok, ödeyeceksiniz” dediler. Bunun üzerine herkesi memnun edilecek yol bu şekilde bulundu. Güney Kıbrıs Rum kesimi füzeleri Yunanistan’a sattı. Yunanistan da, füzeleri Trakya ya da Yunan ana karasında başka bir yere değil, bizim sınırımıza en uzak nokta olan Girit’e yerleştirdi. 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı döneminde Yunanistan savaş uçaklarının menzilleri yetmediği için Girit’ten adaya müdahale edememişti. Türkiye ile yeni bir gerginlik istemiyorlardı.

S-300 füzeleri, NATO’ya entegre edilememişti. Kağıt üzerinde füzeler sadece Girit’i koruyordu. Sistem uzun süre aktif tutulmadı. Yıllar sonra Yunanistan Rusya’dan gelen teknik ekiple test atışları yaptı. S-300 sistemi, son yıllarda bazı NATO ülkeleri ve İsrail, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin hava kuvvetlerinin katıldığı tatbikatlarda kullanılıyor. Yunanistan sistem ile Türkiye’nin Konya’da yaptığı Anadolu Kartalı Tatbikatları’na rakip oluşturdu. Ama Yunanistan’ın elindeki S-300’lerin Türkiye açısından askeri olarak çok fazla bir değeri yok.

Kamuoyundaki S-400 karmaşası

Gelelim Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400’leri. Ne yazık ki konuyla ilgili olarak kamuoyunda ciddi bir bilgi kirliliği var. Bazen taraflı haberler ne yazık ki algı yönetimine neden oluyor.

Öncelikle S-300 / Yunanistan ve S-400 / Türkiye meselelerindeki farkları ortaya koyayım ki, ikisinin birbiri ile hiç alakası olmadığı iyice anlaşılsın. Yunanistan olayında işin siyasi boyutunu yukarda anlattım. Yunanistan, aslında baştan hiç istemediği bir duruma şımarık çocuğu olan Güney Kıbrıs Rum Kesimi yüzünden bulaşıp kucağında S-300’leri buldu. Bu nedenle Yunanistan bu konuda taraflar içinde en az dahil olan. Zaten hiç istemediği bir şeyi de, sisteme dahil edeceğim falan diye uğraşmadığı gibi, uğraşmasının da bir manası olmayacağını biliyordu. Bunu bir tek biz anlayamıyoruz! Üstelik S-300’ler sonuçta eski ve S-400 kadar kabiliyetli sistemler değil ve ayrıca o tarihlerde zaten S-300’ün radar datası çalıp Rusya’ya gönderebileceği F-35 yada F-22 gibi stealth bir uçak da yoktu.

Kullanılan batılı uçakların (B-2 ve F-117 hariç) hiç birisi stealth değildi ve radar izleri Ruslar tarafından zaten biliniyordu. Kaldı ki, Ruslar o zamanlar düşman sınıfında bile değillerdi. Soğuk savaş bitmiş, Sovyetler Birliği batmış, başında Yeltsin vardı. Ülkenin tüm ekonomisi batı tarafından desteklenen 5 oligark tarafından adeta soyuluyordu. Rusya ekonomik olarak çok ciddi sorunlarla boğuşuyordu. Üstelik de, S-300’lerin ne derece çalışır olup olmadığı Yunanistan’ın pek umurunda olmadığından, Rus personel tarafından ne kadar bakım yapılıp yapılmadığı, ihtiyaç olup olmadığı konuları da tartışmalı. Şimdi gelelim işin S-400 kısmına...

Türkiye / S-400 ve NATO ilişkisi

İşin siyasi kısmına, Amerika ile aramız kötü, o yüzden satmıyor kısmına girmeyeceğim. Onlar diploması konusu. Bugün aranız kötüdür, yarın iyi olursunuz. Nitekim bugün S-400 alalım dediğimiz Rusya ile daha 3 sene önce gırtlak gırtlağaydık. Keza ticari kısmı da öyle. Benim ürettiğim bir şey varsa, ben bunu düşmanımdan değil benden almanı beklerim ki, para kazanayım… Bu da işin ticari yönü... Pazarlık yaparsınız, itişir kakışırsınız, olur ya da olmaz, geçer biter.

Bir de işin bir de teknik yönü var. Şimdi öncelikle S-400 ya da herhangi bir NATO dışı sistemi ortak NATO radar ağına entegre edemezsiniz. Bunun önemi konusuna burada girmeyeceğim ama son derece önemli bir konu bu. Özetle, entegre olmazsa 2,5 milyar dolar verip aldığınız sistem, 250 milyon dolarlık sistem kadar performans / koruma anca sağlar. Ha siz buna razı olursunuz, keyif ya da Yunanistan / S-300 örneğindeki gibi mecburiyetten, alır S-400’ü koyarsınız. Yine kimsenin biraz itiş kakış dışında bir şey demeye hakkı olmaz.

Gelelim F-35’e…

Ancak bizim durumumuz çok farklı. Amerika bu bin yılın başında F-35 diye bir şeye kalkıştı. Son insanlı savaş uçağı olacak. Kimseye satmadığı ve korkunç pahalı F-22’nin teknolojilerini barındıracak bir uçak. Bu uçak, F-22’nin aksine bütün NATO ülkeleri ve güvendiği müttefiklere satılacak. Bu uçak günümüzdeki F-16 gibi, gelecekte NATO’nun ana muharebe uçağı olacak. Fakat ucuz olabilmesi için de bolca imal edilmesi gerekiyor. Aynı zamanda da, Amerika’dan sonra müttefikleri de 5. nesil dediğimiz stealth yani radara yakalanmayan bir uçağa kavuşacaklar.

F-35,askeri tarihin gelmiş geçmiş en pahalı silah projesi oldu. Önümüzdeki 50-60 yıl bu uçak hem Amerika, hem de müttefiklerinin hava kuvvetlerinin bel kemiği olacak. Dolayısıyla bu uçağın kağıt üzerindeki yeteneklerden bazılarını verememesi veya eksik vermesi, bütün bu ülkelerin savunma planlarını alt üst eder, Tabiri caizse batırır.

Neyse, daha fazla uzatmayalım, burada bu uçağı özel yapan manevra yeteneği ya da taşıma kapasitesi falan değil. 40 yaşında bir F-16 daha yüksek manevra yeteneğine ve nerdeyse 50 yaşındaki F-15E daha fazla menzil ve taşıma kapasitesine sahip. Burada F-35’i çok değerli yapan iki özellik var. Bunlardan birincisi sensorleri, diğeri ise düşük görünürlük.

 F-35’in özellikleri

Sensorlerin detayına girmeyeyim ama, hani bazı yorumlarda "entegrasyon da neymiş" diyen arkadaşlar önemsemeseler de, günümüz ordularında hemen her cihaz birbiriyle "konuşuyor". Bugün siz Eskişehir’de hava harekat merkezinde oturuken, Litvanya sınırına yaklaşan Rus uçaklarını görüp bunlara önlem alabiliyor, ya da Finlandiya sınırından ateşlenecek bir Rus balistik füzesinin ateşlendiği anda fark edip rotasını tespit ederek size doğru geliyorsa önleminizi alabiliyorsunuz. Çünkü oradaki radarlar da sizin hava harekat merkezinize bağlı. Havada uçan tüm NATO uçaklarının, AEW ve AWACS’larınınkiler de aynı şekilde.

Dünyada ilk askeri istihbarat servisini kuran Hunlar’dan gelen Türkler’in günümüzde bilgiden, bilginin değerinden bu kadar uzaklaşıp, bunu önemsiz sayarak, sırf duygularla hareket eder hale gelmesi son derece ironik aslında. Her neyse. Bizim konumuzda en önemli şey ise ikinci husus olan düşük görünülürlük konusu. Yani Stealth.

NATO’nun ve Amerika’nın karşı oldukları konular

Radara hiç görünmeyen, radar izi sıfır olan bir uçak yoktur. Her uçağın çok az da olsa mutlaka bir radar izi vardır. Basitçe örnek vermek istersek, F-22’nin radar izi bir arı kadardır. F-35’in radar izi bir kara sinek kadardır. Asla açıklanmasa da, B-2’nin radar izinin bir sivrisinek kadar olduğu tahmin edilmektedir.  Yani kısacası, F-35’in çok az da olsa bir radar izi vardır. NATO ve ABD de bu radar izlerinin Rusların eline geçmesini ve Ruslar tarafından bilinmesini istememektedirler.

Fakat Türkiye’nin elinde F-35 ve S-400 aynı anda olursa, S-400 radarları, F-35’in yüzlerce binlerce farklı açıdan, tek başına veya 2’li, 3’lü, 4’lü halde, farklı irtifalarda, farklı meteorolojik şartlarda, akla gelebilecek her kombinasyonda, F-35’in radar izini kayıt altına alıp, bu radar izlerinin bakım için gelen Rus teknisyenlerce kolayca kopyalanacağı ve neticede de Rusya’nın eline geçeceğini düşündükleri için karşı çıkmaktadırlar. Sorunun teknik yönü tam olarak budur.

İsrail F-35’leri ve Rus S-400 radarları arasındaki ilişki

Arkadaşlar, ülkemizde sıklıkla karıştırılan bir diğer konu da, Suriye'de sürekli olarak operasyon yapan İsrail F-35A uçaklarının radar izlerinin, nasıl olup da bölgede uzun süredir görev yapan Rus S-400 radarları tarafından kaydedilmediğidir. İsrail’in F-35’lerinin bulunduğu üs ile Suriye arasındaki mesafe çok daha fazla değildir. Yani üs Rus veya Suriye radarlarının menzilindedir.

Bir NATO üyesi olan Türkiye'de S-400 sisteminin varlığının yaratacağı sıkıntı, neden Suriye'de yaşanmıyor diye soran okuyucularımız için yazıyorum.

Suriye/Rus radarları bir şey görüyorlar, bir iz elde ediyorlar tabi ki. Ancak, bu izin hangi şartlarda nasıl böyle olduğunu bilmiyorlar.

Şöyle örnek verirsem daha iyi anlatırım sanırım. Diyelim siz evde oturuyorsunuz ve uzaktan şarkı söyleyen bir adamın sesi geliyor kulağınıza. Bunu kaydediyorsunuz. Hatta diyelim ki, bir şekilde o adamın adının Ahmet olduğunu da biliyorsunuz.

Şimdi siz bu sesi duyuyorsunuz ama, Ahmet’in hangi Ahmet olduğunu, o sesin Ahmet hangi uzaklıktayken size o kadar geldiğini, rüzgar arkadan mı esiyor, yoksa karşıdan mı, Ahmet 1.85 boyunda mı, yoksa 1.60 mı bilmiyorsunuz. Hatta Ahmet isteyerek şarkı mı söylüyor, yoksa birisi kendisine silah zoruyla zorla şarkı mı söyletiyor veya sağ elini kulağına dayayıp, kafasını kaldırınca mı o tonda çıkıyor, yoksa yerde oturur pozisyondayken mi bunu da bilmiyorsunuz. Hatta şöyle düşünün, Ahmet sizi kandırmak için belki de özellikle, karanlıkta kendi ağzına helyum gazı sıkıp öyle şarkı söylüyor ama aslında Ahmet’in gerçek sesi çok farklı!

İkisinin de kontrolü aynı yerde olunca…

Elinizde sadece bir ses var ama, o ses hangi durumda, nasıl çıkıyor bilgisi yok. Oysa bu S-400 ve F-35A aynı anda aynı yerde olunca, elinizde on binlerce ne olduğunu net olarak bildiğiniz ses kütüphanesi olacak. Yani Ahmet koşarken böyle türkü söylüyor, duş alırken arya okuyup, aşk acısı çekerken nasıl arabesk söylediğini bileceksiniz.

Aynı şekilde, Suriye’deki Rus radarları da, havada bazı izler görüyorlar mutlaka. Ama, bu izlerin hangi uçağa ait olduğunu veya o uçağın hangi yükseklikte, hangi açıda uçtuğunu bilmiyorlar. O yüzden de hiçbir şeyden emin olamıyorlar. 

Zaten İsrail, Suriye’de operasyon yapacağı zaman, hemen hemen her seferinde F-35A uçaklarına reflektör denilen parçalar takıyor. Bu sayede F-35A uçağının radar izi çok büyüyor ve radarda kolayca görünür hale geliyor. İsrail bunu özellikle yapıyor. Yani F-35A uçağının gerçek düşük radar izini Rus radarları yine öğrenemiyorlar. Bu sayede, yoğun bir savaş ve çatışma durumunda, İsrail F-35A uçaklarının üzerindeki reflektörleri çıkararak, görünmeden operasyon yapabilecek bir şekilde uçağın gerçek radar izini gizlemiş oluyor.

 

Kaynak: www.kokpit.aero - ÖZEL

Facebook

Kokpit Aero

Yorum Yap